Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Semerkand'a az kaldi. Yollar fena degil cogu bolunus yol. Asfalt ise bazen guzel bazen de yamali bohca formatinda. En azindan artik col degil bol bol agac var. gerci hava hala 42 derecelerde. Yol cok sakin, can sikintisindan egleniyoruz kendi kendimize :)) Bu arada yolda millet bizle cok ilgili, herkes selam veriyor sagdan soldan inceliyor, uzun sureler ayni hizla yanimizda gidip bakiyorlar, bagiriyorlar, el salliyorlar, en guzeli de guluyorlar, yuzleri guluyor ve mutlu oluyorlar :)) sanirim sokakta ciplak gezsem bu kadar dikkat cekmez.
Her zaman motor montunun altina uzun kollu giyen ben ilk defa kisa kollu giyince sicaktan vucun tepkisi bu oldu. :) Sanki sicak bir yere degmis gibi su topladi irili ufakli. Neyse kismetse haftaya soguk gunler beni bekliyor Pamir'de :)
Gunaydinn herkese :) Sabah erken kalkip yola cikacaktik tabii ki yalan oldu. Aslinda erken kalktik ama dun tanistigimiz Avusturalyali Karl abimiz de kahvaltiya gelince muhabbet uzadi yola cikamadik. Neyse bugun yolumuz cok kisa. Buhara'dan Semerkand'a 270km var. Hava da 35 derecelerde ve en yuksek 41 gosteriyor. Bir sure yuksek sicakliklarda surunce insan gercekten alisiyor, saka gibi :) Artik 40 derecenin alti serin gelmeye basladi. Haftaya buyuk ihtimal Pamir'de olacagim. Orasi yuksek ve soguk. Burada sicaga alistiktan sonra orada iyi usuyecegim sanirim :) Bu arada Buhara'da cektigim fotograflari yukleyecegim unutmadim. Fakat internet baglantisi cok kotu. 3G ve otelin wifi'i eski zamanlaraki cevirmeli modem hizinda resmen :) 5 gundur Ozbekistan'in her yerinde ayni.
Kaldigimiz otelde Uygur Turku bir aile vardi. Bizim Turkiye'den geldigimizi duyunca cok sevindiler. Bize yemek ve cay ismarladilar, konusmaya calistilar. Ayrilirken yasli dedemin elini optum o da zorla benim elimi optu. Bilmiyorum adetleri mi oyle ama cok mutlu olmuslardi. Sincan bolgesinde neler oluyor, Turkiye'de boyle haberler var diye sorduk. Aktif olarak birsey olmadigini Cin'in uzun zamandir din yonunden baski uyguladi anlatti. Namaz kilma, oruc tutma gibi ibadet konularinda. Peki birilerini öldürüyorlar mi dedik. Yok sadece pasif baski var dedi. Bu arada olay sadece muslumanliga degil Cin yonetim sekli (komunizm) yuzunden butun dinlere karsi.
Yamaha WR250R ile geziyor dedigim Avusturyali abinin adi Karl. 51 yasinda ve bir yildir geziyormus. Mogolistan'in altini ustune getirmis hatta Pamir'de ne kadar yol varsa girmis, cikmis, geri donmus :)) Motoru hafif ve zamani da bol olunca fantazi yapmis resmen. Hic usenmedi hatta yoldan geldigi halde oturdu, bilgisayarini ve haritalarini getirip bize istedigimiz her yer hakkinda bilgi verdi. Yaklasik 4 saattir yollar hakkinda konusuyoruz. Mogolistan fotograflarini gordukten sonra cok fena gaza geldim. Buradan cikip direk Mogolistan'a suresim geldi. Hatta Karl'in gosterdigi bazi yerlere Tenere ile giremeyecek olmama da uzuldum. WR250R ile gelmedigim icin cok hafif bir pismanlik olustu icimde :))
Kaldığımız otele japon plakalı bir Yamaha WR250R gelmiş. Görünce hem Japon hem de WR250 olduğu için bir heycan yaptım :) baktık içerde oturuyor abi, hemen tanıştık. Adam Avusturalyalı ve Japonya'dan motor alıp yola çıkmış. Rusya oradan Moğolistan ve benim rotanın benzerini yapıp gelmiş. Moğolistan'da iki ay kalmış ve guney, kuzey rotasını kullanarak geniş bir daire çizmiş. Ana yollar fena değil ama ayrılırsan büyük motorlar için zor diyor. Zaten bir süre WR250 ile yola çıksam mı diye düşünmüştüm. Adamı ve anlattıklarını duyunca WR250 ile çıksam daha çok eğlenirmişim dedim. Hem geri getirmek için kargo maliyeti de az olurdu.
Tünaydın herkese :) bugün baya tembel takılıyoruz. Sabah 9 gibi kalktık, otelden çıkış 10'u buldu. Turist modunda şehir gezmesine başladık. Buhara'da yürüyerek gezecek çok yer var. Güneş tepemizde hava yine 40 derecenin üzerinde. Bırakın motor sürmeyi yürüyerek gezmek bile zorluyor :)) biraz fotoğraf çekeyim akşama paylaşırım.
