Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Akşam için Albuquerque'da kendimize güzel bir kamp yeri bulduk yine. Aslında biraz kurak ama manzarası güzel. Bu kulübemsi yeri 14$ kiraladık. Suyu, tuvaleti ve duşu da (dışarda) var. Çadırı ve hamağı içine kurduk. Çünkü gece bir yağmur geçişi gösteriyordu. Önünüzdeki 2-3 gün burakarda kalacağız. Milli parklar bölgesine haftasonu gitmek istemiyoruz. Çünkü çok kalabalık oluyor. Kamp alanlarında yer bulmak sıkıntılı ve pahalı. Ayrıca nasıl ve ne sıra ile gezeceğimizi de organize edelim dedik. Çok kafamıza göre gidiyoruz :) En azından Amerika için nerelere gideceğiz ve ne sıra ile gideceğiz kabaca rotası olsun. Tabii bir de oturup Tracer700 için test yazısı yazmamız lazım :)
Bugün de batıya dağlara doğru yolculuğumız devam etti ve 250km daha geldik. Manzaramız çok değişmedi yine kurak araziler vardı hep. Sadece farklı olarak 2 gündür paralel gittiğimiz ünlü Road66'a çıktık. Aslında yolun kendisinin bir espirisi yok bence. Çünkü bildiğimiz otoban ve deli gibi kalabalık. Geçtiği yerlerde gezilecek turistik bir çok yer var. Bizim amacımız onları gezmek değil Arizona - Utah - Colorado üçgeninde kalan milli parkları gezmekti. Bugün dağların başlangıç sınırı olan Albuquerque geldik. İtiraf edim karşımda dağları görünce yüzüm güldü. Hatta şehre gelmeden hemen önce Sandia Crest diye bir milli park var, içinde de güzel bir dağ yolu var, ordan geçelim biraz viraj dönelim dağda da kamp yaparı içimiz açılır dedik. Fakat kamp yapmak kesinlikle yasakmış. Her yerde işaretler vardı nedenini anlamadık. Dağ yoluda virajları döne döne meğer bitiyormuş :) Geri dönmemek için şehre inen stabilize bir patika bulduk devam ettik. Akşam akşam eğlence oldu.
Sonunda arkasında jeep taşıyan karavanlardan birinin fotoğrafını çekmeyi başardım :) her gün görüyordum ama denk glip çekemedim. Bugün de çok daha iyisini gördüm. Karavanın arkasında römorkta bir pikap onun da arsında motosiklet yüklüydü. Bir kaç tane daha gördüm ama fotoğrafını çekemdim. Bir de ikinci fotoğrafta olduğu gibi pikabın ortasına takılı kocaman kravanlar var. Karavan o kadar büyük ki pikap küçük kalmış :)
Teksas'da benzinin galonu 1.80$ civarındaydı. Yani litresi 1.4TL. Evet evet şaka yapmıyorum. Avrupa'da en son depomu 42TL'e doldurmuştum. Buralada 10TL'e dolduruyorum. 2 motorun hergün bir depo benzin aldığını düşünürsek bu bir haftada neredeyse 500TL cebimizde kaldı demek. Benzinin fiyatı New Mexico'da biraz arttı. 1.95$ altında bulmadım hiç ama olsun litresi 1.5TL'de güzel rakam. Bizim depolarımız tam 2 galon onun için 3-4$ ancak benzin alabiliyoruz. :)
Biraz bulut vardı ama gece göküzü yine çok güzeldi. Kamp yaptığımız yerde ve yakınlarında hiç ışık yoktu ve Ay da henüz çıkmamıştı. Onun için zifiri karanlık (ellerinizi bile göremiyorsunuz) içinde yıldızlar çok güzel parlıyordu. Bazen ne kadar çok olduklarını unutuyorum çünkü görmüyorum :( #america #newmexico #roadtrip #adventure #journey #stars
New Mexico'da internetten arayıp yol üstü bir State Park'a girdik kamp yapmak için. State Park'larda kamp oldukça ucuz onun için öncelikli tercih ediyoruz. Bir de standartları fena değil. Bulduğumuz bu yer yine baraj gölüne kurulmuş bir park ama bir önceki kadar yeşillik değildi. Gerçi yolları gördünüz her yer kurak arazi. Ödeme için 10$ verdik. Sıcak duşu da vardı. Geldiğimizde ofis kapalıydı. Formu ve zarfı kapıya bırakmışlar. Formu doldurup 10$ ile birlikte zarfa koyup bırakıyorsunuz. :) yağmur arkamızdaydı gelmeden bir an önce çadırı kurup yemeği yapalım dedik. İkinci fotoğraf ilkinin tam arkası yağmur bulutları eli kulağında :)
Yollar her zaman güzel manzaralarla geçmiyor bazen de böyle yüzlerce kilometre gidiyorsun. :) En azından bulutlar eğlenceli. Hız sınırı 75 mil (120km/s) biz de 100'e sabitleyip gidiyoruz sürekli. Gerçi New Mexico'da 65mil oldu. Neyse bizi yine de kurtarıyor :)
