Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Ben Amerika kıtasında gezerken maceranın büyüğünü ablamlar (TatlıGezgin ve One Road One World) yaşamış. :) Takip ettiğim kadarıyla Batı Afrika rotası onlar için tam bir meydan okuma oldu. Gerçi o rota bir çok insan için öyle ve dünyanın zorlu rotalarından birisi. Bu videoda Gabon'dan Congo'ya geçerken eğlenceli halleri var, yani benim için seyretmesi eğlenceliydi onları bilmiyorum heheh :D
Sonunda WR250'i bitirdim. En son amortisörlere ve frenlere el atmıştım. Bir de arka plaka takılan kuyruğu söktüğüm için plakaya bir şey uydurmak zorunda kaldım. :) Fakat böyle daha güzel oldu. Son olarak iyice bir yıkanıp temizlenirse olacak bu iş. Yalnız motor sürmeyi özlemişim. Çünkü bir yıl sürekli motor kullandım ve son 1,5 aydır motor sürmüyorum.
Dün uzun süren çekimlerde çok eğlendik, bol bol güldük. Çekim için kullanacağımız tripod'un kafasını kaybedince kendimize tripod ve hatta güneşlik bile uydurduk. Zaten önemli olan yararlı bir şeyler çıkarmak, sahne arkasında ne kadar uğraştığımız değil :) Tam çekiyoruz he olacak, he oldu derken bir gülme geliyor... hop al başa. Bazen de ne söyleyeceğimizi unutuyoruz veya malzemelerin isimlerini hatırlayamıyoruz. Neydi arkadaş bu çantanın malzemesi??? :)) Balistik naylonmuş. Mekanını açan Ahmet Tarık Taşdelen (Düşler Tamirhanesi), çekimleri yapan Can Küngör, Kamera karşısında beraber konuştuğumuz Serter Topyalın (#biketurkiye), çekimlerde her türlü şeye yardım eden Okan Akyıldız ve bu işi organize eden Erkin Yeşil (DenemeTahtası)'e teşekkür ederim, tam bir ekip işi oldu ;)
Bugün motor tamirine ufak bir ara verdim ve arkadaşlar ile birlikte daha faydalı bir iş yapacağız. :) DenemeTahtası ile birlikte malzeme seçimi ve yolculukta kullandığım malzemeler üzerine söyleşi formatında videolar hazırlıyoruz. Çekim ortamımız süper, tam amatör ruhu ile güzel işler yapmaya çalışıyoruz. İlk sahnenin çekimini 10 defa yaptık, gülmekten çekimi bıraktık artık. :)
Uzun bir çalışma günü oldu fakat Yamaha WR250R'da yapacaklarımı bitiremedim. Öncelikle gezi için taktığım yan çanta demirleri, arka taşıyıcı, otomatik zincir yağlayıcısı, elcik ısıtıcısı, ön cam, çakmak soketi, plaka takılan arka kuyruk, alet çantası olarak kullandığım pimaş borular ve bir kaç ufak tefek şeyi daha söktüm. Koca bir kutu 10 kilodan fazla eşya çıktı üzerinden. Motor tekrar şehir içi ve arazi kullanımına uygun hala geldi. Sonrasında motor ile uğraştım. Radyatör suyunu boşalttım ve radyatörü söküp güzelce temizledim. Marş motorunu söktüm, temizledim. Debriyaj balatalarını söküp kontrol ettim. Şaşırtıcı derecede daha yarıya gelmişti. Bunlar orijinal balatalar ve motor 55bin kilometrede. Ayrıca ben burada yokken WR için bir geri çağrılma olmuştu debriyajın orada bir geçenin değişmesi gerekiyordu onu da hallettim. Motor kapağını açıp sübap ayarını kontrol etim. Egzoz sübaplarının ayarı kaçmıştı onun şimlerini değiştirdim. Kam millerini de kontrol edip, demizledim. kilometresine göre çok iyi durumdalar. Ayrıca sente ayarı biraz kaçmıştı onu da ayarladım. Eksantrik zincir gergisini kontrol ettim. Eksantrik zincirini zaten Arjantin'de yeni değiştirmiştim. Aslında silindir kafasını söküp sübaplara da bakmak istiyordum ama ona vakit kalmadı. Bujiyi değiştirdim, yağ filtresini değiştirim, suyunu ve yağını koyup motoru çalıştırdım. Sorunsuz çalıştı :D Motosikletten söktüğüm tüm parçaları da geri taktım. Geriye çok iş kalmadı; fren balataları, fren hidroliği ve amortisör yağlarını değiştireceğim. Sonra kullanıma hazır :) Sanırım hayatımın en temiz işciliğini yaptım. Söktüğüm her şeyi temizledim ve tüm vidaları üşenmedim tork anahtarı ile sıktım. Bu motosikleti kullanmaya devam etmek istiyorum onun için iyi bakmam gerekiyor.
Haydi Rock'n Roll :) Yamaha WR250R'dan başlıyorum dans etmeye. Öncelikle gezi için taktığım ne kadar aksesuar varsa sökeceğim. Çünkü bu motoru İstanbul'da ağırlıklı olarak şehir içinde ve arazide kullanıyorum. Sonrasında tüm sıvıları değişecek, sübap ayarı yapılacak, debriyaj balatası ve fren balataları kontrol edilecek (gerekliyse değişecek), yağ, yağ filtresi, hava filtresi, buji değişecek. :) Veee tabii ki artık güzelce bir temizlenecek. Bugün çok işim var. Herkese iyi haftalar dilerim.
