Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Kiyomizu tapınağı Japonya'nın en ünlü tapınaklarından biri. Bir sürü ülkede farklı bir sürü tapınak görmüş biri olarak başarılı olduğunu söyleyebilirim. :) Anlamı saf su tapınağı demekmiş. 780 yılında Otowa şelalesinin yanına yapılmış ve ismini buradan almış. Eskiden Japon budist okulu olarak kullanılıyormuş. Tapınağın önünde dağın yamacına doğru uzanan 13 metrelik bir teras var. Hem terasın üstünden manzara süper hem de alttan terasın görüntüsü çok güzel.
Kyoto'nun en iyi korunmuş tarihi bölgesi Higashiyama gerçekten film seti gibi. Dar sokaklar, eski ahşap binalar, dükkanlar gezerken sizi geleneksel eski Kyoto'ya götürüyor. #higashiyama #kyoto #japan
#osorezan #bodaiji #temple #aomori #mutsu #japan
Tokyo'nun nüfusu 38milyon evet yanlış okumadınız 38 MİLYON :) Fakat beni şaşırtan asıl bu nüfus çokluğu değil bunların bir düzen içinde yaşayabilmesi. Deli gibi kuralların olduğu bir şehirde herkes (istisnalar tabii ki vardır) kurallara uyuyor. Binaların ve yolların düzeni, araçların (araba, motosiklet, bisiklet) ve yayaların akışı, doğaya ve hayvanlara verilen önem, çevre temizliği, güvenlik... düzenle ilgili aklınıza ne geliyorsa bu 38milyon insanın yaşadığı Tokyo'da var. Şehirde gezerken kesinlikle kalabalıklığı hissetmiyorsunuz. Ben İstanbul'da yaşıyorum orada Tokyo'nun nüfusunun yarısından az insan yaşıyor ama çok daha kalabalık.
Yamaha elektrikli bisiklet de üretiyormuş :) Normal bisikletlerini de çokca gördüm burada. Türkiye'ye gelmiyor sanırım hiç görmemiştim.
Bu sabah Tokyo'da dur dur sıkıldığım için Kyoto'a geçmeye karar verdim. Japonya'da Tokyo'dan sonra görülmesi gereken ikinci önemli noktaymış. Kuzgun için bu gezi bittiğinden dolayı hızlı tren ile gitmeye karar verdim. Yaklaşık mesafe 550km ve hızlı tren bu mesafeyi sadece bir buçuk saatte alabiliyor. Diğer alternatifleri gece otobüsler onlar da 7 saatte gidiyor. Ben Kuzgun ile ancak 2 günde gidebilirdim. :) Neyse hızlı tren iyi bir çözüm diye gittim istasyona ama bilet fiyatlarını görüne "bu ne lan" oldum gerçekten çünkü 13.080yen en ucuz sınıf bilet. Sağolunlar merlez istasyona gelene kadar ödediğim 170yeni iade ediyorlarmış ve 12.910yen yaniiii 106$ (~325tl). Dönüşü artık gece otobüsü ile yapacağım. Hem konaklama parasından da kurtulmuş olurum.
Shinkansen hızlı tren ile bir buçuk saatte 550km :) bedeli ise 100$ :( #shinkansen #bullettrain #train #tokyo #kyoto
Tokyo'ya gelmeden hemen önce kaldığım Nikko önemli bir tapınak bölgesi. Hedefe varacak olmanın heyecanı ile fotoğraflarını paylaşmayı unutmuşum. :) Nikko'yu gezdiğim zaman Japonya'da silver week tatili olduğu için inanılmaz kalabalıktı. Onun için çok uzun gezemedim kaçtım resmen. :( Sadece tapınak bölgesini gezdim aslında şehir merkezi de çok güzeldi.
Japonya'ya gireli tam 21 gün olmuş. Bu süre zarfında ülkenin en kuzeyi Wakkanai'den Tokyo'ya kadar yaklaşık 2.500km yol yaptım. Bu seyahat için bir bütçe gözüme kestirip yola çıkmıştım. Yol boyunca da o bütçe içinde kalmaya çalıştım. Çünkü ne kadar çok alırsanız o kadar çok harcıyorsunuz! Seyahatimin en pahalı noktası da Japonya olacağı için geri kalan kısımlarında parayı idareli kullanmaya çalıştım. En son Japonya'ya giriş yapmadan hemen önce 77günlük toplam harcamamı (5.668TL ~74TL/günlük) ve ayrıntılarını yazmıştım. Şimdi de Japonya'da bulunduğum 21 günde yaptığım harcamaları ve ayrıntılarını yazıyorum. *Benzin: 200TL (68lt) *Yeme İçme ve Market: 600TL *Konaklama: 295TL (3 gece misafir, 3 gece hostel, 15 gece kamp) *Müze, Metro ve Diğer: 159TL (Sadece 2 gün 7 defa metro kullandım 62TL) *İnternet: 103TL (Sim kart ve internet paketi) **Toplam: 1.357TL (~65TL/günlük!) Bunlar dışında Rusya'dan Japonya'ya geçmek için ve Japonya içinde ana karaya geçmek için kullandığım iki gemi var. *Rusya - Japon geçişi: 2.184TL (Gemi, gümrükleme, sigorta, izinler, v.b.) *Japonya Hokkaido - Mainland geçişi: 110TL Gemi geçişleri ile birlikte Japonya'da harcadığım toplam miktar 3.657TL olmuş. Gezinin toplam bütçesi ise şimdilik 9.325TL oldu. Japonya'nın kendisi değil ama oraya geçiş gezinin geri kalanından çok daha pahalıya geldi.