Sonunda Buhara'ya varabildik :) Erdem Onen'in iz kayitlari cok isimize yaradi. Zaten yolda bayilmistik sicaktan hic otel aramadan direk onun kaldigi yere gittik. Sehrin merkezinde ve her yere yurume mesafesinde. Motorlari biraktik, gunes batmadan biraz turlayalim dedik. Buyuk ihtimal yarin da burada kalacagiz. Cunku Buhara Ozbekistan'in en turistik sehri :) Khiva ile fiyati ayni 25$ bagladik odayi.
Buhara'ya 120km kaldı ve yollar daha güzel olacağına kötüleşti. Hadi kötüleşmesi değil hava 48 derecelerde. Benim motor 48, Özhan'ın 50 derece gösteriyor. Üstüm değil ama ayaklarım bildiğin sobanın üzerinde gibi yanıyor, nereye koyacağımı şaşırdım :( kaskın bütün halandırmalarını kapadım. Çünkü hava çok sıcak esiyor gözlerimi ve çevresini hatta dudaklarımında kurutuyor. Zaten sağa sola uçuşan çok kum var ve kaska giriyorlar. Biraz sersemletti açıkcası. Sık sık mola vermek istiyoruz ama çok uzun aralıklarla duracak hiç bir yer yok. Son 320 kilometredir sadece üç mola yeri gördük ve ikisinde durduk. Afrika Sudan'ı geçerken aldığım kum tadını burada tekrar aldım ve hiç özlemediğimi fark ettim :))
Ne bitmek bilmez çölmüş buralar. Günlerdir geç geç bitmedi. Hava da 44 derece oldu. Neyse manzara yok ama yollar güzel şimdilik. Özbekistan'dan beklenmeyecek hareketler. Buhara'ya fazla kalmadı.
Herkese günaydın! Bugün yola çıkıp Buhara'ya geçecegiz. Yaklaşık 450km yolumuz var. Orasının buradan daha güzel olduğunu söylüyorlar. Büyük ihtimal 2 gün kalırız gezmek için. Zaten şehir olarak gezilecek yerler en çok Özbekistan'da var. Ondan burada biraz yaydık :) Bu arada hava 35 dereceden açılışı yaptı.
Tarihi 6.YY kadar inen Khiva şehri hakkında ilk kez 10.YY bir Arap gezgin seyahatnamesinde rastlanmıştır. Ne güzel değil mi seyahatnameler ne kadar önemliymiş. Burası Khiva hanedanlığının başkentiymiş ve 1873 yılında Rusya'nın kontrolüne girmiş. Bolşevik devrimi sırasında Kızıl ordu tarafından hanedanlık devrilmiş ve yerine Harezm Sovyet Halk Cumhuriyeti'nin başkenti yapılmış. Asıl güzel tarafı SSCB döneminde 1970 ve 1980 arasında uygulanan koruma programı sayesinde şehir müze görünümü kazanmış ve günümüze kadar saklanmış. Şu anda da UNECO koruması altında ve Dünya Miras Listesi'nde yer almaktadır. Aral Gölünü kurutmuşlar ama buraları güzel kormuşlar.
Son yarım saattir iki gece otel parası olan 25$ karşılığı Özbekistan som parasını sayıyorum, bitemedi. Yanlış olmasın diye iki defa sayınca baya zaman alıyor. :) parayı taşımak bile gerçekten sorun.
Khiva çok güzel ve ucuz olduğu için burada bir gün daha kalmaya karar verdik. Zaten çok bilinmiyor ve sezonu eylül ayı olduğu için şimdi çok sakin. Şehir duvarlarının batı kapısının hemen karşısında güzel bir Aile evi (homestay dediklerinden) bulduk yerleştik. Biraz yazalım, motorlarımızla ilgilenelim ve kafayı dinleyelim dedik. Şimdi de terasta oturmuş dünden beri paylaşmadıklarımı paylaşıyorum :)
Öğleden sonra Khiva'ya vardık. Çok fazla mola vermedik erken gelip gezelim istedik. Gerçi polis kontrol noktasında sohbet edip biraz oyaladılar ama güzeldi. Khiva büyük ipek yolu üzerinde bulunan önemli şehirlerden birisi. Aslında ben burayı bilmiyordum. Daha önce buradan geçen Erdem Önen söylediği için uğradık ve açıkcası hiç böyle bir yer beklemiyordum. Bu arada Muynak'a gitmemi tavsiye eden de kendisidir. Teşekkür ediyorum tekrar güzel yerler önerdiği için.
