Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Ablam diye demiyorum ama çok sağlam geziyor. :) En zorlu rotalardan biri olan Batı Afrika rotasını bitirdiler ve Güney Afrika'ya geçtiler. Sırada ise 5 yıl önce benim yaptığım Doğu Afrika var. Fakat artık onlara her yer Avrupa ;) Hem TatlıGezgin hem de One Road One World 'ü tebrik ediyorum.
Bir sürü acenta ile iletişim kurduk fakat bireysel taşıma yapmak istemiyorlar. İsteyenler de çok acayip rakamlar istiyorlar. :) Gümrük işlemlerini kendimiz de yapamıyoruz. Gözümüze kestirdiğimiz bir acentadan yürümeye karar verdik ve bugün ofisine gittik. Çünkü işlemleri bir an önce başlatmak istiyoruz. Öncelikle gümrük işlemlerini bizim adımıza halletmesi için aynı bizde olduğu gibi vekalet vermemiz gerekiyor. Asıl komik olan noter işlerinin de bizdeki gibi kafasına göre olması :) ilk gittiğimiz noterde biz portekizce bilmediğimiz için işlemi yapmak istemedi. Aslına bakarsanız haklı sonuçta ne imzaladığımızı bilmiyoruz. Yeminli tercüman istediler. Fakat o pahalı olunca uzak bir yerde ingilizce bilen başka bir notere gitmeye karar verildi. Ona gidince de noter biz yabancıymışız ya da portekizce bilmiyormuşuz hiç ilgilenmedi bile ve işlemimizi yaptı. :) Tüm gün ne yaptık derseniz sadece biz imza attık. Acaba gümrük işlemleri nasıl bilemedim :)
Brezilya'dan Türkiye'ye direkt giden RoRo bulamadığımız için uçakla ülkeden çıkarmaya karar verdik. Sao Paulo'dan direkt İstanbul'a Turkish Cargo çalışıyormuş. Sağolsun eski bir dostum Emre'ye yazmıştım. Kendisi Turkish Cargo'da çalışıyor. Sao Paulo'da tanıdığı be bize yol gösterecek bir kontak var mı dite sormuştum. O da bizi Sao Paulo'da Gökalp'e yönlendirdi. Bunların hepsi tabii bugün olmadı yaklaşık bir aylık bir süreç. :) Gökalp bize acenta bulma konusunda çok yardım etti. Ne sorumuz varsa cevapladı. Yeri geldi acenta ile pazarlık etti, yer geldi insanlarla anlaşamadığımız zaman anlaşacak birilerini buldu. :) Ayrıca navlun ücreti konusunda da elinden geleni yaptı. Bu benim motoru 7. taşıyışım olacak. 1 defa konteyner, 5 defa RoRo ile taşımışım. Şimdi de uçak deneyimim olacak :)
Rio De Janeiro'dan son fotoğrafımız da bu olsun. Artık Sao Paulo'ya geri döneceğiz ve eve dönüş için işlemlere başlayacağız. Sao'dan Rio'ya gelirken sahilden 20 günde gelmiştik şimdi ise dağlardan, otobandan gidip bir günde döneceğiz. :) Öncelikle motorların geri Türkiye'ye kargolama işini halledeceğiz, sonra da kendimiz için uçak bileti bulmamız gerekiyor. Bu sefer motosikleri uçak ile göndereceğiz. Daha önce konteyner ve RoRo tecrübem olmuştu şimdi de uçağı deneyelim dedik. Aslında Brezilya'dan direk Türkiye'ye RoRo da bulamadık, Avrupa aktarması yapmamız gerekiyor ve navlun ücreti yüksek çıkıyor. :(
Bu dev gibi graffitileri olimpiyatlar için yapmışlar. Hepsi birbirinden güzel ve etkileyici.
Brezilyalılar sadece dans etmeyi değil, yemek yemeği de seviyor. Bir sürü yerde yemek üzerine böyle küçük etkinlik alanları kuruluyor. Bir taraftan müzik de çalıyor tabii. İnsanlar hem yiyor hem oynuyor. Bir sürü değişik yemek çeşidi bulunuyor. Zaten Meksika'dan sonra en fazla yemek çeşidini Brezilya'da gördük. Resmen kilo aldım. Hatta son bir haftadır az yemeğe çalışıyorum :) Yemek fiyatları bizden pahalı. Gerçer bırada her şey bana pahalı geliyor. Sanırım Türkiye'deki fiyatları unuttum. Gerçi ben bir yıldır Türkiye'ye gelmiyorum ve o süre zarfında Türk Lirası çok değer kaybetti, enflasyon da arttı. Belki Türkiye'ye döndüğümde orada da bana her şey pahalı gelecek.
Selin ben evde oturacağım, bugün çıkmayacağım diyince ben de Erol'a (Motomacera) mesaj attım, gel beraber bir şeyler yapalım dedim. Aşağıda kahve içiyormuş, komşuyuz ya ben de indim yanına. Bir süre sonra arkadan Selçuk (Gezgin Guru) çıktı geldi. Meğer Erol'un kaldığı yere gelmiş o da. :) Başladık şehir merkezinde gezmeye.
