Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Sabah erken şelalelere gidecektik fakat geç yatınca geç de kalktık. Önce bir markete gittik ve özellikle benim gözüm döndü. Çünkü kısır Arjantin marketlerinden sonra Brezilya cennet gibi geldi. En başta çeşit çeşit normal yoğurt var ve büyük boy. Peynir reyonunda sadece kaşar ve mozerella değil beyaz peynirden örgü peynire kadar çeşit çok, unlu mamüller olarak da aynı bizim gibi bir sürü şey var. Meyve ve sebze olayına girmiyorum bile, ne ararsan var. Ayrıca Brezilya dünyanın en büyük kahve üreticisi ve benim gibi kahve sever biri için upuzun kahve reyonları var. Sanırım Brezilya'yı çok seveceğiz. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Akşam kuş parkında MotoTrio ile karşılaştık. İguazu'da buluşacağımızı bir hafta önceden konuşup planlamıştık. Aslında bir kaç gezgin arkadaşımız daha katılacaktı ama onların planlar değişince biz Mototrio ile bir araya geldik. Olsun onlar 3 kişi (soldan sağa Kerem, Özkan ve Fırat), biz 2 kişi, Türkiye'den motorla yola çıkan 5 kişi Brezilya'nın Foz de Iguaçu şehrinde bir araya geldik. Akşam buluşur yemek yeriz derken kuş parkında denk geldik. Biz parkı bitirip çıkıştaki masalara dinlenmek için oturmuştuk ve instagran'dan mototrio'nun paylaşımlarından nerede olduklarını anlamaya çalışıyordum. Tam o sırada merhaba diye geldiler masaya :)) Akşam yemeğini onlarla birlikte yedik, sonra restoran kapanana kadar orada muhabbete devam ettik. Restoran kapanırken kapının önünde Türk işi ayakta sohbete devam ettik. Sonra üşemeye başlayınca başka bir yere geçip otuduk ve geç saatlere kadar muhabbete devam ettik. Keşke bir günümüz daha olsaydı dedik. Fakat onlar yarın Arjantin'e geçecekler geri, biz ise onların geldiği yoldan Brezilya'nın içine doğru devam edeceğiz. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Sınırdan sonra önceden kalmak için ayarladığımız eve geçtik. Motorları eve bırakıp hemen döviz bürosu aradık aradık para bozdurmak için. 1$ yaklaşık 3.20 Brezilya Real'i yapıyor. Türk Lirası'na yakın olduğu için artık hesaplamamız kolay olacak. Gerçi yol boyunca her ülkede dolar olarak hesapladığımdan TL algımı kaybettim. Tahminimizden çok önce Brezilya'ya girdiğimiz için günün yarısı bize kaldı. Burada büyük bir için kuş parkı olduğunu öğrendik ve günün geri kalanını kuş parkında geçirmeye karar verdik. Yarın ise şelaleye gidip gezeceğiz. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Hem Arjantin'den çıkış hem de Brezilya'ya giriş çok hızlı oldu. Her iki sınır da sakindi ve organizeydi. Onun için işlemleri çok hızlı hallettik ve hatta hiç sıra beklemedik. Sınırdan hiç işlem yapmadan da geçebiliyorsunuz fakat biz Brezilya'dan Türkiye'ye dönmeyi düşündüğümüz için tüm işlemleri yaptırdık. Arjantin tarafındaki İguazu şehrinden 10km ötedeki Brezilya İguazu şehrine geçtik. İki ülkeyi şelalerin olduğu İguazu nehri ayırıyor. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Bugün Brezilya'ya girdik. Yine instagram'da "instastory" olarak paylaştığım videoları topluca yükledim. Instagram'dan bu kısa kısa videoları sürekli olarak takip edebilirsiniz. instagram.com/ruzgarinizinde
Bugün gerçekten heyecanlıyım çünkü 3.5 aydır topraklarında binlerce kilometre gezdiğim Arjantin'den sonunda ayrılıyorum. Şimdiye kadar en uzun kaldığım ülke oldu. Sırada ise Brezilya var. Heyecanlı olma sebebim de aslında bu. Çünkü Brezilya'yı çok merak ediyoruz. Ayrıca bu seyahatimizin son ülkesi de Brezilya fakat Güney Amerika kıtasının tam yarısı büyüklüğünde. :) 1 ayda bitecek bir ülke değil. Seyahatimizi eğlenceli ve güzel bir ülke ile bitireceğimiz. ;) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
İguazu şelalerini hem Arjantin tarafından hem de Brezilya tarafından görebiliyorsunuz. Sınır zaten o nehirin kendisi ve köprü ile geçişebiliyor. Biz önce Arjantin tarafındaki Puerto Iguazu şehrine gittik ve oradan şelaleleri gördük. Arjantin'de şelaleleri aşağıdan görebiliyorsunuz ve oldukça ıslanıyorsunuz. Büyük küçük bir sürü şelale var burada, ormanın içinden yürüyerek hepsine ulaşabiliyorsunuz. Bir tam gün rahatlıkla vakit geçirebilirsiniz. Şimdi de Brezilya tarafındaki Foz de Iguaçu şehrine geçip buradan şelaleleri göreceğiz. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
