Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Evet hava hala kapalı olduğuna göre ve yağmur da yağdım yağacak gibi olduğu için geri dönüp penguen parkına gitmekten vazgeçtim. Çünkü görevli güneş yoksa penguen de yok demişti. :) Diğer git gel 100 ilerdeki şehirden de vazgeçtim. Sonuçta yağmur yağarsa orada mahsur kalırım bir yere gidemem. Bir de şöyle bir durum var. Mart ayı gibi penguenler geri denize dönüyormuş. Yani hiç görememe ihtimalim de var. Onun yerine 120 km ilerde Puerto San Julian diye bir şehir var. Aslında şehirde bir şey yok. Fakat şehirden başlayan 30km'lik bir sahil yolu var. Adı da zaten Camino Costero :) Stabilize bir yolmuş fakat orada da penguen, deniz aslanı ve balina görülebiliyormuş. Ayrıca okyanus kenarında kamp yapmak için de pek çok yer varmış. Hava durumuna göre oralar güneşlikmiş :D Gidelim bakalım belki güneşli güzel bir havada okyanus kenarında penguenler ile kamp yapmanın hayali bile insanı mutlu ediyor.
Sabah her zaman olduğu gibi güneşten hemen önce uyandım. Bekle bekle güneş doğmuyor :) Sonunda çıktım baktım hava hala çok bulutlu ve güneş filan yok. Hani nerede bahsi geçen güneş? :) Durum böyle olunca yeni bir plan yapmam gerekiyor. Önce bir çadırı toplayım. Çünkü yağmur yağarsa eziyete dönüyor. Sonra kahvaltı işini de halledim. İlerde hızlı interneti olan bir benzinlik vardı. Gider orada hava durumunu ve gezilecek diğer yerleri kontrol eder ona göre bir plan yaparım. Fakat büyük ihtimal buradaki penguenlere gidemem.
Bence bu küçük şehirdeki herkes kafayı yemiş. Olayı nedir anlamadım buranın. Çok küçük bir yer bence nufusu 10binbile değildir. Fakat son derece bakımlı, süslü ve hatta sosyetik bir yer. 2-3 tane kamp yeri var fiyat sordum 20-25$ arasında fiyat verdiler. Ben şaşkınlıktan tek kişi için mi diye kala kaldım. Durum böyle olunca ben de şehre yakın bedava kamp yapacak yer aranmaya başladım. Şehrin kenarından kocaman bir nehir geçiyor. Hatta Şili'de gördüğüm buzullardan gelen nehirler gibi turkuaz bir rengi var. Nehrin kenarından takip ederek ağaçlar ile çevrili güzel bir çimlik alan buldum. Hava rüzgarlı olduğu için ağaçların olması çok iyi oldu. Önce oturdum yiyecek bir şeyler hazırladım kendime. Bir iki kişi balık tutmaya geldi sadece. Hatta beni de yadırgamadılar selam verdiler geçtiler. :) O zaman mis gibi nehir kenarında bedava çadır alanımız oldu. Tek sorun az ilerde nehrin üzerindeki büyük köprü. Rota 3'ü tırlar çok kullanıyor ve bu köprüden geçerken acayip ses çıkarıyorlar. Genelde doğada tek olunca yatarken kulak tıkacı takmıyorum. Umarım bunların sesine sıçramam gece. Neyse bu gece de böyle olsun. Her şey penguenler için :) sabah güneş açsın geri milli parka döneceğim ya da buraya 50km doğu da başka bir şehir var oraya gel git de yapabilirim. Orada da çok varmış penguenler.
Yolumun üzerinde Penguen kolonisinin olduğu yerler var demiştim. Büyük bir heyecan ile geldim. Zaten yağmur ve soğuk yüzünden zor geldim ama milli park kapalı. :( 6 km ilerde ofis varmış. Gittim oraya neden kapalı giremiyor muyuz dedim. Hava yüzünden kapalıymış. 2 gündür çok yağmur yağmuş. Parkın içinden okyanus kenarına yani penguenlere giden yol 30km toprakmış. Yarın güneş çıkarsa açacaklarmış. Baktım hava tahminlerine yarın için güneşli gösteriyor. Yaklaşık 15km ilerde küçük bir kasaba var. İsmi uzun "Comandante Luis Piedrabuena" kendi küçük :) Orada kalıp, yarın geri gelebilirim. Gidip kamp yeri bulmaya çalışayım en iyisi.
Hava oldukça kapalıydı uyandığımda. Acaba çıksam mı, bir gün daha kalsam mı karar veremedim. Sonra dedim kaç gün bekleyebilirsin ki boşver hazır yağmur yokken topla çadırı. :) Zaten burada yapacak hiç bir şey yok. Bugün yolumun üzerinde penguenlerin olduğu noktalar var. Onlardan birine gidebilirsem orada kalırım. :) Bu arada otobüs durağında kaldığımda biraz üşüdüm demiştim. Sonrasında o gün soğuk havada yaptığım sürüşte beni etkilemiş. Sanki hasta olacak gibi hissediyorum. Şimdiye kadar seyahatlerimde hiç hasta olmamıştım. Aslında bir gün hiçbir şey yapmayım biraz dinlensem, yatsam iyi gelir. Çünkü Patagonya'nın tamamını kamp yaparak geçmeye çalışmak bünyeyi zorlamaya başladı sanırım. :) Çadırı topladım, kahvaltı yaptım ve tam çıkıyordum hafif yağmur atıştırdı. Yolda da devam ediyor hala.
