Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Yarımadanın içinde anayollar zaten stabilize ben bir de ayrılıp ara yollara girdim. Kamp için güzel bir yer arıyorum. Fakat bol bol kum sürüşü yapmak zorunda kaldım.
Parkın içine girdim ve girişi yaklaşık 22$'mış. Çok ucuz değil. Bilet günlükmüş ama içerde kaldığım sürece kimse bir şey demiyor sanırım. İlk önce yarım adanın girişindeki Puerto Pramides'e geldim. Buradan benzin almam gerekiyor çünkü 100km geldim ve adanın çevresi neredeyse 300km offroad :) Arkadaki yedeği bile koysam yetmez geri dönmeme. Burası aslında balina, deniz aslanı ve penguen gözlemi ile meşhur. Zaten şehirde her şey balinalar ile ilgili :) Fakat şu anda sezonu olmadığı için görmek zor. Neden geldin o zaman derseniz yapacak başka bir şey yok. :( Buradan Buenos Aires'e kadar vakit geçirilebilecek tek yer burası. Neyse gidip kendime kamp yapacak güzel bir yer bulayım. Kamp alanı dışında kamp yapmak yasakmış ama bence bu sezonda milli parkta benden başka kimse yoktur.
Evdeyken bir ara "ben en çok sinemaya gitmeyi ya da evde oturup film izlemeyi özledim" dedim. Ayfer de "Onur daha geçen söylüyordu ispanyolca olsa da sinemaya mı gitsek" dedi. Hımmm... düşündüm o zaman evde film gecesi yapalım. Evde güzel bir TV var ama bilgisayarı bağlayacak kablomuz olmadığı için filmi internetten indirip USB bellek ile televizyondan seyretmemiz lazımdı. Fakat sorun filmi indirme kısmında :) Çünkü onu indirmemiz bile 2 günümüzü aldı :D İnternetimiz kötü derken şaka yapmıyorum. Olsun sonunda çekirdeklerimizi alıp televizyon karşısında film izledik. Bu küçücük şeyler bile eğlenmemize ve güzel vakit geçirmemize yetiyor. Burada geçirdiğim süre boyunca kendimi evde gibi hissettim gerçekten. Belki 1 aydan fazladır doğada kamp yaptığım için de öyle gelmiş olabilir :D
Sonunda bu kıtadan ayrılmadan Armadillo gördüm. Tam motorun üzerindeyken yanımdan geçti. Motordan inene kadar kaçtı gitti. Yakalamak gibi bir hedefim vardı çünkü. Dolandım dolandım yuvasını buldum ya da yuvası değil sadece saklanmak için kullanıyor bilmiyorum. Oradan bana bakıyordu. Sonra biraz debelenmeye ve öne doğru gelmeye başladı. Dedim herhalde korkmuyor benden çıkacak. Baya baya da çıktı. Ben de içimden "hadi az daha hadi az daha yakalayacam seni..." diye geçiriyorum. Sonra aynı hızlı arkasını dönüp kazmaya ve derinlere doğru gitmeye devam etti. Meğer kazmasına engel olan tünelin ağzındaki kumları dışarı çıkarmaya çalışıyormuş. :)) Çok komik hayvan. Neyse nereye olduklarını ve nereye bakacağımı öğrendim. Eninde sonunda yakalacağım birinizi.
Hiç drone videosu paylaşmamıştım. Çünkü onları montajlayacak vakti hiç bulamadım. Ben de dönünce bakarım diye çektim çektim durdum. Fakat hem video işine hem de drone olayında yeni olduğum için neyi nasıl çekeceğimi bilmiyorum. Rasgele çekimler yapıyorum. Çektiklerimi kullanmadıkça da kendimi geliştiremiyorum. Onun için montajlamadan da olsa kısa kısa videoları instagram'a koymaya karar verdim. Böylece neyi nasıl çekebileceğimi hatta ne çekeceğimi de daha iyi öğrenmiş olurum. Burası Ekvador'dan soğuk ve yağmurdan kaçıp geldiğimiz Peru'nın ilk girişi Tumbes sahili. Birden sıcağı ve denizi görünce 3 gece kalmıştık. Peru'ya güzel bir başlangıç yapmış olduk. Zaten sonrasında böyle güzel sahilleri olan yer göremedik Peru'da. Instagram'dan video ve fotoğrafları takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Patagonya'da internet olmadığı için paylaşımları 1-2 gün geriden yaptığımı daha önce yazmıştım. Çünkü yoldayken yani motor ile bir yerden bir yere giderken hiç internetim olmuyor. Telefon hattım var aslında ama çekmiyor. Onun için yazacağım bir şey olduğunda offline olarak yazıyordum. Yazdıklarım daha sonra internet bulunca sayfaya yükleniyordu. Artık Patagonya'nın sonuna dayandım bundan sonra internet sorunum olmaz sanırım (yani inşallah). İşin özü biz buraya yani Puerto Madryn'e geleli bir kaç gün oldu. Ben rahatı bulduğum için çok bir şey yazamadım. :) Zaten burada çok bir şey de yapmadık. Neredeyse bütün gün evdeydim. Hatta evdeydik. Çünkü yorucu bir coğrafyadan çıktık ve ev ortamı hepimize iyi geldi. Evde neler yapmadık ki :) Bol bol sohbet ettik. Daha önce beraber sürdüğümüz yerleri andık. Çok acayip güldük eğlendik. Kendimize güzel kahvaltılar, yemekler, pastalar, tatlılar hazırladık. Çamaşırlarımızı yıkadık. Malzemelerimizin bakımlarını ve tamiratlarını yaptık. Motorlarımız ile ilgilendik. Bir ara dışarı çıktık şehirde ve sahilde gezdik ama zamanın çoğunda hep evdeydik.
Sabah kalktık biraz restoranda eğlendik. Kendimize yine güzel bir kahvaltı hazırladık, eşyalarımızı topladık. Cynthia'da geldi, yol durumunu anlatı bize. Ben kuzeye Puerto Madryn'e doğru devam edeceğim ve benim taraftaki yolların hepsi açılmış. Fakat Onurlar kuzey batıya Bariloche'e doğru gideceklerdi ve onların yolları hala kapalıymış. Son anda onlar da karar değiştirip Puerto Madryn'e gelmeye ve oradan batıya dönmeye karar verdiler. Fakat Puerto Madryn buradan yaklaşık 400km uzaklıkta ve ben bir günde o kadar yol yapmıyorum. Zincir can çekiştiği için çok zorlamıyorum. Rüzgar da artık arkamdan esip yardımcı olmuyor. Normalde ben buradan 200km kuzeyde okyanusa doğru girip orada kamp yapacaktım. Fakat Rota 3'den okyanusa gel git 150km ve stabilize. :D Orada yine penguenler, deniz aslanları ve balinalar varmış, karar vermedim. Çünkü Onurlar da Puerto Madryn'e geleceklerse fazladan bir kaç gün daha geçirmek eğlenceli olabilir :) Onurlara dedim siz önden devam edin eğer ben Puerto Madryn'e kadar gelebilirsem akşam gelirim, gelemezsen yolda kamp yaparım bir yerlerde. Sabah ayrılıp yola çıktık böylece...