Dün benzin alamadığım benzinciyi gidip uyandırıyorum ve 10lt kadar alıyorum. Benzin için 91 oktan dedi ama ben pek güvenemedim. Büyük şehre gidince oradan alırım dedim. Dün karanlıkta fotoğraf çekemediğim "MOYNAK XUSH KELİPSİZ" tablesında fotoğraf çektim :) Arkalarında da "XUSH KAL" yazıyor. Amacım Buhara'ya gitmekti. Fakat yol 650km ve çok iyi olmadığı için geç varacaktım. Dedim zaten 2 gün kalırım gezerim oralarda. Fakat 200km Nukus'a kadar ancak gidebildim sıcaktan. Saat sanırım 13 gibi birşeydi. Turkcell hattımı takıp roaming'den Özhan'a sen nereye gidecektin diye yazdım. Paşamız ben kamp filan takılırken rahat oteli bulmuş uyumuş öğlene kadar çıkmamış :) Khiva'a gidecem 250km uzakta dedi. İyi ben de geliyorum o zaman dedim :)
Çadırda sabah 4:30 gibi güneş çıktığı ve hava ısındığı için uyanmak zorunda kaldım. Sonra biraz daha uyumayı denedim ama sıcak pek rahat bırakmadı. Kalkıp etrafta dolanayım dedim. Dün karanlıkta görmemişim meğer dibimde aşağı inen merdiven varmış. Hatta kumdan bir rampa da vardı. Bir an motoru indirim dedim sonra tek olduğum için saplanır kalırım rampada diye vazgeçtim. Dün farketseydim kesin gider çadırı gemilerin üstüne kurardım :) Biraz dolaşıp fotoğraf çektim ve hala inanmakla güçlük çekiyorum böyle büyük bir göl nasıl kuruyabilir. Gözle alabildiğine görüyorsunuz ve su kilometrelerce yok. Bu arada fotoğraflarda arkada kamp yaptığım anıtın tepesi görülüyor. Gölün derinliğini öyle düşünebilirsiniz.
Bilmeyenler için Aral gölü hakkında kısaca bilgi vermek istedim. Ben hikayesini çok hüzünlü buluyorum :( Aral gölü Asya'nın ikinci büyük, dünyanın ise dördüncü büyük gölüdür. Zamanında biri kuzeyi Kazakistan'da Aral, diğeri güneyi Özbekistan'da Muynak olmak üzere iki büyük balıkçı limanı ile tanınıyor ve 22 farklı (4'ü buraya özel) zengin balık stoğunu barındırıyormuş. 1960'larda Sovyetler Birliği pamuk üretimini arttırmaya karar verir. Neden pamuk derseniz pamuk ak altın olarak bilinir ve birçok sanayi koluna hammadde sağladığı için çok stratejiktir. Pamuk ekimi için çölleri sulamak üzere Aral'ı besleyen Amuderya (Ceyhun) ve Sirderya (Seyhun) nehirlerinin üzerine iki büyük baraj yapılır ve suyun yönü çöle kaydırılır. Bu da Aral'ın sonunu getirir. Çünkü sıcak yüzünden çok fazla buharlaşma olmuş ve gelen sular da Aral'ı besleyememiş. Sadece 10 yıl sonra %20'si kurumuş. 30 yıl sonra %40'ı kurumuş. Günümüzde ise %90'ı tamamen kuruyup çöl olmuş. :( Göl ve balıklar gidince ekolojik şartlar çok değişmiş, insanlar göç etmişler. Ayrıca göldeki su buharlaşıp uçunca geriye kalan toz ölümlere sebep olmuş. Gölün tabanında kalan kimyasal kalıntılar bölgede rüzgarların çok omasından dolayı bin kilometre çapında bir bölgeye yayılmış. Zaten kurak olan bölge de tarım ürünlerini ve insan sağlığını etkilemeye başlamış. 1960'dan önce %2 olan 5 yaşı altındaki çocuk ölümü oranı göl kuruduktan sonra %10'a yükselmiş. Bu oran dünya sağlık örgütünün verdiği ortalamanın 3 katıdır. Sonuç itibari bölge gittikçe çölleşmiş ve kimsesizleşmiş :( Sadece bunlar da değil rüzgarlar artınca pamuk ekili bölgeleri de etkilemiş ve pamuk azalmaya başlamış. Evet Sovyetler Birliği dünyada pamuk üretiminde ikinci sıraya yerleşmişler ama beraberinde dünyanın insan eliyle yapılmış en büyük çevresel felaketini de yapmışlar. Çok üzücü özellikle gelip kendi gözlerim ile görünce daha çok üzüldüm :( İlk fotoğraf 1960 yılında gölün durumunu ikincisi ise günümüzdeki uydu görüntüsünü gösteriyor.