İguazu şelalerini hem Arjantin tarafından hem de Brezilya tarafından görebiliyorsunuz. Sınır zaten o nehirin kendisi ve köprü ile geçişebiliyor. Biz önce Arjantin tarafındaki Puerto Iguazu şehrine gittik ve oradan şelaleleri gördük. Arjantin'de şelaleleri aşağıdan görebiliyorsunuz ve oldukça ıslanıyorsunuz. Büyük küçük bir sürü şelale var burada, ormanın içinden yürüyerek hepsine ulaşabiliyorsunuz. Bir tam gün rahatlıkla vakit geçirebilirsiniz. Şimdi de Brezilya tarafındaki Foz de Iguaçu şehrine geçip buradan şelaleleri göreceğiz. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Bugün İgazu şelalelerine gittik ve bol bol gezdik. Adından da anlaşıldığı gibi bir sürü şelale varmış. Ben bir tane var sanıyordum :) Bu videoları instagram'da instastory olarak paylaşıyorum. İguazu hikayesini de buraya da topluca yükleyim dedim. Instagram'dan sürekli olarak takip edebilirsiniz bu kısa kısa videoları. instagram.com/ruzgarinizinde
O kadar söylendim söylendim hayaller gerçek oldu sanırım. :D En son hayaller dağlık virajlı yollar, gerçekler Arjantin'n düzleri... diyordum. En son kamp yaptığımız Posadas şehrinden çıkıp biraz ilerleyince birden ortam değişti. Her yer orman oldu ve sıcaklık birden 4-5 derece arttı. Tabii nem de arttığı için aylar sonra ilk defa motor sürerken havalandırmaları açtım hatta terledim. :) Değişim çok ilginçti sanki Orta Amerika ülkelerinden birinde seyahat ediyormuşuz gibi hissettik. Aslında değişen sadece sıcaklık veya çevre değildi, insanlar ve yerleşim yerleri de değişti. Ne yalan söyleyim onlarda Orta Amerika'ya benzedi. Anlatması zor bunu. Mesela İguazu'ya geldik ve kendimize kalacak bir yer bulduk. Odada eski tip duvarda koca bir delik açılıp takılan klimalardan ve banyoda da elektrikli su ısıtıcısı vardı. İşin ilginci bunları Orta Amerika'da gördüklerimiz ile aynılar. Zaten ordan sonra hiç görmemiştik. Ben bu ikisine çok takmıştım, ondan unutmuyorum. Umarım Brezilya'da böyle devam etmiyordur. :D 300km güzel ormanlık yollardan İguazu'ya vardık. Kendimize kalacak güzel bir yer bulduk ve yerleştik. Sabah ilk iş ünlü şelaleleri görmeye gideceğiz.
Dün akşam güneş batana kadar devam ettik yine ve Paraguay sınırında Posadas isimli bir şehre geldik. Biraz kamp yeri arandık. Fakat hangisine gitsek kapalı ve bu sefer bizi almadılar. :( Sonunda internetten bulduğumuz bir kamp alanına gittik. En son 2 ay önce kalan olmuş ve şimdi de bizden başka kalan yok. Küçük bir kamp alanı fakat her ihtiyacımızı karşılamaya yeterli. Sıcak su, tuvalet, elektrik, wifi ve yemek pişirmek için yeri var. Şehrin dışında köy gibi bir yerdeydi. Biz vardığımızda hava kararmıştı. Market var mı dedik. Bakkal var dedi az ilerde. Belki bir şeyler vardır gidip bakalım dedik. İlginçtir ne aradıysak bulduk. :) et var mı dedik, dolabı açtı bir sürü gösterdi. Kıyma arıyoruz ama dedik. Onu da çıkardı. Sebze var mı dedik o da varmış. Adama ne sorsak küçüçük bakkaldan çıkardı verdi. Biz de akşam kendimize güzel bir yemek hazırladık ve etli mercimek ile pilav yaptık. :) Bugün artık ünlü şelalelerin olduğu İguazu'ya varacağız. Önümüzde 300km yol var. Hava yine çok güzel. Orada bir kaç gün kalır sonra Brezilya tarafına geçeriz. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Bugün Ben Yazarsam Olur ile birinci yıl dönümümüz. :) Geçen sene bu videoyu hazırlayıp beraber yolculuğa çıkacağımızı paylaşmıştık. Aslında balayı olarak tura çıkma fikrimiz vardı ama balayı bal yılı oldu ve 10 aydan fazladır yollardayız. Daha nice seneler birçok yeri beraber keşfedeceğiz. ;)
Hayaller bol virajlı dağlık yollarda döne döne gitmek, gerçekler ise Arjantin'in bitmek bilmeyen dümdüz yolları... Bir bitemeden Arjantin 3 aydır :))
Herkese günaydın, bugün bir saat erken kaşkmayı başardık ve 9'da dikildik ayağa. Her sabah olduğu gibi güzel birlahvaltı hazırladık. Bu yolculukta sürekli kahvaltılarımıza takıldılar. Gören şaşırıyor. "O kadar şeyi sabah mı yiyorsunuz" diyorlar. Biz de "bu ufak kahvaltımız evde görün asıl" diyoruz. :) Şimdi elimizde olanlar 2 çeşit peynir, domates, zeytin, biber, reçel, dulce de leche, yumurta, ekmek, tatlı kabak ve çay var. Gerçekten de İstanbul'da evde gerekirse erken kalkıyoruz ve kahvaltıya geniş zaman ayırıyoruz. Günün en önemli öğünü ve sağlam yapmak lazım. Gezi boyunca da %99 böyle yapmışızdır.