Buyrun Rota 3'den bugünkü manzara :) Nasıl hiç değişmiyor değil mi hep düz ve çöl.
Madem restorandayız kendimize güzel bir yemek yapıp, masa hazırlayalım dedik. Dün gece tuvalette bu gece restoranda yatıyoruz bakalım yarın yol açılır devam edebilirsek nerede kalacağız. Açılmazsa burada kalacağımız kesin ama :D
Restorana giderken merakla nasıl bir şey çıkacak acaba diye düşünüyorduk. Fakat beklediğim öte güzel büyük ve güzel bir yer çıktı. Ne ararsan var çok komikti. Bunları yiyebilirsiniz, bunları içebilirsiniz istediğiniz gibi takılın dedi. Sadece mutfak alt katta ve su bastığı için orayı kullanadık :) Restorana yerleştikten sonra Cynthia bizi markete götürdü. Market resmen talan edilmiş. Bulabildiklerimizi aldık. Kasada çok uzun kuyruk vardı. En basiti ekmek bulamadık. Cynthia bende var ben veririm merak etmeyin dedi. Sonra duş almak için Cynthia'ın evinin yolunu tuttuk. Evi çok küçük olduğu için 3'ümüzün sığmasına imkan yoktu. Yoksa kesin evine davet ederdi. Zaten söylemişti evinin küçük olduğunu ondan restoranı önerdiğini. Asıl komiği ekmek almaya bir pastaneye geldik ama kocaman bir pastane ve orası da onunmuş. :D O an pastanenin için çok güzel geldi. Hem çok güzel kokuyor hem yiyecek bir sürü şey var. Bize zaten koca bir poşet hazırladı verdi. İçinde ekmek, tatlı, kek, kurabiye koydu. Evde bize fotoğraflarını ve daha önce gezdiği yerleri gösterdi. Bizim gitmek istediğimiz yerler hakkında da bilgi verdi.
Comodora Rivadavia'a gelmeden 10km önce Rada Tilly diye ufak bir şehre geldik. Ben normalde hava güzel olsaydı burada 3-4 gün kamp yapmak istiyordum. Çünkü güzel bir sahil kasabası olduğunu duymuştum. Fakat sel buraları da çok etkilemiş. Sokaklardan çamur akmış resmen. Buradan ötede yine yol kapalıydı. Comodora Rivadavia'a sadece 10km var ama gidemedik. Onun için buraya da kalacak yer aramaya karar verdik. Fakat bizim gibi kimse gidemedi için herkes kalacak yer derdine girmiş. Kasaba zaten çok küçük ve kalacak çok fazla otel yok. En azından bizim kalabileceğimiz fiyat skalasında olan çok fazla otel yok. İnternette güzel bir kamp yeri olduğunu okumuştum. Orada kalmak istiyordum zaten normalde ama bu hava da bir süre kamp yapmasam daha iyi olacak tabii :)) Bir kaç tane denedikten sonra bir yer bulamadık. En son sahilde büyük ve pahalı görünümlü bir otelin önünde durduk. Tam o sırada Cynthia yanımıza geldi. Nerden geldiğimizi sordu, kendisinin de motor kullandığını gezdiğini filan anlattı. Tabii biz biraz ispanyolca, o biraz ingilizce biliyor anlaşabildiğimiz kadar artık. Sonra buralar çok pahalı isterseniz benim restoranım var, hava yüzünden 2-3 gündür kapalı orada kalabilirsiniz dedi. Biz yine şaşkınlıkla birbirimize baktık. Ben "bana çok oluyor alışım ben" dedim. :D Hadi gidelim dedik başladık Cynthia'yı takip etmeye. Restoranda kalma fikri bana çok cazip geldi aslında, çünkü imkanları tuvaletten daha geniş en azından :D
Evet yaklaşık 2-3 saat sonra yol açıldı ve herkes apar topar arabalarına koşup yola koyuldu. Biz biraz bekledik çünkü Arjantin'de zaten iyi araba kullanmıyorlar bir de beklemekten sıkışmış şoförlerin tepemize çıkmasını istemedik. Aslında yolun ilk 50-60km kesiminde hiçbir şey yoktu. Fırtınanın ortası dediğim Comodora Rivadavia'a yaklaştıkça durumu daha iyi görmeye başladık. Olay baya büyükmüş gerçekten. Biz kenarında kaldığımız için çok anlamamışız aslında. Yollar çökmüş, seller çamurları taşımış araçlar, iş yerleri çamur altında kalmış. Bunları görünce Comodora Rivadavia'a varınca orada bir iki gün kalalım ortalık biraz sakinleşsin dedik. Hayırlı ile bugün varabilirsek süper olacak. Çünkü bazı yerlerde yolların küçük bir kısmını açabilmişler oradan da sırayla araba geçişine izin veriyorlar. Hadi ben küçük motor ve tek başımayım ama bazı uzun çamur geçişleri Onur için stresli olabiliyor.
Yağmur ve az rüzgar eşliğinde 100km gelerek ilk büyük şehir olan Caleta Olivia 'ya geldik. Benzin aldığımız yerde bir araba bize kuzeye mi yoksa güneye mi gidiyorsunuz diye sordu. Kuzey diyince yol kapalı şu anda gidemezsiniz dedi. Biz pek anlamadık çünkü sadece bir tane yol var kuzeye çıkan ve onun kapalı olması bize çok mantıklı gelmedi. Adam da inanmadığımızı anladı sanırım telefondan bize haber videolarını gösterdi. :) Baya 1-2 metrelik çamur deryaları arabaları alıp götürüyordu. Fakat biz orada kalmak istemediğimiz için devam edip bir bakalım duruma dedik. En kötüsü geri buraya döneriz diye konuştuk. Yaklaşık 10km kadar gittik uzun bir kuyruk başladı. Polis yolu kapamış gerçekten ve kimseyi salmıyordu. Motoru hemen yandaki benzinliğe park edip gidip polis ile konuşmaya çalıştık. Yolun sel yüzünden kapalı olduğunu ve ne zaman açılacağını bilmediğini söyledi. Biz de benzinciye geri dönüp beklemeye karar verdik. Güneş batmasına daha çok var neden olsa. Eğer çok beklersek şehre geri döner kalacak yer bakarız artık.