İstanbul'dan Tokyo'ya kadar 98 günde tam olarak 22.122 km yapmışım. :) Yola çıkarken en fazla 18bin yaparım diye düşünmüştüm ama oraya da gidim burayı da görim derken biraz fazla dolanmışım. Özellikle Orta Asya ve Baykal civarında tahminimden fazla gezdim. Artık Kuzgun için yolculuk burada bitti. Eve dönene kadar belki bir 100km daha yaparım o kadar. Onu kargo ile eve gönderme prosedürleri bitene kadar ben biraz daha Japonya'da dolanırım. Sonrasında ben de uçağa atlayıp döneceğim.
Tüm yolculuğun GPS iz kayıtlarını birleştirdim ve tek parça olarak internete yükledim. Aşağıdaki adresten görebilirsiniz. Ayrıca bilgisayara indirip kullanabilirsiniz de :) Diğer gezilerin iz kayıtlarını da tek parça olarak wikiloc sitesindeki profilimde inceleyebilirsiniz. http://www.wikiloc.com/wikiloc/view.do?id=10880557
Herkese Tokyo'dan günaydın. Yol bittiği için bugün baya yayıldım ve geç kalktım. Gece de zaten Periscope yayını yüzünden iyice geç kalmıştım. Tokyo'da hostel'de kalıyorum. Alp ile baya aradık bulduk. Çünkü motoru park edecek yer büyük sorun ve çok pahalı. Geceliği 30TL civarında. Onun için internetten bulduğumuz her hostelin önünde motor koyacak yer var mı diye tek tek yerine baktık google streetview'den :) Tabii bir de metro istasyonuna yakın olması gerekiyordu. Bulduğumuz yerin ücreti 2.500yen (65TL) . Kapsül şeklinde kutuların içinde ya da direk açıkta yerde yatıyorsunuz. Faka diğer standartları oldukça yüksek. Kamp alanları bile nasıldı hatırlarsanız ;) Onun için fiyatları bence Avrupa'dan daha iyi. Zaten Japonya'da konaklama işini ucuza halledebilirseniz gerisi sanıldığı kadar pahalı değil. Gerçi metro da pek ucuz değilmiş. Bir yere gidebilmek için tek yön yaklaşık 10TL ödemeniz gerekiyor. Fakat bisiklet inanılmaz ucuz günlüğü 300yen (7,5TL) şehir de oldukça düz her yere rahatlıkla gidebilirsiniz. Japonya'da ucuza gezmek üzerine bir yazı yazdam işe yarayabilir sanırım. :)))
Evet nerde kalmıştık Periscope için hazırız artık hızlı internet bulduk yeniden başlayabiliriz. ;)
NOT: Tokyo'nun en meşhur noktasında hem 3G hem de 4G ile denedik ama malesef başarılı olamadık. Prescope bağlanmıyor ya da kesiliyor. Ondan yayını yapamadık. :( Otele dönünce tekrar deneyeceğiz. Yolculuk hakkında yol boyunca bir çok soru soruldu. Bazılarını cevaplayabildim bazılarını ise internet ya da vakitsizlikten cevaplayamadım. Şimdi Tokyo'ya vardım yaa artık rahatım :) O zaman Alp ile bize en çok sorulan ve aklımızda kalan soruları Periscope üzerinden cevaplayalım dedik. Hatta başka sorular olursa onları da hemen cevaplayabiliriz. Yaklaşık 15-20dk sonra başlarız sanırım. Oturacak bir yer bulabilirsek :)) Periscope uygulamasında "Rüzgarın İzinde" olarak arayıp izleyebilirsiniz.