Motorları geçen hafta aldım fakat paylaşım yapmayı unuttum. Aslında unuttum demek yanlış olabilir çünkü almak için çok uğraştım ve resmen teslim aldığımda hevesim kaçmıştı. :) Yapılacak iş çok kolay ama ikinci el motosiklet çok gelmediği için personel ne yapılacağını bilmiyor ve herkes birbirine bakıyor ya da yanlış yapıyor. Neyse gezinin sonuydu zaten hallettik bitti gitti. Arkadaşım sağolsun uğraşma motorları benim panelvana yükleyip götürelim dedi. Motosikletleri olduğu gibi paletleri ile araca yükleyip götürdük. Henüz ikisine de bakmadım ama haftaya bakımlarını yapacağım. Yamaha WR250R'i 55bin kilometre oldu ve kullanmaya devam edeceğim. :)
Yıllar yılları kovaladı, geziler gezileri... haftalık 2-3bin kilometre ile başlayan gezilerim şimdi yıllık 50bin kilometrelere dayandı, Türkiye'de gezerken şimdi kıtaları gezer oldum. Acaba ben mi böyle bir hayatı seçtim, yoksa hayatın kendisi mi beni yönlendirdi buraya? Belkide uzun planlar yapmadım, sadece canımın istediğini yaptım. Farkında olmadan evimi, işimi, hayatımı ve hatta hayatıma giren herkesi ona göre seçtim. Şimdi bu haritayı hazırlarken düşünüyordum, "Ben ne ara bu kadar yere gittim?". Yıllar içinde binlerce kilometre yaptım, motosiklet tepesinde onlarca yer gezdim. Yeni insanlar, yeni kültürler keşfettim, yeni dostluklar edindim. Bir dünya anıyı ve tecrübeyi cebimde biriktirdim. Anlatacak o kadar çok maceram oldu ki konuşmaya başlayınca susmaz oldum. Acaba diyorum, motosiklet sevmeyen ben bundan 11 yıl önce motosiklete yeni başladığımda tüm bunları yapabileceğimi düşünür müydüm? Motosiklet sürmeye neden başladığımı ve o zaman aklımdan geçenler nelerdi hatırlamıyorum bile. :) Aklımda bir soru daha var cevap bulamadığım, acaba ne zaman duracağım? Her gezi dönüşünde tamam gezdim gezeceğimi artık düzenimi kurayım, işime gücüme bakayım, biraz hayatıma çeki düzen vereyim..." diye içimden geçiyorum fakat bir süre sonra yine aynı işi yaparken buluyorum kendimi. Sanki rüyadan uyanmak gibi geliyor, uyanıyorum ve gözlerimi açıyorum aslında geziyormuşum, düzenli hayatım bir rüyaymış gibi hissediyorum. Ne dersem diyeyim, ne düşünürsem düşüneyim sanırım bu benim yaşam biçimim oldu. Belki de hep böyle devam edip gidecek bu döngü ya da tamamen o hayata geçeceğim... Artık çok düşünmemeye çalışıyorum yalnızca oluruna bırakıyorum. Zaten uzun vadeli değil, orta vadeli planlar bile yapamaz oldum. Hayat geçip gidiyor, gerisi berisi yok sadece bulunduğum andan mutlu olmaya çalışıyorum. Öyle işte; daha yapılacak kilometreler, gidilecek yerler ve tanışılacak insanlar var. Maceralarıma, yaşadıklarıma ve kafamdakileri ortak olun ;) Blog: ruzgarinizinde.com Facebook: facebook.com/ruzgarinizinde Instagram: instagram.com/ruzgarinizinde Twitter: twitter.com/ruzgarinizinde
Sabah uyandım, Facebook'a girdim ve Altın Elbiseli Adam Barkın Bayoğlu'nun dün gece motosiklet kazasında vefat ettiğini öğrendim. Ne düşüneceğimi bile bilemedim. Çünkü böyle bir şey olacağını hiç düşünmezdim. Kendisi ile hiç tanışma fırsatımız olmamıştı fakat her motosiklet kullanıcısı gibi ben de paylaşımlarını takip ediyordum. Motosiklet camiası için çok emek verdi ve bir çok insanı peşinden sürükledi, motora başlattı, motosiklet konusunda bilinçlendirdi. Bildiğimiz Altın Elbiseli Adam işte, kime söyleseniz tanır, kime sorsanız onun hakkında söyleyecek bir şeyi vardır. Bir gün buradan vefat haberini okuyacağım hiç aklıma gelmemişti. Onun için ne düşüneceğimi bilemedim. Allah rahmet eylesin. Umarım başlattığı, emek verdiği ve büyütüp buraya kadar getirdiği çalışmaları arkasından yitip gitmez ve herkes için faydalı olmaya devam eder.