Eğlenceli ve ilginç bir geceden sonra yine yağmurlu ve rüzgarlı bir havaya uyandık. :) Burada tekrar kalmayıp devam etmek istiyoruz fakat hava durumu nasıl önümüzde yollar nasıl hiç bilmiyoruz. Bu arada unuttum dün Onurlar gelipte kadının yanına ofise gittiğimizde orada modemin çalıştığını gördüm. Ben ilk geldiğimde modem çalışmıyordu ve kadın internet yok demişti. Daha doğrusu eliyle kesik işareti yapmıştı. Dün çalıştığını görünce karıma haber vermem lazım diye rica ettik ve şifreyi almıştık. Gerçi kadın sadece benim telefona girdi ve şifreyi de göstermedi. :D Neyse sabah ilk olarak hava durumunu kontrol etmeye çalıştık. İnternet var ama yok da denebilir tabii :) rüzgar ve yağmur durumuna ilk baktığımda gördüğüm harita buydu. Biz baya baya fırtınanın tam kenarında kalmışız. Neyse ki o gün daha fazla gitmemişim de burada kalmışım. Bugün öğleden sonra yağmurun duracağını gösteriyor. Onun için biraz daha kuzeye giderek daha büyük bir şehir olan Comodoro Rivadavia şehrine gidelim diyoruz. En azından kalacak daha iyi bir yer buluruz. Orası şu anda haritada gözüken fırtınan ortası :)
Gece oldu ama yağmur ve fırtına aynı şekilde devam ediyor. Gidip kadının kapısını çaldık. Dedik fırtına var çadır kuramayız yemek odasında yatabilir miyiz? Kadın gayet normal şekilde şu cevabı verdi, "Yemek odasında yemek yenir, tuvalette de yatılır. İstiyorsanız orada yatabilirsiniz". Biz tabii nasıl yani olduk. Fakat burada normal bir şey olduğunu anladık sonra kadının tavırlarından. Ayfer & Onur daha önce duymuşlar başkalarından tuvalette yatıldığını ama ben ilk kez duydum. Aslında kocaman ve oldukça da temiz tuvalet banyosu var. Ben kadın öyle diyince biran acaba orada bir kapı vardı da yatacak oda mı vardı diye düşündüm. Fakat tabii öyle bir şey yok. Kadın ile biraz konuşmaya çalıştık ama yok ikna edemedik. Belli ki dün olduğu gibi bugün de yemek odasını kitleyecek. Tüm seyahatlerimin en ilginç anısı olabilir. Otobüs durağından sonra tuvalette yatma konusu ilginçmiş. Zaten birbirimize baktık nasıl olacak bu iş diye düşündük. Fakat çaresizlik böyle bir şey işte. Bu hava da dışarda kalamayacağımıza göre ve kadın da başka yerde kalmamıza izin vermediği için mecbur kapalı bulduğumuz bir yerde yatacağız. Olan AyferOnur Seyahatnamesi oldu. Çünkü onları buraya ben sürükledim. Bir de düşünsenize Antartika'dan çıkıp gelmişler tuvalette yatıyorlar. Onlara dedim zaten benle seyahat ederseni başınıza her şey gelebilir :D
Hahah kadın burada mahsur kaldığımı bildiği için belki yiyecek bir şeylerim yoktur diye bana kendi yemeğinden getirdi. Çok acayip sabah ne yapacağım bu fırtına diye düşünürken kafamı sokacak bir yerim oldu, sonra bu kadar ıslak malzemeyi nasıl kuracağım diye düşünürken kadın geldi sobanın ayarını yükseltip, taburelerden düzenek yaptı. Her şey bitti elimdeki malzemeler yemek için bana nasıl yetecek? nereye gidip alacağım diye düşünürken yemek geldi. :) Her sorun çözümü ile birlikte geliyor diyorum zaten hep.
Ben her şeyi yemek odasına yığınca acaba kadın gelecek bir şey diyecek mi diye pencereden bakar oldum. :( Neyse ki kamp alanında benden başka kimse yok. Zaten bu havada bence kimse kafasını dışarı çıkarmaz. Kadın ara ara gelip beni kontrol ediyor ya da ortalığı kolaçan ediyor bilmiyorum. Bir geldi baktı her şey ıslak. Hemen sobanın ayarını yükseltti. Tabureleri dikine kaldırıp ıslak her şeyi onlara asmamı anlattı. İyi valla rahatladım. Bir şeyler diyecek diye rahatsız oluyordum. Islan olan her şeyi kurutmam gerekiyor. Akşam burada mı yatacak geri çadırı mı kuracağım belli değil daha. :)
Biraz etrafta dolaşarak en az rüzgar alan yerin neresi olduğunu bulama çalıştım. Bu arada dün çadırı kurmadığım kumluk alanda 10cm yüksekliğinde gölet oluştu. :( Yağmur hiç mi durmayacak anlamadım. Çadırı kucaklayıp başka bir yere kurmaya çalışırken kampın sahibi olan kadın yemek odasının kapısından bana seslendi. Biraz sinirli gibiydi. Herhalde her şeyi oraya koyduğum için söylenecek dedim. Anlattıklarından anladığım, hava daha da kötü olacak, rüzgar artacak, çadırını topla, gel burada otur. :) Kendisine çok teşekkür ettim ve gittim hemen çadırı toplayıp onu da getirdim. Artık ıslanmayan bir şeyim kalmadı sanırım. :) Neyse en azından sıcak ve temiz bir ortamda oturuyorum. Asıl sorun @ayferonur ile en son konuştuğumda burada 2 gün kamp yapacağımı, yetişirseniz buraya uğramalarını söyledim. Fakat şimdi her nerdelerse orada kalmalarını ve kuzeye gelmemelerini yazmam gerekiyor. Fakat bunu yazacak internetim yok. Umarım gelmezler.
Gece uzun ve zor oldu. :( Çünkü yağmur hiç durmadı ve çok deli yağdı. Bu seyahatte hiç bu kadar deli yapan yağmurda bu kadar uzun süre kalmamıştık. Ayrıca fırtına yüzünden rüzgar da hiç durmadı. Kullandığım çadır oldukça iyi bir çadır fakat bu tarz bir hava koşulu için üretilmiş bir model değil. O zaman neden kullanıyorsun derseniz, çok hafif ve oldukça küçük olduğu için tercih ettik. Sonuçta bir yıl gezide kaç defa böyle bir olay oluyor. Tabii çadır uygun olmadığı için sabaha karşı altta oluşan su havuzu yüzünden su almaya başladı. Matın kenarına havlu koydum, altına ise yağmurlukları koydum. Mat yüksek olduğu için kurtarıyordu. Tek derdim uyku tulumunun ıslanmaması çünkü o zaman ısınamam. Saat 8 gibi güneş doğduktan hemen sonra rüzgar daha da şiddetlenince çadırın kazıkları da yerinden çıkmaya başladı. Çadıra bir şey olacak diye çadırdan çıktım. Yemek odasını kontrol ettim açıktı. Çadırın içindeki her şeyi oraya götürdüm sobanın önüne koydum kurutmak için. Şimdi çadırın yerini değiştirmem lazım ama bu rüzgarda nasıl yapacağım bilmiyorum. :( Çadırın içi dışı tamamen ıslandı zaten ama elimde olan şey bu şu anda. Çünkü bu küçük köyde mahsur kaldım resmen.