Akşam kamp yerinde bir süpriz daha oldu. :) Daha önce El Chalten'de tanıştığım motosikletli bir çift vardı onlar da buraya geldi. Sanırım onları paylaşmayı unuttum. Mick ve Tan Avusturalyalılar. Ellerinde olan iki tane Suzuki DR 650'i bir hayli modifike ederek Afrika kıtasına dalmışlar. 2 yıl boyunca doğusu, batısı ve ortası bırakmamışlar, gezmişler. Bana rotalarımı gösterdiklerinde baya şaşırmıştım. Şimdi aradım ama sayfalarında bulamadım. Şimdi de motorları Latin Amerika'ya gönderip burada devam ediyorlar seyahatlerine. Takip etmek için; https://www.facebook.com/earths.ends.rtw/ http://earths-ends.com/
Şehir de oturduk bir şeyler içiyoruz, konu Türk yemekleri :) İyi ki tanışmışım Lucas ile, çok güzel zaman geçiriyorum. Çok güldük sohbet ederken. Türkiye'yi ve kültürümüzü iyi tanıyor. Ayrıca çok yer gezmiş Dünya da, onun için konuşacak konu bitmedi. Brezilya hakkında çok güzel şeyler anlattı. Kafanızı takmayın söylenenlere o kadar tehlikeli değil tadını çıkarın çok seveceksiniz dedi. Şimdiden merak ediyorum Brezilya'yı. :) Ben Yazarsam Olur hadi gel Brezilya bizi bekliyor.
Kahvaltı sonrası Lıcas ile çıktık şehrin merkezini bulmaya çalışıyoruz. Yürürken de bir taraftan muhabbet ediyoruz. Konu nasıl geldiyse İran'a geldi. Yolda tanışıp Orta Amerika'da beraber sürdüğümüz bir İranlı motosikletçi vardı dedim. Lucas bana baktı -İsmini söyler misin?" -Pejman -Bmw motosikleti var, büyük? -Evet -Ben onla tanıştım, beraber kamp yaptık. Ben hadi canım diye bir şaşırdım ve hemen telefondan Pejman'ın fotoğrafını gösterdim. Gerçekten de Pejman ile kamp yapmış. Dünya küçük dedik güldük. Daha bombası geliyor hazır olun. Biz Orta Amerika'da Pejman ve bir başka Türk çift ile beraberdik, bir aya yakın beraber sürdük diye anlattım. Diğer Türk çift tek motorla geziyor BMW'si var değil mi dedi. Yoksa sen Onur ve Ayfer'i de mi tanıyorsun dedim fotoğraflarını gösterdim. Hahahha evet onlarla da başka yerde kamp yapmış. Şaka herhalde şimdi de benle kamp yapıyor. Nasıl bir tesadüf olabilir bu böyle. Dünya küçük gerçekten.
Bu arda elimde kalan son paralarını nasıl harcadığım hakkında bir tüyo vereyim :) Mesela Şili'den çıkarken kalan ne kadar bozukluk param varsa onlara benzin aldım. Çünkü benzini istediğiniz kadar küsuratlı alabilirsiniz ve her zaman benzin alacak yeriniz oluyor. Onun için kalan para ile benzin almak en pratik çözüm. Paranın tamamını pompacıya veriyorsunuz, bu benim son param diyorsunuz. Adam tutturamayıp fazla da kaçırsa bir şey demiyor. Gerçi bu sefer ilginç bir olay oldu. Ben parayı adama verdim. Adam başladı doldurmaya ama durmuyor. Heyecanla "dur dur sadece bu kadar istiyorum" dedim. Adam da "tamam tamam sorun yok" diyor ve doldurmaya devam ediyor. Bir süre anlaşamadıktan sonra ben pompayı aldım elinden. Meğer adam başka param yok ve benzine ihtiyacım olduğunu düşünmüş. Çünkü benzin aldığım yere en yakın diğer istasyon noktası 200km civarında. Adam yolda kalmayım diye fazladan benzin vermek istemiş. Ben Magellan boğasını geçmek için feribot parası ayırmıştım. Adamın kendi isteği ile fazla benzin verdiğini anlayınca çıkarım feribot parasını gösterim ve durumu anlatıp ödemeye çalıştım ama adam yine de almadı. İspanyolca konuşamadığım için tam olarak durumun ne olduğunu da çözemiyorum. Sonuçta adam orada çalışan ve bu parayı cebinden verecek. Neyse ne yaptıysam adam parayı almadı. Ben de teşekkür edip yoluma devam ettim.
Günaydınnn bugün yola çıkmadım çünkü bir gün daha burada kalacağım. Aslında burada yapacak bir şey yok. Hep Lucas yüzünden oldu. Sabah kahvaltı hazırlamıştım. Gördü "Türk kahvaltısı" dedi. Dedim çatalını kap gel katıl bana :) "Ayrılacak mısın benim hiç otostop çekme modum yok kalacam sanırım. Sen de kalacaksan şehre gider etrafa bakar oturur bir şeyler içeriz" dedi. O zaman ben de kalıp muhabbet etmeye karar verdim. Brezilya hakkında da biraz konuşur, öğrenirim hem iyi olur. Zaten hava da gördüğünüz gibi kapalı ve hafif yağmurlu.
Yaklaşık 300km ve uzun bir günün ardından Rio Gallegos diye bir şehre ulaştım. Burada önceden gözüme kestirdiğim bir kamp alanı vardı, önce gidip orayı kontrol edeyim dedim. Güzel görünce çadırımı kurmaya başladım. Tam o sırada Lucas yanıma gelip "Türkiye'den mi geliyorsun?" diye ingilizce sordu. Sonra ismimi sordu. İsmim Serkan dedim. İşte tam bu andan itibaren bomba bir olay oldu. Çünkü türkçe olarak tam şunu söyledi "Serkan abi merhaba". Ben şok ne diyeceğimi bilemedim. Sanırım yüzümdeki ifadeyi gördü hemen durumu açıkladı. Daha önce İngiltere'de çalışırken patronunun ismi Serkan'mış ve Serkan abi diyormuş. Çok çok çok acayip bir tesadüf. O an gerçekten çok güzeldi. Sonrasında çoook ama çok güldük. Lucas normalde Brezilyalı fakat çok fazla gezmiş ve çok fazla yer görmüş. Türkiye'ye de gelmiş. Hatta diğer Türk ülkelerini, Rusya, Japonya, Asya... bir çok yeri gezmiş. Akşam baya sohabet ettik.