Hani motorla New Mexico'ya da gitmedik demeyiz. :)
Düzlükler geniş olunca bulutlar da böyle tepesine tepesine iniyor insanın :) Ben Teksas'da kurak düzlükler geçerim diye düşünüyordum ama New Mexico'da kısmet oldu. Yaklaşık 150 km bu dümdüz alanda sürdük. Bir süre sonra gerçekten sanki sen gidiyorsun gibi değil gökyüzü sana doğru kayıp geliyormuş gibi tuhaf bir algı hatası oluyor. Hani bazen otobüste pencere kenarında otururken yandaki otobüs hareket eder de senin bindiğin hareket ediyormuş gibi gelir, bir tuhaf olursun işte aynen öyle :)) #america #newmexico #motorcycle #adventure #journey #roadtrip #cloudporn #clouds
Burada sizden 8 saat gerideyiz :) hatta bugün New Mexico'a geçeceğiz ve bir saat daha geri gideceğiz. Sabah yağmur yüzünden çadırdan çıkamadık. Saat 10'a kadar çadırın içinde bekledik. Sonra hava açtı hatta güneş bile çıktı. Biz de toparlanıp tekrar yola koyulduk. Buralarda gezecek pek bir yer yok onun için önce kuzeye Route66'a oradan da Arizona'ya gitmeye çalışıyoruz. Günde yaklaşık 250-300km yapıp yayıla yayıla gidiyoruz şimdilik. Kamp yerlerini internetten buluyoruz.
Amerika en azından gördüğüm Teksas eyaleti için söyleyebilirim. Adamlar rahat rahat yayılmışlar. Sokaklar, yollar, evler, arabalar herşey geniş ve kocaman. Houston'ın 2 milyon nufusu varmış ama şehrin (insanların yaşadığı alan) yüz ölçümü istanbul ile aynı sayılır. İstanbul'un nufusu 14 milyon olduğunu düşünürsek ne kadar geniş yayılmışlar siz düşünün. :) şehrin merkezindeki plazalar hariç hiç yüksek bina yok. Benzinin ve arabanın ucuz olmasından dolayı herkes her yere araba ile gidiyor :) Daha küçük şehir veya kasabalarda neredeyse hiç apartman yok. Bütün alış veriş yerleri tek katlı ve yol kenarında dizilmiş olarak duruyorlar. Ayrıca önlerinde kocaman otoparkları var. Arabanız değil jeep, tır büyüklüğünde bile olsa kesinlikle otopark sorunu yaşamadan park edebilirsiniz. Tır değil ama otobüs büyüklüğünde karavanlar var. Hatta hani avrupa'da karavanların arkasına küçük bir motosiklet bağlarlar ulaşımda kullanmak için. Bu adamlar koca otobüs büyüklüğündeki karavanın arkasına araba hatta jeep bağlıyorlar. Hayal etmek bile zor geldi değil mi :) burada her gün görmek gayet olağan bir durum.
Sanırım hayatımda hiç görmediğim kadar çok rüzgar gülü gördüm. Öyle onlarca filan değil yüzlerce :) kilometrelerce yol gittik ama rüzgar gülleri bitmedi. Sağınız solunuz önünüz arkanız her yer hem de. Hepsi aynı şekilde senkronlu dönünce bir tuhaf görülüyorlar. Sanki fantastik bir film izliyor gibi. Mola verdiğimizde merak ettim biraz bakındım internetten. Teksas eyaleti Amerika'nın diğer eyaletlerine göre çok daha fazla rüzgar enerjisi üretiyormuş. Teksas'daki bütün rüzgar güllerinin topla. kurulum gücü 17.713 MW. Eyaletin harcadığı elektriğin %10'u bunlardan sağlanıyormuş. Anlamlı olması için şöyle tarif edeyim. Atatürk barajının kurulum gücüne baktım 2.400MW'mış. Adamlarda petrol de çıkıyor. Hatta Teksas Amerika'da en çok petrolün çıkarıldığı eyaletmiş. Çok büyük petrol rezervleri varmış. Ona rağmen rüzgar enerjisine önem vermişler. Bizim gördüğümüz Roscoe rüzgar çifliğiymiş ve 694 tane rüzgar gülü varmış. Bu arada aynı bölgede hemen rüzgar güllerinin altında yol boyunca petrol kuyuları da vardı. İnanmayacaksınız ama bu rüzgar gülleri ve petrol kuyuları ekili alanların üzerinde (içinde) bulunuyor. Bu kısmı gerçekten ilginçti. Bir de güneş panelleri olsa tam olacaktı. :)
Teksas gökyüzünü izlemek için Amerika'daki uygun yerlerden biriymiş. Şansımıza dün akşam bulutlar çekildi ve Ay da geç doğunca bu güzel manzara ortaya çıktı. Çok uzun sürmedi ama :( Bir saat sonra ay doğunca ortalık aydınlandı resmen. Fenersiz dolaşılabiliyordu çok rahat. Olsun kısa da olsa güzel bir görsel şölen oldu.