Sağolsun rüzgar kuzeye doğru estiği için arkamdan vuruyordu. 250km yolu çok rahat bir şekilde geldim. Zinciri zorlamamak için oldukça sakin kullanıyorum. Eğer rüzgar karşıdan eserse 80'in üstüne pek çıkmıyorum. Arkadan esince rampayı bile 110 ile çıkartabiliyor gaza yüklenmeden. Gelmek istediğim küçük köye geldim. Kamp yeri hemen girişteydi fakat ortada kimse yoktu. Biraz dolandım içerlerde kimse yok. Köy de bir terkedilmiş gibi zaten. Oturup beklemeye başladım kapının önünde. Bir tane kadın geldi. Kalmak istediğim söyledim. Kayıt yaptırdım ve geceliği 4$ ödedim. İnanılmaz temiz, ısıtmalı kocaman bir banyosu var. Ayrıca tam ekipmanlı bir mutfağı ve yemek odası da cabası. Burada bir hafta bile kalınır. :) En büyük sorun internet yok. Burası çok küçük olduğu için telefon da çalışmıyor. Kendime rüzgarın geleceği yöne göre bir alan seçtim ve çadırı kurdum. Aslında betona değil hemen arkadaki kumluk alana kursam daha mı iyi olur diye düşünüyorum. Çünkü yağmurda kum suyu çekiyor fakat betonda altımda birikecek. Ek olarak yağmur brandasını germeyi düşündüm önce sonra ondan da vazgeçtim. Ağaçlar biraz korur zaten. Ben bunları düşünene kadar yağmur başladı zaten :) İçeri mutfağın ve yemek odasının olduğu yere kaçtım.
Ufak bir penguen macerasından sonra gerçeklere geri dönelim. Ben Yazarsam Olur gelmesine daha çok zaman var onun için burada bir gün daha kalabilirim. Fakat kalamıyorum. Çünkü buradan 250km kuzeye yarın fırtına geliyor. Şiddetli rüzgar ve yağmur olacak. Eğer bugün burada kalırsam, yarın ve sonraki gün de burada kalmam gerekiyor. Fakat burası 3 gün kalmaya uygun bir yer değil. Sağolsun Arjantinliler de aynı Şilililer gibi çevrelerine pek iyi bakmıyorlar. Çok temiz bir yer değil. Ayrıca her akşam suyun nereye kadar yükseldiğini takip etmek istemiyorum. Haritadan ve internetten kuzeyde kalabileceğim daha doğrusu sığınabileceğim paralı bir kamp yeri var mı diye bakındım ve bir tane buldum. Ana yoldan 10 km kadar içerde çok küçük bir köyde kamp yeri buldum. Fiyatı da oldukça ucuzmuş. Gözüme orayı kestirdim. Bugün yağmur başlamadan yetişebilirsem gider orada yağmurlar geçene kadar 2-3 gün kalırım. Not: ilk satır rüzgarın şiddeti, ikinci satır anlık vuran rüzgarın şiddetini ve üçüncü satır da hava sıcaklığını gösteriyor. Damla olanlar da tahmin ettiğiniz gibi yağmur şiddetini.
Karşı adada bir tane terkedilmiş bir çiftlik evi var hepsi de oradan geliyor. Dün orada insanlar gördüğümü hatırlıyorum zaten bir şeylere bakıyorlardı. Demek gidilebiliyor ama nasıl? Motora bindim adaya geçen bir yol aramaya başladım fakat bulamadım. Sular çekildiği için ilerde adaya giden bir yol açılmış gibi gördüm. Oraya gidip adaya yürümeyi denedim. :D Tamam saçma fikirdi biliyorum ama denemek istedim. Fakat çamur olduğu için 200mt kadar sonra gidemedim. Belki de dün gördüklerim penguen turu filan almıştır ve tekne ile gitmiştir. Buralarda pek bir moda ve 100$ gibi anlamsız paralar istiyorlar. Oysa Afrika'da biz bunların içlerinde yürüdük, yüzdüki, oturduk hatta. Sonra aklıma yanımda Drone olduğu geldi. Ben gidemiyorsam Drone gider dedim ve hemen geri dönüp saldım drone'u :D Çok alçaktan uçmadan ve onları korkutmadan bir kaç fotoğraf ve video çekmeye çalıştım. Yüzlerce yuva vardı ve penguen varmış meğersem. Penguenler komik hayvanlar gerçekten :)
Herkese günaydın, güneşin çadırıma doğduğu ender anlardan birini yaşıyorum. Fakat sabah sabah güneşe uyanmadım aksine penguenlerin barışma seslerine uyandım. Sanırım benim olduğum kıyıya geldiler diye bir heves çadırdan çıktım ama dün akşam gördüğüm adacıktalar yine ve bu sefer tekrar denize doğru sürü halinde yürüyorlar. Sanırım balığa gidiyorlar. :) Şimdi belgesellerden hatırladığım kadarıyla bunlar karaya sadece çiftleşmek ve üremek için çıkıyorlar. bebekleri büyüğünce de geri denize dönüyorlar. Sanırım erkek olan yavruya bakıyor, dişi olan ise avlanmaya gidip geliyordu. O zaman bunların dün akşam yürüdüğü yönde yuvaları var. :) Orayı bulursam gidip biraz daha yakından görebilirim. Korkutmadan tabii ki :)
Akşam 22 gibi hafif yağmur başlayınca çadırın içine girdim beklemeye devam ettim. Bir ara sanki dalga sesi çok yakından geliyor gibi oldu. Saate baktım gece 23'ü geçmişo. Panikle hemen dışarı çıktım baktım. Yaklaşık 10 mt kadar yakınıma gelmiş. Son yüksekliğine ulaşmasına da daha 1 saat var ama bence 1-2mt daha gelir sonra durur. Yine de bekleyeceğim çünkü uyuyamıyorum :D Gel git ne acayip bir olay koca olyanus metrelerce geri çekiliyor. Şu anda resmen suyun gelişini duyabiliyorum. Aynı mehir gibi akıyor körfezin içine.