Herkese günaydın, bugün bir saat erken kaşkmayı başardık ve 9'da dikildik ayağa. Her sabah olduğu gibi güzel birlahvaltı hazırladık. Bu yolculukta sürekli kahvaltılarımıza takıldılar. Gören şaşırıyor. "O kadar şeyi sabah mı yiyorsunuz" diyorlar. Biz de "bu ufak kahvaltımız evde görün asıl" diyoruz. :) Şimdi elimizde olanlar 2 çeşit peynir, domates, zeytin, biber, reçel, dulce de leche, yumurta, ekmek, tatlı kabak ve çay var. Gerçekten de İstanbul'da evde gerekirse erken kalkıyoruz ve kahvaltıya geniş zaman ayırıyoruz. Günün en önemli öğünü ve sağlam yapmak lazım. Gezi boyunca da %99 böyle yapmışızdır.
Dün olduğu gibi bugün de atraksiyonsuz olarak dümdüz yollarda akşama kadar sürdük. Fakat bugün 300km yol geldik. :) Güneş batmaya 1 saat kala ilk bulduğumuz köy/kasabaya daldık. Önce market, sonra da manav bulduk ve kamp için yer aranmaya başladık. Şehrin biraz çıkışında ormanlık bir arazide kamp alanı varmış, oraya gittik. Yolu biraz çamurdu. Gece yağmur yağarsa kesin orada kalırız diye içinden geçirdim durdum. Kamp alanına vardığımızda bir kaç kişi etrafı toparlıyordu. Yakınlarda bir festival olmuş belli yerlerde bardaklar, şişeler... Kamp yapabilir miyiz diye sorduk fakat kapalı olduklarını söylediler. O saatte gidecek başka yerimiz yoktu. Sanırım onlarda anladı ki ısrar edince "kapalıyız ama istiyorsanız kamp yapabilirsiniz" dediler. İçer girdik biraz muhabbet edince ve bizim o kadar uzun yoldan geldiğimizi duyunca acayip ilgilendiler, sorular sordular ve defalarca fotoğraf çektiler. Kapalıyız zaten istediğiniz gibi takılın dediler. Biz de orta yere çadırı kurduk :)) Şimdi yemek vakti ;) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Yine Arjantin'in dümdüz ve bomboş yollarında gidiyoruz. :) Patagonya'dan iyi en azından iki ağaç ve yeşillik var. Fakat hava çok güzel, 20-22 derecelerde ve güneşli. Tam motosiklet sürme havası. İquazu'ya kadar 750km yolumuz kaldı. Sanırım 3 güne orada oluruz. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Gece çok verimli uyuyamadığımız için sabah da geç kalktık. Sürekli gelen giden insanlar ve patlak egzoslu motosikletler oldu. Ayrıca başımıza bela olan köpekler vardı. :) Kendi kendine bizi sahibi benimseyen bir tane köpek yanına 3 arkadaşını daha alarak gece çadırın içine girmeye çalıştı. :) Gece çadır üstüme yıkılmaya başlayınca uyku sersemi "o kadar da rüzgar esmiyordu çadır neden üzerime geliyor acaba" diye söylendim. Sonra kafamın üzerine bir ağırlık çökünce anladım köpek olduğunu. Ben uyku tulumundan çıkmaya çalışırken Selin'de uyandı, uyku sersemi ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Daha çadırın fermuarını açarken 3 köpek delikten kafasını içeri sokmaya çalıştı. Köpekler izin vermediği için doğrulup çadırdan da çıkamıyorum. Emekleyerek kendimi çadırın dışına atmaya çalıştım. Köpekleri kovalamaya uğraşıyprım fakat onlar nedense sürekli benle oyun oynamaya çalışıyor. Oysa bu köpekleri daha önce görmemiştim, neden gecenin 4'ünde çadırın üzerine çıkıp benle oynamak istediklerini bir türlü anlamadım. :) Neyse gönderdim hepsini sonra çadırın içine girip yattım. Bir süre sonra tekrar geldiler. :( Onlar bitti, güneş doğmadan hemen önce üstümüzde uyuyan yüzlerce papağan çığlık çığlığa bağırmaya başladı. :) Kuş sesinden rahatsız olacağım hiç aklıma gelmemişti. Güneş doğdu, yakındaki otel inşaatının gürültüsü başladı. Saat 9 buçuğa kadar döndük durduk çadırın içinde, sonra dayanamadık kalktık. Kahvaltı hazırladık süzülüyoruz sofrada. :) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Çadırı kurup yerleşene kadar hava karardı. Karanlıkta lastiği söküp sökmemeye karar veremedim bir türlü. Motorun altına koyacak kütük, taş gibi bir şey de bulamadım. Onun için motoru yatırıp jantı sökmeden lastiği tek tarafından açmaya karar verdim. Ben Yazarsam Olur 'da yerde yatan motoruna baktı durdu. :) İç lastiği çıkardık ve kontrol ettiğimizde küçük bir delik bulduk. Çok küçük olduğu için bulmak zor oldu. Sonra jantı kontrol ettim bir şey bulamadım. Dış lastiğin içine elimi ilk attığım yerde ise sivri bir şey elime çarptı. Sanırım suçluyu bulduk. Lastiğin dışında aynı hizada bir delik vardı ama ne battığını bulamadık. Çünkü dışarda kalan kısım kopmuş gitmiş. İçerde kalan kısmı da çıkarmaya çalıştım ama sanırım hepsi çıkmadı. İyice temizledim, zımparaladım ve oraya da yama yaptım. İşe yarar mı bilmiyorum, o an iyi bir fikir gibi geldi. İç lastiği de yamalayıp geri kapattık. Umarım tekrar patlamaz... Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Güneş batmadan ön lastiği söküp bakmak için yoku çok uzatmadık. Yine 200km yapıp yol üzeri bulduğumuz bir kamp alanına girdik. Kamp alanı bir termalin içine kurulmuş. Hem termal giriş ücreti hem de çadır için ücret (yaklaşık 26$) istiyorlar. Selin her zaman olduğu gibi araya girdi ve hemen pazarlığa başladı. Ben olsam tamam der gider başka yer bakardım. Çünkü anlaşacak bir ispanyolcam yok. Gerçi yakınlarda başla kamp alanı da yok. Sonuç olarak 16$'a bağladı işi. Tam ödeme yapacağız kadın "kamp alanını gördünüz mü, su bastı dün" dedi. :) Gidip baktık baya içinden dere akmış gibi duruyor. Fakat çok güzel bir yer ve yüzlerce papağan var. Bir çoğu da tavuk gibi çimlerin üzerinde dolanıyor. Onları görünce kamp alanının hemen girişinde kuru çimlerin üzerine çadırı kurarız dedik. Fotoğrafta arkadaki ağaçlık kısım normalde kamp alanı fakat güneş toprağa kadar ulaşamadığı için çamur olarak kalmış. Çimlik alan ise bütün gün güneşi almış kurumuş. Banyosu ve tuvaleti de Arjantin standartlarına göre iyi bence :) Çadırı tam iki motorun arkasına kurduk. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Parkın girişine geldik ama girmedik. Çünkü girişi 33$'dı. :) Ayrıca yolu da tahmin ettiğimiz gibi stabilizeydi. Ödeme kulübesinin oradan kafayı uzatıp biraz baktım, bol bol çamur vardı. Hem o kadar para verip hem de çamura bulanmaya niyetim yoktu. Gerçi Selin capybaralara sarılmak uğruna çamurun üzerinde sörf yapabilirdi, onu zor tuttum. :)) Selin de hızını alamadı parkın girişinde dürbü çıkarıp kuşları izlemeye başladı. Sanırım parka giremiyorsam belki uzaktan capybara görebilirim dedi. :))
Selin'in ön lastiği yine patladı. :( Bu yolculukta sanırım dördüncü oldu. Ön iç lastiği daha 300km önce değiştirdik. Sanırım dış lastiğin iç kısmında ya da jantta lastiği patlatan bir şey var. İşin ilginci lastik birden iniyor ama tekrar şişirince inmiyor. Daha önce lastik patladığında da aynısı oldu. İç lastiği çıkarıp baktığımda her defasında delik buldum. Delikler çok küçük. Bu lastiği şişirince geri inmemesini açıklıyor fakat ilk patladığında birden inmesini açıklamıyor. Neyse şimdi pompa ile şişirdik. Akşam kamp yaptığımız yerde ön lastiği söküp bakacağım.
Gece sabaha kadar durmadan deliler gibi yağmur yağdı. Gece bir kaç kez gök gürleme seslerine uyandık. Sabah dışarı baktığımızda ortalığı sel götürmüş :) Bir saatte metre kareye yaklaşık 8mm yağış gösteriyordu. Tabii sabaha kadar saatlerce yağdı. Benim çadırımı su basıp tuvalette yatmama sebep olan yağmur metre kareye 27mm idi. :) 1 mt x 1 mt alana bir damacana suyu boşalttığınızı düşünebilirsiniz. Ağzım bir defa yanınca 8mm'de bile otel bakalım dedim. :) Sabah 7'de kalktık yağmur devam ediyordu. Acaba durmayacak mı diye düşündük ve geri yattık. 8'de tekrar kalktığımızda yağmur durmuştu. Saat 9'da ise bulutlar dağılmaya başladı. Biz de toparlanıp otelden ayrıldık. Yanımızda kahvaltılık bir şey kalmadığı için önce markete uğradık. Arjantin'de dışarda kahvaltı etmek pek mümkün değil çünkü kahvaltı kültürleri yok. Şehir dışına biraz çıkınca ilk bulduğumuz yeşil alana sandalye ve masamızı kurduk, kahvaltımızı hazırladık. Bugün yol üzerinde Capybara isimli dünyanın en büyük kemirgenini görmek bir parka uğramak istiyoruz. Fakat milli parkın yolları stabilizeymiş. Dün yağan yağmuru düşününce gidip gidemeyeceğimizden emin olamadık.