Dün koşturmadan paylaşamadım ve mesaj atanlar oldu. Çünkü hava çok kötüydü ve motoru alıp başıma bir şey gelmiş olacağını düşünen takipçiler olmuş :) hepsine çok teşekkür ederim. Motorları zaten sürerek getirmeyecektik. Sağolsun arkadaşım Emre bana kendi kamyoneti ile almayı önerdi ve bana da fikir cazip geldi. Çünkü motoru çok parçalamıştım ve orada tekrar toparlamak çok vakit alacaktı. Neyse dün motoru alamadık çünkü daha sayımdan çıkmadığı için ordinosu bile hazırlanmamış. Ordino olmadan da hiç bir işlemi başlatamıyorum. Dünkü yağmur yüzünden işler de aksamış ve operasyon durmuş. Benim asıl endişem çıkacak olan ardiye ücreti olduğu için onu hesaplattım. 24 saat için yaklaşık 600TL ücret alıyorlarmış ve 24 saatlik süreç sayım bitip ordinosu çıktıktan sonra başlıyormuş. Öğleden sonraya kadar bekledik yetişmeyeceğine karar verince döndük geri geldik. Çünkü saat 16'da da alsam ertesi gün 16'da alsam zaten aynı ücreti ödeyeceğim. Bugün tekrar denemeye geldik bakalım alabilecek miyiz :)
3 haftadır gelemeyen motorların yaz ortasında deli gibi yağmurlu bir günde gelmiş olması ne güzel. :) Atatürk havalimanına gidiyorum motorları almak için bakalım ne kadar uğraşacağız.
Yolculuktan geldim ve hemen yapacak bir şeyler aramaya başladım. Çünkü boş duramama gibi bir özelliğim var. Gezide sürekli yeni şeyler olduğu için oyalanıyordum fakat dönünce bir şey yapmamaktan sıkıldım. Ne iş yapsam diye biraz bakındım sonra kendi kendime yapacak bir şeyler uydurdum. Seyahat boyunca hem yolda tanıştıklarım hem de seyahate çıkacak Türkiye'den arkadaşlar bana sürekli sayfada bulunan ve konumumu paylaştığım "Neredeyim?" kısmını nasıl yaptığımı sordu durdu. Ben de kendim yaptığımı ve yıllardır kullandığımı söyledim durdum. :) Durum böyle yapınca kullandığım kodları derleyip biraz da güzel ekranlar yaparak iPhone ve Android markete koymaya karar verdim. Gezi ile ilgili faydalı bir şeyler yapmış olurum diye düşündüm. Ekranları tasarladım sayılır, sonrasında ilk olarak Android kısmını yazacağım ve markete koyacağım. Sonra da iPhone versiyonunu yaparım. Telefona yükleyerek seyahatlerinizde nerde olduğunuzu ve hangi rotayı izleyerek gittiğinizi paylaşabilirsiniz. Facebook uygulamasını ve Wordpress plugin'i de eklerim herkes için kolay bir şey olur.
Eve döndüm döneli çok bir şeyler paylaşamadım. Aslın seyahat sonrası alışma sürecini de paylaşmak istiyordum, çünkü çok sorulan sorulardan birisiydi. Daha önce bu kadar uzun bir seyahate gitmediğim için bir yılın sonunda eve dönünce ne hissedeceğimi merak ediyordum. Geri döndüğümde her şey bıraktığım gibi duruyordu. :) Arkadaşlarım, ailem, ev... hep aynı. Sanki ben hiç gitmemişim gibi hissettim bir süre. İnsanlarla konuşurken bir sene hiç olmamış gibi konuştum. Onlar da sürekli "o geçen seneydi." dedi durdu. :) Gittiğim ve yaşadığım şeyler birden çok uzakta kalmış gibi görünmeye başladı. Zaten seyahat çok uzundu başını sorunu unutmaya başlamıştık, buraya da gelince iyice eskilerde kalmış gibi hissettim. Sonra da öyle hissettiğim için üzüldüm. :( Bir yılı 2 kısa kollu, 2 uzun kollu tişört, 2 pantolon ve 1 ayakkabı ile geçirdiğim için şimdi dolabı açınca her şey gözüme çok gözüküyor. Hatta kot pantalon giymeyi çok özlemiştim, gelince hemen giydim. Fakat ertesi gün rahat edemedim çıkardım tekrar seyahatte giydiğim pantolonu giydim :) Daha komiği giydiğim ayakkabılar ayağıma bir tuhaf geliyor ve sürekli seyahatte giydiğim ayakkabıyı giyesim geliyor. :D Akşamları dışarı çıktığımda, kimsesiz sokaklarda dolaştığımda hala tedirgin oluyorum ve hava kararınca içimden eve girmek geliyor. Sürekli gözüm eşyalarımda ve tetikte bekliyorum. Bir de geldiğim yer kıştı ve günler kısaydı. Eğer hava kararmışsa saat daha 17:30 oluyordu. Burada bir bakıyorum saat 21 ve her defasında yuh saat 21 olmuş diyorum. İnsanlara sürekli gülümseyip selam vermeye çalışıyorum, tabii onlar şaşırıyor. Sabah fırına girince "Bueno" diyorum, arkdaşlarımı görünce "Hola" diyesim geliyor. Yaklaşık 8 ayımı ispanyolca konuşulan ülkelerde geçirdim. İngilizce duyunca bile tuhaf geliyor. Bunlar ilk aklıma gelenler. Biraz toparlayıp blogda uzun bir yazı olarak yazmayı düşünüyorum bu alışma sürecini. Bu arada hala motorlar gelmedi. Giderken şirketi filan kapatıp gitmiştim henüz yapacak bir iş bulamadım. :D