Sonunda Amerika'daki ilk kampımızı yaptık. :) yol üzerinde kendimize çok güzel bir kamp alanı bulduk. Daha önce Can'dan öğrendiğimiz recreation.gov sitesinden bulduk. Ülke genelinde kamp yapılabilecek milli parkları gösteriyor. Kamp standartları Avrupa kadar iyi değil ama kamp alanı çok daha güzel, ayrıca milli park oldukları için yanınızda takılan bir sürü de hayvan var. :) Biz geldiğimizde oldukça sakindi. Normalde Ağustos ayı yüksek sezonmuş ve önceden rezervasyon yapmak gerekiyormuş. Fakat bu hafta okullar açıldığı için kalabalık azalmış. Hafta içi de olduğu için kimsecikler yoktu. Oldukça sessiz ve huzurluydu. Onun için ertesi gün canımız gitmek istemedi ve bir gün daha kaldık. :) Bu arada kamp ücreti Amerika'nın geneline göre oldukça ucuz ve 16$. Avrupa'da olduğu gibi motor sayısı, kişi sayısı ya da çadır büyüklüğüne de bakmıyor. O alanın ücreti 16$ kaç çadır ve kişi sığdırırsan :) adamlarda alan geniş. Tek sorun telefon kırsala girince çekmiyor.
Uydu, radar, ruzgar, vb. Amerika için ne kadar hava takip aracı varsa telefona kurdum. :) sonuçta Austin'de kaldığımız sürece yağmurdan kurtulamayacağınızı anladık. Biz de daha kuzeye çıkıp bu yağmurlardan kurtulmaya karar verdik. En azından bu hafta için kuzeylerde yağmur gözükmüyor. Austin'de yağmuru bekleyelim derken öğlen 12 gibi ancak yola çıkabildik. 300km ilerde bir kamp yeri gözümüze kestirdik ve oraya gitmeye karar verdik. Yol boyunca da ara ara çok sıkı yağmur yedik. Fakat bu sefer hazırlıklıydık ve yağmurluklarımız üzerimizdeydi. :) Gündüzleri hava 30 derecenin üzerine çıktığı için yağmur ile beraber çok acayip nemli bir hava oluyor. İnsan boğulacakmış gibi hissediyor. Neyse ki denizden uzaklaştıkca nem de azaldı ve geceleri de daha soğuk olmaya başladı.
Houston'dan yağmura yakalanmadan erkenden çıktık. Çünkü geldiğimiz günden beri yağmurluydu. İnsan gibi de yağmıyor. :) ilk durak olarak Teksas eyaletinde görülecek en önemli şehir olan Austin'i seçtik. Şehir merkezinde güzel bir kamp alanı var oraya kamp atar iki gün kalır, şehirde de gezeriz yürüyerek diye düşündük. Houston - Austin arası 250km. Ara yolları kullandığımız halde bile yollar çok güzel ve geniş. Akşam üzeri Austin'e girdik ve kamp yapacağımız yere bir kaç kilometre kala yağmur indi. Öyle böyle değil. Daha önce videoda paylaştığım gibi indi. İlk üstü kapalı bulduğumuz yere sığındık ama donumuza kadar ıslandık. Bekle bekle yağmur dinmez. Hatta ıslak kaldığımız için üşümeye de başladık. Kamp sevdasından vazgeçip ilk bulduğumuz otele girmeye karar verdik. Zaten bu yağmurda şehir filan da gezilmez. :(
5 günlük Houston maceramızdan sonra yola çıkmaya hazırız tekrar. :) bu süre zarfında bizi misafir eden, yediren içiren hatta gezdiren, motoru alma süreçlerinde yardım eden, bizi araba ile oradan oraya taşıyan sevgili Çolpan ailesine ne kadar teşekkür etsek azdır. Amerika kıtasında gözümüzü ilk onların yanında açtık. Bizim için çok güzel bir hazırlık süreci oldu. Artık bizi bekleyen maceranın kucağına atıyoruz kendimizi :)
Biz Amerika kıtasında seyahate başlarken, ablamlar da bir taraftan motosikletileri ile Nordkapp'a doğru yol alıyorlar. Unutmuşum oraları ne güzel manzaraları var kuzeyin. :)
Yola çıkmak için ne de güzel bir hava öyle değil mi? :) (yüksek sesle seyretmeniz tavsiye olunur)
Gemi acentasından haber geldi ve gümrüğün motorları bıraktığını söyledi. Hemen koşa koşa limana gittik. Buradaki işlemleri de hallettik ve Bingo! motorlarımıza kavuştuk. Tüm bu süreçte bir kez daha anladım ki insan faktörü her zaman her yerde hala çok önemli. İster 3. dünya ülkesi olsun isterse dünya devi bir ülke olsun kuralları uygulayanlar insanlar. Eğer niyetinizi yeterince iyi açıklayabilirseniz ve hatalarınız konusunda dürüst olursanız karşı taraf da inisiyatif alabiliyor. Her şeyi yanlış ve eksik yaptığımız halde motorlarımızı neredeyse sorunsuzca alabildik. ;) Bu süreçte bize yardım eden, bizim için araştıran, bize bilgi veren, moral olan, hatta tanıdık birilerini bulup onlardan yardım isteyen herkese çok teşekkür ediyorum. Özellikle Houston'da bize kapılarını açan ve buradaki tüm süreçte yanımızda olan sevgili Can ve eşi Banu'ya ayrıca teşekkür ediyorum. :) Artık eksiklerimizi tamamlayıp hızlıca yola çıkacağız ve Amerika maceramız başlayacak. YAŞASIN !!!!