Ipanema plajından biraz daha fotoğraf ekleyim. Burası manzarası ile ünlü bir plaj ve bence hakkını veriyor. Brezilya'da bir çok güzel plaj gördük ama hiç biri böyle koca bir şehrin içinde değildi. Onun için bana daha bir etkileyici geldi. :)
En az Copacabana kadar ünlü Ipanema plajı da buymuş. :) Copacabana'nın hemen 1 km ilerisinde, o bitiyor Ipanema plajı başlıyor. Bu plajın arkasındaki binalar çok yüksek değil o yüzden daha uzun süre güneş alıyor ve manzarası daha iyi. Onun için de çok kalabalık. İnsanlar gün batımı seyretmeye gelir. ;)
Bu kıtanın en ünlü simgelerinden birisi "Christ the Redeemer" anıtı karşınızda :) Adamlar Rio De Janerio'da dağın tepesinde koymuşlar. Şehir manzarası da çok güzelmiş.
Erol ile saatlerce vakit geçirdiğimiz için evden dışarı çıkamadık. :) Akşam üzeri Erol ayrılınca ben de hava kararmadan sahilede yürüyüş yapmak için evden çıktım. Aslında İpenema plajına gitmek istiyordum ama yürüyerek karanlığa kalacağım için vaz geçtim yine yakın olan Copacabana plajına gittim. Kocaman bir şehrin ortasında bu plajlar bir eğlence mekanı gibi. :) sahil boyunca tenis, voleybol, futbol, vb. bir sürü etkinlik alanı var. Her daim müzik çalıyor ve insanlar dans ediyorlar. İnsanlar evden, işten çıkıp plaja gelip vakit geçirip geri evlerine dönüyor.
Erol'u (Motomacera) artık tanıyorsunuzdur, yolda bir kaç kez daha karşılaşmıştık. Kendisi çok uzun zamandır motosikleti ile Amerika kıtasını geziyor. Rio De Janeiro'da olduğunu bildiğim için neredesin, görüşelim diye mesaj attım. Copacabana'da kalıyormuş. Aaa ne güzel biz de o bölgedeyiz yakınız o zaman dedim. Erol bana lokasyon gönderdi meğer bizim kaldığımız evin tam karşısındaki binada kalıyormuş :) yol artık ne tesadüf! Neyse madem binalarımız karşılıklı ev ziyareti yapıp komşuculuk oynadık; çay, kahve, pasta, kurabiye eşliğinde bol bol sohbet ettik.
Selin: Serkan sence ben yolda çok mu sıkılıyorum? Serkan: Yok be Selin. Selin: O zaman dans!!!
"Hiç yorulmuyor musun motosiklet ile binlerce kilometre yol yaparken..." diye soranlar için cevap veriyorum. Bazen çok yoruluyorum. Aynı bunun gibi bulduğum yere uzanıp günlerce yatasım geliyor. Çok yorgun hissederken motor tepesinde kendi kendime "tamam Serkan bugün erkenden gideceksin, kamp yerini bulacaksın, hemen çadır atıp uyuyacaksın sabaha kadar, dinleneceksin." diyorum fakat gerçekler her zaman hayaller gibi olmuyor. Kalacak yer bulamıyorsun ya da buluyorsun ama yapman gereken başka şeyler çıkıyor, gece biri geliyor, hayvan rahatsız ediyor, sen huzursuz olup yatamıyorsun, bazen sosyal medyaya takılıyorsun, her zaman tamir etmen gereken bir şeyler oluyor onlarla uğraşıyorsun, ertesi gün nereye gideceğini, nerede kalabileceğini ya da nereyi gezeceğini araştırıyorsun.... uzun lafın kısası gezmek tatil değildir, yorucu bir iştir, bazen bedeninizi bazen de zihninizi zorlar. Tüm gezilerimde aynen böyle yatabildiğim çok az olmuştur. Bazen benim de tatil yaptığım oluyor. Gezinin içinde tatil fikri komik geliyor insanlara ama işin aslı böyle. Öyle "ooo adama bak güzel güzel geziyor hayatını yaşıyor..." olmuyor. Neden yapıyorsun o zaman diye sorabilirsiniz. Çünkü SEVİYORUM.
Bu gezimizde en sessiz, en karanlık ve hatta en kimsesiz gecelerimiz hep Amerika'da geçti. Kafamızı yukarı kaldırdığımızda en çok yıldızı yine Amerika'da gördük. Bu bana çok ilginç geliyor. Çünkü bu kıtanın en gelişmiş, en modern, en teknolojik ülkesi yine Amerika'ydı.
Buyrunuz Rio De Janeiro'nun meşhur Copacabana plajı. Bol dalgalı bir okyanusun önünde up uzun bir plaj... buraya kadar her şey normal... arkasındaki koca şehir normal değil :))
Rio de Janeiro'ya giden sahil yolu anlatıldığı gibi çok güzelmiş. Yol sakindi ama çok fazla sabit radar vardı. Dev gibi tabelalarla gösterdikleri için sorun olmuyor. Yol boyunca bir tarafınız ormanlık diğer tarafınız adacıklarla dolu Atlantik okyanusu. İlk fotoğrafta okyanusun fotoğrafını görebilirsiniz. İkinci fotoğrafta ise yol üzeri durduğumuz ve o manzarayı seyrettiğimiz yer var. Yol üzerinde bir de nükleer santral vardı. kocaman bir kubbesi ve uzun bir bacası vardı. Hayatımda ilk kez bir nükleer santral gördüm. Fotoğrafını çekmeyi akıl edememişim nedense. Santral arkasını kayalık bir dağa dayamış, önü ise açık bir şekilde Atlantik okyanusuna bakıyordu. Bir sorun olursa sanırım hiç iyi olmaz...