Herkese günaydın :) Dün turistlik geziden sonra saat geç de olsa Tokyo'ya çok yakın Nikko'a geldik. Üst üste 15 gündür çadır kuruyorum ama bu sefer son kez kurdum çadırı. Çünkü bugün artık Tokyo'ya geçiyorum ve daha fazla kamp yapmayacağım. Japonya'ya gireli tam 18 gün oldu sonunda hedefime ulaşıyorum. :) ama ondan önce Japonya'nın en önemli tapınak bölgesi olan Nikko'yu gezeceğim. Akşam üzeri Alp ile birlikte yola çıkıp Tokyo'ya doğru olan son 150 kilometremizi hiç acele etmeden yavaş yavaş yapacağız. :D Vayyy be Tokyo'ya gidiyorum.
Tsuruga kalesi içerisinde dövüş ustalarından güzel bir gösteri :) Adam her defasında kılıcı daha hızlı ve daha kusursuz çekebilmek için gösteri öncesi hazırlık yapıyordu. Sanki filmlerde gördüğümüz vahşi batıda hızlı silah çekmeye çalışanlar gibi. Bıkmadan usanmadan defalarca aynı hareketi tekrat etti durdu. #tsuruga #aizuwakamatsu #japan
Yeşil ülke Japonya! Aklımda öyle kalacak. :) Kulaktan dolma bilgiler ile bir ülke hakkında ne kadar yanlış şeyler öğrenilebildiğimizi fark ettim buraya gelince. #yonezawa #yamagata #japan
Bugün ikinci olarak yolumuzun üzerinde olan bir köye daha uğradık. Burası Japonya'nın Edo döneminden kalma en iyi korunmuş köylerinden biriymiş. Aslında planda samuray bölgesine uğramak vardı. Samuray bölgesi diye buraya geldik ama görüntüsü buna benzediği için karıştırmışız. Burası samuray bölgesi değilmiş. Edo döneminde Aizu ve Nikko arasındaki ticaret yolu üzerinde bulunuyormuş. Yürüyerek seyahat edenler burada mola yerip, yemek yiyip dinleniyormuş. Yani kısaca bizim kervansarayın Japon versiyonuymuş. :)
Japonya'da ilk gördüğüm kale Tsuruga-ju oldu. :) Japonların kale mantığı bildiğimizden farklı. Ben kale diyince surşar işe çevrili taştan yapıtlar bekliyordum ama öyle olmadı. Ayrıca çok popüler biryer çünkü girişinde acayip uzun bir kuyruk vardı. İçerde bir dövüş gösterisi ya da tanıtımı gibi bir şey vardı. Biraz festival havasındaydı. Kaleyi gezdikten sonra çimlere oturup biraz gösteriyi izledik. Sırayla sahneye çıkıp hünerlerini gösterdiler.
Herkese günaydın :) Önümüzdeki gğnlerde hava güneşli ve güzel görülüyor fakat sabah 6'da kapalı ve hafif yağmurlu bir havaya uyandık. Neyse ilerleyen saatlerde bahsi geçen güneş geldi de havayı ısıttı. Oyalanmadan çadırları topladık ve yola çıktık. İlk önce hemen yakınımızdaki Tsuruga-jo kalesini ziyaret edeceğiz. Japonya'da gördüğüm ilk kale olacak. Yolumun ğstünde bir ane daha vardı güzel olan ama hava yüzünden onu pas geçmiştim. Sonra daha aşağıda eski bir samuray bölgesi olan Ōuchi-juku'a ve son olarak Nikko'a gidip günü orada bitireceğiz. Nikko'yu bugün gezemeyiz sabah gezip Tokyo'ya doğru son yokumuzu alırız. :)
Bugünü de dağlarda 200 küsür kilometre yaparak bitiriyoruz. Bugün çok zevkli yollardan geçtik. Bol bol viraj döndük, manzaralara doyduk resmen. Bir ara grup halinde motorlara bile takıldık. :) Akşam da kendimize kamp yapmak için kocaman bir park bulduk. Tabii yine göle yakın ama bu sefer kenarı değil. Çünkü göl kenarı için 7$ para istiyorlardı. Yahu zaten her gün bir göl kenarındayız bugün de olmayı versin ne 7$ vereceğiz dedik. Bu arada Tokyo'ya sadece 300km kaldı. :))
Alp'i ektim kendime yeni arkadaşlar buldum bugün :)) Yine girdiğimiz bir dağ yolu beklemediğim şekilde kalabalık çıktı. Yüzlerce motor görmüşüzdür. Bildiğiniz millet pazar gezmesine dağ yolunu yapmaya gelmiş. Çok kalabalık motosiklet grupları vardı. Ayrıca arabalardan çok anlamam ama baya havalı arabalar da vardı. Virajlardaki lastik izlerine bakılırsa drift de atan çok varmış ama bana denk gelmedi hiç. :) Yol çok eğlenceliydi. Japonya'da bir sürü güzel yoldan geçtim ama bunun kadar eğlendiğim hiç olmadı. Belki de motor grupları ile yaptığım tempolu sürüş yüzünden de olabilir. Yolun harita görüntüsünü de (2 numaralı yol) ekledim.