ISF işini halledip, sigortayı halledemeden tekrar gümrüğe gittik. Bir önceki konuşmadan adamın saat 13-14 arasında orada olduğunu öğrendik. Aynı adamı yakalayalım ki tekrar derdimizi anlatmayalım dedik. Hem adam ISF'i yapın gelin siz demişti belki halledecek, bir ümit :) Gittiğimizde adamımız oradaydı ve hemen bizi tanıdı. ISF formunu ve konşimentoyu verdik. Sigortayı henüz yaptıramadığımız için sesimizi çıkarmadık. :) içeri gitti 5dk sonra geldi. Bize doğru eğilerek "motorları satmayacaksınız, hiç bir yere bırakmayacaksınız, aileye emanet etmeyeceksiniz tamam mı?" Dedi. Evet gezip motorlarımız ile çıkacağız dedik. Hadi o zaman gidip motorlarınızı alın dedi. Biz şaşkınlıktan tamam mı oldu mu yani, başka bir şey yapmayacak mıyız diye sevinçten zıpladık. Adam da güldü bizim sevindiğimizi görünce. Ben baya baya adama sarılacaktım bankonun arkasında olmasa. Kaşe basılmış ya da delinmiş konşumentoyu alıp soluğu gemi acentasının yanında aldık. Motorlar sabah inmiş limana fakat gümrük incelemeye alacakmış uyuşturucu kontrolü için. Sonra alabilirsiniz dedi. Bekleyeceğiz artık. Yüze yüze ucuna geldik.
Evet amerika maceramız başladı. En azından motorları amerika'ya sokma maceramız başladı. Uçaktan iner inmez çok eskiden kısa bir süre iş yaptığımız arkadaşım Can karşıladı bizi. Aslında iletişimde değildik yıllardır ama Houston'a geldiğimizi duyunca hemen yazdı ve her konuda yardımcı olmaya çalıştı. Ayrıca yine burada yaşayan ve beni hiç tanımadan evine davet eden, her konuda yardım etmeye çalışan Emre Gol'e de teşekkür ediyorum. Özellikle hiç bilmediğimiz bir ülkeye geldiğimizi ve yapmamız gereken bir sürü gümrük işi olduğunu düşünürsek yardımları çook iyi oldu. Şimdim bir kaç gün Can ve eşi Banu'nun misafirleriyiz. En azından motorların akibeti belli olana kadar. Çünkü bir süre motorları alamama ihtimali var. :(
Tracer 700'ün ne yaktığını önden yazayım. Genelde çok yol yaptığım için ve Türkiye'de de benzin pahalı olduğundan benim için önemli. İlk başta sakin kullanım ile 100km'de 3.8lt yaktı. Genelde yüksek viteslerde, düşük devirde ve ECO ışı (az yakıt kullandığı zaman gösterge panelinde çıkan bir ibare) neredeyse sürekli açık olarak. Daha sonra dağ yollarında iniş çıkış ve virajlarda 4.1lt/100km civarında kaldı. Dönerken normal otoyol sürüşünde ise 4.6lt/100km şeklinde yükseldi. Şunu da hatırlatayım sürdüğümüz motorlar daha sıfırdı ve rodajı bitmemişti. Onun için 5-6 bin deviri pek geçmedik. Motor 9.500 devirde maksimum güç ve 6.500 devirde maksimum torka ulaşıyor. Onun için 6bin devirlerde gayet iyi gidiyor. Üstünü bilmiyorum. Bence 8-9bin devirlerde kullanıldığında ortalama 5'i çok rahat geçer. Ne kadar ekmek o kadar köfte :) #tracer700 #yamaha #sporttouring
Vedalaşırken üzüdüm valla :) 5bin kilometre WR250 sürdükten sonra Tracer 700 çok iyi geldi. Hayır WR250'i seviyorum onla yola çıktığıma da hiç pişman değilim ama eşşekten inip ata binmiş gibi okuyor insan :) Keşke biraz daha vaktimiz olsaydı Türkiye'de, biraz daha gezerdik :) Motosiklet ile ilgli yorumlarımı uzun uzun yazacağım. Fakat önce uçağa binip Amerika'ya gidip motorlarımızı gümrükten çıkarmakla uğraşacağız. #tracer700 #yamaha #sporttouring