Gezimizin son şehri olan Rio De Janeiro'ya doğru gidiyoruz. Hakkında bir sürü güzel ve biri sürü kötü şey duyduğumuz Brezilya'nın em tehlikeli şehrine doğru gidiyoruz. :)
4 gecedir Ubatuba'da kaldığımız ev burası. Evin bulunduğu küçük mahellenin 3 tarafı yağmur ormanları kaplı dağlar ile çevrili önü ise plaj ve Atlantik olyanusu :) Bu insanlar cennette yaşıyorlar!
Manzarayı gören Ben Yazarsam Olur 'un sevinç dansı :)
Kaldığımız yerden plaj görüntüleri :) en büyük eğlencemiz plaja gidip sörf yapanları seyretmek :) Burada büyük, küçük, fakir, zengin fark etmiyor herkes sörf yapıyor. Kimi sörfünü elinde taşıyıp geliyor, kimi bisikletin, motosikletin yanına bağlayıp geliyor :) Her yerde sörf tahtası satılıyor. İlginçtir kiralayan bir yer bulamadım. Daha önce Güney Afrika'dayken biraz denemişliğim vardı. Sonrasında ayağa kalkmadan üzerinde yatarak sörf yapılabilen kısa tahtalardan alıp devam etmiştim sörf kariyerime :)) Brezilya'da henüz kısmet olmadı yapmak.
Okyanusda yüzemeyince kendimi şelalelin küçük göletlerine bıraktım. :) Mevsim kış olduğu için su soğuktu ama yine de değerdi. Önce küçük gölete girdim sonra hızımı alamadım bir alttaki büyük olan gölete girdim. :) güneş iyice gidene kadar oturdum gölün içinde. Fakat güneş gidince hava birden soğuyor onun için çıkıp evin yolunu tuttuk. Ayrıca hava kararınca yollarda hiç ışık olmuyor zifiri karanlıkta gidiyorsunuz. :(
Plaj plaj derken sıkıldık artık farklı yerlere bakalım dedik. Çünkü sürekli okyanusa da giremiyoruz. Zaten dalgalar yüzünden pek yüzülecek gibi değil ama sörfcüler için cennet. 30km yakında şelale varmış gidip ziyaret etmeye karar verdik. Aslında nehir yukarıdan aşağı akarken küçük küçük bir sürü şelale ve havuzlar oluşturmuş. Çok güzel bir yer. Sezonda bir sürü insan yüzmeye geliyormuş bu havuzlara. Şimdi bizden başka kimse yok. Bize özel doğal havuz gibi :))
Brezilya dipsiz bir kuyu gibi ne kadar kalırsanız kalın gezip bitiremezsiniz. Güney Amerika'da açık ara en sevdiğimiz ülke oldu burası. Gezileri her zaman güzel bir ülke ile bitirmeye çalışırım. Çünkü sonda hissetiklerim gezinin aklımda güzel kalması için çok önemlidir. Afrika için Güney Afrika, Asya için Japonya oldu. Şimdi Amerika için de Brezilya oldu. Bu geziye çıkarken bir yıl gezer geliriz diyorduk. Aslında o zamanlar çok uzun bir zaman dilimi gibi görülüyordu, onun için öyle diyorduk. Fakat bu ay sonu ile gerçekten bir yılı tamamlayacağız. Hala nasıl geçti hiç anlamış değilim. :) Brezilya'nın kuzeyine, Amazon'lara kadar çıkmayı düşünüyorduk fakat her yerde 4-5 gün kalmaktan bir ayda çok yol gidemedik. Anladık ki Brezilya'yı bir ülke gibi değil, Güney Amerika kıtasının yarısı gibi düşünmemiz gerekiyor. Nasıl Brezilya'ya gelene kadar Güney Amerika'da 6 ay geçirmişsek, Brezilya'da da bir 6 ay geçirmemiz gerekiyormuş. Durum böyle olunca Brezilya için ilerde başka bir gezi yapmaya karar verdik. :) Artık daha fazla Kuzeye çıkmayacağız. Rio de Janeiro'ya 300km kalmışken oraya kadar çıkacağız ve tekrar Sao Paulo'ya dönüp bu geziyi bitirceğiz. Eğer motorların kargolanması işini hızlı sonuçlandırabikirsek 1-2 haftaya evimize döneceğiz. Vay be!
Bir kaç gün önce çok sevdiğimiz Ilhabela adasından ayrıldık ve 80km ilerdeki Ubatuba şehrine geldik. Şu anda sezon olmadığı için ortalık çok sakin ve güzel. Burada 80'e yakın plaj bulunuyor. Plajların arkasındaki dağlarda ise yağmur ormanları bulunuyor. :) Buraları yani Sao Paulo ile Rio de Janeiro arasını bu kadar popüler yapan da bu doğa ve plajlar zaten. Biz de bunun etkisine kapıldığımız için yayıla yayıla gidiyoruz. Sanırım Sao'dan çıkalı 2 haftadan fazla oldu ama sadece 300km kadar uzaklaşabildik. Ubatuba diğer yerlere göre bu sezonda daha bir sakin çünkü Sao ve Rio'nun ortasında bulunuyor. Her iki büyük şehirden de buraya haftasonu ya da günübirlik gelmeyi tercih etmiyorlar. Genelde daha uzun süre kalacak az sayıda insan geliyor. Biz de bir 4-5 gün kalıp biraz etrafa göz atacağız. Bir taraftan motorları Türkiye'ye göndermek için de alternatif arayışımız devam ediyor.