Bugün dağ yolları arasından geçiş yaparken bir şehre girdik. Baya da çok trafik var. Pazar günü olduğu için atmış herkes kendini dışarı. Kırmızı ışıkta bekliyoruz araç kuyruğunun arkasında. Gerçi yeşil yansa da trafik pek ilerlemiyor. Japonya olduğu için kurallara da son derece uyuyoruz. Tabii yapacak birşey yok motorları stop edip sohbet ediyoruz ayak üstü Alp ile. Tam o sırada arabaların arasından hızla bir motor geçti. O an benim tepkim "yuhhh burada arabaların arasında geçilebiliyor muymuş?" Oldu. Gaza bastığımız gibi abinin peşine takıldık. Yaklaşık 10km boyunca tüm trafiğin ortasından geçip şehirden hızlıca çıktık. Onu görmesek daha 40dk'da çıkamazdık. Bir ara kendimi İstanbul'da sürüyor gibi hissettim :) Sonra biraz daha izleyince anladım ki motorlar için kurallar sanırım o kadar da katı değil. Herkes duran atabaların yanından ya da aralarından geçip ışıkta en öne geliyor.
Japonya'nın en eski manastırlarından birine geldik. Adı Yamadera ama Hoju-san Risshaku-ji olarak da biliniyormuş. Tabii ki yine dağın içine doğru yapmışlar. Hatta hızlarını alamayıp dağdan yukarı doğru da sıralamışlar binaları. Merdivenle tırmanılıyor. Onun için botları montları çıkarıp terlik şort giyip fotoğraf makinelerini de elimize alıp turist moduna geçtik.
Japonya'nın orta kesimleri tamamen dağlık. Biz de o hattı takip ettiğimiz için sürekli dağlara tırmanıp iniyoruz. Yolların neredyse hepsi asfalt. Bazıları o kadar dar olmasına rağmen yine asfalt. Karşıdan araba gelince yan yana geçmek bile zahmetli oluyor. Ayrıca burada dün milli bir tatil başlamış çarşambaya kadar. Onun için yollar çok kalabalık. Bir sürü motor var dağlarda. Asfalt ve trafik güvenli olduğu için yarış pisti muhamelesi yapılabiliyor. %18 eğimli U dönüşleri var. Eğitim pisti gibi. Manzaralara değinmiyorum bile ;) Yoldan biraz fotoğraf paylaşayım daha iyi anlarsınız yazdıklarımı.
Dün yine yol kenarı kamp yapacak güzel bir yer bulduk attık kendimizi. Çadır, yemek derken hava karardı. Dün zaten 300km Alpleri aratmayan dağ yollarından döne döne geldiğimiz için erkenden uyuduk. Baya da güzel bir uyku çektim. Sabah sonunda güneşli bir havada yola çıktık. Yine dağ yollarından bir rota çizdim. Yol üstü çook eski bir tapınağa da uğrayacağız. Bugün kısmetse Tokyo'ya biraz daha yaklaşacağım. Çok az kaldı hedefime ulaşmaya ;)
Alp sağolsun bugün bana süpriz yaptı. Geçen doğum gününde beraber değildik. İçine sinmemiş ve kutlama için bana pasta almış. Beraber doğum günü kutlaması yaptık. Güldük eğlendik yine bol bol. :)) teşekkü ederim Alp doğum günü bahane ama pasta şahaneydi ;)
Hani hep kafamızdaki Japonya algısından ve onun ne kadar yanlış olduğundan bahsediyorum. Yaşayacak alan yok ne bilim yer olmadığı için fabrikaları gemiye kuruyorlar ya da toprak yok bir şey yetiştiremiyorlar. Arkadaş 15 günde Japonya'da ne kadar yol yaptım gördüklerimin %80'orman :) %10'u ekili alan geri kalanı da yerleşim yerleri. Şimdi demeyin kuzeyi öyle Tokyo'yu gör. Tokyo'ya 30 milyon insan sığmışsa bu adaya daha 300 milyon insan sığar. Çünkü topraklarının ancak üçte biri yerleşim yeri. Son günlerde sürekli ekili alanlardan geçiyorum. Gerçi çoğu prinç ekili ama olsun tarımcılık var. :) Hayvancılık da var. Fakat inekler serbest dolaşımda değiller. Çiflikte kapalı alandalar. Bu arada meyve özellikle elma ağaçları da çok. Yine de elmanın tanesi 3TL civarında. :( Pirinç de çok ucuz değil.