Güneş battı ama daha hava tam kararmadı. Suyun çekilmesi oluşan adacıkta bir hareketlilik gördüm. Kalabalık bir sürü yürüyor resmen. Daha yakından bakmak için okyanusun içine doğru (suyun çekilmiş olduğu kısım) yürüdüm iyice. Hahahah penguen sürüsü bunlar :) Büyük ihtimalle denizden, avdan evlerine dönüyorlar. Çok komikler gerçekten. Sabah umarım aydınlıkta tekrar görürüm. Şimdilik oturdum suyun yükselmesini bekliyorum. Saat 00:30 olmadan uyku yok bana :)
Arjantin'in en turistik yerlerinde bile kamp fiyatları daha ucuzdu. Bu küçücük şehirlerin olayı nedir gerçekten anlamadım. Belediye kampı 20$ para istedi. Tabii ben de ilk bulduğum yere geri geldim. İyi haber benim ilk gediğim zaman okyanusun çekilmeye başladığı zamanmış. Çünkü şimdi bu şekilde :) İnternetten baktım her 6 saatte bir yükselip iniyormuş. Gündüz 12:30 ve gece 00:30 'de en yüksek zamanında oluyormuş ve burada 4.7mt yükseliyormuş. Deniz aslanlarının kayalıkların tepesine nasıl çıktığı da anlaşıldı böylece. Ben ilk geldiğimde saat 15'di. Yani yarı yarıya yükselmişti. Şu anda çadırı buraya kurmaktan başka çarem zaten yok. Çünkü rüzgar koruması daha iyi olan bir yer bulamadım. Bu saatten sonra başka yere de gidemem. Okyanusdan uzaka kurabildiğim kadar kuracağım ve gece bekleyeceğim artık.
Yolun sonunda kayalıkları gören bir yer var ve orada bir sürü deniz aslanı yatmış, takılıyor. :) Fakat çok da yankından göremiyorsunuz. Biz Amerika'da San Diego'da şehrin içinde bile diplerine gidip oturmuştuk. Hatta Ben Yazarsam Olur bir tanesine sarılmaya çalışmışlığı bile var. O derece yakınlardı. Ondan bunlar sarmadı. :) Hava kapanmaya başladı ve rüzgar iyice arttı. Güneşin batmasına da 3 saat var. Buradan ana yola çıkıp 20 km geri giderek şehre döneceğim. Orada belediyenin kamp alanı vardı. Bir kontrol etmek istiyorum. Belki rüzgar koruması daha iyidir. Bir de ilk bulduğum yerde gel-git olayından emin olamadım. Baksanıza bu deniz aslanları o kayaların üzerine çıkamazlar. Belli ki gel-git zamanı orada kalmışlar. Demek ki sular oldukça çok yükseliyor.
Penguenlerin olduğu yerin buralar olduğu yazıyordu. Kamp yapmak için de çok harika yermiş çünkü sol tarafı kayalık ve rüzgarı direk bloke ediyor. Fakat penguenler yok :( Acaba mart sonu oldu diye gittiler mi? Gerçi daha 10km sürdüm ve 20km daha var. Burası aklımda dursun. Ben gidip kalan 20km'e de bakayım belki deniz aslanı filan görürüm. Yolun manzarası bahsedildiği kadar güzelmiş. Sanki buraya ait değil de bilim kurgu filmine ait gibi. Yolu bitireyim topluca fotoğrafları paylaşacağım. Hımmm şimdi aklıma takıldı burası körfezmiş aslında ama okyanusun körfezi sonuçta. :) Yani gel-git vardır kesin burada. Acaba diyorum su ne kadar yükseliyordur. Şu anda çekilmiş belli ki ama ne zaman ne kadar yükseliyor.
Puerto San Julian şehrine geldim. Küçük, bakımlı bir şehir. Çok fazla dolanmadım aslında motor ile içinde turladım biraz. Çünkü burada yapacağım bir şey yok. Sadece marketten alış veriş yapıp, benzin aldıktan sonra önceden bahsettiğim Camino Costero (sahil yoluna) girmek istiyorum. Şehirde tek dikkatimi çeken ise bu Victoria isimli gemi oldu. Magellan'ın kullandığı geminin kopyasıymış. Birebir aynı boyutta olduğu yazıyor ama ben pek inanmadım. Bu kadar küçükmüymüş yani koca Magellan'ın gemisi. Bununla mı buralara kadar gelmiş... Neyse Gidip şu yolu bulayım artık. Penguenleri de buldum mu orada kampı atarım.
Evet hava hala kapalı olduğuna göre ve yağmur da yağdım yağacak gibi olduğu için geri dönüp penguen parkına gitmekten vazgeçtim. Çünkü görevli güneş yoksa penguen de yok demişti. :) Diğer git gel 100 ilerdeki şehirden de vazgeçtim. Sonuçta yağmur yağarsa orada mahsur kalırım bir yere gidemem. Bir de şöyle bir durum var. Mart ayı gibi penguenler geri denize dönüyormuş. Yani hiç görememe ihtimalim de var. Onun yerine 120 km ilerde Puerto San Julian diye bir şehir var. Aslında şehirde bir şey yok. Fakat şehirden başlayan 30km'lik bir sahil yolu var. Adı da zaten Camino Costero :) Stabilize bir yolmuş fakat orada da penguen, deniz aslanı ve balina görülebiliyormuş. Ayrıca okyanus kenarında kamp yapmak için de pek çok yer varmış. Hava durumuna göre oralar güneşlikmiş :D Gidelim bakalım belki güneşli güzel bir havada okyanus kenarında penguenler ile kamp yapmanın hayali bile insanı mutlu ediyor.
Sabah her zaman olduğu gibi güneşten hemen önce uyandım. Bekle bekle güneş doğmuyor :) Sonunda çıktım baktım hava hala çok bulutlu ve güneş filan yok. Hani nerede bahsi geçen güneş? :) Durum böyle olunca yeni bir plan yapmam gerekiyor. Önce bir çadırı toplayım. Çünkü yağmur yağarsa eziyete dönüyor. Sonra kahvaltı işini de halledim. İlerde hızlı interneti olan bir benzinlik vardı. Gider orada hava durumunu ve gezilecek diğer yerleri kontrol eder ona göre bir plan yaparım. Fakat büyük ihtimal buradaki penguenlere gidemem.