Dün Kaz dağlarının etrafında biraz turladık yıllar olmuştu buraya da gelmeyeli. Dağların içine doğru olan köyler iyice turistik olmuş ama güzel yerler açılmış. Butik otellerin sayısı da az değil. Biz arkadaşın tavsiyesi ile Çamlıbel köyünde bulduğumuz güzel bir taş konakta kaldık. Motorun birini akşam üzeri oraya bırakıp Tracer 700'ün artçılı versiyonunu deneyelim dedik. Onu da soran çok oluyor çünkü. Hasanboğuldu'ya kestirmeden gidelim derken bol mıcırlı, bozuk ve hatta stabilize yollarda da sürmek zorunda kaldım. Aslında iyi oldu yolculuk dediğinde karşına ne geleceği belli olmuyor :D Akşam geri kaldığımız yere dönerken de Edremit'de trafik yedik tam oldu. Böylece dağ yolları, yamalı yollar, stabilize, bozuk yollar, trafik ne varsa test etmiş oldum motoru. Bugün de Balıkesir, Bursa üzerinden anayoldan sürelim otoyolda ve rüzgarda nasıl test edelim dedik. Bol bol kafa rüzgarı ve yer yer yan rüzgar ile güzel bir yolculuk yaptık. Asfaltta daha eğlenceliymiş makine :) Hepsini derleyip güzel bir test yazısı yazacağım ama önce kendi motorlarımı Amerika gümrüğüne sokmam gerekiyor. Son 2-3 gündür çok gerginlik yaşıyoruz o konuda :D #tacer700 #yamaha #sporttouring
Sabah erkenden Tracer 700'ler ile düştük yollara. :) Önceden Kazdağlarına gidelim diye konuşmuştuk. Ben de en son 10 yıl önce kullandığım Gönen baraj yolu üzerinden gidelim dedim. O zaman motor kullanmaya başlayalı çok yeni olmuştu ve bu yol bana çok güzel gelmişti. :) şimdi asfaltı aklımda kaldığı gibi değil. Yer yer de mıcır varmış ama olsun eskiyi hatırlattı bana :) Tracer 700'ün oturuş pozisyonu oldukça dik. Aslında ön amortisörleri değiştirmemişler gidonu yukarı ve geriye almışlar. İlk bindiğimde acayip gelmişti ama kullanımı rahat. Bir tek gidon biraz kısa geldi bana birazcık daha uzun olsa sanki daha güzel olacakmış. Sürekli avucumun kenarları dışarda kalıyor sonra elimi geri içeri alıyorum. :)) #tracer700 #yamaha #sporttouring
Bugün Yamaha Türkiye ekibiyle hoş sohbet güzel zaman geçirdik. Seyahat üzerine konuşup bol bol güldük. :) Yamaha ile marka olarak bir gönül bağım yok aslında ama buradaki insanlar ile var. Bir çoğunu tanıyorum ve görüşüyoruz. Sağolsunlar bizi kırmadılar test için iki tane Tracer 700' ı verdiler. :) Pazar öğlen Amerika'ya uçacağımız için cumartesiye kadar aldık motorları. Yarın sabahtan çıkar serin bir yerlere doğru biraz süreriz dedik. Hem yeni motorları test ederiz hem de otur otur paslanmıştık biraz gezmiş oluruz. :)) Tracer 700 daha çok gezi motoru olarak ön plana çıkmak istediği için ben direk o gözle bakar fikirlerimi paylaşırım. #tracer700 #yamaha #yamahamotorturkiye #sportturing
Geçenlerde İstanbul'dayım :) :) Özgür (Long Path Project) aradı beni gel muhabbet edelim diye. Kendisi yeni Nordkapp'a gidip gelmişti. Ben zaten Latin Amerika seyahati arasındayım. Konuşmaya başladık. Birkaç saat sonra Alp (İki Teke) aradı ne yapıyorsun diye. Dedim gel muhabbet var. Atladı o da geldi. Motosiklet, seyahat üzerine konu konuyu açtı. Derken Koral (Mirror of Planet) aradı ne yapıyorsun diye. İstanbul'daymış. Adam teee Avusturalya'ya gitti, geldi. Ona da dedim gezgin arkadaşlar var gel. :) Derken o da geldi, muhabbet daha güzel oldu. Ayarlasan bir araya gelemezsin çünkü farklı yerlerde yaşıyoruz ve hatta geziyoruz. Dünyanın farklı köşelerine motosikletle gitmiş gezginler ile bir araya gelip muhabbet edebilmek çok güzel. Daha çok kişi yollara çıksın, daha çok gezelim, daha çok bir araya gelip muhabbet edelim.