Sabah resmen kalkamadık. :) Saat 8 ve 9'da bir uyandım ama kalkacak gibi değildim, geri yattım. Saat 10'da ikimiz birden uyandık. Motora ara verince tembelleşmişiz sanırım. Hava kapalı ve rüzgarlıydı. Akşam buralar yağmurlu olacakmış, belki de rüzgar bulutları buraya doğru sürüklüyordur dedik. Yayıla yayıla toparlanırken yağmur atıştırmaya başladı. Hemen hızlandık ve çadırı toparladık. Fakat yağmur birden çpk hızlanınca eşyalarımız ıslanmasın diye masanın üzerine branda gerdim. Tabii gerene kadar tüm motor malzemelerimiz ıslandı. :( Daha yeni yola çıkmıştık. Bir aydır da hiç yağmur yağmuyordu. Selin'in dakka bir gol bir duruşu. Bu arada bugün de yola 13'de çıkabildik. Az ilerimizde uğramak istediğimiz bir kuş cenneti vardı fakat yağmur çok yapınca vazgeçtik. Çünkü oraya kadar 20km stabilize yol vardı. Bu havada çamur olmuştur. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Yaklaşık 150km yaptıktan sonra kamp yeri aramaya başladık. Çünkü artık eskisi gibi hava saat 20-21'de kararmıyor. Saat 18 olunca güneş batıyor. Biz de yola saat 13'de çıkabildiğimiz için çok uzağa gidemedik. Ayrıca saatlerce ayakta motorla uğraşmak beni çok yormuş, yol boyunca sürekli esneyip durdum. Nehirlerin kenarından geçerken bir tanesini gözümüze kestirip kamp yerine daldık. Tipik Arjantin sitili bir yerdi. Kamp yeri ağaçların altında çimlerle kaplıa, etrafta bir sürü masa, sandalye ve elektrik fişleri de var fakat tuvalet, banyo kötü :) ayrıca tüm Arjantin'in kuzeyinde olduğu gibi bol sivrisinekli. Selin ağaçları görünce hemen "hamak kuralım mı?" dedi. Hamağı kurup güneş batana kadar içinde uyumuşuz. Güneş battıktan sonra etrafımızda dolanan yüzlerce sivrisinek bulutundan dolayı uyandık :) Kamp yaptığımız yer: https://goo.gl/maps/9jh9FxYRvND2 Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Uzunnnnn bir aradan sonra tekrar yola çıkma zamanı geldi. Dün pılımızı pırtımızı toplayıp 20 gündür kaldığımız Buenos Aires'ten ayrıldık. :) Fakat yola çıktığımızda saat 13'e geliyordu. 20 günlük dağınıklığı ancak topladık. :) ilk hedefimiz Iguazu şelaleleri. Gerçi oraya kadar 1.200km yolumuz var. Yol üzeri yapacak bir şeyler buluruz sanırım. Yine anlık paylaşamıyorum çünkü şehirden ayrılıp yola çıktık, telefon çekmemeye başladı. :( Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Birazdan WR ustası Serkan'ı canlı yayında motoru parçalara ayırırken izleyebilirsiniz. Hesabını ele geçirdim!
Eksantrik zincirim geldi. :) Yamaha Motor'a yardımlarından dolayı tekrar teşekkür ederim. Arjantin'de gümrüğe takıldığı için sadece 1 gün gecikti. Yarın sabah erkenden motorları bıraktığımız Erol'un garajına gidip eksantirik zinciri değiştireceğiz. Motoru bayağı bir sökeceğim için işi tamamlamak zaman alacak. Eğer Ben Yazarsam Olur gelirse çalışırken yine canlı yayın yapabiliriz. Sanırım bir sonraki gün de yola çıkıp Brezilya'ya doğru devam ederiz.
Bolivya, Salarda De Uyuni'de motor kullanırken Ben Yazarsam Olur ile birlikte kendimizi bilim kurgu filminde gibi hissetmiştik. Onlarca kilometre gidiyorsunuz ve heryer böyle bembeyaz ve bomboş. Gölün içindeki adacıklar sanki havada asılı duruyormuş gibi göz yanılması yapıyorlar. Bu gezide en etkilendiğimiz yerlerden birisi oldu. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Güney Amerika kıtasının güney ucunda bulunan ve Arjantinlilerin "Dünyanın Sonu" olarak pazarladığı Ushuaia şehrinden 130 kilometre daha kıtanın ucuna doğru devam "Ruta J" isimli yolda drone ile çektiğim görüntüler. Videoları Instagram'a yüklüyordum normalde ama 1dk uzun videoları kabul etmiyormuş. Onun için buraya yükledim. Sanırım ilk montajlı video denemem. :) Böyle böyle öğrenip geliştireceğim artık...