Bence bu küçük şehirdeki herkes kafayı yemiş. Olayı nedir anlamadım buranın. Çok küçük bir yer bence nufusu 10binbile değildir. Fakat son derece bakımlı, süslü ve hatta sosyetik bir yer. 2-3 tane kamp yeri var fiyat sordum 20-25$ arasında fiyat verdiler. Ben şaşkınlıktan tek kişi için mi diye kala kaldım. Durum böyle olunca ben de şehre yakın bedava kamp yapacak yer aranmaya başladım. Şehrin kenarından kocaman bir nehir geçiyor. Hatta Şili'de gördüğüm buzullardan gelen nehirler gibi turkuaz bir rengi var. Nehrin kenarından takip ederek ağaçlar ile çevrili güzel bir çimlik alan buldum. Hava rüzgarlı olduğu için ağaçların olması çok iyi oldu. Önce oturdum yiyecek bir şeyler hazırladım kendime. Bir iki kişi balık tutmaya geldi sadece. Hatta beni de yadırgamadılar selam verdiler geçtiler. :) O zaman mis gibi nehir kenarında bedava çadır alanımız oldu. Tek sorun az ilerde nehrin üzerindeki büyük köprü. Rota 3'ü tırlar çok kullanıyor ve bu köprüden geçerken acayip ses çıkarıyorlar. Genelde doğada tek olunca yatarken kulak tıkacı takmıyorum. Umarım bunların sesine sıçramam gece. Neyse bu gece de böyle olsun. Her şey penguenler için :) sabah güneş açsın geri milli parka döneceğim ya da buraya 50km doğu da başka bir şehir var oraya gel git de yapabilirim. Orada da çok varmış penguenler.
Yolumun üzerinde Penguen kolonisinin olduğu yerler var demiştim. Büyük bir heyecan ile geldim. Zaten yağmur ve soğuk yüzünden zor geldim ama milli park kapalı. :( 6 km ilerde ofis varmış. Gittim oraya neden kapalı giremiyor muyuz dedim. Hava yüzünden kapalıymış. 2 gündür çok yağmur yağmuş. Parkın içinden okyanus kenarına yani penguenlere giden yol 30km toprakmış. Yarın güneş çıkarsa açacaklarmış. Baktım hava tahminlerine yarın için güneşli gösteriyor. Yaklaşık 15km ilerde küçük bir kasaba var. İsmi uzun "Comandante Luis Piedrabuena" kendi küçük :) Orada kalıp, yarın geri gelebilirim. Gidip kamp yeri bulmaya çalışayım en iyisi.
Hava oldukça kapalıydı uyandığımda. Acaba çıksam mı, bir gün daha kalsam mı karar veremedim. Sonra dedim kaç gün bekleyebilirsin ki boşver hazır yağmur yokken topla çadırı. :) Zaten burada yapacak hiç bir şey yok. Bugün yolumun üzerinde penguenlerin olduğu noktalar var. Onlardan birine gidebilirsem orada kalırım. :) Bu arada otobüs durağında kaldığımda biraz üşüdüm demiştim. Sonrasında o gün soğuk havada yaptığım sürüşte beni etkilemiş. Sanki hasta olacak gibi hissediyorum. Şimdiye kadar seyahatlerimde hiç hasta olmamıştım. Aslında bir gün hiçbir şey yapmayım biraz dinlensem, yatsam iyi gelir. Çünkü Patagonya'nın tamamını kamp yaparak geçmeye çalışmak bünyeyi zorlamaya başladı sanırım. :) Çadırı topladım, kahvaltı yaptım ve tam çıkıyordum hafif yağmur atıştırdı. Yolda da devam ediyor hala.
Akşam kamp yerinde bir süpriz daha oldu. :) Daha önce El Chalten'de tanıştığım motosikletli bir çift vardı onlar da buraya geldi. Sanırım onları paylaşmayı unuttum. Mick ve Tan Avusturalyalılar. Ellerinde olan iki tane Suzuki DR 650'i bir hayli modifike ederek Afrika kıtasına dalmışlar. 2 yıl boyunca doğusu, batısı ve ortası bırakmamışlar, gezmişler. Bana rotalarımı gösterdiklerinde baya şaşırmıştım. Şimdi aradım ama sayfalarında bulamadım. Şimdi de motorları Latin Amerika'ya gönderip burada devam ediyorlar seyahatlerine. Takip etmek için; https://www.facebook.com/earths.ends.rtw/ http://earths-ends.com/
Şehir de oturduk bir şeyler içiyoruz, konu Türk yemekleri :) İyi ki tanışmışım Lucas ile, çok güzel zaman geçiriyorum. Çok güldük sohbet ederken. Türkiye'yi ve kültürümüzü iyi tanıyor. Ayrıca çok yer gezmiş Dünya da, onun için konuşacak konu bitmedi. Brezilya hakkında çok güzel şeyler anlattı. Kafanızı takmayın söylenenlere o kadar tehlikeli değil tadını çıkarın çok seveceksiniz dedi. Şimdiden merak ediyorum Brezilya'yı. :) Ben Yazarsam Olur hadi gel Brezilya bizi bekliyor.
Kahvaltı sonrası Lıcas ile çıktık şehrin merkezini bulmaya çalışıyoruz. Yürürken de bir taraftan muhabbet ediyoruz. Konu nasıl geldiyse İran'a geldi. Yolda tanışıp Orta Amerika'da beraber sürdüğümüz bir İranlı motosikletçi vardı dedim. Lucas bana baktı -İsmini söyler misin?" -Pejman -Bmw motosikleti var, büyük? -Evet -Ben onla tanıştım, beraber kamp yaptık. Ben hadi canım diye bir şaşırdım ve hemen telefondan Pejman'ın fotoğrafını gösterdim. Gerçekten de Pejman ile kamp yapmış. Dünya küçük dedik güldük. Daha bombası geliyor hazır olun. Biz Orta Amerika'da Pejman ve bir başka Türk çift ile beraberdik, bir aya yakın beraber sürdük diye anlattım. Diğer Türk çift tek motorla geziyor BMW'si var değil mi dedi. Yoksa sen Onur ve Ayfer'i de mi tanıyorsun dedim fotoğraflarını gösterdim. Hahahha evet onlarla da başka yerde kamp yapmış. Şaka herhalde şimdi de benle kamp yapıyor. Nasıl bir tesadüf olabilir bu böyle. Dünya küçük gerçekten.
Bu arda elimde kalan son paralarını nasıl harcadığım hakkında bir tüyo vereyim :) Mesela Şili'den çıkarken kalan ne kadar bozukluk param varsa onlara benzin aldım. Çünkü benzini istediğiniz kadar küsuratlı alabilirsiniz ve her zaman benzin alacak yeriniz oluyor. Onun için kalan para ile benzin almak en pratik çözüm. Paranın tamamını pompacıya veriyorsunuz, bu benim son param diyorsunuz. Adam tutturamayıp fazla da kaçırsa bir şey demiyor. Gerçi bu sefer ilginç bir olay oldu. Ben parayı adama verdim. Adam başladı doldurmaya ama durmuyor. Heyecanla "dur dur sadece bu kadar istiyorum" dedim. Adam da "tamam tamam sorun yok" diyor ve doldurmaya devam ediyor. Bir süre anlaşamadıktan sonra ben pompayı aldım elinden. Meğer adam başka param yok ve benzine ihtiyacım olduğunu düşünmüş. Çünkü benzin aldığım yere en yakın diğer istasyon noktası 200km civarında. Adam yolda kalmayım diye fazladan benzin vermek istemiş. Ben Magellan boğasını geçmek için feribot parası ayırmıştım. Adamın kendi isteği ile fazla benzin verdiğini anlayınca çıkarım feribot parasını gösterim ve durumu anlatıp ödemeye çalıştım ama adam yine de almadı. İspanyolca konuşamadığım için tam olarak durumun ne olduğunu da çözemiyorum. Sonuçta adam orada çalışan ve bu parayı cebinden verecek. Neyse ne yaptıysam adam parayı almadı. Ben de teşekkür edip yoluma devam ettim.