Brezilya'da güneşli günlere devam ediyoruz. Normalde burada mevsim kış fakat bizim bildiğimiz gibi kış değil. Hava çok fazla soğumuyor fakat yağmur sezonu oluyor. Şimdilik 4-5 günde bir yapğmur geliyor bir gün yağıyor sonra tekrar güneş açıyor. Hava 22-27 derece arasında ideal bir sıcaklıkta. Tişört ile de durabiliyorsun motor montu ile de çok rahat gezebiliyorsun. Havanın ve sezon sonu sakinliğin tadını çıkarıp sakin plajları gezmeye devam ediyoruz. Kaldığımız Ilhabela adasının okyanusuna bakan doğu ucuna geçtik. Buraya giden yok ormanın içinden geçiyor 700mt'lik bir dağ aşmanız gerekiyor. Orman tabii yine balta girmemiş yağmur ormanı modeli. Zaten milli park ve küçük bir stabilize yol açılmış sadece. Bazı yerlerinde su havuzları ve kayalık geçişleri vardı. Bu taraftaki sahilde beni etkileyen asıl şey kumsalın denize doğru yamaç oluşturmuş olması. Ne kadar uğraşsam da onu fotoğrafa aktaramadım. Şöyle düşünün kumsalda duruyorsunuz karşıdan gelen 2mt'lik bir dalga var ama siz o dalga ile aynı hizada duruyorsunuz. Kumsala vuruyor ve su ayağınıza doğru yukarı yükselerek geliyor. Alışık olmadığınız ilk başta kumsada okyanusa doğru yaklaştıkça göz yanılması gibi hissediyorsunuz ve bir an dengenizi kaybetmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Hayatımda ilk kez böyle bir şey ile karşılaştım. Plaja söyleyecek bir lafım yok. Yine ormanların içinde, bembeyaz kumları, tropik palmiye ağaçları ile çevrili, minik adacıların olduğu tipik bir Brezilya sahili :) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
[TUR / ENG] Size ilham olması için bir adamın hikayesini anlatacağım. :) Aslında daha önce birkaç kez paylaşmıştım. Ablam (TatlıGezgin​) ile birlikte seyahat eden Ferry Schouten'den bahsetmek istiyorum. Daha önce motosiklet kullanmamış, ehliyeti olmayan ve hatta hayatında hiç kamp yapmamış birini düşünün. Sonra bu adamın motosiklet ile dünya turuna çıktığını ve ilk olarak da en zorlu parkurlardan biri olan Afrika'nın batı kıyılarından güneye indiğini hayal edin. :) Benim bir çok insana örnek olarak gösterdiğim bir işi yapıyor. Hayalini gerçekleştirmek için her şeye sıfırdan başladı. İlk olarak motosiklet sürmesini öğrendi, eğitim aldı, ehliyete başvurdu, sonra kendisine küçük bir motosiklet ve güvenlik ekipmanlarını aldı. Biraz daha pratik yaptıktan sonra Ablam Nordkapp'a doğru çıkarken Hollanda'dan kendisine katıldı. Avrupa onun için güzel bir alıştırma oldu. Aslında kendisi Hollanda'lı olduğu için Türkiye onun için güzel bir alıştırma olmuş da olabilir. :) Sonra Afrika kıtasına geçtiler. Bana bile bir sürü kişi mesaj attı. Afrika'nın batısı çok tehlikeli nasıl yapacaklar diye. Ben çok takılmadım çünkü yeterince isteyince her şeyin yapılabildiğini biliyorum. Şu anda Angola'dalar. Afrika'nın batı tarafı neredeyse bitti sayılır. Her zaman söylüyorum bir şeyi ne kadar istediğiniz önemli ve Ferry bunun için güzel ve başarılı bir örnek. Fakat "ben de istiyorum ama olmuyor" diye yine yazanlar olacaktır. Onlara hemen cevap vereyim. Ben küçüklüğümden beri uçmak ile ilgili (yamaç paraşütü, delta kanat, paramotor, v.b.) bir şeyler yapmak istiyorum. bu konu içimde hep bir ukde olarak kalmıştır. Bazen bunu yapan arkadaşlarımı görünce dertlenirim, bir türlü yapamadım derim. Hatta onlarla bazen "ne güzel başladınız bu işe ve yapıyorsunuz, ben de istedim ama olmadı" diyorum. Fakat ben hayatımda bir çok insanın istediği başka bir şey yaptım. Dünyayı motosikletim ile gezmeye başladım. Çünkü onu daha çok (yeterince) istiyordum. İşte böyle hayatınızda tüm isteklerinizi gerçekleştiremiyebilirsiniz ama gerçekten istediğiniz şeyler gerçekleştirebileceğinizden şüpheniz olmasın. Ferry'i Facebook ve Instagram hesabından takip edin ve destek verin; facebook.com/oneroadoneworld instagram.com/oneroadoneworld [ENG] I'll tell story about a man to inspire you. :) Actually I've shared him several times before. I want to talk about Ferry Schouten who travels with my sister (TatlıGezgin). Consider a person who has never used a motorcycle before, has no driver license, and has never camped in his life. Now imagine that this guy started the world tour on motorcycle last year and has chosen western side of Africa which one of the hardest routes first. :) He is doing the job as I have shown to many people as an example. He has started to make his dream without knowing anything. He