Biz Türkiye'ye geldik, motorlarımız da Colombia Cartegana'da gözküyor şu anda. Bizden önce Güney Amerika'ya gitmişler. :) Geminin bir sonraki limanı Meksika. Sanırım sonrasında Houston'a geçecek. Oraya varış tarihi bir değişiklik olmaz ise 16 Ağustos olarak bildirildi. Biz de 14 Ağustos'da Houston'a uçup orada motorları bekleyeceğiz. Amerika kıtasının tamamına daha önce hiç gitmedim merakla bekliyorum nasıl olacağını.
İtalya'dan Fransa'ya geçmek için Alp dağlarının altından giden tüneli kullanmayıp hemen yanından giden küçük dağ yolunu kullandık. Fransa tarafındaki Alplere daha önce gelmemiştim. Burası da yine motosikletçilerin ve bisikletçilerin uğrak yeriymiş. Tam bu noktada durup, örtümüzü serip, masamızı kurup piknik yapmıştık. Hem manzarayı hem gelen geçen motosikletleri seyrettik. Abiler (ablalar da) bayağı iyi motor kullanıyorlar. Tam viraj girişine oturduğunuz için seyretmezi zevkliydi. Zamanımız olsaydı pinik yaptığımız yerin hemen üstünde çadır kurmak için çok harika bir alan vardı manzaraya karşı. Ayrıca oraya çıkan küçük bir de patika vardı. Motorları da çıkartabilirdik. :) Hanıma sürekli derdim Alplere gidelim gezelim motorlarla. Şimdi manzaraları ve köyleri görünce sonra tekrar gelelim dedi. :) Bu arada tünel iki motor için yaklaşık 60€ idi. O da cebimize kaldı. Günde 60-70€ harcadığımızı düşünürsek iyi para :)
Biriktirdiğim 360 fotoğraflardan yüklemeye devam ediyorum. :) Makedonya Ohrid gölünden gün batımı.
Bugün kaldığımız yerin hemen yakınındaki bir yolu kapatmışlar bir şeyler kuruyorlardı. Saat 21:30'da etkinlik başlayacağı yazıyordu biz de uğrar bir bakarız dedik. Bu arada havanın kararması 22:30'u buluyor burada. Sokaklar zaten 19'dan sonra hareketleniyor. Hatta öğlenleri kimsecikler yok. Dükkanlar bile kapalı 16:30 gibi açıyorlar. Akşam bir geldik tüm caddeyi piste çevirmişler. Farklı ülkelerden dansçılar gelmiş dans ediyor. Türkiye'den dans grubu yoktu ama Makedonya grubu bildiğiniz bizim folklor oyunlarını oynadı davul zurna eşliğinde. Burada hala tatil devam ediyor. Sanırım bunlarda festival kapsamında yapılıyor. Geldiğimizden beri geçirdiğimiz en hareketli gün oldu. :)
Avrupa tarafında kamp yaptığımız en güzel yer Slovenya'da çok küçük bir kasabadaydı. Kocaman ağaçların olduğu bir ormanın için 3 tarafı dere ile çevrili bir yarımadacıktı. :) Ağaçlar o kadar kocamandı ki sarıldığımda kollarım kavuşmuyordu ve yukarı baktığımızda tepelerini göremiyorduk. Bu Slovenya çok acayip bir yeşil bir ülke.
Hırvatistan'nın Split sahilinde çekmiştim.Hırvatistan'ı motorla gezdiğimde kendileri daha Avrupa birliğine girmemişlerdi ve son derece ucuzlardı. Tamam diğer Balkan ülkelerinden biraz daha pahalıydı ama yine de Türkiye'ye göre ucuzdu. Ayrıca vize olmadan da gidilebiliyordu. Sanırım Avrupa birliğine girdikten sonra çok fazla avrupalı turist akımına uğramış ve fiyatlar çok yükselmiş. Bir de o nasıl kalabalıktır arkadaş plajlarında kamp yerlerinde adım atacak yer yok. Yolları da çok kalabalık olmuş. Tam sıcak dönemde gittiğimiz için iyice çekilmez oldu. Dubrovnik içinde tek bir kamp yeri var. Oldukça temiz, büyük ve güzel bir yer. İçeri girip resepsiyona 2 Kişi, 2 motor ve tek çadır için fiyat sorduğumda bana 48€ dedi. "vaaaaww çok pahalıymış" derken o kadar içten demiş olacağım ki kadın "32€ olsun" dedi. Ben hala çok pahalı olduğunu söyleyince "daha uygun yerimiz" yok dedi. Sonraki gün Split'de kamp yerine girip 36€ fiyatı duyunca ne oluyor arkadaş dedim. Norveç'te 30€ kamp yapıyordum ben ve hayatımda orası kadar pahalı başka bir ülke görmedim. Neyse işin özü eskiden bana soranlara "Hırvatistan'a gidin dalmaçya sahilleri çok güzel, bol bol virajlı yolları ve güzel manzaraları var. Hem ucuz yerler..." diyordum. Artık demiyeceğim. Bence bu zamanlar Romanya'a gidin hem çok ucuz hem çok güzel :) Bakarsınız 5 yıl sonra orası da çok pahalı olur.