Sınırı hemen geçtikten sonra (sanırım 5km sonra) bir volkanik krater göl olduğunu öğredim. Burada bu çölün ortasında ne volkanı ne krateri hatta ne gölü diye düşünüyordum ki tabelasını gördüm. Tabelayı görmeden önce kendi kendime eğer 15km az ise girer bir bakarım demiştim. Çünkü yol kesin stabilize yoldur ve bu zincir ile arazide çok vakit geçirmek istemiyorum. Neyse baktım tabelada 4 km yazıyor, hemen saptım. Yol da asfalt çıktı. Aslında ortada bir dağ, tepe ya da volkan yok gibi görülüyor. Motoru park ettim 100mt yürüdüm manzara bu :) sanırım Volkan zamanında patlayınca dağ, tepe filan kalmamış kocaman bir çukur oluşmuş. Peki yine soracağım bu su buraya nerden geliyor. Yani bu gölü ne besliyor. Bu kadar temiz olduğuna göre belli ki bir hareket var bu su da. Ayrıca etrafındaki izlerden arada yükselip alçaldığı da belli. Yeraltı kaynağı mı var acaba. Sadece bakıp geçsem olmuyor zaten illa bu ayrıntılara takılacağım...
Veeee bir elveda dünyanın sonundaki ateş toprakları için gelsin.
Aslında zor olan 5 derecede motosiklet kullanmak değil. 5 derecede saatlerce motosiklet kullanmak. Çünkü zaten yola sıcak bir yerden başlamıyorsunuz. Kamp yapmışsınız 1 derecede çadırdan çıkıyorsunuz, hazırlanıyorsunuz, soğuk kıyafetlerinizi giyiyorsunuz ve yola başlarken soğuk başlıyorsunuz. Sonra yavaş yavaş vücut sıcaklığınızı kaybetmeye başlıyorsunuz. Saatler geçtikçe ve siz motorun üzerinde hareketsiz durmaya devam ettikçe daha da üşüyorsunuz. Bazen ayak parmaklarımın olmadığını düşünmeye başlıyorum :D Özellikle de esen o rüzgar yok mu? Nereden geliyor neden o kadar soğuk geliyor bilmiyorum fakat havanın 5 derece olmasından çok daha fazla üşütüyor sizi. Kat kat giyiniyorsunuz o rüzgarın içinize girmemesi için. Yağmurluk, altında motor montu onun altında Windstopper giyiyorum, hatta onun altında polar var. Yine de o esen rüzgarın soğukluğunu hissediyorsunuz. Peki ne yapıyorum. Motorun üzerinde dans ediyorum :) Hahah özellikle müzik dinliyorsam motorun üstünde zıplayıp duruyorum. Çünkü hareket ettikçe ısınıyorum. Eğer çok çok üşümeye başlarsam motordan inip biraz koşuyorum veya bir tümsek bulup ona tırmanıp iniyorum. :) Bazen sadece saatte 60 kilometre hızla sürüyorum. Çünkü 90-100 gerçekten çok üşütüyor. Daha önce bahsetmiştim mola verdiğini yer de yine burası, rüzgarlı, soğuk ve sobasız :)
Herkese günaydın. Çok iyi bir uyku çektiğim söylenemez çünkü nedense gece çok acayip soğuk oldu. Yine gece fırtına koptu sanki her şey uçuşuyor gibiydi bir ara. Hatta acaba motosiklet devrilmiş midir diye düşündüm. Bir ara bakmak için çıktım. Aslında iyiki de çıkmışım çünkü manzara çok ilginçti. Onlarca kilometre yakında hiç bir ışık kaynağı olmadığı için ve heryer dümdüz çöl olduğu için gökyüzünde yıldızlar çok güzeldi. Kocaman bir boşluğun içinde milyonlarca yıldızın içinde sanki sadece bu otobüs durağı varmış gibi duruyordu. Aslında tripodu çıkarıp uzun pozlama ile o anın fotoğrafını çekmeyi çok isterdim. Büyük ihtimal hayatımın fotoğrafı olurdu ve size atmosferi çok güzel anlatabilirdim. Oysa şimdi dışarı çıktığımda sanki gece hiç bir şey olmamış gibi her şey sessiz ve sakin bir şekilde duruyor. Neyse hazırlanıp yola çıkayım artık. Çünkü bugün önce Magellan boğazına gidip feribot ile ateş topraklarından ayrılacağım ve sonra tekrar sınıra gidip Şili'den ayrılıp Arjantin'e gireceğim .:)
Aynı geçen kaldığım gibi yine uzun tabureleri birleştirip üzerine matımı ve uyku tulumunu koydum. Kendime yemek hazırladım ve durağın kapısında oturmuş dışarda gelen gider var mı diye beklerken uzaktan gelen bir bisikletli gördüm. Buraya geldiğini anladım çünkü güneş neredeyse batmak üzereydi başka bir yerde kalamaz. Bu otobüs durağının en azından 60km boyunca her yöne başka hiç bir şey yok. Yaklaşık 20dk kadar sonra yanımda soluğu aldı Scott :) Amerikalıymış ve Wasington 'dan başlamış yolculuğuna. Yaklaşık 3 yıldır da yoldaymış. Ushuaia'a doğru gidiyormuş. Nerdeyse bitmek üzere macerası. Neredeyse her zaman offroad gidiyormuş ve anayolları kullanmıyormuş. Zaten bisikleti de ona uygundu. Ayrıca inanılmaz az eşyası vardı. Fotoğrafta gördüğünüz bu düzen ile 3 yıl gezmiş. Bugün 130 km yapmış ve buraya gelmiş. Arazide 130 km ben sürsem açıkcası ben de yorulurum. Yine diyorum bu otobüs durağına kamera koyup kaydetmek isterdim. Hatta burada bir hafta kaldığınızı düşünsenize. Ne acayip insanlarla tanışırsınız. Gerçekten de bu otobüs durağı ve insan davranışları üzerine uzun uzun ayrı bir yazı yazabilirim. En basiti hayatında ilk kez gördüğün ve hatta çok ayrı kültürlerden, ülkelerden geldiğin biri ya birileri ile 6metre kare bir alana giriyorsunuz ve kapıyı kapattığınız anda içerdekiler ve dışardakiler oluyor. İçerde kalanlar birbirine güveniyor ve dışardan gelecek bir tehlike için sürekli hazırda bekliyor. Aklıma The Experiment filmi geldi. Kesinlikle bu yolculuğumun en unutulmazı oldu bu durak.