Özbekistan'a girdikten sonra her molada insanlara Muynak'ı biliyor musunuz? kalacak yer var mı? diye sordum. Çünkü küçük bir yer ve rota dışında olduğu için çok tercih edilmiyor. Sorduğum herkes var olduğunu söyledi. Neyse Özhan'dan ayrıldıktan sonra havanın kararmasına 1 saat kala Muynak yoluna girdim ve kuzeye doğru devam ettim. Sonra yarı yolda aklıma geldi Lonely Planet'ten bakayım. Gerekmedikçe gece kalmayın sadece bir tane otel ve birkaç tane de homestay olduğu yazıyordu. Gitmesem mi acaba diye düşündüm. Sonra baktım benzin geri dönmeye yetmeyecek mecbur Muynak'a devam ettim. Yolda bir askere "Muynak, benzin, otel" filan dedim. Adam arkama atladı birden "hadi varalım" dedi :) İçimden "zaten hava kararıyor şimdi gece yarısı varırım artık" diye geçirdim. Komikti millet motor görmeye çok alışık değil arkada bir asker ile motor görünce şaşkın şaşkın selam veriyorlardı. Neyse karanlıkta vardım. Benzinci tabii ki kapatmış gitmişti. Sora sora adamın evini buldum ama sabah dedi. Sora sora oteli de buldum. 4-5 katlı en azından 50 odalı kocaman bahçesi olan bir yer. Amaa kapalı :) Sora sora onun da sahibinin evini buldum, gittim eşi açtı kapıyı. "Kazakistan'a gitti, kapalı otel" dedi. Neyse LP'deki homestay'leri Kazak hattında kalan son kontürler ile aradım. Onlar da kabul etmedi. Kaldım ortada. Gençler başıma toplaştı. Sonra biri eliyle şuradan git, sola dön, 1-2 km sonra vagon göreceksin, içinde kalabilirsin. Neyse aradım ettim karanlıkta vagonu buldum. Ama böyle bir tepenin üzerinde çölün ortasında duruyor. Orada ne işi var diye düşünmedim değil. Zaten çok karanlık motorla kuma girmeyim dedim motoru geride bıraktım. Feneri aldım içine bakmaya gittim. İtiraf edim biraz korkuyordum :D İçinde daha önce birileri kalmış belli, çok eski parçalanmış yatak, ocak filan vardı. Tam o sırada arkamı döndüm biri geliyor. Noluyor lan filan derken "abi benzin benzin" aynen böyle :) Dedim hee benzin sen nerden biliyorsun. Neyse saat gece 23 olmuştu. Dedin burada yatacam güvenli mi yarın gelim benzin için. Adam gitmiyor ille de benzin benzin... Göndermeyi başardım etrafta elimde fener ile gezinmeye devam ettim. Sonra oranın aslında tepe olmadını eskiden Aral Gölünün kıyısı olduğunu ve su çekildiği için yüksekte kaldığını fark ettim. Feneri sonuna kadar açıp aşağı bakınca gemi mezarlığını gördüm. O atmosferde manzara çok etkileyiciydi. Az ilerde yine bir anıt buldum ve çadırı onun dibine kurmaya karar verdim. Yıldızların altında gemi mezarlığında biraz da korku ile güzel bir gece geçirdim. Fotoğrafları sabah çektim. Vagonun ise fotoğrafını çekmeyi unuttum :( ahh diyorum onu kesin çekmem lazımdı. İlk fotoğraf kamp yaptığım tepe ikincisi ise yukardan gemi mezarlığının görünüşü.
Dün akşam üzeri Özhan ile ayrıldık. Çünkü ben Muynak'daki Aral'ın çekildiği yerleri ve gemi mezarlarını görmek istiyordum o ise Nukus'a gitmek istedi. Yol ayrımımda her ikimizinde farklı yönlere yaklaşık 100k yolu vardı. Ne de olsa tekrar karşılaşırız diye vedalaştık. Ben yolumu yaklaşık 200km uzatmış oldum ama Muynak'ı görmek için değer ;) bu arada fotoğrafta gözüktüğü gibi çok uzakta yağmur yağıyordu. Bize doğru gelir mi diye bekledik :))
Özbekistan mola yerleri konusunda kesinlikle kazak ve ruslardan iyi, çünkü bu sıcakta klimalı yatacak yerleri var :) yoldan giderken hiç birşeye benzemiyorlar. Hatta doğru düzgün tabelaları bile yok. Aşağıda hem kapısını hem de yoldan görünüşünü koydum. Bir süre sonra alıştık hemen buluyoruz. Kapıdan giriyorsunuz direk klimalı böyle sesirler var. Yemek siparişi verip yatışa geçiyorsunuz :) yemek sonrası çayınızı da içip klimalı ortamdan 40küsür derece güneşe çıkıp motor süresi gelmiyor insanın. Bir de buradakiler işe kelime bazında türkçe sohbetler süper.
Bu ülkede 50$ bozdurunca böyle deste deste para veriyorlar :) iyiki 100$ vermemisim nereye koyacağımı şaşırdım. 1$ = 4.000som ediyor. Binlik bankonotlar halinde veriyorlar. Sigorta yaptırıken adam 39bin som istedi. Balyanın birini çıkarıp düğünde para atar gibi abiye doğru sayarak gönder.