Hayatımda gördüğüm en ilginç tasarımlı taşıma köprüsü. 1800'lü yıllarda yapılmış ve o zamandan bu zamana hala altif olarak kullanılıyormuş. O kadar yer gezdim buna benzer bir şey hiç görmemiştim. :) #portugalete #bilbao #spain
Bilbao'nun simgesi olan Guggenheim müzesinin önündeki dev örümcek heykeli :) müzenin binası da en az bu heykel kadar ilginç.
360 fotoğraf paylaşmıyordum bir süredir. Aslında her yerde çekiyorum ama bunları direk telefondan yükleyemiyorum çünkü Facebook'un mobil uygulaması destek vermiyor henüz. :( sonra da paylaşmayı unutuyorum. Hazır aklıma gelmişken paylaşım biraz. Burası Bilbao'nun Casco Viejo bölgesi. Evlerin çoğu 1800 küsür yıllarda yapılmış. Güzel korumuşlar şehri. Aslında tipik küçük sevimli bir Avrupa şehri. Fakat arada ilginç binaları var. Fransa'nın bomboş sokakları olan terkedilmiş görünümlü küçük şehirlerinden sonra burası çok hareketli ve kalabalık. Yapacak ve gezilebilecek pek çok şey var.
Motorlar limanda beklerken biz Bilbao'da turistik gezi çalışmalarına başladık. :) #bilbao #spain
Motorlar da gitti kaldık mı yaya :) 2 günlük yükleme stresinden sonra bayılmış olarak kaldığımız yere doğru yürürken. Burası çok küçük bi liman ve pek hareket olmuyormuş. Şehrin hemen içinde. Elimi kollumu sallayarak girdim çıktım hep. Bir kişi duruyor sadece kapıda. Selam verip geçiyorum direk. Bugün gece güzelce dinleniriz artık. Ben yarın öğlene kadar uyurum herhalde. Pazartesi yüklemeyi bekleyeceğimiz için hafta sonu Bilbao'dayız. Şu bizi felç eden festival neymiş bakarız, biraz da şehri gezeriz turist olarak. Motorlar yokken ne yapacağımıza da karar veririz.
Platform işi zora girince telefonla konuşurken Selçuk neden platform ile yüklüyorsunuz direk bağlanabiliyor gemiye dedi. Evet daha önce Akdeniz ve Karadeniz'i geçerken direk bağladığım olmuştu. Ama şimdi okyanus geçecek, bilemedim hep platform olarak konuşup anlaşmıştık dedim. Selçuk'da önce motoru teslim edeceğimiz yeri sonra da yükleme yapacak yeri arayıp sordu. Onlar da direk bağlayabiliriz sorun olmaz, onay alalım demişler. Zaten artık platform yapacak zaman da kalmamıştı. Bir de burada festival olduğu için 4 günlük bir tatil başlıyormuş herkes yaymış modda. :) Hemen Cengizhan'ı arayıp böyle böyle bir durum varmış platformsuz yüklesek ne olur diye sordum. Onlar yüklüyorsa salla gitsin dedi. Bekle bekle sonunda onay geldi. Biz de çantaları toparlayıp, motorlara taktık ve soluğu terminalde aldık. Motorları teslim edeceğimiz yeri bulduk, teslim ettik. Tamam gidebilirsiniz bir şey olursa ararız dedi. Yani! Bu kadar mı? O kadar gerildik diye söylenele söylene kaldığımız yerin yolunu tuttuk. Zaten en tuhaf kısmı bu oluyor. Buraya kadar motorla geliyorsun sonra bir anda yaya kalıyorsun. İnsan kaldığı yere varmakta bile zorlanıyor. Neyse bu sefer çok uzak değildi. :)
İlk olarak tüm eşyaları bir yaydık. Nelerin motor ile gitmesi gerekiyor, neler bizle gelecek ayırmamız gerekiyor. Çünkü gemi Amerika Houston'a 15 Ağustos'ta varıyor. Bu süre zarfında Türkiye'ye dönüp dönmeme konusuna karar vermedik henüz. Eğer dönmeyeceksek o tarihe kadar gerekli olanları yanımıza almamız ve taşımamız gerekiyor. Öncelikle tüm motor ve kamp malzemelerini gönderiyoruz. Güvenmediğim için elektroniklerin hepsini yanıma alıyorum. :)
Seyahatimizin Avrupa kısmının son durağı olan Bilbao'ya vardık. Pazartesi günü buradan kalkan Ro-Ro ile motorları Amerika'ya göndermek istiyoruz. İstiyoruz diyorum çünkü önce motorların üzerinde duracağı platformu yaptırmamız, motorları üzerine koyup limana gidip acentaya teslim etmemiz gerekiyor. Tabii bunu da hafta içi yapmamız lazım. :) Yol boyunca sağolsun gemi işleri ile ilgili Cengizhan (matrix lojistik) uğraştı durdu. İspanya'ya girdiğimizden beri bize yardım eden Selçuk'da Bilbao'da hem marangoz hem de kalacağımız yer konusunda çok yardımcı oldu. Zaman kısıtlı yapılacakları sıraya koymak lazım :)
Sıkıcı Fransa düzlüklerinde 5 gün, bin küsür kilometre yaptıktan sonra İspanya çok güzel geldi. Sınırı geçince hemen dağlar başladı. Hafif de yağmur vardı valla kendimi Karadeniz'de sandım. Sonra seyahatimizi takip eden Selçuk'un önerisi üzerine ana yoldan ayrılıp okyanusun kıyısından giden çok güzel bir yola girdik. Aslında kalacak yer için de kuzenin işlettiği bir yeri önerdi. Manzarası süperdi gerçenten ve kamp kurmayı çok istedik ama fırtına uyarısı olduğundan tepeden aşağı uçmayalım diye vazgeçtik. Zaten Bilbao'ya da az kalmıştı direk oraya gidelim yolu bitirelim dedik.