Bugün sabah kaltığımızda yağmur yağıp yağmama arasında takılıyordu. Biz yine de yağmurlukları giydik yola çıktık. Gerçi o yağmurlukları bugün iki kez daha giyip çıkardık. :) Yine dağ yollarından güneye doğru devam ettik. Sanırım 3-4 defa bin küsür metrelere çıktık indik. Yaklaşık 300km yol yapmışız. Ana yollarda bu kadar kişometre yapmak zor. Çünkü hız sınırı 50!! İki şehir arasında da öyle. Şimdiye kadar hiç 50 üzeri tabela görmedim burada. Ayrıca sollama yasağı bir başlıyor kilometrelerce hiç bitmiyor. Yol dümdüz olsa ve bir kilometre öteden araba gelmediği görülebiliyor bile olsa yerdeki çizgi düz sarı oluyor. Sanırım sollama yasaklarının karşı tarafın görülüp gömrülmemesi ile alakası yok. Dağ yollarında böyle bir sorun yok. Genelde sollama yasağı ve hız tabelası olmuyor. Polis olduğunu da hiç görmedim. Bugün hem virajlar hem de manzaramız güzeldi. Gerçekten Japonya'nın büyük çoğunluğu orman ve çok eski ormanlar. Çünkü ağaçlar inanılmaz büyükler. Japonya beni çok şaşırttı ;)
Hani 24 saatir durmadan yağıyor demiştim en son. O yağmur biz yoldayken de hiç durmadı yine :( Aralıksız nasıl bu kadar uzun yağıyor anlamış değilim. Dün yağmur devam ettiği için kendimize bir Riderhouse bulalım dedik. Burada motosiklet ile gezen çok insan olduğu için onlara özel Riderhouse denilen ve çok ucuz olan (bazen de bedava) konaklama yerleri var. Akşam hava kararmaya yakın birini bulduk ve gittik ama kapalıymış bizi kabul etmedi. Nereye kamp atabiliriz dedik. Bizi bir kamp yerine götürdü. Fakat baya baya ormanın içinde bir yer. Kesin burada ayı vardır dedim ben. Kampı işleten adama sorduk. O bizi oraya getiren adama baktık ne diyeceklerini bir şaşırdılar, gevelediler. Var mı? yok mu? Cevap ne kadar zor olabilir ki dedik. Neyse sonunda olduğunu öğrendik yine tedirginlik başladı. İşleten adam tuvalet, mutfak filan gösterdi sonra elektrikleri açtı gitti. Ormanın içinde Alp ile kaldık öyle :) yağmur zaten arka planda devam ettiği için çadırları mutfağa kuralım dedık. Hatta motorları da içeri aldık. Bir güzel de ateş yaktık hem kuru hem de sıcak yattık.
Artık Tokyo'ya gitmek istiyorum çünkü Eylül'ün de ortası oldu ve kış geliyor. Japonya'ya geçme işi neredeyse 10 günümü aldı. Hokkaido adasında da çok oylandım o göl senin bu dağ ben diye dolaştım durdum. Artık hepsine doyduğum için bir an önce Tokyo'ya gidip hem Kuzgun'u geri gönderme işlerini halletmek istiyorum hem de oralarda biraz gezmek istiyorum. Neysen o gazla çıktım bir gün atlayarak Alp'in kaldığı kamp yerine kadar sürdüm. Yollar zaten inanılmazdı. Yine ara dağ yollarından gittim. Böyle büyük çam ağaçlarının olduğu ormanlar daha önce görmemiştim. Şelaleler, nehirler, dağlar derken hangi tarafa bakacağımı şaşırdım. Bir ara ağaçlar gökyüzünü kapattığı için karanlık oldu. Dedim ahanda tünelden geçiyorum birazdan Alis'in yanına harikalar diyarına geçeceğim. :) Ben nereye geldim diye diye kamp yerine ulaştım. Tabii ki yine bir göl :) ama bu sefer Alp orman tarafına kurmuş ben de ona katıldım. Gece bir yağmur başladı durmak bilemedi. Sabah kalktım hala yağıyordu. :( Zaten çadırdan bir çıktım çadırı kurduğum yer gölet olmuş. Alp yarım metre ile ıskalamış :)) Saat 10'a kadar bekledik ama yağmur durmadı, gölet büyüdü. Sonunda vazgeçtik yağmurun altına çadırları toplayıp kahvaltımızı edip tekrar yola çıktık. Fakat yağmur tüm gün durmadı. Bu kadar uzun yağmur mu yağar. Neredeyse hiç durmadan 24 saattir yağıyor.