Evet dün Özbekistan sınırında kalmıştım anlatmaya :) sıcak yüzünden sınırda beklerken baya telef olduk. Siniri gecmek yaklasik 4 saat surdu. Aslinda biraz da memurlar oyaladi. Baktilar turkce anliyoruz bir suru soru sordular, eglendiler. Motor ne kadar, kac basiyor, kac silindir, injeksiyonlu mu? Bu radyator mu, 100km kac litre yakiyor. Bebek (bala) var mi, neden evlenmediniz yasiniz gecmis, nereden geldiniz, nereye gidiyorsunuz, neden geziyorsunuz, ne is yapiyorsunuz... Boyle uzayip gidiyor :) sinir gecisi sonrasi ilk yaptigim sey trafik sigortasi (gerekli ise), para bozdurmak ve bulabiliyorsam telefon hatti almak. Burada 15 gunluk trafik sigortasi 9,5$ mis. Baya ucuz yaptirdik hemen.
Dünden beri paylaşımda bulunamadım çünkü telefon hattı alamadim :) Özbekistan'da turist olarak telefon hatti alamiyormuşuz. Ancak Özbek vatandaşı biri alip verebiliyor. Neyse dün hattım yoktu aksam da kalacak yer bulamadığım için kamp yapmak zorunda kaldim ve internet yine bulamadim :( Şimdi hat almayı başardım kaldığım yerden hikayeme devam ediyorum...
Beyneu'dan ciktiktan sonra yollar gittikce bozuldu. Son 80 km iyice bozuldu ve bizi yavaslatti tabii bu sicakta :) Sonunda sinira ulasabildik. Gittigimizde kapaliydi nedenini bilmiyorum. Kapiya gittik dedik "motor, hava sicak, turist" aynen boyle kelime kelime baya anlasiliyor :) aldilar bizi...
Daha sehirden bile cikamadik cunku cok kucuk olmasina ragmen ve hatta ne ararsan olmasina ragmen en temel soguk gazsiz su ve benzin yok arkadas :) benzinci benzinci gezdik resmen. En son 93 oktan bulduk doldurduk yedekler ile birlikte. Su icin de sehir de baya dolastik :(
Gunaydin herkese :D dun sonunda erken yatmayi beceredik ve erken kalktik. Gerci degisen birsey yok hava bu saatte de 38 derece :) Simdi Ozbekistan'a dogru surecegiz. Siniri gecince ilk sehir olan Nukus'a gideriz herhalde. Yaklasik 500km var ama yol cok bozukmus. Gerci ben Muynak'a gitmek istiyorum ama yetisebilir miyim bilmiyorum. Yolda karar veririm artik.
Bu gectigimiz yollarin altindan petrol borulari geciyormus. Kazakistan Hazar'in burada dunyanin en buyuk petrol rezevlerinden biri varmis. Fakat biraz yogun kivamda oldugu icin cikarilmasi ve islenmesi zormus. Zaten simdilik cikartildiktan sonra Rusya'ya gidip islenip geri geliyormus ama kendi refinerisini kuruyormus. Bakarsiniz ilerleyen zamanda burasi da zengin bir ulke olur. Bilgileri dun bizi agirlayan Erdal'dan ogrendim :) Turkiye'nin sadece bir kac bin kilometre otesi her yer petrol. Neyse yatayim artik yarin uzun bir yol beni bekler. Gerci yine erken yatamadim saati gece 12'i yapmisim bu iki saat farkina alisamadim.
Yolda böyle güzel oyuncaklar da rast geliyor arada :) sağdaki canavarı çölde sürüyorlar sanırım.
Can sikintisindan sanatsal calismalara basladik :) gelen gecen de yok takildik oyle :)) neyse yolu bitirdik. Ozbekistan sinirindan bir onceki sehir olan Beyneu'a geldik. Yaklasik 450km yaptik. Aslinda yol iyi durumdaydi. Sadece sicak yuzunden biraz yorucu oldu. Gelene kadar sadece iki kasaba gectik onun disinda golgesinde duracak agac bile yok. Hatta son kasabayi kacirdigimiz icin son 180km'i durmadan geldik. Hareket halinde en azindan sicakta olsa hava akimi oluyor. :) Simdi Kazakistan'dan cikiyorum ama sonra Kirgizistan'dan tekrar girip asil dogusunu gezecegim. Batisi hep çöl, dogusu ise daglik.
Son uc dort gundur manzara degismedi. Hazar etrafinda yaklasik bin kilometre yaptik. Tamami çöldü. Buralar çoook eskiden Hazar'in tabaniymis sonra sular cekilmis. Zaten deniz seviyesinden yuksekligi -25 metre. Tabani kum, tuz ve yer yer camur gibi (bataklik). Bu arada Hazar'in kendisini de hic goremedik :) belki Iran ve Turkmenistan uzerinden gelmek daha yesil olabilirdi.