Evet tanıdık geldi mi? Yine yeniden bu ilginç otobüs durağındayım. Buraya kadar gelirken sürekli havaya ve koyu bulutlara bakıp, "umarım yağmaz", "ilerisi de biraz açık görülüyor ama", "çok az kaldı sadece 10km daha yağma" dedim durdum. Ara ara yağan çok yağmur ile buraya geldim. Buraya ulaşınca nedense bir mutlu oldum. Yahu otobüs durağı işte altı üstü :) Evet güneşin batımasına 1 saat var. Şu anda durakta kimse yok. Çok merak ediyorum bugün de gelen olacak mı? Fakat bir önceki kaldığım günden sonra içerinin düzeni biraz değişmiş. Belli ki birileri kalmış. Daha önce çok sorulmuştu. Otobüs durağının tam yeri burası; https://maps.google.com/?q=-53.351805,-69.257270
Sınırdan sonra yaklaşık 60 stabilize yol var. Fakat yol toprak bir yol. Hatırlarsanız kaldığım ilginç otobüs durağında yağmur yağdığı için ertesi gün saat 10'a kadar beklemek zorunda kalmıştım. Çünkü yol topraktı ve yağmur yüzünden çamur olmuştu. Güneşin yolu kurutmasını bekledim. İşte bu yol aynı yol ve tersten gidip yine o otobüs durağının oraya gideceğim. Fakat havada bir yağmur kokusu var. Arada atıştırıyor gibi de oluyor. Açıkcası korkuyorum çünkü eğer yağmur aniden inerse burada kalırım. Çünkü güneşin batmasına 2,5 saat ancak var, önümde 60km toprak bir yol var ve yorgunum. Burası çamur olursa bu hiçliğin ortasında çadır kurmak zorunda kalırım. Açıkcası otobüs durağına kadar bile gidebilsem yeter. Gider yine orada kalırım. :)
Evet bu Şili'ye son girişim. Gerçekten ben bile sıkıldım her defasında aynı sınır işlemlerini yapmaktan. Önce Arjantin tarafında pasaporta çıkış vurduruyorsunuz, sonra Arjantin gümrüğünden motorunusu çıkarıyorsunuz. Sonra sonra Şili tarafında pasaporta giriş kaşesi vurduruyorsunuz ve sonra Şili gümrüğüne gidip motoru ülkeye sokuyorsunuz. Şili - Arjantin arasında sürekli gidip geliyorum çünkü bu iki ülke Patagonya'da birbirini kesiyor. Ateş topraklarına gitmek istiyorsanız Arjantin'den Şili'ye sonra tekrar Arjantin'e geçmek zorundasınız. Çünkü Şili zamanında savaşıp Magellan boğazını Arjantin'den almış. Çünkü zamanında Magellan Boğazı aynı İstanbul Boğazı gibi önemliymiş. Gemiler Atlantik okyanusundan Pasifik Okyanusuna geçmek içim burayı kullanıyormuş. Fakat Panama kanalı açılınca artık önemini yitirmiş. Tabii bu bölge Şili tarafında kalmaya devam etmiş.
Burada bugün büyük bir motocross yarışı varmış. Her yer son derece kalabalık ve yollar da uzun trafik kuyrukları var. Sağda solda atlayan motosiklet ve ATV'ler görüyorum. :) Şehirden ayrılacak tam zamanı bulmuşum. Önceden haberim olsaydı aslında bir gün daha kalıp seyretmek isterdim. Beni asıl şaşırtan ise ilginin bu kadar büyük olması. Bugün hafta içi ve mesai saati olmasına rağmen gördüğünüz gibi yolda uzun kuyruklar var. İnsanlar yarışın bittiği yere gitmeye çalışıyor. Neyse ki motosiklet ile seyahat ediyorum. Çünkü araba ile olsaydım daha saatlerce buradan çıkamazdım. Bazı yerlerde polis yolu kapatıp trafiği beklettiği için ilerleyemedim ama onun dışında fena değil. Yine de zaman kaybettirdi. Açıkcası bu akşam soğuk olacağı için çıkabildiğim kadar kuzeye çıkmak istiyorum :D
Ushuaia'a gelirken Garibaldi geçitinin fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. Buyrun meşhur Paso Garibaldi.
Elvada Ushuaia :) Evden bu kadar uzağa dünyanın bir ucuna motosikle ile gelebileceğimi bilmek ve haritayı her açtığımda dünyanın dibinde olduğumu görmek ilginç bir duyguydu.
Herkese günaydın ;) Evet buradan ayrılmaya karar verdim. Sabah oldu uyandım, uyku tulumundan çıkamıyorum çünkü soğuk. Aslında baya alıştım. Hava 5 derece iken sandalet ile kamp yerinde dolaşabiliyorum. Fakat yine de biraz sıcak olsa fena olmazdı. Şöyle geç saatlere kadar dışarda oturup doğanın tadını çıkarmayı özledim. Çünkü güneş battıktan 1 saat sonra yani saat 22'e doğru artık dışarda durulmaz hala geliyor ve hemen çadıra uyku tulumunun içine kaçıyorum. En iyisi hasta olmadan ayrılayım dünyanın sonundan ve biraz kuzeye doğru çıkayım. Daha sıcak yerler bulduğumda oralarda kalırım 3-4 gün. Bugün nereye kadar gidebilirim bilmiyorum. Her şeyi toparladım ve kahvaltımı da yaptım. Gidip Onur'dan (AyferOnur Seyahatnamesi) ödünç aldığım uyku tulumunu motoru bıraktıkları yere bırakacağım, sonra benzin alacağım... saat 10'i bulur çıkmam. Gemi ile geçtiğim Magellan boğazına kadar yaklaşık 300km aynı yolu geri döneceğim.