Normalde 2 Mayıs tarihine kadar Buenos Aires'de kalmaya karar vermiştik. Bir kaç gün motorlarla uğraşıp sonra etrafta gezer biraz tatil yaparız dedik. Motorları zaten hallettik. Benim değişmesi gereken eksantrik zinciri acil olmadığı için bulduğumuz yerde değiştirmeye karar verdik. WR250R modeli Arjantin'de bulunmuyor. Bana sorarsanız burası için fazla lüks bir model. Çünkü burada satılan Yamaha ve Honda modelleri büyük ihtimal emisyon standartları yüzünden Türkiye'de (Avrupa'da) satılamaz. :D Yamaha Türkiye'dekiler ile iletişim halindeydik. Onlara tekrar yazdım durumu anlattım. Eğer ortak parça kullanan başka motor varsa onların listesini istedim. Onlar ise zinciri ve gergiyi tedarik edip bana gönderebileceklerini söylediler. Ben gergiyi kontrol edip döneceğimi söylemiştim. Bir taraftan da düşünüyorum; malzemeler onlara gelecek onlar bana gönderecek en azından 2 hafta geçer. Biz Brezilya'ya gideceğiz ve İstanbul'dan Sao Paulo'ya gelecek birilerini bulmak daha kolay. Belki öyle halledebiliriz dedim. Geçtiğimiz perşembe İlker (Yamaha Türkiye'den) zincirin hazır nereye gönderelim diye bu fotoğrafı gönderdi. Hem sevindim hem şaşırdım çünkü bu kadar hızlı geleceğini tahmin etmemiştim. Kaç tane WR250R vardır ve kaçının eksantrik zinciri değişiyordur ki? Neyse adresi yazdım ama ne zaman teslim edileceği önemli dedim. Çünkü kaldığımız evi ayın 2'si sabahına kadar tuttuk. Ben saat farkı yüzünden geç gördüğüm mesajı. İlker cuma sabahtan hemen kargoya vermiş. 3 Mayıs tarihinde teslim edilecekmiş. Hemen kaldığımız evin sahibi ile konuşup 2 gün daha uzatabilir miyiz dedik. Sonuç olarak 2 gün daha bekleyip zinciri alıp öyle ayrılmaya karar verdik. Yamaha Motor ekibine yine (yeniden) yardımlarından dolayı tekrar teşekkür ediyorum. Özellikle de yıllardır arkamı kolladığı için ve ne zaman ihtiyacım olsa kişisel olarak vakit ayırıp uğraştığı için İlker'e teşekkür ederim. Yalan yok onlar oradayken kendimi daha bir güvende hissediyorum çünkü yolda kalmayacağımı biliyorum :D :D
Hazır Buenos Aires'de boş boş dururken paylaşmayı unuttuğumuz ya da vakit olmadığı için paylaşmadığımız yerlerden fotoğraflar ekleyim. Mesela gezide en sevdiğimiz yerlerden biri olan dünyanın en büyük tuz gölü Uyuni'nin fotoğraflarını koymamışım. :) Öğleden sonra gidip güneş batıp karanlık olana kadar ayrılamadığımız, sonsuzluk hissi ile sanki başka bir gezegendeymişiz gibi hissettiğimiz ve uzun uzun motor sürdüğümüz Uyuni'den kareler. ;) Biraz hazırlıksız gitmişiz daha yaratıcı şeyler yapılabilirmiş.
Çin mahallesine geldik hem de kırmızı mercimek için :) Şaka yapmıyorum! Hatta gelirken yoğurt ve bulgurun da hayalini kuruyordum ben. Gonzalo'yu hatırlıyorsunuz değil mi? Onlardayken kırmızı mercimek, bulgur ve yoğurt üzerine konu açılmıştı onlar da Buenos Aires'de Çin mahallesinde bulabileceğimizi söylemişlerdi. İşte onun için geldik. Daha ilk girdiğimiz markette aradığımız her şeyi bulduk. Kırmızı mercimeğin Çin mahallesindeki bir markette Türk mercimeği olarak satılması çok ilginç. Sadece Arjantin değil tüm Güney Amerika kıtasınsa kırmızı mercimek bulamadık.
Gergiyi çok güzel yere koymuşlar. Yerinden çıkarmak için hem marş motorunu hem manifoldu söktüm. :) İyi haber gergi sağlam, kötü haber ise eksantirik zincirim uzamış. Yani gergi zinciri geriyor fakat zincir fazla uzadığı için gerginin boyu artık kurtarmıyor. Aslında 250cc motor 10bin devir çevirir ve 30küsür beygir üretirse bazı parçaların ömrünün kısa olması normal. Ayrıca bu motoru yola çıkmadan önce arazide kullanıyordum. Patagonya'da arazide de çok yavaş kullandığım söylenemez. Asıl düşündüğüm... eksantirik zincirini bulması mı daha zor, yoksa motoru söküp zinciri takması mı daha zor? :)
Motosikletin 50bin km olmasına bin km kaldı. Artık yağ filtresi, buji ve hava filtresi gibi basit bakımlar kurtarmıyor. :) Daha önce yolculukları hep basit bakımlar ile tamamlamıştım. Fakat hiç biri 45bin km sürmemişti. Bir süredir motoru ilk (soğukken) çalıştırdığımda bir tıngırtı duyuyordum. Ses aslında eksantirik zincirinin sesine benziyordu ama km çok olmadığı için takılmıyordum. Fakat ses artınca "acaba" demeye başladım. Fikir almak için hemen video çekip hem Gökhan'a (Ersoy Moto - Yamaha Yetkili Servis) hem de Yamaha Motor'a gönderdim. Onlar da eksantirik zincir ya da gergisinden olabileceğini söylediler. Öncelikle gergiyi söküp bir bakacağım. Sorun onda olsa bile görevini yapmadığı süre boyunca zincirin uzamasını hızlandırmıştır.