Rusya'dan cikmadan yazacaktim unuttum, simdi yazayim dedim. :) Rusya'nin kuzeyi ile guneyi arasinda ciddi trafik farki var. Daha once Nordkapp'dan donerken Norvec'den Rusya'nin Murmanks sehrine gecip oradan Ukrayna'ya kadar surmustum. Hatali sollama, "stop" yazan yerde durma gibi temel seylere dikkat ediyorlardi. Burasinin alakasi yok. Trafik ayni Gurcistan gibi. Deli gibi hatali sollama yapiliyor. Viraji bir aliyorsunuz karsiniza araba cikiyor. Iki serit yola yan yana 4 araba sigmaya calisiyor. Boyle yazinca insanin kafasinda canlanmiyor biliyorum :) Isin ilginci kimse kimseye kizmiyor. Ne korna caliyorlar ne de selektor yapiyorlar. Hic sinirlenmiyorlar. Sanirim herkes yaptigi icin ya da onlar icin normal oldugundan olabilir. Bir de burada yol tabelalarinda latince yok. Kuzeyde hepsinde vardi.
Gunaydinnn :) saatler iki saat ileri gittigi icin ve aksam guzel muhabbeti bitirmek istemedigimizden gece 4'de ancak yatabildik. Dun de az uyumustum zaten bugun de baya az uyumus oldum. Sabah da yine yola cikmaya gec kaldik. Olsun degdi aksam guzeldi. Erdal sagolsun bizi birakmadi aksam misafir de etti. Cok tesekkur ediyorum bizi agirladigi ve guzel insanlarla tanistirdigi icin. Erdal'a dedim ki biz onemli degiliz motorlari nereye yatiracagiz. :) cunku burasi icin Kazakistan'in en tehlikeli yerlerinden biri diyorlar. Erdal onu da onceden dusunmus apartmanin icine koyduk, onunde de araba var.
Bugun saate bir baktim 15 kusur olmus. Dedim nasil ya o kadar zaman kaybetmis olamayiz. Daha cok az kilometre yaptik. Simdi saatin gece 4 oldugunu ogrenince 2 saat dilimi birden atladigimi anladim. Gurcistan'da bir saat ilerdeydim. Rusya daha doguda olmasina ragmen saat farki yoktu, tekrar Turkiye ile ayni olmustum. Simdi ise 2 saat ilerdeyim. Japonya'ya kadar 6 saat dilimi gecegim. Gerci ben birer saat gececegim icin cok fark etmeyecegim. Afrik'da hic saat farki yoktu hep ayni hizada guneye inmistim. Bu da ilginc bir deneyim olacak.
Seyahatimi takip eden Erdal sagolsun Atrau'ya gelecegimizi duyunca bizi birakmadi, karsiladi hatta acsaniz hadi gelin yemek yiyelim dedi. O kadar yolun uzerine ilac gibi geldi. Yemek sonrasi hos sohbet muhabbet cok guzel oldu. Ne kadar tesekkur etsem az.
Sonunda Kazakistan'in Atyrau sehrine vardik. Yaklasik 2 saat once geldik. Rusya hattinin roamingi calismayinca bir sey paylasamadim :( 300 km boyunca manzaramiz hic degismedi ayni dun oldugu gibi Hazar'in kenarindan çöl geçtik. Yolda cok buyuk delikler vardi. Bazilari bildigin dinamitle patlatilmis gibi :) asfalt oldukca bozuktu onun icin yavas geldik. Sansimiza polisler ile hic dialogumuz olmadi. Sehre geldigimde bankalar kapali oldugudan doviz bozdurmak icin cok dolandim. Tabii lokal telefon hatti almak icin de baya dolandim :) neyse hepsini hallettim.
Yaklaşık iki saat ile sınırı geçtik. Sinirda baya sicak karsildilar. Turkiye'den geldigimizi duyunca herkes bir fotograf cektirme moduna girdi. Pasaport kontrolünde görevli vizen nerede dedi. "Kazakistan Turk vatandaslari icin vize istemiyor" dedim. Durdu durdu bana bakti "neden?" dedi :)" Bilmem sizin hükümete soralim" dedim. Bu arada sıcaklık 42 derece oldu ve 300km yolumuz var. :(
Rusya tarafindaki sinira geldik cok az sira var. Sanirim yarim saate geceriz. Hava 40 derece oldu. Oglen kac derece olacak merak ediyorum :/
Gunaydinlarrr... Dun lens ile ugrasinca ve sonrasinda hazirlanmam gece 3'u buldu. Tabii sabah kalkamadik :( hava su anda 36 derece ve gunesli. Yaklasik 77km sonra Kazakistan siniri var. Umarim sinirda cok sira yoktur ve hizli geceriz. Bu sicakta cok eglenceli olmaz sanirim. Sonrasinda bir sanirim bir 300km daha gidip Athrau'a gidecegiz. Sicakta genelde 70km Civari ancak gidebiliyoruz tek oturusta onun icin aksami bulur varmamiz.