Tekrar Ushuaia'da bulduğum ücretsiz kamp yerine geri döndüm. Bugün biraz kalabalık :) insanlar mangal yapmaya gelmiş. Hafta içi ne mangalıysa :) Sanırım burada son kez kamp yapacağım. Çünkü Ushuaia'da kalsam bile yakınlarda başka yere gider kamp yaparım diye düşünüyorum. Hiç gidesim gelemedi Ushuaia'dan bir alıştım sanırım. :) Bir de gelinebilecek son nokta olmasının da etkisi var. Çünkü eskiden olsa burada yolculuğum biter ben uçakla, motor gemi ile Türkiye'ye giderdi. Fakat şimdi en azından 10-15bin km daha yolum var. Kendi başına ayrı bir gezi olur yolun geri kalanı :)) Aman neyse karar veremedim. Sabah uyanınca moduma göre canım ne istiyorsa ona göre gider ya da kalırım. Yatıp uyuyayım hava zaten bu gibiii....
İtiraf edeyim şimdi aynı yolu geri dönerken daha bir güzel göründü gözüme. Acaba dün kamp yaptığım yerin güzelliğinden mi yoksa bugün hava açık, güneş parlak ve tam arkamdan geliyor diye mi bilemedim. Yol üzeri birkaç fotoğraf paylaşayım siz karar verin ;)
Bu sefer bir değişiklik yapacağım ve ateş yakacağım. :) Patagonya'da hiç kamp ateşi yakmamıştım. Çünkü hava şartlarından ve rüzgardan emin olamıyordum. Fakat burası artık yolun sonu, güzel bir kamp yeri bulmuşum kamp ateşimiz de olsun ki dışarda biraz daha uzun oturabileyim. Yoksa hava yine çok soğuk ve erkenden uyku tulumuna kaçmam gerekecek. Rüzgar çıkabilir diye yeri biraz kazdım, rüzgar gelen tarafa da taşları dizdim. Kendime odun da topladım artık hazırım akşama ;)
Buyrun Amerika kıtasının sonundaki kamp yerim. :) Yol için olmasa bile kamp yapmak için bu kıtanın en güzel yerleri burada diyebilirim. Tertemiz, ağaçlık, çimlik, her yerde nehirlerin olduğu bir yer. Hayvanlar özellikle de kuşlar hiç korkmuyor. Kampın tam yeri; https://goo.gl/maps/RPmmv5HMLL82
Neyse yolun sona kadar gittim. Yol sanırım gemi geçişlerini kontrol eden bir askeri binaın olduğu yerde bitiyor. Keşke şöyle havalı bir tabela koysalardı :) Buraya kadar gelen bir çok kişiden duydum bunu. Ne bilim "kıtanın sonu" filan gibi. Baya turistik bir altiviteye dönerdi bence, hatta tur otobüsleri bile gelmeye başlardı. Yol üzeri kamp için gözüme kestirdiğim bir yer vardı. Oraya dönüp kamp kurayım. Saat de erken biraz da drone ile çekim yaparım. Tüm gün kimseyi görmedim. Yolun sonu; https://goo.gl/maps/TMhigPCwmcC2
Ruta J'e girdim fakat herkesin söylediği hayran kalınacak pek bir şey göremedim ben :( Tamam yol ve manzaraları güzel ama öyle söylendiği gibi bu kıtadaki en güzel yol değil bence ya da beni güzellik çıtam yükselmiş biraz. Yoldan fotoğrafları paylaşıyorum. Rotayı görmek için; https://goo.gl/maps/ofqTqUfsvyN2
Ağaç yaşken eğilir atasözünün gerçek hali bu olsa gerek :) Arjantin'in Patagonya'daki rüzgarı göstermek için yola koyduğu tabelalar bunlardan esinlenip yapmışlar sanırım. :))
Sıcak iyi gelmiş sanırım ya da yol yorgunluğu bilmiyorum 5 saat deliksiz uyumuşum. Artık dişliyi de buldum kafam rahat tabii. Uzun zaman olmuştu böyle derin uyumayalı. Gözlerimi bir açtım nerde olduğumu algılamam bile biraz vakit aldı. Ben çadıra girdiğimde çok rüzgar vardı. Şimdi ise yağmur yağıyor ve hava karanlık. Biraz acıkmışım da çünkü saat 10 gibi yaptığım kahvaltı ile duruyorum. Fakat ne uyku tulumundan ne de çadırdam çıkasım var. Sanırım tekrar uyuyacağım... umarım sabah uyanırım geri. Çünkü gece yarısı uyanır uyuyamazsam o zaman çoook sıkılabilirim hava soğuk çünkü çadırdan çıkamıyorum.
Sabah rüzgar var diye biraz beklemeye karar verdim. Fakat öğlene doğru daha da arttı. Ben de günün geri kalanında çadırda geçirmeye karar verdim. Çünkü motor ile bir yere gidilebilecek gibi değil. Kamp yaptığım yer küçük bir vadinin içinde olduğu için çok etkilemiyor. Fakat ağaçlar sallanırken çıkan gıcırtı sesleri çok acayip. Ben yine çadırı çok sallamasın diye yağmur brandamı rüzgara doğru gerdim. Arkasına da motoru çektim. Yoksa çadırın içinde sallantıdan durulmuyor. Sanırım sıcak hava dalgası da Ushuaia'dan gitti çünkü ilk geldiğimde 15-17 derecelerde gezen hava şu anda 5 derece :( Gece de sıfır derece gösteriyor. Sağolsun Onur giderken bana uyku tulumunu ödünç vermişti. Benimkini onun içine koyuyorum böylece akşamları üşümeden uyuyabiliyorum. Benim uyku tulumu -5 derece olduğu için hava sıfır dereceye yaklaşınca gece çok uyanıyorum. Şimdi ise tişört ile yatıp, gözlerimi direk sabah açıyorum. :)