Japonya'ya gireli kaç gün sonunda bir tapınak gördüm :) Japonya diyince aklıma gelenler tapınak, kale, Japon bahçeleri, kalabalık şehirler ama ben daha hiç birini göremedim. Bol bol orman, göl, virajlı yollar, tatil köyleri kıvamında kasabalar gördüm. Artık Osorezan tapınağı ile açılışı yapıyorum. :) Burası Japonya'nın en kutsal 3 tapınağından biri olan Osorezan tapınağı. Oldukça büyük bir tapınak. 7 tepenin çevirdiği bir gölün kenarına kurulmuş. Gölü termal sular besliyor onun için sıcak. Zaten inanılmaz ağır bir koku var. Sanırım sülfür bilmiyorum. Bu suların taşıdığı (ya da oluşturduğu bilmiyorum) kumlar yüzünden gölün etrafında bembeyaz bir kum tabakası var oldukça ilginç. Heryerden sıcak su ve dumanlar çıkıyor ve göle doğru akıyor. Tapınaktan daha ilginç geldi bana :)
Gemiden ayrıldıktan sonra biraz sahil yolunda gidip dağ yollarına döndüm yine. Aslında Direk dağ yoluna girecektim ama gemide tanıştığım Jinguu bana sahil yolunda manzaranın güzel olduğunu bir süre gitmemi önerdi. Evet sahil kenarı çok ilginçti. Buralar hep tsunami bölgesi olduğu için her yerde sığınmak için yerler, tabelalar, sirenler, yolları korumak için ne olduğunu anlayamadım açılıp kapanan perdeler vardı. Arkasından girdiğim dağ yolu ise güvenli sürüş eğitim pisti gibiydi. :) Acayip zevk aldım. Yine asfalt kalitesi çok iyidi. Çok fazla trafik yoktu ve hiç üşenmemişler bütün virajlara ayna koymuşlar. Gitmek istediğim tapınağı tam dağların ortasına yaptıkları için yolunu da bol bol virajlı yapmışlar. Tabii her yer yine orman. Ben Hokkaido'dan sonra ana karada çok orman olmaz sanıyordum ama görüp görebileceğiniz her yer orman.
Dün gemiye binmek için beklerken diğer motorculardan bazıları Türkiye'den geldiğimi görünce hemen muhabbet etmeye geldiler. Tabii onlar ingilizce bilmiyor ben japonca :) El kol derken anlaşıp gidiyoruz. Sonra Gemiye bindiğimde bir tanesi geldi yanıma oturdu. İsmi Jinguu Hitoshi baya ilgiliydi ve biraz da ingilizce biliyordu. Meğer bundan 23 yıl önce Türkiye'ye gelmiş sırt çantası ile ve İstanbul'dan başlayıp önce İzmir'e oradan Ankara, Erzurum, Doğubeyazıt şeklinde gezmiş. Türkiye'yi ve insanlarını çok sevmiş. Daha sonra kısa süreli 2 defa daha gelmiş. Benim oradan motorla geldiğimi görünce bir gaza gelmiş. Çünkü kendi de benim rotamı tersten yapıp Türkiye'ye gelmek istiyormuş. Yalnız çok ilginç Tokyo için beni uyardı. İstanbul'da hep iyi kalpli insanlar var ama Tokyo öyle değil ve güveli değil dedi. Sen İstanbul'a geldikten sonra çok sular aktı, insanlar değişti dedim içimden :) Telefon, mail, facebook ne varsa verdim. Gelmeden önce mutlaka haber ver bende dedim. Kendi kartını verecekti o an bulamadı ve "facebook'dan ekleyeceğim ben seni" dedi. Dedim "ben ekleyim seni dur" ama aradım aradım bulamadım. Çünkü ismi Kanji ile yazılıyormuş. "Ekleyecem ben seni merak etme" diye yineledi. Neyse Japonya rotam hakkında konuştuk. Bugün nereye gideceğimi sordu. Tapınak var oraya gidecem dedim. O da yakında bir yere gidecekmiş. Onun için gemiden beraber çıkıp bir süre yol aldık ve sonra o ayrılmış. Aynadan baktım bir ara yoktu. Ben tapınağa gittik gezdim. Çıkışta motora geldim benzin deposunda bir kart var. Baktım Jinguu'nun kartı. Ev adresi, telefon numarası ve hatta "HELP ->" diye işaret koyup cep telefonu numarasını yazmış. Ben iletişim bilgilerini istedim veremedi ya mahçup oldu onun için yolunu uzatıp bana kartı bırakmış ve geri dönmüş. Bu japonlar gerçekten çok acayip insanlar. İşlerinde de böyleler iyi yapma konusunda takıntı seviyesindeler. Japonya'da üretilmiş ne varsa gözüm kapalı kullanırım bunları gördükten sonra :)
Herkese günaydınnn!! Yolun kalan yarısına güzel güneşlik bir gün ile başlıyorum :)) Bugün Hokkaido'dan ayrılma zamanı. Japonya'nın geri kalanını bilmiyorum ama burası çok güzeldi. Umarım geri kalanını da severim. Şimdi bu gezinin son gemisine binip Japonya'nın anakarası olan ve Tokyo'nun da bulunduğu adaya geçeceğim. Feribotla indiğin yerden Tokyo'ya yaklaşık 1.200km yolum var. Neredeyse bitti oldu. Tabii yine ana yollara çıkmadan dağ yollarından gideceğim. Ayrıca Tokyo'ya gidene kadar yol üzerinde uğrayacağım kale, manastır, onsen, japon bahçeleri gibi görülmesi gereken yerler de var. Önceden çalışıp haritada işaretlemiştim. :)) gemi için 4.310yen (107tl) ödedim bu sefer. Yolculuk süresi yaklaşık 90dk. Bizim Yenikapı-Bandırma feribotu ne kadar acaba merak ettim. :) Gemi daha önce Sakhalin'den Japonya'ya gelmek için bindiğim geminin aynısı. Fakat gemiyi çok eğlenceli boyamışlar. Bu Japonların ilginç bir mizah anlayışı var.