Bekle belke gelmez yine bu motorlar :( Büyük uğraşlar sonucunda daha doğrusu Selin'in her gün tacizleri sonucunda Brezilya'daki acenta işlemleri tamamladı ve motorlar Brezilya gümrüğünden çıktı. Aslında geçtiğimiz pazar uçağa verilmesini bekliyorduk ama gümrük bırakmadığı için olmadı. Önümüzdeki pazar için rezervasyonlar yapıldı ve sonunda motorlarımız da uçağa binip Türkiye'ye gelecekler. Uçak pazar akşam kalkıyor ve pazartesi akşam Türkiye'de olacak. Salı sabah da gidip motorlarımızı almak için gerekli işlemleri başlatırız. Başlatırız diyorum çünkü burada da yapılması gereken gümrük işlemleri var. Bakalım bizde bürokrasi nasılmış. :)
Sonunda motorun paketlemesini tamamlayıp havalimanına götürmeyi başarmışlar. :) ben ciddi ciddi kötü niyet aramaya başlamıştım çünkü motorların lastik ve gagalarını söküp zaten palete oturtmuştum. Tek yapacakları palete sabitlemek ve etrafını poşetle sarmaktı. Bu işlemi yapmaları 10 gün sürdü. Hem parasını peşin verdik hem de başlarında durmadığımız için oldu. Gerçi ben yaptığımız pazarlık sonucunda fiyatı yarı yarıya kırınca adamın kıl olduğunu ve bilerek geciktirdiğini düşünüyorum. Çünlü gümrük işlemini yapacak acentaya soruyoruz onlar da neden paketlemenin yapılmadığına anlam veremediklerini söylüyor. Neyse ilk adım bitti, şimdi top acentada. Onlar gümrük işlerini bitirince Turkish Cargo'ya paslayacaklar. Biz pazartesi geleceğinden ümitliyiz.
Veeee evin kapısına dayandık, oturduk girişe bu fotoğrafı çektik. Koca bir gezi bitti ve sağ sağlim eve döndük. Gerçi motorlar gelip onları evin parkına koyana kadar tamamlanmış sayılmaz. Çünkü onlarla buradan yola çıktık gittik. Geri onlarla beraber sağlam geldiğimiz zaman benim için gezi bitecek. Sanırım haftasonu ya da önümüzdeki hafta motorları Atatürk havalimanından alırız ve eve getiririz. İlk izlenimler; evdeki eşyaların çoğunu unutmuşum. Sadece nerede, hangi dolapta, çekmece olduklarını değil varlıklarını bile unutmuşum. :) Evde dolaşırken biraz hüzün hissettim çünkü alışmıştım bir yıldır yolda olmaya. Şimdi geride bıraktığım her şey yine bıraktığım gibi duruyor. Sanki ben hiç gitmemişim, yaşadıklarımı hiç yaşamamışım gibi hissettiriyor. Biliyorum bu eski düzenim zamanla son bir yılda yaşadıklarımı ve üzerimde bıraktığı izleri silecek. Çünkü daha önce de böyle oldu. Şu anda evde dönmüş olmanın bana verdiği en büyük mutluluk beraber vakit geçirmekten mutlu olduğum ailem ve dostlarımı görecek olmak.
Merhaba İstanbul! Evimiz de tam burada aşağıda. :) Pazartesi sabaha karşı uçağa bindik salı akşamı geldik, gelmemiz bile iki gün sürdü. :)
16 saat uçtuktan sonra biz :) Katar'a geve 3'de indik. Türkiye ile saat farkı yokmuş. 10 saat transfer beklememiz olduğu için otel talep edebiliyormuşuz. Biz de istedik tabii. Gidip bir duş alıp uyuyalım ve sonraki uçuşa hazırlanalım :)) Otel şehirdeymiş, onun için pasaport kontrolünden geçtik. Zaten pasaportta 2 boş sayfa kalmıştı bir de Katar damgası yedim. Oteli al, pasaport kontrolünden geç ve otelin servisini bekle derken saat sabah 5'i buldu, havalimanından çıkarken yüzümüze vuran sıcak havayı hissedince şaşırdım. Tropik 20-25 derece iklimlere alışmıştım. Doha'yı da çölün ortasına kurmuşlar, onlarva gökdelen var çölde.
THY biletleri çok pahalı olduğu için kulağı biraz tersten tutarak biletleri Qatar hava yollarından aldık. Çünkü en ucuz onun biletleri vardı. İlginç olan kısım ise dünyanın en uzun uçuşlarından biri bu sefer :) Yaklaşık 16 saat kesintisiz Doha'ya uçacağız. En uzun uçuş ise Doha'dan Avusturalya'ya 16:30 saatmiş. :) Daha önceki rekorum 14 saatti ve sıkıntıdan patlamıştım. 16 saat nasıl geçecek bakalım. Acaba kaç tane film seyredilebilir. :) Doha'dan geri İstanbul'a ise 4:30 saat uçacağız.
Vayy be ne çabuk geçip gidiyor zaman, bir yıl ve artık eve dönme zamanı geldi. Halbuki içindeyken 5 yıl gibiydi. Çünkü her günümüz bilmediğimiz yeni bir maceraydı, görmediğimiz yerler görüp, yeni insanlarla tanışıyorduk, akşam nereyi bulursak orası evimiz oluyordu.