first learned to ride motorcycle, applied for driver license, then bought himself a small motorcycle and safety equipments. After practicing a little more, he joined to my sister for Nordkapp route from the Netherlands. Europe was a good exercise for him. He is Dutch, so maybe Turkey was a good exercise for him. :) After Nordkapp route, they went to West Africa together. A lot of people sent me messages that western side of Africa is so dangerous. I didn't listen them, because I know that everything can be done if you want enough. They're in Angola right now and western side of Africa is almost over. I always say that ask yourself "did you really want it?" . Ferry is a beautiful and successful example of this. Now, some of you can say that "I want it, but I couldn't do it". Since I was little, I want to do something about flying (paragliding, delta wing, paramotor, etc.). Sometimes when I see my friends doing this, I say myself or them that "I wanted it too, but I couldn't...". But I've done something else that many people want in their own life. I started to travel the world on motorcycle. Because I wanted it more. You can not fulfill all your wishes in your life, but you don't have doubt that you can fulfill wish which you really want. Follow Ferry on Facebook and Instagram for supporting; facebook.com/oneroadoneworld instagram.com/oneroadoneworld
Brezilya'da Ilhabela adasından sıradan bir gün batımı :) Unutmadan instagram hesabından kısa videolar ve farklı fotoğraflar paylaşmaya devam ediyorum. Onun için orayı da takip etmeyi ihmal etmeyin. instagram.com/ruzgarinizinde
Yağmur öğleden sonra durunca fırsat bu fırsat deyip hemen motora atladık ve ilk olarak adanın kuzeyindeki çok güzel olduğu söylenen küçük bir koyu aramaya gittik. Asfalt yol bitip ormanın içinde, güzel ve küçük bir stabilize yol başlayınca daha bir güzel oldu. Yolun bazı kesimleri bildiğiniz balta girmemiş orman modeli :) Neyseki yağan yağmurdan dolayı çok fazla çamur olmamıştı ortalık. Bir süre dolanıp tepeleri inip çıkınca koyun uzaktan manzarası ile karşılaştık. Çölde vaha gibi duruyordu. Her yerin kayalık ve okyanus olduğu bir yerde iki tepe arasında, palmiye ağaçları ile kaplı, kumdan küçük bir sahil. Manzarayı görünce yola devam edip ulaşmaya çalıştık. Hatta bir yerden sonra motosikleti bırakıp yürüdük ve sahile ulaştık. Kendimi korsan filmlerinin çekildiği bir film sahnesinde gibi hissettim. Bu ada yaşamak için güzel bir yer gerçekten. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Ertesi gün adada bir gün değil 2 gün daha kalıp vakit geçirmeye karar verdik. Fakat önce daha uygun bir kamp yeri bulmamız gerekiyordu. Öğleden sonra yağmur geleceği için elimizi çabuk tutup erkenden kamp yeri aramaya başladık. Ada içinde sanırım 50km kadar yol yaptık bir sürü yere baktık fakat uygun bir kamp yeri bulamadık. Bir sürü yer dediğime bakmayın, adada sadece 3-4 tane kamp yeri var. Fakat bazılarını bulmak biraz zor oldu. Fiyatları görünce dün 25$ kaldığımız yerin en uygunu olduğunu anladık. Biz kamp yeri ararken yağmurda bastırdı. Bir benzinciye sığınıp ev bakalım belki daha uygundur dedik. Selin internetten aradı aradı gerçekten daha uygun fiyata bahçesi, mutfağı, tuvaleti olan bir müstakil ev buldu. Şaka yapmıyorum. Hemen gittik baktık, tertemiz bir yer. Sahibi biraz ada hakkında bilgi verdi ve harita üzerinde anlattı. Adada sandığımızdan daha çok yapacak şey varmış. Kalacak yeri bulunca ve adayı da sevince hadi 2 değil 4 gün daha kalalım dedik ve anlaştık. Bu arada gece iyice artan yağmur ertesi gün öğlene kadar yağdı. İyiki kamp yeri bulamamışız dedik. :D Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Bir öncek güzel ama gürültülü kamp yerinden ayrıldıktan sonrasını anlatmadım. Hemen 80km ilerde, yol üzerinde Ilhabela adasına geçtik. Aslında adaya gelirken büyük beklentilerimiz yoktu. Adanın kuzey ucunda bir kamp yeri bulmuştuk, oraya gider 2 gece kalırız ve biraz etrafa bakıp yola devam ederiz diye düşündük. Adaya daha ilk girdik nedense ortamı çok beğendik. Kuzey ucuna gidene kadar yaptığımız 15km'de adanın potansiyelini gördük :D Pek bizim gibi uygun bütçeler ile gezen kişilerin takılacağı bir yere benzemiyordu. Zaten kamp yerinin fiyatının 25$ olduğunu öğrenince hiç şaşırmadık. Başka kamp yeri de bulamadığımız için o gün kalıp ne yapacağımıza karar verelim dedik. Tamam kamp yeri ve manzarası çok güzel ama 25$ edecek bir yer değil. :)