Ushuaia'a için dünyanın sonu diyorlar ama yolun sonu değil. Ruta J diye stabilize bir yol 130km kadar kıtanın güney ucuna devam ediyor. İşte orası aslında bu kıta için yolun sonu :) Yolda kimle tanıştıysam bu yolu anlata anlata bitiremediler. En son burada, şehir merkezinde bir Amerikalı ile tanıştım, dün gitmiş ve gelirken 9 saatte gelmiş fotoğraf çekmekten. Bendeki çıtayı iyice yükselttiler. Hadi bakalım nasıl bir yer çıkacak merak ettim. :) Bugün o yolun sonuna gidip kamp yapmak istiyorum. Dünyanın dibinde kamp. Bu fırsat kolay kolay ele geçmez :)) Yolun sonunu; https://goo.gl/maps/iQ8NBDozU2R2
Bütün tamircileri gezdikten sonra ilk gittiğim Suzuki bayisine geri gittim. Hani şu 14 dişli olup da göbeği bana uymayan. Onda başka marka dişliler de vardı. Fakat adam sürekli Suzuki olur diyip diğerlerini göstermiyordu. Adama hiç bir yerde bulamadığımı ve buradan ayrılamadığımı onun için elindeki tüm dişlileri göstermesini rica ettim. Ne varsa çıkardı :) Artık göbeği uysun da ister 14 diş olsun ister 15 olsun fark etmez. İlginçtir Sherco'nun göbek kısımları benim motor ile aynı. Ne kadar Sherco dişli varsa getirdi adam ve 13 dişli bulduk. Adama varmış neden göstermiyorsun diye söylendim. Dişlinin bir yüzünse sabit pul var senin dişli düz dişli dedi. Oysa benim göbekteki pulun sadece biri sabit. Dişlinin düz tarafını oraya takarım, diğer tarafa da pul takmam dişlinin kendi sabit pulunu kullanırım. Dahası fiyatı da 45$ mış. Daha ne olsun hemen aldım. :) Şeker bulmuş çocuklar gibi şen şakrak koşarak (motorla tabii ki) kamp alanına döndüm. Hemen eskisini söküp, yeni dişliyi taktım, zinciri ayarladım, somunu da iyice yamulttum tekrar çıkmadın diye... Artık buradan kurtulabilirim. :)
Burada gezginlerin gittiği bir motosiklet tamircisi varmış. Daha doğrusu benim gibileri Moto Paublo'ya gönderiyorlarmış. Eğer benim gibi gelen çok varsa çıkma dişli bulma ihtimalim de yüksektir. Hemen sokuğu Paublo'nun atölyesinde aldım. Fakat atölye kapalıydı. Kapıya vurdum, seslendim kimse açmadı. Yarım saat kadar bekledim gelen giden yok. Sonra bir kadın geldi. Paublo'nun eşiymiş. Hemen aradı Paublo'yu, yarım saate gelecekmiş dedi ve beni evlerşne davet etti. Atölye zaten evin garajıymış. :) Paublo ve iki oğlu hem motocross hem de karting yarışlarına katılıyorlarmış. Evin içi kupa doluydu. Çözse çözse sorunumu Paublo çözer diye bir ümitlendim. Paublo geldi baktı zincire ve hemen gidip elindekilerden aranmaya başladı. Fakat bulamadı. Baya ümitlenmiştim olur diye çünkü elinde onlarca dişli vardı. :( Sipariş verebileceğini ve yarına burada olabileceğini söyledi ama fiyatı yine 70$'dı. Teşekkür edip diğer alternatiflere bakmaya karar verdim. En kötü ihtimal Paublo'ya geri gelirim.
Maşallah ne ararsan var :) Yamaha, Suzuki, Kawasaki... hepsinin dükkanı var ama hiç birinde uygun dişli bulamadım. Suzuki'de bir tane 14 dişli buldum. Buenos Aires'e kadar götürsün de varsın son hızı düşsün ne olacak diyerekten takmaya çalıştım ama göbeğindeki diş yerleri milimetrik farklıymış, olmadı. :( Bu arada fiyatlar çok acayip :) zinciri kolay buldum ama 374$ istediler. Dişli için de 70$ istiyorlar. Benim anladığım paran varsa burada her şeyi bulabilirsin. :) Bulabildiğim tüm dükkanlara baktım. Şimdi de tamircileri gezeceğim. Belki çıkma bulabilirim. Eski dişli olsa da olur. Beni Ateş Toprakları'ndan kurtarsın artık ona da razıyım.
Bugün şehirde gezmeye başladım. Sonuçta 520 zincire uygun 13 dişi olan bir dişli işte ne kadar zor olabilir. :) Etrafta çok cross makine görüyorum millet oradan buradan atlıyor sürekli. Zaten şehir de küçük değil, bulabilirim diye düşünüyorum. İlk Onurlar giderken Yamaha görmüştük şu sokakta dediği yere bakacağım. Sonrası zaten çorap söküğü gibi gelir :) o ona, o oraya gönderir gider bakarım. Zincire de bakacağım ama ön dişli olmadan buradan ayrılmayacağım.
Açıkcası orunun sadece dişliden olduğunu öğrenince bir rahatladım ne yalan söyleyim. Yine iş dönüp dolaşıp bana geliyor. Bazen yapamıyorsunuz ya da ihmal ediyorsunuz yolda. Çünkü yol şartları ile boğuşmaktan sizi yolda tutan en önemli şeye bakmayı öteliyorsunuz. Mesela yaklaşık 2-3 haftadır yüksek devirlere çıkmaya başladığım da ya da 100'ün üzerine çıktığımda motorda acayip bir titreşim oluyordu. Fark ediyordum sonuçta 40bin km fazla sürdüm bu makineyi sesi değişse hemen anlarım. Bir ara bakayım ne oluyor acaba diyorum ama hep öteliyorum. Belki diyorum sübap ayarı zamanı geldi ondan oluyordur tam düzenli çalışmıyordur motor. Sonuçta uzun iş onu yapmam. Halbuki önce en kolay zincir dişliden başlasana kontrol etmeye. Belli ki hareket aktarım organlarının birinde sorun var. Bazen başınızı sokacak yeri düşünmekten, ne yiyeceğinizi düşünmekten, rotanızı hesaplamaltan ya da ne bilim arazide boğuşmaktan en önemli yol arkadaşınızı ihmal ediyorsunuz.