Acenta tarafı ile biraz kavga ettikten sonra anlaştık. Adam, işte bundan bireysel iş yapmak istemiyoruz baş ağrısı yapıyor dedi. Valla kusura bakmasın para kolay kazanılmıyor biraz başı ağrıyacak tabii ki :) En sonunda ben karışmıyorum navlunu gidin THY ile, paketleme işini de Miami Transport ile konuşun dedi. Tamam ama senin mail ile attığın fiyatların dışında sana para vermeyiz dedik. Adam bizden 250$ servis ücreti alıyor bir de noterden verdiğimiz vekalet parasını ayrıca istiyor hem de 55$ olarak. Yok e... dedik. Servis, ardiye ve gümrük ücretini verdik ve ayrıldık. 1 saat sonra 17'de soluğu paketleme şirketinde aldık. Adam bize başladı bunu iki kutu yapmamız lazım..... dedik tamam biliyoruz iki palet yapacağız anlatma tekrar. Adam bu sefer de palet değil kutu olacak dedi. Neden dedik? palet olursa taşıma şirketi kabul etmez dedi. O nereden çıktı Turkish Cargo palet olarak kabul ediyor, Brezilya şefi ile konuştuk desek de adamı inandıramadık. Yok şöyle olur, yok böyle olur... Yahu arkadaş para bizim, keyif bizim biz palet ile taşımak istiyoruz, sanane motorlara ne olacağından. Bu arada saat 18'de mesai biteceği için çok az vaktimiz var. Selin ben adam ile konuşurum ve pazarlık da yaparım, sen git motorları sök dedi. İki palet olacağı için ne kadar küçültsek kardır. Deponun içine girdim motorları kutulara koymuşlar bile. Geri çıkardım. Yarım saat içinde her iki motorun ön ve arka lastiklerini, ön gagasını ve arka plakalığı söktüm, paletin üzerine oturttum. Sanırım boydan 30-40cm, yükseklikten de 20cm kurtardım. Bu Navlun ücretini %30 civarında azaltacaktır. O sırada Selin geldi pazarlık etmiş :) paketleme ve havalimanında taşıma için verdiği bin doları nerdeyse yarı yarıya indirmiş. Adam bana "eşin sayesinde daha zengin bir adamsın, paran cebinde kaldı" dedi. Ben de "onun için Selin burada oturuyor senle konuşuyor ben de içerde motorları söküyorum" dedim. Selin konuşarak, ben de motorları sökerek bugün bin dolar kazandık. :) Acenta (gümrük, ardiye, vb.), paketleme (paketleme, transfer, vb.) hallettik. Şimdi de taşıyıcı tarafı Turkish Cargo kaldı. Onlarla da tekrar bir konuşup navlun ücretini düşürmeye çalışacağız. Her şeye rağmen mutluyuz eve dönüyoruz :D :D
Arkadaş bir motor gönderme işim de yolunda gitsin. Bu kaçıncı oldu yine de bir sorun çıkıyor, stres yaşıyoruz ve oradan oraya koşturuyoruz. Sabah dedik ki acentaya gidelim airwaybill'i alalım parayı ödeyelim işi bitirelim artık. Çünkü adamlar çooook yavaş hareket ettiği için o motorun daha paketlenip gümrüğe gelmesi uzun sürececek. Bize sonradan ardiye parası filan çıkartmasınlar dedik. Acentayı aradık bugün son günümüz gelip ödemeyi yapmak istiyoruz dedik. Tabii daha hiçbir şey hazırlamamışlar. Bize vakit alacağını haftaya kalacağını söylediler. Biz de pazartesi sabah gidiyoruz ve swift yapamayız sonrasında, parayı nakit ya da kredi kartı ile ödememiz gerekiyor dedik. Yarım saat sonra mesaj geldi tamam hazırladık ödeyip alabilirsiniz. Ofise gittik biraz muhabbet ettik sonra ödeme aşamasına geldik. Bize 4.200$ gibi anlamsız bir rakam çıkardılar. Daha önce konuştuğumuz fiyatlar ile alakası yok! Biz motorları tek palete yükleyerek tek konşimento ile taşımak istiyorduk. Tamam olur demişlerdi. Şimdi de bize siz bu motoru ayrı ayrı sokmuşsunuz ülkeye ondan ayrı ayrı çıkarmanız gerekiyor diyorlar. Yahu arkadaş bir kişi iki motoru ülkeye sokabiliyor mu? hayır! madem ayrı ayrı giren ayrı ayrı çıkacak neden bize tek palet olur diyorsunuz. Siz gümrük aşamasında ayrı ayrı çıkartın motorları, gümrük serbest bıraktıktan sonra motorları istediğimiz isme istediğimiz gibi gönderebiliriz dedim. Evet ama gümrükten çekmek için ayrı paletlerde olması lazım diye anlatmaya çalışıyor. Saat olmuş 16, son mesai günü ve pazartesi sabaha karşı uçağımız var... gel de hallet. Hatırlarsanız Japonya'da da acenta ile herşeyi anlaşıp, motoru paketleyip limana teslim ettikten sonra sonra ben uçağa bineceğim gün taşımaktan vazgeçtiklerii söylemişlerdi. Japonlar bunu yapabiliyorsa bence dünyanın her yerinde olabilir artık şaşırmıyorum.