Günaydınnn bugün yola çıkmadım çünkü bir gün daha burada kalacağım. Aslında burada yapacak bir şey yok. Hep Lucas yüzünden oldu. Sabah kahvaltı hazırlamıştım. Gördü "Türk kahvaltısı" dedi. Dedim çatalını kap gel katıl bana :) "Ayrılacak mısın benim hiç otostop çekme modum yok kalacam sanırım. Sen de kalacaksan şehre gider etrafa bakar oturur bir şeyler içeriz" dedi. O zaman ben de kalıp muhabbet etmeye karar verdim. Brezilya hakkında da biraz konuşur, öğrenirim hem iyi olur. Zaten hava da gördüğünüz gibi kapalı ve hafif yağmurlu.
Yaklaşık 300km ve uzun bir günün ardından Rio Gallegos diye bir şehre ulaştım. Burada önceden gözüme kestirdiğim bir kamp alanı vardı, önce gidip orayı kontrol edeyim dedim. Güzel görünce çadırımı kurmaya başladım. Tam o sırada Lucas yanıma gelip "Türkiye'den mi geliyorsun?" diye ingilizce sordu. Sonra ismimi sordu. İsmim Serkan dedim. İşte tam bu andan itibaren bomba bir olay oldu. Çünkü türkçe olarak tam şunu söyledi "Serkan abi merhaba". Ben şok ne diyeceğimi bilemedim. Sanırım yüzümdeki ifadeyi gördü hemen durumu açıkladı. Daha önce İngiltere'de çalışırken patronunun ismi Serkan'mış ve Serkan abi diyormuş. Çok çok çok acayip bir tesadüf. O an gerçekten çok güzeldi. Sonrasında çoook ama çok güldük. Lucas normalde Brezilyalı fakat çok fazla gezmiş ve çok fazla yer görmüş. Türkiye'ye de gelmiş. Hatta diğer Türk ülkelerini, Rusya, Japonya, Asya... bir çok yeri gezmiş. Akşam baya sohabet ettik.
Sınırı hemen geçtikten sonra (sanırım 5km sonra) bir volkanik krater göl olduğunu öğredim. Burada bu çölün ortasında ne volkanı ne krateri hatta ne gölü diye düşünüyordum ki tabelasını gördüm. Tabelayı görmeden önce kendi kendime eğer 15km az ise girer bir bakarım demiştim. Çünkü yol kesin stabilize yoldur ve bu zincir ile arazide çok vakit geçirmek istemiyorum. Neyse baktım tabelada 4 km yazıyor, hemen saptım. Yol da asfalt çıktı. Aslında ortada bir dağ, tepe ya da volkan yok gibi görülüyor. Motoru park ettim 100mt yürüdüm manzara bu :) sanırım Volkan zamanında patlayınca dağ, tepe filan kalmamış kocaman bir çukur oluşmuş. Peki yine soracağım bu su buraya nerden geliyor. Yani bu gölü ne besliyor. Bu kadar temiz olduğuna göre belli ki bir hareket var bu su da. Ayrıca etrafındaki izlerden arada yükselip alçaldığı da belli. Yeraltı kaynağı mı var acaba. Sadece bakıp geçsem olmuyor zaten illa bu ayrıntılara takılacağım...
Veeee bir elveda dünyanın sonundaki ateş toprakları için gelsin.
Aslında zor olan 5 derecede motosiklet kullanmak değil. 5 derecede saatlerce motosiklet kullanmak. Çünkü zaten yola sıcak bir yerden başlamıyorsunuz. Kamp yapmışsınız 1 derecede çadırdan çıkıyorsunuz, hazırlanıyorsunuz, soğuk kıyafetlerinizi giyiyorsunuz ve yola başlarken soğuk başlıyorsunuz. Sonra yavaş yavaş vücut sıcaklığınızı kaybetmeye başlıyorsunuz. Saatler geçtikçe ve siz motorun üzerinde hareketsiz durmaya devam ettikçe daha da üşüyorsunuz. Bazen ayak parmaklarımın olmadığını düşünmeye başlıyorum :D Özellikle de esen o rüzgar yok mu? Nereden geliyor neden o kadar soğuk geliyor bilmiyorum fakat havanın 5 derece olmasından çok daha fazla üşütüyor sizi. Kat kat giyiniyorsunuz o rüzgarın içinize girmemesi için. Yağmurluk, altında motor montu onun altında Windstopper giyiyorum, hatta onun altında polar var. Yine de o esen rüzgarın soğukluğunu hissediyorsunuz. Peki ne yapıyorum. Motorun üzerinde dans ediyorum :) Hahah özellikle müzik dinliyorsam motorun üstünde zıplayıp duruyorum. Çünkü hareket ettikçe ısınıyorum. Eğer çok çok üşümeye başlarsam motordan inip biraz koşuyorum veya bir tümsek bulup ona tırmanıp iniyorum. :) Bazen sadece saatte 60 kilometre hızla sürüyorum. Çünkü 90-100 gerçekten çok üşütüyor. Daha önce bahsetmiştim mola verdiğini yer de yine burası, rüzgarlı, soğuk ve sobasız :)
Herkese günaydın. Çok iyi bir uyku çektiğim söylenemez çünkü nedense gece çok acayip soğuk oldu. Yine gece fırtına koptu sanki her şey uçuşuyor gibiydi bir ara. Hatta acaba motosiklet devrilmiş midir diye düşündüm. Bir ara bakmak için çıktım. Aslında iyiki de çıkmışım çünkü manzara çok ilginçti. Onlarca kilometre yakında hiç bir ışık kaynağı olmadığı için ve heryer dümdüz çöl olduğu için gökyüzünde yıldızlar çok güzeldi. Kocaman bir boşluğun içinde milyonlarca yıldızın içinde sanki sadece bu otobüs durağı varmış gibi duruyordu. Aslında tripodu çıkarıp uzun pozlama ile o anın fotoğrafını çekmeyi çok isterdim. Büyük ihtimal hayatımın fotoğrafı olurdu ve size atmosferi çok güzel anlatabilirdim. Oysa şimdi dışarı çıktığımda sanki gece hiç bir şey olmamış gibi her şey sessiz ve sakin bir şekilde duruyor. Neyse hazırlanıp yola çıkayım artık. Çünkü bugün önce Magellan boğazına gidip feribot ile ateş topraklarından ayrılacağım ve sonra tekrar sınıra gidip Şili'den ayrılıp Arjantin'e gireceğim .:)