Yaklaşık 10 saat uğraştıktan sonra BAŞARDIM!!! Lensim artık çalışıyor :D Kırılan parçayı Türk işi japon yapıştırıcısı ile yapıştırdım. Boşlukları yine japonla doldurdum. Bildiğimiz tırnak törpüsü ile bir güzel törpüledim ve pürüzsüz yaptım. Bozulan kızağı da çakı ile güzelce düzelttim biraz da yonttum. Zincir yağlayıcı ile kızakları yağladım (direk sıkmadım tabii ki atlamayın hemen) Bütün parçaları birleştirdim. İtiraf edim ilk denemede olmadı yaklaşık 5 defa daha söktüm, kurcaladım ve tekrar birleştirip denedim. Hatta en son çalıştığına emin olunca tekrar söktüm lensleri temizledim ve birleştirdim. Şimdi bütün özellikleri (odaklama, titreşim önleme ve zoom) düzgün şekilde çalışıyor. Tabii motorda sallantıdan ne olur bilmiyorum. İlerleyen günlerde göreceğiz. Aslında kırılıp dökülen eşyalara hiç üzülmem, olacağı varmış derim geçerim. Fakat daha gezinin başında olduğu için biraz üzülmüştüm. Çünkü daha göreceğim çok güzel yerler var ve onların fotoğraflarını da çekmek istiyorum. Başka fotoğraf makinem de yoktu. YAŞASIN o kadar uğraştığıma değdi. Artık yatabilirim. Yarın Kazakistan'a geçeceğiz :D
Zaten çalışmıyor, yeni lens de bulamadığıma göre elimdekini parçalamaya karar verdim :) düzgünce gördüğüm tüm vidaları açıp lensi parçalarına ayırdım. Baya lego gibiymiş içi ilk defa lens açıyorum. :) zoom yapmaya sağlayan en üstteki ünütenin klavuzu kırılmış. Ayrıca onun hareket ettiği ray da hasar almış. Geri nasıl kapanacak çok merak ediyorum. Ya çalışırsa diye umut edip sabırla uğraşıyorum.
Seyahat ederken market ya da pazar alişverişi yapmayı çok seviyorum :) nedense dayanamiyorum gorunce :) Özhan ile yemek yerken baktim kocamannn market var. Özhan'i da ikna ettim daldik markete. Peynir, domates, salatalik, meyve, ekmek, yogurt (yogurt onemli nedense en çok özlediğim o oluyor) aldık. Sabah kahvaltimiz hazir ;)
Astrakhan çok ilginç bu şehir gerçekten :) Ana merkezden biraz uzaklaşıyorsunuz, çok değil ama 3-4 sokak bir anda böyle oluyor. Diğer küçük rus kasabalarına dönüyor. Sanki şehri alıp merkezini boya badana ile makyajlamışlar gibi herşey pırıl pırıl. Sonra bir an da buna geçiş yapıyor. İşte dün anlattığım hikaye de böyle bir kenar mahallede gerçekleşti. :)
Astrakhan oldukça büyük ve güzel bir şehir. Gösterişli binaları ve gezilecek güzel yerleri var. Fakat hava o kadar sıcak ki gezilecek gibi değil. Hava yaklaşık 42 derece ve pırıl pırıl güneşli :) Aslında nem mi düşük bilemiyorum çok terletmiyor ama direk kavuruyor. Bir süre yürüyünce sersemletiyor. :) Fotoğraf makinesine lens aramak için 4-5 saat dolandım. AVM gezdim, elektronikçileri gezdim yok bulamadım. Makinenin kendisi var aslında ama lens tek başına yok. Ümidi kesince biraz şehirde gezelim dedim ama sıcaktan fazla yürüyemedik. Geri otele döndük klimanın altına yattık resmen :D Fotograf makinesi işini nasıl çözeceğim henüz bilemedim.
Yamaha Servisi Rusya'da baya yayginmis 2 gündür geçtiğim Viladivkavkaz ve Grozny'de de varmış servis. Şaşırdım valla :) neyse abiler yardımcı oldu. Aslinda ne yapmak istediğimi tam anlatamadim. Usta ingilizce biliyordu da benimki yetmedi. Sonra kendim yapabilir miyim dedim. Tamam dedi, aldim anahtarlari hallettim sorununu :) gerci yine tork anahtari kullanmadim ya neyse... Şimdi de AVM geziyorum fotograf makinesi için.