Dün akşam garaj kapanana kadar motorların işlerini bitiremediğimiz için bugün sabahtan tekrar garaja geldim. Öncelikle CRF'in kalan işlerini tamamladım. Amortisör yağ keçesi, toz keçesi ve yağını değiştirdim. Her şeyi geri motora taktım. Çünkü akşam ön takımlar olmadan motoru öyle kriko üzerinde bırakmıştım. Gece rüyamda motor devriliyordu. :) Ayrıca motorun 4 yıllık aküsü de 2 aylık yatma sonucu tamamen ölmüş. Şarj etmeyi denedik ama tutmadı. Onun da yenisini aldım ve şarja taktım. Böylece CRF'nin buji, hava filtresi, yağ, yağ filtresi, akü, iç lastik, amortisör keçeleri değişmiş oldu. Uzun süre başka bir şey istemez diye düşünüyorum. ;)
23 Nisan Ulusal Egemenlik Gençlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsunnnnnn... Saat farkından bize yeni bayram oldu. :) Çocuklar ile çekilmiş bir fotoğraf ararken bunlar gözüme takıldı, eğlenceli olsun dedim. ;)
Instagram hesabından ufak ufak drone videoları paylaşmaya devam ediyorum, takip ediyorsunuz değil mi? :) instagram.com/ruzgarinizinde
Gonzalo ve ailesi ile Türk yemeği yapma girişimleri sonucun hatırlarsanız türlü yapmıştık. İşte onlara yemeğin ismini öğretmeye çalışırken ben! :)
Bunu paylaşmayı unutmuşum bak :) Franco motorsikleti görünce resmen üstüne tırmanıyor :) bu motora kendi kendi kendine tırmanıp binmeyi başardı. Bana diyorki "motora binmek istiyorum ama çalıştırmayacaksın":) Daha önce, Franco daha küçükken motosikletin üzerine oturtup motoru çalıştırmışlar. Franco'da çok korkmuş. Sanırım gürültülü bir motormuş. Onun için çalışmasını istemiyor ama binip gezmek de istiyor :)) Fok güzel çocuktu maşallah, beraber çok oynadık, koştuk, debelendik. Bana "el amigoooo" diyordu sürekli. Özleyeceğim valla keratayı...
Patagonya'dan çıkıp Buenos Aires eyaletine girdiğimden beri her şey gittikçe değişiyor. Daha mı iyi daha mı kötü kişiden kişiye değişebilir tabii ama bence daha kötü oluyor. Buenos Aires şehrine yaklaştıkça pahalılık artıyor. Artık çevre ve kamp yaptığım yerler aynı bizim gibi kirli. Gördüğüm insanların sayısı giderek artıyor. Ekiden yolda araç görmezdim şimdi ise trafik olmaya başladı. En kötüsü de güven azaldı. Çünkü ortam artık daha tehlikeli. Patagonya kırsalında markete, dükkana filan girerken ya da kamp yaparken motorun anahtarını bile üzerinde bırakıyordum. Şimdi ise kaskmı bile kitliyorum. Kamp yaptığımda yan çantaları kitliyorum bir de alarmlı disk kilidi takıyorum. Nehirlerden ve musluktan hiç sormadan su içebilirken şimdi sormak zorundayım. Çoğunlukla da çeşme suyu içilmiyor oluyor. Bir çok şey o kadar tuhaf geliyor ki. Oysa sadece 2 ay kaldım Patagonya'da. En basiti markette 3-5 kişi ancak gezerken dün girdiğim markette omuz omuza alış veriş yapmak çok tuhaf geldi. Sürekli açık alanlarda vakit geçirirken şimdi bir birine yapışık yüksek binalara bakınca tuhaf geliyor. İnsanlar burada nasıl yaşıyor hemen yakınlarında patagonya varken diyorum. Sonra kendimi düşünüyorum, İstanbul'da yaşıyoruz. Yanı başımızda bir sürü güzel ve daha ucuz yer varken... akışıyor insan demek ki zamanla.
Yemekte ondan bundan konuşurken bana yemekleri beğenip beğenmediğimi sorular. Sonra türk yemekleri hakkında da konuştuk biraz. Bizde yemek çeşidinin çok olduğunu ve güzel yemeklerin genelde yapmasının zahmetli olduğunu fotoğraflarla internetten gösterdim. Gonzalo'nun eşi Chula basit bir şeyler yapamaz mıyız diye sordu. Kendisi yemeklere ve yeni tatlara çok meraklıymış. :) o zaman en basiti size bir etli türlü ve pilav yapayım dedim. Yalnız yemeği sulu görünce bir çeşit çorba olduğunu düşündükler ve çorba kaselerinde yedik. Yemeğin ismini öğretmem ise ayrı bir öacera oldu. Onu da paylaşacağım :)))
Aslında sadece iki gün kalmak için gelmiştim ama dün paskalyaydı ve kalıp onlarla beraber aile ile yemeğe katılmamı istediler. Ben de bu kibar daveti kırmadım. :) Öğlen yemek hazırlıkları başladı. Ben hazırlanan masanın büyüklüğü görünce kaç kişi gelecek diye sordum. 17-18 kişi olacakmışız. Biz bize yiyeceğiz sanmıştım. :) Hem Gonzalo'nun hem de eşi Chula'nın akrabaları geliyormuş. Böyle bir aile yemeğinin içine beni de davet etmelerine mutlu oldum. Kocaman bir ailenin içinde kaldım ve hepsi de ilk deda Türkiye'den gelmiş ve hatta motosiklet ile gelmiş birini görüyorlardı. Yemek boyunca herkes çok ilgi gösterdi ve bir sürü soru sordu. Birara cevap vermeye yetişemiyordum. Onların bu kadar ilgili ve alakalı olması beni çok mutlu etti. Sonuçta ben yoldan geçen biriyim beni hiç tanımıyorlar. Fakat kimse yadırgamadı bu durumu ve herkes çok ilgilendi. Benim için çok güzel bir tecrübe oldu. Hepsine tekrar tekrar teşekkür ediyorum beni ailelerine aldıkları için.