Bir yıl boyunca 50 bin kilometre gözümüz gibi baktığımız, ilgilendiğimiz, tamir ettiğimiz motorları öylece bıraktık çıktık ve yayan kaldık. :) Bunu ilk defa yapmıyorum ama her defasında tuhaf hissediyorum. Neyse bu sefer ayrılık uzun sürmeyecek. Hatırlarsanız Japonya'dan motorun dönmesi 2 ay sürmüştü. Bu sefer uçak ile geleceği için bir haftaya gelir diye diye düşünüyorum. :)
Motorlar hafif diye seviniyordum :) Hani navlun ücreti yüksek çıkmaz diye ama motorlar fazla hafif olunca ücreti boyutlara göre hesaplayacaklar. Onun için ne kadar az yer kaplarsa o kadar az para veririz. 10cm bile oldukça fark ediyor. Hesaplamalarıma göre motorlar tek palet üzerine önlü arkalı şekilde koyunca en az yeri kaplıyor. :) Çünkü gidon genişliğinden kurtulmuş oluyoruz. Yüksekliği azaltmak için de aynaları ve camları söktük. Motorları duvara dayayarak nasıl yapılacağını anlattık. Hatta unuturlar diye fotoğraflarını çekip gönderdik. Benim içim yine rahat etmedi motorları derilme tehlikesine rağmen duvara dayamış olarak bıraktım. Marangozlar gelince nasıl yapılacağını görsünler dedim. Bizim boyutlarını 220 x 140 x 130cm olarak ölçtük. Çok fazla çıkarsa itiraz edip küçüktmelerini isteyeceğiz artık.
Gümrük işlemleri için dün acenta ile anlaşıp vekalet vermiştik. Şimdi de motorun paketlenmesi ve taşınması için başka bir firmaya geldik. Aslında motorlar sadece paletin üzerine konulacak ve taşınacak. Bizi sabah beklediklerini söylemişlerdi ama geldiğimizde paleti işini halledecek marangozlar burada yoktu. Şaşırdık mı? :) Neyse aptala anlatır gibi nasıl yapacaklarını ayrıntısı ile anlatacağız ama sonuç eminim başka bir şey olacak.
Seyahata başlarken İstanbul'da yaptığımız ilk kilometreleri hatırlıyorum da ne kadar uzak geliyor şimdi bana. Oysa daha bir yıl oldu ama üzerinden ne yollar, ne insanlar, ne maceralar geçti gitti. Ne anılar biriktirdik üst üste artık eskileri unutmaya başladık... Şimdi ise bu yolculuğumuzun son kilometrelerini Sao Paulo'da yapacağız ve motorları kargolanması için teslim edeceğiz.
Ablam diye demiyorum ama çok sağlam geziyor. :) En zorlu rotalardan biri olan Batı Afrika rotasını bitirdiler ve Güney Afrika'ya geçtiler. Sırada ise 5 yıl önce benim yaptığım Doğu Afrika var. Fakat artık onlara her yer Avrupa ;) Hem TatlıGezgin hem de One Road One World 'ü tebrik ediyorum.
Bir sürü acenta ile iletişim kurduk fakat bireysel taşıma yapmak istemiyorlar. İsteyenler de çok acayip rakamlar istiyorlar. :) Gümrük işlemlerini kendimiz de yapamıyoruz. Gözümüze kestirdiğimiz bir acentadan yürümeye karar verdik ve bugün ofisine gittik. Çünkü işlemleri bir an önce başlatmak istiyoruz. Öncelikle gümrük işlemlerini bizim adımıza halletmesi için aynı bizde olduğu gibi vekalet vermemiz gerekiyor. Asıl komik olan noter işlerinin de bizdeki gibi kafasına göre olması :) ilk gittiğimiz noterde biz portekizce bilmediğimiz için işlemi yapmak istemedi. Aslına bakarsanız haklı sonuçta ne imzaladığımızı bilmiyoruz. Yeminli tercüman istediler. Fakat o pahalı olunca uzak bir yerde ingilizce bilen başka bir notere gitmeye karar verildi. Ona gidince de noter biz yabancıymışız ya da portekizce bilmiyormuşuz hiç ilgilenmedi bile ve işlemimizi yaptı. :) Tüm gün ne yaptık derseniz sadece biz imza attık. Acaba gümrük işlemleri nasıl bilemedim :)
Brezilya'dan Türkiye'ye direkt giden RoRo bulamadığımız için uçakla ülkeden çıkarmaya karar verdik. Sao Paulo'dan direkt İstanbul'a Turkish Cargo çalışıyormuş. Sağolsun eski bir dostum Emre'ye yazmıştım. Kendisi Turkish Cargo'da çalışıyor. Sao Paulo'da tanıdığı be bize yol gösterecek bir kontak var mı dite sormuştum. O da bizi Sao Paulo'da Gökalp'e yönlendirdi. Bunların hepsi tabii bugün olmadı yaklaşık bir aylık bir süreç. :) Gökalp bize acenta bulma konusunda çok yardım etti. Ne sorumuz varsa cevapladı. Yeri geldi acenta ile pazarlık etti, yer geldi insanlarla anlaşamadığımız zaman anlaşacak birilerini buldu. :) Ayrıca navlun ücreti konusunda da elinden geleni yaptı. Bu benim motoru 7. taşıyışım olacak. 1 defa konteyner, 5 defa RoRo ile taşımışım. Şimdi de uçak deneyimim olacak :)
Rio De Janeiro'dan son fotoğrafımız da bu olsun. Artık Sao Paulo'ya geri döneceğiz ve eve dönüş için işlemlere başlayacağız. Sao'dan Rio'ya gelirken sahilden 20 günde gelmiştik şimdi ise dağlardan, otobandan gidip bir günde döneceğiz. :) Öncelikle motorların geri Türkiye'ye kargolama işini halledeceğiz, sonra da kendimiz için uçak bileti bulmamız gerekiyor. Bu sefer motosikleri uçak ile göndereceğiz. Daha önce konteyner ve RoRo tecrübem olmuştu şimdi de uçağı deneyelim dedik. Aslında Brezilya'dan direk Türkiye'ye RoRo da bulamadık, Avrupa aktarması yapmamız gerekiyor ve navlun ücreti yüksek çıkıyor. :(
Bu dev gibi graffitileri olimpiyatlar için yapmışlar. Hepsi birbirinden güzel ve etkileyici.