Artık yavaş yavaş yolculuğumuzun sonuna yaklaştığımız için motorları tekrar Türkiye'ye götürecek bir alternatif aramaya başladık. Brezilya son ülkemizdi onun için buradan gönderebileceğimiz seçeneklere öncelikli bakıyoruz. Çünkü buradan başka ülkelere geçebilmek için binlerce kilometre yapmamız gerekiyor. Asıl sorun Brezilya'da bir şeyleri göndermek çok kolay değil. Limanları kalabalık ve pahalı, gümrük işlemleri biraz çetrefilli. Danıştığımız herkes motoru sürerek sınırdan çıkıp gitmemizin en kolay yöntem olduğunu söylüyor. :) Motorsikletler hafif olduğu için hem uçak hem de Ro-Ro alternatiflerini araştırıyoruz. Önce motosikletlerin Brezilya tarafındaki gümrük, liman (ya da havalimanı), yükleme, v.b. işlemlerini yapacak bir acente (forwarder) bulmamız gerekiyor. Daha zorluk burada başlıyor çünkü bulup mail attığımız acenteler sürekli olarak bireysel çalışmaladıklarını geri dönüyor. Eğer acente bulursak Turkish Cargo ile göndermeyi deneyeceğiz. Ayrıca Brezilya sahillerinden kalkan ve Avrupa'ya giden iki de Ro-Ro bulduk. Onlara da mail attık iki kez ama henüz ses veren olmadı. :) Arayışlarımız devam ediyor. Her türlü fikir ve öneriye ya da Brezilya'da tanıdığa açığız :)
Şu anda Brezilya'nın en popüler motosiklet rotası üzerindeyiz. Gerçi turistik olarak da en çok bilinen bölgesi burası. Sao Paulo ile Rio de Jainero arasında kalan 101 numaralı sahil yolunu motosikletçiler çok kullanıyor. Yol boyunca tanıştığımız bütün Brezilyalılar bu yola mutlaka gitmemizi önerdi durdu. Sadece 500km kadar bir yol fakat çok güzel plajların, ormanların ve virajlı güzel yolların olduğu bir yer burası. Biz Sao Paulo'dan çıkınca ilk durak olarak sahile inip Bertioga'ya yakın bir plaja kamp atmıştım. Orada 4 gece kaldık, oradan çıkınca da 80km kadar ilerde Ilhabela adasına geçtik. Buradan sonra Ubatuba, Paraty, Ilha Grande'ye uğrayıp Rio de Jainero'ya geçeceğiz. Tabii ilk iki durakta toplam 9 gün harcadığımızı düşünürseniz Rio'ya gitmemiz ay sonunu çok rahat bulur. :D
Çok güze havalarda günlerimizi bu kumsalda okyanus kıyısında geçirdik. Brandamızı gerdik sakin sakin okyanusu seyrettk, yüzdük, yürüdük, dalgalarla sörf yaptık :) Fakat artık bu güzel kamp yerinden ayrılmaya karar verdik. Çünkü sezon olmadığı halde hafta sonu gelen az sayıda insan yüzünden burada durulmaz hale geldi. Arkadaş ne çok seviyorsunuz açık alanda bangır bangır müzik dinlemeyi. Her arabasını çeken ayrı bir müzik çalmaya başladı. Artık 4-5 farklı yerden gelen müzik birbirine karışıyordu. Gece yarısı sustular sonra sabaha karşı 4'de yine bangır bangır başladılar. :) Bizle beraber hafta içi kamp yerinde kalan Avusturyalı bir çift daha vardı, onlar karavanla olduğu için dışarı kaçtılar, başka bir yere park ettiler ama biz kaçamadık. Bir an düşündüm, sezonda burası nasıl acaba? Eminim bunun kat ve kat daha kalabalıktır buralar. İyiki sezon dışında gelmişiz. Hem her şey daha ucuz hem ortalık sakin. Ayrıca hava denize girmeye yetecek kadar da sıcak. Terlemeden güneşin altında oturabiliyorsunuz. Daha Rio de Jenairo'ya kadar bir sürü güzel plaj uprayacağımız ve kalacağımız. Artık hafta içleri denk getirmeye özeb göstereceğiz. Haftasonları ise şehirlere kaçarız. :)
Dün 6 gündür kaldığımız Sao Paulo'dan ayrılıp okyanus kıyılarına sürmeye başladık. Kendimize sahil kenarında güzel bir kamp yeri bulup 3-4 gün kalma niyetindeyiz. En son Ekovador'dan Peru'ya girerken okyanus kenarında kamp yapmıştık ve yüzmüştük. Üzerinden nerdeyse 6 ay geçti. Sonrasında Patagonya'ya kadar suya ayağımı sokmadım. Zaten Patagonya'da soğuktu sadece ayağımı soktum. :) 80km ilerde bir yer gözümüze kestirdik. Okyanusda dağların arasında ve hatta ormanın içinde çok küçük bir koy. Google maps'den baktığımızda bir sürü kamp yeri vardı. Fotoğraflarına da baktık iyice bir heyecanlandım. Çünkü ormanın içine kamp yapıyorsun önün kumsal ve okyanus. Fakat oraya vardığımızda öğrendik ki ormanın içine sadece yürüyerek giriliyormuş, araç ile giremşyormuşuz. Resmen hayallerim yıkıldı. :)) "ama ama..." diye diye kaldım. Daha ilerde şehrin içinde bir iki kamp yeri baktık fakat beğenmedik. Çünkü kafayı taktık deniz kenarında kumsalı olan bir yerde kamp yapmak istiyoruz. Derken derken toplam 150km gittik ve akşam olduğunda burayı bulduk. Denizin hemen önünde, çimenlik, ağaçlık bir kamp yeri.