Bizde balıkçıların başını martılar bekler burada penguenler :) öyle dolanıyorlar ortada ve kimse aldırmıyor alışmışlar. Şu köpek penguen sahibinin etrafında dolanıyor diye sinir oldu havladı havladı hızını alamadı suya atladı :) penguene kadar uğraştı yüzdü yüdü penguen ise bir daldı çıktı metrelerce uzaktan. Köpek de penguen nerden çıkarsa oraya doğru azimle yüzmeye devam etti :)
Gonzalo normalde biyolog ve bir burada bir enstitüde balıklar üzerine çalışıyor. Fakat aynı zamanda yıllardır da sahilde cankurtaranlık yapıyor. Biraz konuştuk bunun üzerine. Cankurtaranlık işini çok seviyor. Çünkü bu sahillerde büyümüş ve uzun yıllardır burada farklı sahillerde cankurtaranlık yapmış. Yılda 5 ay yapıyormuş ve enstitüdeki işi yüzünden bazen günde 14 saat çalıştığı oluyormuş. Çalıştığı sahile gezmeye gittiğimizde bana işini gerçekten heyecanla anlatıyor. Ayrıca burada oldukça havalı ve kazançlı bir işmiş de. :) Hiç kurtardığın insanlar oldu mu diye sordum. Bir sürü farklı hikaye anlattı. Daha önce bu mesleği yapan kimse ile tanışmamıştım. Ne ilginç bazen nerenin tehlikeli olduğunu söylediği halde oraya giren ve başını bile bile derde sokan insanların hayatını da kurtarıyor. En büyük sorun aynı bizim Karadeniz'de olduğu gibi geriye doğru çekilen sular. Fotoğraftan anlaşıldığı gibi kickbox da yapıyormuş. :) Garajlar her zaman bir şeyler icat etmek için değil spor yapmak için de güzel yerlermiş. :D
Şehirde biraz gezmeye çıktık. Aslında şehir çok ilgimi çekmedi çünkü 2 aydır Patagonya'da nerdeyse hiç büyük şehir görmedim. Sürekli uzun uzun boşluklar ve doğa vardı. Sürekli kamp yapıyordum. Onun üzerine bir milyon nüfuslu koca koca apartmanların olduğu bir yere gelince biraz tuhaf geldi. Şehrin bir sürü plajı var ve oldukça da uzunlar. Sörf çok popüler bir aktivite, hatta bisiklet sürmek gibi bir şey diyebilirim. Herkesin elinde, arabasında, motosikletinde sürekli sörf tahtası var. Şimdiye kadar sörf yapılan bir çok şehir gördüm ama buradaki kadar günlük hayatın içinde olan başka bir yer görmemiştim. Okyanusun ve havanın soğuk olmasına ve hatta yağmurlu olmasına karşın bir çok insan sörf yapıyor. Burada en gördüğüm en güzel şey ise deniz aslanları oldu. Hatırlar mısınız Valdes yarım adasında penguenlerden sonra gitmiştim ama 200-300mt uzakta yattıkları için pek görememiştim. İşte burada sadece 1-2 metre yakınınızda oturup seyredebiliyorsunuz. Ayrıca buradakiler erkekmiş. Yani bu hayvanlara deniz aslanı verilme sebebi bu erkekler. Başında ve boynundaki yeleleri, çıkardığı kükreme sesleri ve kafasını yukarda tutuş şekli gerçekten de aynı aslan gibi.
Bu kadar büyük bir köpek nasıl bu kadar uysal ve komik olabilir anlamış değilim. Köpekleri severim ama genelde kesilere karşı daha bir ilgiliyimdir. Fakat Olivia'dan sonra resmen köpekleri daha çok sevmeye başladım. Franco yapmadığını bırakmıyor yine de hiç sesini çıkarmıyor. Hatta bazen çok sıkılıyor Franco'dan kaçmaya çalışıyor evin içinde, bahçede köşe kapmaca oynuyorlar. Kendisi ile türkçe konuşunca çok şaşırıyor kafasını yana doğru eğerek "acaba ne diyor bu adam, gelse mi, gitse mi, otursam mı..." modunda anlamaya çalışıyor. Buralarda (güney amerika'nın tamamında hatta) güvenlik yüzünden her evde bir köpek var desem yeridir. Burada bir tane de alman kurdu var. Kendisi ön bahçeyi bekliyor. Ben alt katta kalıyorum Olivia ise sürekli üst katta. Benim orada olmama alışık olmadığım için daha yataktan doğruluyorum yukardan bir uyarı hırlaması geliyor. Oldu ya tuvalete gideceksem başlıyor havlamaya. Vay arkadaş o kadar sessiz hareket etmeye çalışıyorum nasıl anlıyorsun. :D Bence herhangi bir alarmdan daha dost canlısı :D
Misafir olduğum ev halkını tanıtayım. :) Soldan sağa; ben, Gonzalo'yu zaten tanıyorsunuz, Gonzalo'nun oğlu Franco, Gonzalon'nun eşi Chula ve Chula'nın annesi Silvia. Mar Del Plata'nın ortalarında bahçeli küçük bir evde yaşıyorlar. Unutuyordum 3 tane de köpekleri var. Benim favorim Gonzalo'nun köpeği Olivia.