Brezilyalılar sadece dans etmeyi değil, yemek yemeği de seviyor. Bir sürü yerde yemek üzerine böyle küçük etkinlik alanları kuruluyor. Bir taraftan müzik de çalıyor tabii. İnsanlar hem yiyor hem oynuyor. Bir sürü değişik yemek çeşidi bulunuyor. Zaten Meksika'dan sonra en fazla yemek çeşidini Brezilya'da gördük. Resmen kilo aldım. Hatta son bir haftadır az yemeğe çalışıyorum :) Yemek fiyatları bizden pahalı. Gerçer bırada her şey bana pahalı geliyor. Sanırım Türkiye'deki fiyatları unuttum. Gerçi ben bir yıldır Türkiye'ye gelmiyorum ve o süre zarfında Türk Lirası çok değer kaybetti, enflasyon da arttı. Belki Türkiye'ye döndüğümde orada da bana her şey pahalı gelecek.
Selin ben evde oturacağım, bugün çıkmayacağım diyince ben de Erol'a (Motomacera) mesaj attım, gel beraber bir şeyler yapalım dedim. Aşağıda kahve içiyormuş, komşuyuz ya ben de indim yanına. Bir süre sonra arkadan Selçuk (Gezgin Guru) çıktı geldi. Meğer Erol'un kaldığı yere gelmiş o da. :) Başladık şehir merkezinde gezmeye.
Ipanema plajından biraz daha fotoğraf ekleyim. Burası manzarası ile ünlü bir plaj ve bence hakkını veriyor. Brezilya'da bir çok güzel plaj gördük ama hiç biri böyle koca bir şehrin içinde değildi. Onun için bana daha bir etkileyici geldi. :)
En az Copacabana kadar ünlü Ipanema plajı da buymuş. :) Copacabana'nın hemen 1 km ilerisinde, o bitiyor Ipanema plajı başlıyor. Bu plajın arkasındaki binalar çok yüksek değil o yüzden daha uzun süre güneş alıyor ve manzarası daha iyi. Onun için de çok kalabalık. İnsanlar gün batımı seyretmeye gelir. ;)
Bu kıtanın en ünlü simgelerinden birisi "Christ the Redeemer" anıtı karşınızda :) Adamlar Rio De Janerio'da dağın tepesinde koymuşlar. Şehir manzarası da çok güzelmiş.
Erol ile saatlerce vakit geçirdiğimiz için evden dışarı çıkamadık. :) Akşam üzeri Erol ayrılınca ben de hava kararmadan sahilede yürüyüş yapmak için evden çıktım. Aslında İpenema plajına gitmek istiyordum ama yürüyerek karanlığa kalacağım için vaz geçtim yine yakın olan Copacabana plajına gittim. Kocaman bir şehrin ortasında bu plajlar bir eğlence mekanı gibi. :) sahil boyunca tenis, voleybol, futbol, vb. bir sürü etkinlik alanı var. Her daim müzik çalıyor ve insanlar dans ediyorlar. İnsanlar evden, işten çıkıp plaja gelip vakit geçirip geri evlerine dönüyor.
Erol'u (Motomacera) artık tanıyorsunuzdur, yolda bir kaç kez daha karşılaşmıştık. Kendisi çok uzun zamandır motosikleti ile Amerika kıtasını geziyor. Rio De Janeiro'da olduğunu bildiğim için neredesin, görüşelim diye mesaj attım. Copacabana'da kalıyormuş. Aaa ne güzel biz de o bölgedeyiz yakınız o zaman dedim. Erol bana lokasyon gönderdi meğer bizim kaldığımız evin tam karşısındaki binada kalıyormuş :) yol artık ne tesadüf! Neyse madem binalarımız karşılıklı ev ziyareti yapıp komşuculuk oynadık; çay, kahve, pasta, kurabiye eşliğinde bol bol sohbet ettik.
Selin: Serkan sence ben yolda çok mu sıkılıyorum? Serkan: Yok be Selin. Selin: O zaman dans!!!