Akşam sonunda canım istedi de söktüm bir ön dişliye baktım. Gözlerime inanamadım :D Buraya kadar nasıl gelmişim diye sorguladım bir. Çünkü dişli kalmamış. Normal şartlarda 20-23bin kilometrede böyle bir şey imkansız bence. Fakat daha sökerken sorunun ne olduğunu fark ettim. Dişliyi tutan somunun gevşemesini engelleyen güvenlik tırnağı kırılmış. Somun gevşemiş fakat kapakta bulunan tampon conta (güzel düşünülmüş) yüzünden tamamen çıkmamış. Fakat dişli yuvasında (x ekseninde) ileri geri hareket etmeye başlamış ve titreşimden (büyük ihtimal) dolayı dişliyi yemiş. Tabii zinciri de yemiş. Burada neler bulabilirim bilmiyorum, etrafa bakacağım. Dişli olmadan hiç bir yere gidemeyeceğim kesin ama onu anladım. Ufak bir not, servis kitapçığından bakıyordum şimdi ve o somunun değişmesi gerektiği yazıyormuş. Çünkü somunun tırnağı daha önce yapılmış. Üstüne tornavida ile vurarak içeri itiyorsunuz. Tabii sökerken tekrar dışarı çıkıyor. Sonra tekrar vurup tekrar ileri itekliyorsunuz. Zaten daha zayıf olan metal titreşimden dolayı kırılıyor anladığım kadarıyla. Japon abilerimiz düşünmüş koymuşlar servis kitapçığına. Fakat ben düşünemedim. Gerçi nerden bulacaktım zaten düşünmüş olsam da o ayrı bir konu. Bence pimli bir şeyler yapabilirlerdi. Direk Türk işi oldu koca Japon mühendis ordusundan daha iyi biliyorum :D
Tek sorun elektrik bulmam lazım. Çünkü günlerdir doğada kamp yaptığım için her şeyin elektriği tükendi. Bilgisayar, harici piller, kamera, fotoğraf makinesi... ne varsa bitti. Motorda şarj ediyorum ama o kadar hızlı şarj olamıyorlar. Bugün günün geri kalanında kendime bir kafe bulup oturayım dedim. Her şeyi takarım şarj oluyor. Önce bir turist ofise uğrayıp bakayım ne var ne yok dedim. İçeri bir girdim masa, sandalye, şarj için masada fişleri, süper hızlı internet... vayy arkadaş bir de dünyanın sonu pahalı derler. Her şeyin beleşi varmış ararsan :D oturdum herşeyi şarja taktım, bilgisayarımı da açtım internette takılıyorum. Hava da güneşlik arkamdan güneş vuruyor sırtıma. Çok iyi geldi. Akşama kadar buradayım. Sadece aklım çadırda. :)
Ushuaia'a bir sıcak hava dalgası gelmiş bir kaç gündür çok güzelmiş. Ben geldiğimde de çok güzeldi. Açık, bulutsuz ve güneşli bir gökyüzü var. Hava 18 derecelere geliyor ve millet tişört ile geziyor. Tabii ben o kadar gezemem de en azından polarla gezebiliyorum. Çıkıp biraz etrafta dolaşmaya karar verdim. Çadırı filan kamp alanında bıraktım. Dünden beri kimse gelip gitmedi. Sadece bir defa polis arabası geldi bakındı etrafa bana selam verdi gitti. Sonuçta her gün onları toplayamam. Döndüğümde göreceğim sonucu :D Ben daha turistik ve küçük bir şehir bekliyordum fakat Ushuaia öyle çıkmadı. Çok küçük değil ve yerel halkta burada yaşıyor. El Chalten ya da El calafate ile hiç alakası yokmuş. Ben böyle sokaklarından turist modunda gezerim diye bekiyordum ama öyle bir şey pek olamadı. :)
Şehirde dün kalacak yer için biraz dolandım ama burası inanılmaz pahalı biryer. :) Fiyatları duyunca biraz pahalıymış diyorum. "eee burası dünyanın sonu diyorlar". Hostelde yatak fiyatları 23$'dan başlıyor. Hatırlar mısınız El Calafate'de tanıştığım bir çocuk vardı. İsmi Tim ve Almayan'dan başlamıştı. Hani bana uyku tulumun sağlam mı, çok üşüyeceksin demişti. İşte o bana bir kamp alanı söylemişti. Kendi nereden bulmuş bilmiyorum. Fakat google maps, map.me ya da diğer kullandığım hiç bir programda bu kamp alanı yok. Şehrin hemen girişinde ve bedava :) Küçük bir vadinin içinde onun hiç hiç rüzgar almıyor. Tabii güneşte almıyor. :D Ayrıca yanından kocaman bir nehir akıyor ve suyu içilebiliyor. En azından ben içiyorum. :) Daha ne olsun. Sessiz, sakin, kimsesiz güzel bir yer. Sadece tuvalet ve banyo yok. Fakat onun için de öneri de bulunmuştu Tim. Hemen buraya yakın benzinlik var ve temiz güzel sıcak suyu olan bir banyosu var. Sadece 1$'a kullanabiliyorsunuz. Tuvaletleri de iyi :) Hemen az ilerisinde "La Anonima" market var. Onun ilerisinde turist ofis var. İnternet süper hızlı. Sonuç gece burada konakladım. Büyük ihtimal de gidene kadar burada kalırım.
Dünyanın dibinden (sonundan) bildiriyorum, sağ salim geldim, her şey yolunda :)
Veeee ucundan da olsa AyferOnur Seyahatnamesi yetişebildim. Onların kaldığı yerin önüne geldiğimde onlar da hazırlanmış çıkıyorlardı. Sadece 10dk konuşabildik ayak üstü. :( Fakat Antartika heyecanı sarmış ikisini de belli. Vay arkadaş tee kalkıp Türkiye'den dünyanın sonuna geldim, kısmet onları Antartika'ya uğurlamakmış. 12 gün sonra buraya geri dönecekler ama büyük ihtimal ben olmayacağım. Maceralarını takip etmek için; https://www.facebook.com/AyferOnur-Seyahatnamesi-150762311703987/
Ushuaia'a son 40km kala motor arada çekişten düşmeye başladı ama anlık olarak yapıyor. Aslında sorun motorda değil aktarım organlarından birinde çünkü baya dişli sesi geliyor. Sanki dişleri erimişte karşı dişliyi çevirirken atlıyormuş gibi. Fakat sadece yüke binince ve çok anlık oluyor. Az kaldı diye dikkat ederek şehre gitmeye çalışıyorum. :( Bu arada paylaşmayı unuttum bir iki gündür zincir ile sorunlar yaşıyorum. Hatırlarsanız yaklaşık 20bin km önce Guatemala'da zincir dişliği değiştirmiştim. Aslında iyi baktım zincire, bu kadar çabuk bitmemesi lazım. Carretera Austral yolunda biraz hırpaladığım doğrudur. Neyse arka lastiği geri aldım bir kademe fakat 400km olmadı yine geri almam gerekti. Sonra bir 500km sonra tekrar aldım. Bir şeyler ters orası kesin :) Bir açıp ön dişliği kontrol etmem lazım. Yukardaki olayın da bunla kesin bir bağlantısı var.