Yine yeniden bir doğum günü evden ve sevdiklerimden uzakta yakaladı beni. Yolun yarısına geldim artık. İlk yarısında neler bekledim neler buldum. Neleri hayal ettim ve ne oldum. Peki olduğum Serkan'dan mutlu muyum? Hem evet hem hayır. :) Bir hayalimin peşinden evimden kalktım çok uzaklara geldim. Burada Japonya'nın kuzeyinde bir gölün kenarında tek başıma otururken kafamda bir sürü düşünce dolaşıyor. Olsun ben ikinci yarısına da hazırım istediği gibi gelsin hayat... http://www.ruzgarinizinde.com/yolun-yarisi/
Japonya'yı ne kadar yanlış bildiğimi Hokkaido adasını gezince daha iyi anladım. Hokkaido toplam Japonya yüzölçümünün %20'sini oluştururken toplam nufusun sadece %5'ini barındırıyor. Her yer orman, dağlık, göl, nehir, milli park :) zaten Japonya'da sandığımız kadar küçük bir ülke değil ya da insanlar heryerde altlı üstlü oturmuyor. #lake #sunset #oonuma #hokkaido #japan
Kullandığım Heidenau K60 Scout M/S lastiklerin 21bin küsür kilometre olmuş versiyonu da bu şekilde. Tokyo'ya çok yolum kalmadı sanırım bir 2bin kilometrecik daha yapacağım. Ne dersiniz? Sizce götürür mü beni?
Tabii ki yine ara yollardan, dağ yollarından hatta orman yollarından gideren 160km kadar yaptık. Sanırım bu yolculuk bitene kadar Japonya'da hiç ana yola çıkmayacağım. Bu yollar çok güzel, sakin ve kesinlikle güvenli. Yola çıktıktan bir süre sonra yolumuzun üstündeki yağmur bulutlarını görünce yağmurlukları giyinelim dedik. İyiki de giyinmişiz deli gibi bir yağmurun içine girdik. Bir anda her yer göl oldu. Dünden yıkadığımız çamaşırları kurumadığı için motorun arkasına bağlamıştık onlar tekrar yıkandı :)) Biz de öyle tabii. Bir ara yağmurun şiddetinden benzincinin birine sığındık. Kendimizi kamp alanına zor attık. Kampı kurduk çamaşırları tekrar astık. Güneş çıktı :) Fakat onunda tam önüne küçük bir bulutcuk geldi ve güneş batana kadar bizi ısıtmasına izin vermedi.