"Hiç yorulmuyor musun motosiklet ile binlerce kilometre yol yaparken..." diye soranlar için cevap veriyorum. Bazen çok yoruluyorum. Aynı bunun gibi bulduğum yere uzanıp günlerce yatasım geliyor. Çok yorgun hissederken motor tepesinde kendi kendime "tamam Serkan bugün erkenden gideceksin, kamp yerini bulacaksın, hemen çadır atıp uyuyacaksın sabaha kadar, dinleneceksin." diyorum fakat gerçekler her zaman hayaller gibi olmuyor. Kalacak yer bulamıyorsun ya da buluyorsun ama yapman gereken başka şeyler çıkıyor, gece biri geliyor, hayvan rahatsız ediyor, sen huzursuz olup yatamıyorsun, bazen sosyal medyaya takılıyorsun, her zaman tamir etmen gereken bir şeyler oluyor onlarla uğraşıyorsun, ertesi gün nereye gideceğini, nerede kalabileceğini ya da nereyi gezeceğini araştırıyorsun.... uzun lafın kısası gezmek tatil değildir, yorucu bir iştir, bazen bedeninizi bazen de zihninizi zorlar. Tüm gezilerimde aynen böyle yatabildiğim çok az olmuştur. Bazen benim de tatil yaptığım oluyor. Gezinin içinde tatil fikri komik geliyor insanlara ama işin aslı böyle. Öyle "ooo adama bak güzel güzel geziyor hayatını yaşıyor..." olmuyor. Neden yapıyorsun o zaman diye sorabilirsiniz. Çünkü SEVİYORUM.
Bu gezimizde en sessiz, en karanlık ve hatta en kimsesiz gecelerimiz hep Amerika'da geçti. Kafamızı yukarı kaldırdığımızda en çok yıldızı yine Amerika'da gördük. Bu bana çok ilginç geliyor. Çünkü bu kıtanın en gelişmiş, en modern, en teknolojik ülkesi yine Amerika'ydı.
Buyrunuz Rio De Janeiro'nun meşhur Copacabana plajı. Bol dalgalı bir okyanusun önünde up uzun bir plaj... buraya kadar her şey normal... arkasındaki koca şehir normal değil :))
Rio de Janeiro'ya giden sahil yolu anlatıldığı gibi çok güzelmiş. Yol sakindi ama çok fazla sabit radar vardı. Dev gibi tabelalarla gösterdikleri için sorun olmuyor. Yol boyunca bir tarafınız ormanlık diğer tarafınız adacıklarla dolu Atlantik okyanusu. İlk fotoğrafta okyanusun fotoğrafını görebilirsiniz. İkinci fotoğrafta ise yol üzeri durduğumuz ve o manzarayı seyrettiğimiz yer var. Yol üzerinde bir de nükleer santral vardı. kocaman bir kubbesi ve uzun bir bacası vardı. Hayatımda ilk kez bir nükleer santral gördüm. Fotoğrafını çekmeyi akıl edememişim nedense. Santral arkasını kayalık bir dağa dayamış, önü ise açık bir şekilde Atlantik okyanusuna bakıyordu. Bir sorun olursa sanırım hiç iyi olmaz...
Gezimizin son şehri olan Rio De Janeiro'ya doğru gidiyoruz. Hakkında bir sürü güzel ve biri sürü kötü şey duyduğumuz Brezilya'nın em tehlikeli şehrine doğru gidiyoruz. :)
4 gecedir Ubatuba'da kaldığımız ev burası. Evin bulunduğu küçük mahellenin 3 tarafı yağmur ormanları kaplı dağlar ile çevrili önü ise plaj ve Atlantik olyanusu :) Bu insanlar cennette yaşıyorlar!
Manzarayı gören Ben Yazarsam Olur 'un sevinç dansı :)
Kaldığımız yerden plaj görüntüleri :) en büyük eğlencemiz plaja gidip sörf yapanları seyretmek :) Burada büyük, küçük, fakir, zengin fark etmiyor herkes sörf yapıyor. Kimi sörfünü elinde taşıyıp geliyor, kimi bisikletin, motosikletin yanına bağlayıp geliyor :) Her yerde sörf tahtası satılıyor. İlginçtir kiralayan bir yer bulamadım. Daha önce Güney Afrika'dayken biraz denemişliğim vardı. Sonrasında ayağa kalkmadan üzerinde yatarak sörf yapılabilen kısa tahtalardan alıp devam etmiştim sörf kariyerime :)) Brezilya'da henüz kısmet olmadı yapmak.
Okyanusda yüzemeyince kendimi şelalelin küçük göletlerine bıraktım. :) Mevsim kış olduğu için su soğuktu ama yine de değerdi. Önce küçük gölete girdim sonra hızımı alamadım bir alttaki büyük olan gölete girdim. :) güneş iyice gidene kadar oturdum gölün içinde. Fakat güneş gidince hava birden soğuyor onun için çıkıp evin yolunu tuttuk. Ayrıca hava kararınca yollarda hiç ışık olmuyor zifiri karanlıkta gidiyorsunuz. :(
Plaj plaj derken sıkıldık artık farklı yerlere bakalım dedik. Çünkü sürekli okyanusa da giremiyoruz. Zaten dalgalar yüzünden pek yüzülecek gibi değil ama sörfcüler için cennet. 30km yakında şelale varmış gidip ziyaret etmeye karar verdik. Aslında nehir yukarıdan aşağı akarken küçük küçük bir sürü şelale ve havuzlar oluşturmuş. Çok güzel bir yer. Sezonda bir sürü insan yüzmeye geliyormuş bu havuzlara. Şimdi bizden başka kimse yok. Bize özel doğal havuz gibi :))