Evet yine yeniden Arjantin'deyim :) Yol böyle gidiyor ondan sürekli geçip duruyorum. Neyseki sınır geçişleri 15dk ancak sürüyor. Fakat her defasında motosikleti gümrükte kaydediyorlar ve bana kağıt veriyorlar. Fakat artık şase numarasını filan tek tek yazmıyorlar. Sadece plakaya bakıyorlar. Sanırım sistemde kayıtlı. Çünkü insanlar bu yolda giderken sürekli ülke değiştirmeleri gerekiyor. İşlemleri hızlandırmak için yapmış olabilirler.
Otobüs durağında bir çok kişi kalmış gitmiş. Herkes duvarlara adını, nerden nereye gittiğini ve tarihi yazmış. Ben de yazdım. :) Gerçi bazıları çok yaratıcı şeyler de yazmış ya da çizmiş. Hayatıma ilginç bir anı olarak girdi bu otobüs durağı. Bir ara aklıma buraya kamera koymak geldi. Bence gezen insanların davranışları üzerine çok deneysel bir çalışma olabilir. Bir sürü farklı gezgin geliyor buraya ve kalıyor. Kimi tek geliyor tek kalıyor, kiminin yanına başkaları geliyor. Kimse kimseyi tanımıyor ama birden güvenip gece olunca aynı durağın içinde yatıyor ve kapının dışında kalan herkes potansiyel tehlikeli oluyor. Bence güzel bir kısa film bile olabilir.
Sabah erken kalkınca kimseyi uyandırmadan otobüs durağından sessizce çıkmıştım. Fakat saat 10'a kadar dışarda oyalanınca diğer motorcu arkadaşlar da çıktı. Motosikletin sahibi amerikalıymış ve motoru da oradan getirmiş. Kawasaki klx650 sanırım. Bu motordan çok gördüm burada. Kız ise Arjantinli ve beraber geziyorlarmış. Şimdi Ushuaia'dan geliyorlarmış ve benim geldiğim Şili Punta Arenas'a gidiyorlarmış. Burayı nerden buldunuz diye sordum. Aynı benim gibi giderken kalacak başka yer bulamamışlar ve burada kalmışlar. :) Dönerken yine gelmişler. Aslında fena fikir değil çünkü otobüs durağının yeri çok güzel bir yerde. Motorla Ushuaia'dan çıkınca gelinebilecek maksimum uzaklıkta tam. :) Kızın elindeki kocaman bıçak ise oğlanın sürekli belinde. Hatta uyurken bile. Hiç lazım oldumu diye soracaktım unuttum. :) Benim ise yemek yapmakta kullandığım 10cm'lik küçük bir bıçağım var sadece. Gerçi bazen ormanda kalırken çadırın çıkışına sopa koyduğum oluyor. Hayvan kovalamak için işe yarıyor. Bazen köpek, bazen tilki hatta geçen tavşan kovaladım :) En kötüsü tilki çünkü çadırı delip içine girebiliyor. Bana zararı yok da eşyalarıma zararı çok :D
Sabah erkenden kalktım çünkü bugün Ushuaia'a gideceğim. Yani kıtanın sonuna, dünyanın dibine :) Hatta AyferOnur Seyahatnamesi orada ve bugün Antartika'ya geçecekler. Onlar geçmeden yetişip az da olsa muhabbet etmek istiyorum. Fakat gece yağan yağmur yolu çok çamur yapmış. Hava açık ve güneşli olduğu için saat 10'a kadar bekledim. Sonra Arjantin sınırına doğru yola çıktım. Yaklaşık 65 kilometrelik bir arazi sürüşü var çok değil. Sonrasında dünyanın sonuna kadar asfalt ;)
Akşam hem yağmur yağdı hem de çok rüzgar çıktı. Yaklaşık 1 aydır Patagonya bölgesinde sürüyorum ve tamamını kamp yaparak geçirdim. Bir çoğunu da doğada rasgele yerlerde yaptım. Çünkü Patagonya'dayım. Benim için Patagonya doğa harikaları ile dolu bir yer demek. Burada üstü kapalı dört duvar arasında kalma fikri sanki bir şeyleri kaçırdığımı düşündürüyor bana. Zaten bir yıllık gezinin sadece bir ayı böyle geçiyor. Hadi onu geçin koca hayatımın sadece 1 ayı olduğunu düşünün. Dönünce yine kaldığım yerden, sahip olduğum her şeyle beraber hayatıma devam edeceğim. Tüm bunları düşünürken gece rüzgarı ve yağmur sesini duyunca kapalı bir yerde olmayı özlediğimi fark ettim. Doğada, ormanda, çölde... uyurken hiç bir zaman deliksiz sabaha kadar uyuyamadım. Sürekli tetikte bekliyorsunuz. Bir hayvan mı geldi, biri mi geldi? Ortamda farklı bir ses duyunca bilinçaltınız sizi otomatik uyandırıyor. Bunların hepsine bir süre sonra alışıyorsunuz. Sonra eski insanları düşünüyorsunuz. Acaba böyle mi yaşıyorlardı? Sürekli tetikte... Neyse diyeceğim o ki, insanın kötü de olsa kafasını sokacak bir yeri olması ne güzel bir şey. Eğer akşam olunca kafanızı sokabildiğiniz bir eviniz varsa, bunun için şükredin, çünkü çok değerli bir şey. Her gün güneşin batma saati yaklaştığında kafamı sokacak bir yer aramak ve bazen bulabildiğin ile idare etmek sahip olduklarının değerini daha iyi anlamanızı sağlıyor. Öyle işte paylaşmak istedim.