Aynı geçen kaldığım gibi yine uzun tabureleri birleştirip üzerine matımı ve uyku tulumunu koydum. Kendime yemek hazırladım ve durağın kapısında oturmuş dışarda gelen gider var mı diye beklerken uzaktan gelen bir bisikletli gördüm. Buraya geldiğini anladım çünkü güneş neredeyse batmak üzereydi başka bir yerde kalamaz. Bu otobüs durağının en azından 60km boyunca her yöne başka hiç bir şey yok. Yaklaşık 20dk kadar sonra yanımda soluğu aldı Scott :) Amerikalıymış ve Wasington 'dan başlamış yolculuğuna. Yaklaşık 3 yıldır da yoldaymış. Ushuaia'a doğru gidiyormuş. Nerdeyse bitmek üzere macerası. Neredeyse her zaman offroad gidiyormuş ve anayolları kullanmıyormuş. Zaten bisikleti de ona uygundu. Ayrıca inanılmaz az eşyası vardı. Fotoğrafta gördüğünüz bu düzen ile 3 yıl gezmiş. Bugün 130 km yapmış ve buraya gelmiş. Arazide 130 km ben sürsem açıkcası ben de yorulurum. Yine diyorum bu otobüs durağına kamera koyup kaydetmek isterdim. Hatta burada bir hafta kaldığınızı düşünsenize. Ne acayip insanlarla tanışırsınız. Gerçekten de bu otobüs durağı ve insan davranışları üzerine uzun uzun ayrı bir yazı yazabilirim. En basiti hayatında ilk kez gördüğün ve hatta çok ayrı kültürlerden, ülkelerden geldiğin biri ya birileri ile 6metre kare bir alana giriyorsunuz ve kapıyı kapattığınız anda içerdekiler ve dışardakiler oluyor. İçerde kalanlar birbirine güveniyor ve dışardan gelecek bir tehlike için sürekli hazırda bekliyor. Aklıma The Experiment filmi geldi. Kesinlikle bu yolculuğumun en unutulmazı oldu bu durak.
Evet tanıdık geldi mi? Yine yeniden bu ilginç otobüs durağındayım. Buraya kadar gelirken sürekli havaya ve koyu bulutlara bakıp, "umarım yağmaz", "ilerisi de biraz açık görülüyor ama", "çok az kaldı sadece 10km daha yağma" dedim durdum. Ara ara yağan çok yağmur ile buraya geldim. Buraya ulaşınca nedense bir mutlu oldum. Yahu otobüs durağı işte altı üstü :) Evet güneşin batımasına 1 saat var. Şu anda durakta kimse yok. Çok merak ediyorum bugün de gelen olacak mı? Fakat bir önceki kaldığım günden sonra içerinin düzeni biraz değişmiş. Belli ki birileri kalmış. Daha önce çok sorulmuştu. Otobüs durağının tam yeri burası; https://maps.google.com/?q=-53.351805,-69.257270
Sınırdan sonra yaklaşık 60 stabilize yol var. Fakat yol toprak bir yol. Hatırlarsanız kaldığım ilginç otobüs durağında yağmur yağdığı için ertesi gün saat 10'a kadar beklemek zorunda kalmıştım. Çünkü yol topraktı ve yağmur yüzünden çamur olmuştu. Güneşin yolu kurutmasını bekledim. İşte bu yol aynı yol ve tersten gidip yine o otobüs durağının oraya gideceğim. Fakat havada bir yağmur kokusu var. Arada atıştırıyor gibi de oluyor. Açıkcası korkuyorum çünkü eğer yağmur aniden inerse burada kalırım. Çünkü güneşin batmasına 2,5 saat ancak var, önümde 60km toprak bir yol var ve yorgunum. Burası çamur olursa bu hiçliğin ortasında çadır kurmak zorunda kalırım. Açıkcası otobüs durağına kadar bile gidebilsem yeter. Gider yine orada kalırım. :)
Evet bu Şili'ye son girişim. Gerçekten ben bile sıkıldım her defasında aynı sınır işlemlerini yapmaktan. Önce Arjantin tarafında pasaporta çıkış vurduruyorsunuz, sonra Arjantin gümrüğünden motorunusu çıkarıyorsunuz. Sonra sonra Şili tarafında pasaporta giriş kaşesi vurduruyorsunuz ve sonra Şili gümrüğüne gidip motoru ülkeye sokuyorsunuz. Şili - Arjantin arasında sürekli gidip geliyorum çünkü bu iki ülke Patagonya'da birbirini kesiyor. Ateş topraklarına gitmek istiyorsanız Arjantin'den Şili'ye sonra tekrar Arjantin'e geçmek zorundasınız. Çünkü Şili zamanında savaşıp Magellan boğazını Arjantin'den almış. Çünkü zamanında Magellan Boğazı aynı İstanbul Boğazı gibi önemliymiş. Gemiler Atlantik okyanusundan Pasifik Okyanusuna geçmek içim burayı kullanıyormuş. Fakat Panama kanalı açılınca artık önemini yitirmiş. Tabii bu bölge Şili tarafında kalmaya devam etmiş.
Burada bugün büyük bir motocross yarışı varmış. Her yer son derece kalabalık ve yollar da uzun trafik kuyrukları var. Sağda solda atlayan motosiklet ve ATV'ler görüyorum. :) Şehirden ayrılacak tam zamanı bulmuşum. Önceden haberim olsaydı aslında bir gün daha kalıp seyretmek isterdim. Beni asıl şaşırtan ise ilginin bu kadar büyük olması. Bugün hafta içi ve mesai saati olmasına rağmen gördüğünüz gibi yolda uzun kuyruklar var. İnsanlar yarışın bittiği yere gitmeye çalışıyor. Neyse ki motosiklet ile seyahat ediyorum. Çünkü araba ile olsaydım daha saatlerce buradan çıkamazdım. Bazı yerlerde polis yolu kapatıp trafiği beklettiği için ilerleyemedim ama onun dışında fena değil. Yine de zaman kaybettirdi. Açıkcası bu akşam soğuk olacağı için çıkabildiğim kadar kuzeye çıkmak istiyorum :D
Ushuaia'a gelirken Garibaldi geçitinin fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. Buyrun meşhur Paso Garibaldi.