Vay be zaman ne çabuk geçiyor. Temizlik için eski fotoğrafları gözden geçiriyorum.Nerelerden geçmişim Japonya'ya gelebilmek için. Şimdi fotoğraflara bakarken sanki uzak zamanlardı gibi geliyor. Sanırım insan her günü bir sürü farklı olay, mekan ve insanlar ile geçirince daha bir dolu yaşıyor, günlerine daha çok anı sığdırıyor. Şimdi düşününce de aklına iyi kötü bir sürü görsel geliyor yaşadıkları ile ilgili. Öyle ya uzun zaman olmuş olması lazım diyor hafızam. Çünkü normalde bu kadar anıyı biriktirmek için uzun zaman gerekiyor ama ben bunları sadece 3 ayda biriktirdim. Hafızam da şaşıyor işte :)) #ustkan #altai #russia
Dün kamp yaptığımız gölün kenarında güzel bir kahvaltı yaparak tekrar yola düştük. Artık Hokkaido adasından ayrılma zamanı geldi. Buradan Japonya ana karasına geçeceğiz ve ben son durağım olan Tokyo'ya doğru güneye gideceğim. Hokkaido'dan ana karaya geçen gemi günde iki kez varmış ve önden rezervasyon yapılması lazımmış sanırım. İnternetten denediğimizde 5 gün sonrasına verdi. Onun için gidip almaya karar verdik. Fakat geminin kalkacağı yer Hakodate isimli büyük bir şehir. Orada kalmak istemedğimiz için hemen yakınında bulunan Oonuma milli parkındaki gölde kamp atarız diye düşündük. Japonya'nın Hokkaido yöresindeki göllerini geze geze gidiyoruz :))
Toya gölüne ilk geldiğimde nedendir bilmiyorum mutlu oldum. Gölün kenarında Alp ile oturmuş seyrederken "Bu gölün kenarında bir evim olsa bu manzarayı seyrederek yaşar giderim" dedim Alp'e. Hatta küçük de bir bahçem olsa kendi kendime yeterim diye düşündüm. Daha önce Afrika gezimde Tanzanya'da Zanzibar'a gittimde böyle hissetmiştim. "Ben burada yaşayabilirim" demiştim. Bu gezimde çok yalnız kaldığım zamanlar oldu. Özellikle Moğolistan'da kimse olamadan kendi başıma kaldığım ve yettiğim zamanlar geçirdim. Şimdi gölün kenarında güneş batarken tam bu anları düşünüyordum. Hatta hemen yakınımıza motosikleti ile gelmiş ve kamp yapmış yaşlı bir amca var. Yemek yapmış tenceresi elinde yemek yiyordu. Ona bakarken yalnız kaldığım zamanları özlediğimi fark ettim. Ne güzel zamanlardı aslında. Bazen o zamanın içindeyken ve yapmanız gereken ya da aşmanız gereken zorluklar varken ne kadar mutlu olduğunuzu göremiyorsunuz. Sonradan bakınca ne güzel zamanlardı diyorsunuz. Geçirdiğim tüm bu tecrübeler, hissettiklerim, düşündüklerim acaba hayatımı nasıl etkileyecek ve yön verecek düşünüyorum. Çünkü Afrika gezisinden sonra hayatımda bazı şeyler değişti. Bazılarını ben bilinçli olarak yaptım bazıları ise kendi kendine (bilinç altı diyelim) oldu. İnsan gerçekten kendi başına uzun zaman geçirince ne istediğini daha iyi anlıyor. Kendinle baş başa kalmak için yolculuk iyi bir yöntem :) ...ve yaşanılan bir sürü şeyle birlikte bir gün daha böyleve geçti gitti işte...
Bu sabah tam da metorolojinin dediği gibi yağmur ile güne başladık. Çadırda geç saate kadar oylandık. Acıkınca da motorları koyduğumuz verandanın altında kahvaltı hazırladık. Hatta yağmur öğlene kadar durmayınca çadırları da oraya taşıdık. :) Kaldığımız kamp alanı paralı olduğu için buraya 60km güneyde ve yolumuzun üzerinde olan diğer popüler göle geçelim dedik. Saat 12 gibi çadırları topladık, yağmurlukları kuşandık ve yola çıktık. Yine hiç ana yola çıkmadan dağ yollarını kullandık. Bol virajlı ve manzaralı yollarda ağzım kulaklarımdaydı. Yağmur olduğu halde iyi asfalt ve güvenli trafik sayesinde 21bin kilometre olmuş lastiklerime rağmen çok eğlendim. :) Toya gölüne gelince en ucuz (420yen~12TL) kamp alanına kamp attık. Hokkaido bölgesinde (adasında) ayı tehlikesi olduğu için kamp alanı dışında kamp yapmanıza pek için vermiyorlar. Ondan rasgele kamp atamıyoruz. Sadece ayı da değil deprem, volkan, tusinami, tayfun ne ararsan var Japonya'da. Onun için her yerde sürekli uyarı tabelaları, tehlike anında yapılması gerekenler, toplanma noktaları ve sirenler var. Zaten kamp alanları da Japonya'ya göre çok ucuz. (Norveç'de 30€ başlıyordu.) Toya gölü yine bu yolculuğumda gördüğüm güzel göllerden biri. Daire şeklinde bir göl ve tam ortasında sivri tepe şeklinde bir adası var. Kaldığımız yer onsen (kaplıca) bölgesi ve Japonya'ya geldiğimden beri onsene hiç girmedim. Hemen çadır kurduğumuz yerin arkasında bir onsen vardı. Gidelim eğlence olsun hem de sıcak sıcak iyi gelir, duş da alırız diye gittik. Fakat onsenlere çıplak giriliyor :) İlginç bir deneyim oldu ve gerçekten de çok eğlenceliydi. Özellikle konuştuğumuz dili kimse anlamadığı için Alp ile çok geyiğe sardık. :))
Daha önce paylaştığım eski ziyaretçi evinin iç kısmı :) Evler dışardan çok büyük değil gibi ama içleri oldukça ferah. Tam benim sevdiğim gibi boş hatta :) #sapporo #hokkaido #japan #residence #historical