Dün 40 dereceye varan sıcaklık ile birlikte Fransa'daki son durağımız olan Bordeaux'a girdik. Sağolsun bizi takip eden Ahmet ve ailesi bizi evinde misafir etti. Uzun zamandır şehirlere girmiyorduk. Bizim için de güzel bir değişiklik oldu. Hem ev ortamını da özlüyor insan. Güzel bir yemek sonrası şehirde de yürüyüş yapmaya çıktık daha ne olsun :) Bu sabah hava biraz daha iyi İspanya'ya doğru yola çıkacağız.
Sıcaktan kaçalım kuzeyden gidelim dedik ama sanırım karasal iklim olaylarından gol yedik :) Bordeaux'a az kaldı ama hava 38 derecelerde. Dün de baya sıcaktı. Kamp yaptığımız yerde hava sıcak dediğimizde "şanslısınız yarın 39 olacak" demişlerdi. :) Fakat geceleri de soğuk kafayı uyku tulumunun içine sokuyoruz. Bu arada dün kamp yaptığımız yer çok güzeldi. Fotoğrafta gözüken köprünün hemen arkası.Şimdiye kadar kaldığımız en organize, temiz ve bakımlı yerdi diyebilirim. İşin ilginci yaptığımız en ucuz kamptı. 12,5€ verdik sadece. Fransa kamp yönünden Hırvatistan ve İtalya'ya göre çok daha ucuz ve güzel.
Haritadan bakında gideceğimiz yönden biraz uzaklaşmışız gibi görülüyor. Çünkü Hırvatistan'da sıcağı yiyince kaçabildiğimiz kadar kuzeye kaçtık. Normalde İtalya ve Fransa'da sahilden devam edecektik. :) Zaten İtalya'da kamp yapmak için sürekli yoldan ayrılıp Alp dağlarının eteklerine gittik. Gündüz 30 küsür derecede yandık gece de uyku tulumuna kafamızı sokup yapttık. :D Aslında zamanımız daha çok olsaydı Slovenya'dan Alplere çıkıp İtalya'yı da Alpler üzerinden geçerek Fransa'ya girmek en güzeliydi. Şimdi de Bilbao'ya göre biraz kuzeyde kaldık. Neyse aşağı doğru geri inmeye başlayalım. 24'ünde gemi var zamanımız azalıyor.
Hanıma dedim gel Fransa Alplerine kadar gelmişken bir çıkalım dağlara bir iki geçit geçelim, dağ köylerini ziyaret edelim, bak çok seveceksin... Öyle de oldu. Normalde çok virajlı yolları pek sevmiyor ama burası sadece virajlı değil mazemesi de çok yerler. Manzarası, çiçeği, böceği, başka motorlar derken yol akıp gidiyor. Manzaraya karşı güzel bir yerde de serdik örtümüzü piknik yaptık. Yolu uzattık ve zaman kaybettik ama değdi bence. Aslında tünelleri kullanmadığımız için onların parası da cebimize kar kaldı. Fransa tarafındaki Alplere ben de ilk kez geldim ama değişen bir şey yok bir birine çok benziyorlar ve mantık aynı. :))
Dün Como gölünde küçük bir mola verdik. :) Sağolsun Como gün batımında bize güzel bir sahne yarattı, oturduk seyrettik. Aslında göle girmek istiyorduk ama inanılmaz bir rüzgar vardı. Bir de çok soğuktu göl :) Biz de boş geçmeyelim kamp yapalım dedik. Gece kafamızı bile uyku tulumuna soktuk :) Alp dağları sağolsun hava buz gibiydi.
Kullandıkça daha çok seviyorum bu ufaklığı :) ufak motor ile yolculuk etmek gerçekten rahatlıkmış. Japonya yolculuğu öncesi de WR250 vardı. Bir ara acaba tenere değil de wr ile mi gitsem diye düşündüm ama sonra vazgeçmiştim. Şimdi ise gitseymişim çok rahat olurmuş diyorum.