Dünün kısa kısa özeti :) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Sao Paulo'da son olarak da gittiğimiz yer asıl şehir merkezi olan Praça da Se'ye gittik. Tipik avrupa şehirleri gibi kocaman bir katedral ve önünde de yine büyük bir bahçesi var. Etrafta trafiğe kapalı bir sürü sokak var. Bizim Eminönü'ne benzettim biraz :) Burayı çok sevmediğimiz için çok takılmazdık, biraz dolanıp geri eve döndük. Zaten hava kararıyordu etraf pek güven vermedi bize :)
Sao Paulo'da 4. gün de şehrin ortasında kocaman bir parka gittik. İçinde göllerin ve birsürü kuşların olduğu büyük park. Tüm gününüzü rahatlıkla geçirebilirsiz. Hafta içi gündüz vakti olmasına rağmen kalabalık sayılırdı. Kimi spor yapmaya, kimi güneşlenmeye gelmiş. Bisiklet, kaykay ve paten için de bir sürü yer yapmışlar parkın içine. Biz de uzun uzun yürüyüp göl kenarında kuşları gözlemledik. Şehrin ortasında böyle büyük bir park olması çok güzel. Büyük şehirlerde İnsanların gerçekten buna ihtiyacı var bence...
Biraz ondan biraz bundan karşılıklı sohbet muhabbetteyiz. ;)
Şehrin ortasında, en işlek yerinde 8 şeritli geniş bir ana cadde düşünün, sonra bu caddeyi pazar günü insanların eğlencesi ve sosyalleşmesi için kapatın. Hem de bunu her pazar yapın. 3. Gün Sao Paulo'da Paulista caddesine gittik. Ev sahibimiz özellikle pazar gitmemizi söylemişti. Kilometrelerce uzun bir caddeyi tamamen kapatıyorlar. Herkes kendine göre vakit geçiriyor burada. Koşuyor, bisiklet sürüyor, paten, kaykay kullanıyor, Alt geçitin üstüne ip gerip yürüyor, jonglörlük yapıyor, müzik çalıyor, sokaklarda dans eden gruplara katılıp dans ediyor.... Kısacası haftanın yorgunluğunu pazar günü burada sosyalleşerek atıyor. Düşünsenize müzik çalıyor bizi dans ediyor yol yürüyenler ona katılıyor, böyle büyüyor kalabalık onlarca kişi oluyor sonra müzik bitiyor herkes yürümeye devam ediyor kaldığı yerden... Daha önceki paylaşımımı okumayanlar için tekrar yazayım; burası 20 milyon nufusu ile İstanbul'dan daha kalabalık ve büyük bir şehir. Güzel olmaz mıydı bizde de olsa. Müziğe, dansa, jonglörlüğe, sanata... neden bu kadar uzağız, neden her şeye bu kadar ön yargılıyız...
Tropik meyveleri merak ediyorsanız çarşı pazar gezen ve bütün meyveleri tek tek fotoğraflayıp anlatan Ben Yazarsam Olur'un bu paylaşımına bir göz atın. :)
2. gün belediye parkından çıkınca öğleden sonra gitmemiz önerilen "Beco do Batman" (Batman geçiti) dedikleri bir sokağın olduğu mahalleye geldik. Aslında mahallenin bir çok yerinde çok iyi graffitiler var fakat özellikle Batman geçidi dedikleri sokak çok iyiydi. 1980 yılında duvarın birine yapılan Batman graffitisi yüzünden buraya bu isim verilmiş. Takip eden yıllarda duvarlara farklı farklı bir sürü graffiti çizilmeye başlanmış ve hikaye böyle devam etmiş. Fakat turistler gelmeye başladığı için artık burada yaşayanlar bu graffitileri düzenli olarak yeniliyorlar. (ya da yeniletiyorlar) Benim asıl merak ettim ilk Batman graffitisini çizen kişi biliniyor mu acaba? Adam yoktan bir akım başlatmış ve şimdi bu sokak Sao Paulo'nun en ünlü tursitik altivitesi olmuş.