Servis kitapçığına uygun yapılmayan herşey yolda başına iş açabilir :) Hatırlarsanız yola çıkmadan önce gidon rulmanlarını yağlamak için sökmüştüm. Taktıktan sonra gidonun hemen altında onları tutan iki tane yıldız şeklinde özel somun oluyor. Biri gidonun boşluğunu alıyor diğeri de onun gevşemesini önlüyor. Bunların belli torkla sıkıştırılması gerekiyor. Yaparken üşendik torka bakmadık tabii :) Şimdi yoldaki titreşimden gevşediler ve tık tık diye atmaya başladılar. Bu ilerde oluşabilecek rulman arızasının işaretidir :) Onun için dün paylaştığım girişinde tabela olan köyde durup yapmaya çalıştım. Fakat gidonu sökecek anahtar 27 ve bende yoktu. Sagolsunlar yoldan geçenler yardımcı oldu. Hatta biri "bekleyin eve gidip getirecem" dedi. Tabii öyle anladık. 20dk sonra çıktı anahtar ile geldi gerçekten. Söktüm yıldız özel somunları tornavida ve çekiş yardımı ile biraz sıkıştırıp geri kapadım. Fakat yeterinde sıkamamışım yine gevşediler dünkü arazide :) Burada Yamaha servisi varmış oraya gidecem anahtarı vardır onlarda halledecem kendim.
Yine bir Serkan klasiği her gezide olduğu gibi bu gezide de fotoğraf makinesini kırdım :( Makineye değil ama daha yolculuğun başında kırıldığı için üzülüyorum. Aslında makine sağlam lens gitti. Astrakhan'da bulabilir miyim acaba diye bakınıyorum internetten ama rusca okuma kısmı biraz sıkıntılı :( nedense google translate'de çalışmıyor. Burayı bilen birileri varmıdır acaba aramızda diye merak ettim :) Sony E 16-50mm Lens.
Sonunda Astrakhan'a varabildik. Burası beklediğimden büyükmüş. Kalacak yer bulmak çok zor oldu. Düzeltiyorum uygun fiyatlı ve motorlar icin güvenli bir yer bulmak zor oldu. Sanırım 2 saat dolandık :( Booking'den bakıp ilk gittiğimiz yer kenar mahallede bir apartmandı. Her zaman olduğu gibi Rusya'da Guesthouseları dış görünüşünden bulmak çok zor oldu. Apartmanı bulduk ama kapısını bulamadık. Tam o sırada bir kapıdan bir adam çıktı bize baktı rusça bir seyler dedi. Dedim rusça bilmiyoruz. "İngilizce biliyor musun" dedi. Bir şaşırdım pek rast gelmez ingilice bilen çünkü. Neyse adam guesthouse bilmediğini eğer telefonu varsa arayabileceğini söyledi. Adam Vin Diesel'in biraz yaşlı versiyonu ama tipi, ses tonu aynı. Fakat görünüşüne göre çok sakin tonla konuşan biri :) Mahalle bize zaten huzursuzluk verdi. Ayrıca hava karanlık ve arka mahallelerin sokak ışıkları yanmıyor. Adam da sıcak davranınca iyice gerildik, başka yere bakalım filan dedik. Ama adam bırakmadı. Kaç gün kalacaksınız dedi. 1 gece dedim. O zaman bende kalın, yerim müsait gelin içeri bakın, rahat edersiniz dedi. Biz iyice gerildik :) Adam anladı sanırım konuşmaya devam etti. Hatta bisikleti ile dünyayı gezen birinden bahsetti yine böyle denk gelmiş onda kalmış. Sonra ona kart filan atmış. Neyse biz kibarca daveti için teşekkür edip motorlara doğru yürüdük tam gideceğiz seslendi ve yanımıza geldi. "Telefon numaramı yazın, lazım olur" dedi. Yazdık ve ayrıldık. Bir süredir düşünüyorum. Belki de adam gerçekten iyi niyetliydi. Tamam deyip onda kalsaydık acaba ne olurdu. Belki de çok güzel zaman geçirecektik. Rusya ve Ruslara karşı çok mu ön yargılıyız acaba diye düşünüyorum. Aynı şey Afrika'ya karşı da vardı bende ve çevremde. Halbuki gidince hiç korkulacak bir yer olmadığını gördüm. Rusya'da da bir sürü gezdim ve şimdiye kadar kötüsü denk gelmedi. Hatta rüşvet isteyeni bile denk gelmedi. Bu herkesin iyi olduğu anlamına gelmiyor tabii. Herkesin kendi macerası ve deneyimleri var. Rusya için benimkiler hep iyi oldu... Neyse işte belki de adam gerçekten iyi niyetliydi. Bir de herşeyin bir sebebi olduğuna inanırım acaba adam ile neden karşılaştık diye düşünmeden de edemiyorum. :)
Arazi iyi güzel eğlenceli de 40 derecede hiç çekilmiyor :) Bugünü de akşam ettik. Göya erkenden Astrakhan'a gidecektik, gezecektik şehirde. Zaten yoldayken planlar hiç tutmaz :) en iyisi sadece sabah kaçta kalkacağını planlamak gerisi yolda spontane oluyor. Bunu da Afrika gezimde öğrendim valla :)
Çölü geçince değişim sadece insanların dışında degil sanirim inanişlarında da var :) tabelada ne yaziyor okuyamadim gerçi ama şamanlıkla ilgili gibi geldi. belki başka birsey yaziyordur :))