2. Gün ise kafamızı dışarı çıkarıp bu koca şehre biraz bakalım dedik. Sao Paulo yaklaşık 20milyon nufusu ile İstanbuldan daha kalabalık bir şehir ve Güney Amerika'nın en büyük şehri. İlk olarak belediye pazarına gittik. :) Bu kadar kalabalık bir yer beklemiyordum. Burası her çeşit meyve, sebze, et, balık, turşu, baharat, peynir, vb. kısacası yeme ve içme üzerine ne ararsanız bulabileceğiniz bir yer. Oldukça da pahalı bir yer. Bir dükkanın önünde durunca tezgahtar size bir sürü şey denetmeye çalışıyor sonra da ananası 3 katı fiyatına satmaya çalışıyor. Zaten ev sahibi bizi gitmeden uyardığı için hazırlıklıydık. :) Bırada satılan onlarca farklı meyvelerin hemen hemen hepsini daha önce Orta Amerika'da tattığımızı gördük. Sadece 2 farklı meyve vardı. Asıl gördüğüm ilginç bir şey beni bayağı düşündürdü. Tropik iklim kuşağında bir sürü farklı meyve var ve bunlar biz de yok. Bizede de sürekli olarak tropik meyve ismi ile pahalıya satılır. İşte burada da kaysı, incir, erik.. gibi bizde bol ve ucuz olan bazı meyveler yok. Pazarda kilosu 120TL satılan kayısı gördüm ve üzerinde egzotik meyve kaysı yazıyordu. :)) ayrıca kuru kaysı da var ve üzerinde Türk Kaysısı yazıyor. Zaten markasınsa Türk markasıydı. Egzotik meyva kaysının değerini bilin :)
Aklına takılan sorunuz varsa canlı yayına alalım sizi :)
Ne diyordum, yola çıkalı yaklaşık 11 ay olmuş ve süre zarfında Yamaha WR250r ile 47bin kilometre yol yaptım. Tesadüftür ki tam Brezilya sınırında 50bin kilometreyi geçti. :) Fotoğrafını çekmiştim, çünkü şimdiye kadar aynı motor ile yaptığım en uzun kilometre oldu. Bir önceki 44bin kilometre ile Honda Transalp idi. :) Böyle bir motorla 50bin kilometre yapabileceğim hiç aklıma gelmezdi. Bu motoru alırken böyle bir beklentim de yoktu aslında sadece haftasonları eğlenebileceğim ve şehir içinde de sürebileceğim bir şeyler bakıyordum. Motocross olanlar bana bir beden büyük olacağı için bunu tercih etmiştim. Sonrasında sürdükçe her yere bu motor ile gidip gelmeye başladım. En sonunda da bu büyük Amerika yolculuğuna bu motorla çıkmaya karar verdim. Şimdi onca zamandan ve kilometreden sonra dönüp bakıyorum, hiç pişman değilim. 50bin kilometre boyunca 8 defa yağ, 5 defa yağ filtresi, 2 defa zincir dişli seti, 2 defa buji, 1 defa ön lamba, 1 defa eksantrik zinciri, 2 defa arka lastik ve 1 defa ön lastik değiştirdim. 50bin kilometre için bence fena sayılmaz. Bu arada henüz hava filtresi, debriyaj ve fren balataları değiştirmedim. :) Bu arada ben bunu paylaşana kadar motor 52bin kilometre oldu bile. Sanırım 60bin olur Türkiye'ye dönene kadar. Şimdilik kendisini satmayı düşünmüyorum. :D
Bugün yolculuğa çıkalı tam olarak 327 gün (10 ay, 23 gün) olmuş. Vay beeee neredeyse bir yıldır evden, dostlarımdan ve ülkemden uzaktayım. Binlerce kilometre yaptık, yüzlerce yer gördük, farklı bir sürü şey yedik içtik, yeni insanla tanıştık ve yeni bir sürü şey keşfettik bu yolculukta. Her gece yeni bir yer evimiz oldu ve olmaya da devam ediyor. Vay bee diyorum çünkü eskiden böyle bir şeyi hayal bile edemezdim. Evden bu kadar uzun süre kalabileceğimi hiç düşünmezdim. Macera devam ediyor ;) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Yollarda nasıl konaklıyoruz üzerine canlı yayında konuşuyoruz. Sorularınız varsa bekleriz. ;)
Instagram kısa hikaye (instastory) videoları ile günün özetini geçiyorum. :) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Saat 16'a kadar sürdük ve yaklaşık 200km yol geldik. Yolun tamamı paralı ve bölünmüş yol olduğu için güzel yol aldık. Mola verdiğimiz benzincide kalacak yer bakarken 5km içerde bir kamp yeri olduğunu öğrendik. Gidip bakalım beğenmezsek ya da kapalıysa devam ederiz dedik. Hem popüler olmayan bir yer hem de sezon olmadığı için kapalı olur diye düşündük fakat açık çıktı. Daha doğrusu kamp sahibinin evi burada, kendisini bulduk ve bize kamp yapabileceğimizi söyledi. Burası oldukça büyük bir yer. Gürül gürül akan bir nehrin hemen kenarında ve karşısı balta girmemiş orman gibi :) Sadece kamp yeri değil piknik ve babekü alanları var ayrıca kocaman bir aqua park var. Tabii hava onlar için soğuk (18 derece) olduğundan şimdi kapalı. Zaten bizden başka da kimse yok. Kocaman ağaçların altında güzel bir yer. Fiyat konusunda biraz pazarlık edip 9,5$ anlaştık. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde Tam lokasyonumuz; Park Aquático Recanto Davet https://goo.gl/maps/28FhszkW94E2
Akşam toplanıp mangal yakınca geç saate kaldık ve toparlanamadık. Sabah erken kalksak da yola çıkmamız öğlen 11'i buldu. :) Hava zaten kapalı ve ara ara yağmur yağıyor. Florianapolis'den direk olarak Sao Paulo'ya gideceğiz. Yaklaşık 750km mesafe var ve arada uğrayacağımız ve gezeceğimiz başka yer yok. Günler de iyice kısaldı ve hava artık 17:30 gibi kararıyor. Onun için 3-4 saat de olsa biraz ile yol yapmaya karar verdik. Gidebildiğimiz kadar gider sonra kalacak yer bakarız. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde