Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
5 günlük Houston maceramızdan sonra yola çıkmaya hazırız tekrar. :) bu süre zarfında bizi misafir eden, yediren içiren hatta gezdiren, motoru alma süreçlerinde yardım eden, bizi araba ile oradan oraya taşıyan sevgili Çolpan ailesine ne kadar teşekkür etsek azdır. Amerika kıtasında gözümüzü ilk onların yanında açtık. Bizim için çok güzel bir hazırlık süreci oldu. Artık bizi bekleyen maceranın kucağına atıyoruz kendimizi :)
Biz Amerika kıtasında seyahate başlarken, ablamlar da bir taraftan motosikletileri ile Nordkapp'a doğru yol alıyorlar. Unutmuşum oraları ne güzel manzaraları var kuzeyin. :)
Yola çıkmak için ne de güzel bir hava öyle değil mi? :) (yüksek sesle seyretmeniz tavsiye olunur)
Gemi acentasından haber geldi ve gümrüğün motorları bıraktığını söyledi. Hemen koşa koşa limana gittik. Buradaki işlemleri de hallettik ve Bingo! motorlarımıza kavuştuk. Tüm bu süreçte bir kez daha anladım ki insan faktörü her zaman her yerde hala çok önemli. İster 3. dünya ülkesi olsun isterse dünya devi bir ülke olsun kuralları uygulayanlar insanlar. Eğer niyetinizi yeterince iyi açıklayabilirseniz ve hatalarınız konusunda dürüst olursanız karşı taraf da inisiyatif alabiliyor. Her şeyi yanlış ve eksik yaptığımız halde motorlarımızı neredeyse sorunsuzca alabildik. ;) Bu süreçte bize yardım eden, bizim için araştıran, bize bilgi veren, moral olan, hatta tanıdık birilerini bulup onlardan yardım isteyen herkese çok teşekkür ediyorum. Özellikle Houston'da bize kapılarını açan ve buradaki tüm süreçte yanımızda olan sevgili Can ve eşi Banu'ya ayrıca teşekkür ediyorum. :) Artık eksiklerimizi tamamlayıp hızlıca yola çıkacağız ve Amerika maceramız başlayacak. YAŞASIN !!!!
ISF işini halledip, sigortayı halledemeden tekrar gümrüğe gittik. Bir önceki konuşmadan adamın saat 13-14 arasında orada olduğunu öğrendik. Aynı adamı yakalayalım ki tekrar derdimizi anlatmayalım dedik. Hem adam ISF'i yapın gelin siz demişti belki halledecek, bir ümit :) Gittiğimizde adamımız oradaydı ve hemen bizi tanıdı. ISF formunu ve konşimentoyu verdik. Sigortayı henüz yaptıramadığımız için sesimizi çıkarmadık. :) içeri gitti 5dk sonra geldi. Bize doğru eğilerek "motorları satmayacaksınız, hiç bir yere bırakmayacaksınız, aileye emanet etmeyeceksiniz tamam mı?" Dedi. Evet gezip motorlarımız ile çıkacağız dedik. Hadi o zaman gidip motorlarınızı alın dedi. Biz şaşkınlıktan tamam mı oldu mu yani, başka bir şey yapmayacak mıyız diye sevinçten zıpladık. Adam da güldü bizim sevindiğimizi görünce. Ben baya baya adama sarılacaktım bankonun arkasında olmasa. Kaşe basılmış ya da delinmiş konşumentoyu alıp soluğu gemi acentasının yanında aldık. Motorlar sabah inmiş limana fakat gümrük incelemeye alacakmış uyuşturucu kontrolü için. Sonra alabilirsiniz dedi. Bekleyeceğiz artık. Yüze yüze ucuna geldik.
Evet amerika maceramız başladı. En azından motorları amerika'ya sokma maceramız başladı. Uçaktan iner inmez çok eskiden kısa bir süre iş yaptığımız arkadaşım Can karşıladı bizi. Aslında iletişimde değildik yıllardır ama Houston'a geldiğimizi duyunca hemen yazdı ve her konuda yardımcı olmaya çalıştı. Ayrıca yine burada yaşayan ve beni hiç tanımadan evine davet eden, her konuda yardım etmeye çalışan Emre Gol'e de teşekkür ediyorum. Özellikle hiç bilmediğimiz bir ülkeye geldiğimizi ve yapmamız gereken bir sürü gümrük işi olduğunu düşünürsek yardımları çook iyi oldu. Şimdim bir kaç gün Can ve eşi Banu'nun misafirleriyiz. En azından motorların akibeti belli olana kadar. Çünkü bir süre motorları alamama ihtimali var. :(
Tracer 700'ün ne yaktığını önden yazayım. Genelde çok yol yaptığım için ve Türkiye'de de benzin pahalı olduğundan benim için önemli. İlk başta sakin kullanım ile 100km'de 3.8lt yaktı. Genelde yüksek viteslerde, düşük devirde ve ECO ışı (az yakıt kullandığı zaman gösterge panelinde çıkan bir ibare) neredeyse sürekli açık olarak. Daha sonra dağ yollarında iniş çıkış ve virajlarda 4.1lt/100km civarında kaldı. Dönerken normal otoyol sürüşünde ise 4.6lt/100km şeklinde yükseldi. Şunu da hatırlatayım sürdüğümüz motorlar daha sıfırdı ve rodajı bitmemişti. Onun için 5-6 bin deviri pek geçmedik. Motor 9.500 devirde maksimum güç ve 6.500 devirde maksimum torka ulaşıyor. Onun için 6bin devirlerde gayet iyi gidiyor. Üstünü bilmiyorum. Bence 8-9bin devirlerde kullanıldığında ortalama 5'i çok rahat geçer. Ne kadar ekmek o kadar köfte :) #tracer700 #yamaha #sporttouring
Vedalaşırken üzüdüm valla :) 5bin kilometre WR250 sürdükten sonra Tracer 700 çok iyi geldi. Hayır WR250'i seviyorum onla yola çıktığıma da hiç pişman değilim ama eşşekten inip ata binmiş gibi okuyor insan :) Keşke biraz daha vaktimiz olsaydı Türkiye'de, biraz daha gezerdik :) Motosiklet ile ilgli yorumlarımı uzun uzun yazacağım. Fakat önce uçağa binip Amerika'ya gidip motorlarımızı gümrükten çıkarmakla uğraşacağız. #tracer700 #yamaha #sporttouring
Dün Kaz dağlarının etrafında biraz turladık yıllar olmuştu buraya da gelmeyeli. Dağların içine doğru olan köyler iyice turistik olmuş ama güzel yerler açılmış. Butik otellerin sayısı da az değil. Biz arkadaşın tavsiyesi ile Çamlıbel köyünde bulduğumuz güzel bir taş konakta kaldık. Motorun birini akşam üzeri oraya bırakıp Tracer 700'ün artçılı versiyonunu deneyelim dedik. Onu da soran çok oluyor çünkü. Hasanboğuldu'ya kestirmeden gidelim derken bol mıcırlı, bozuk ve hatta stabilize yollarda da sürmek zorunda kaldım. Aslında iyi oldu yolculuk dediğinde karşına ne geleceği belli olmuyor :D Akşam geri kaldığımız yere dönerken de Edremit'de trafik yedik tam oldu. Böylece dağ yolları, yamalı yollar, stabilize, bozuk yollar, trafik ne varsa test etmiş oldum motoru. Bugün de Balıkesir, Bursa üzerinden anayoldan sürelim otoyolda ve rüzgarda nasıl test edelim dedik. Bol bol kafa rüzgarı ve yer yer yan rüzgar ile güzel bir yolculuk yaptık. Asfaltta daha eğlenceliymiş makine :) Hepsini derleyip güzel bir test yazısı yazacağım ama önce kendi motorlarımı Amerika gümrüğüne sokmam gerekiyor. Son 2-3 gündür çok gerginlik yaşıyoruz o konuda :D #tacer700 #yamaha #sporttouring
Sabah erkenden Tracer 700'ler ile düştük yollara. :) Önceden Kazdağlarına gidelim diye konuşmuştuk. Ben de en son 10 yıl önce kullandığım Gönen baraj yolu üzerinden gidelim dedim. O zaman motor kullanmaya başlayalı çok yeni olmuştu ve bu yol bana çok güzel gelmişti. :) şimdi asfaltı aklımda kaldığı gibi değil. Yer yer de mıcır varmış ama olsun eskiyi hatırlattı bana :) Tracer 700'ün oturuş pozisyonu oldukça dik. Aslında ön amortisörleri değiştirmemişler gidonu yukarı ve geriye almışlar. İlk bindiğimde acayip gelmişti ama kullanımı rahat. Bir tek gidon biraz kısa geldi bana birazcık daha uzun olsa sanki daha güzel olacakmış. Sürekli avucumun kenarları dışarda kalıyor sonra elimi geri içeri alıyorum. :)) #tracer700 #yamaha #sporttouring
Bugün Yamaha Türkiye ekibiyle hoş sohbet güzel zaman geçirdik. Seyahat üzerine konuşup bol bol güldük. :) Yamaha ile marka olarak bir gönül bağım yok aslında ama buradaki insanlar ile var. Bir çoğunu tanıyorum ve görüşüyoruz. Sağolsunlar bizi kırmadılar test için iki tane Tracer 700' ı verdiler. :) Pazar öğlen Amerika'ya uçacağımız için cumartesiye kadar aldık motorları. Yarın sabahtan çıkar serin bir yerlere doğru biraz süreriz dedik. Hem yeni motorları test ederiz hem de otur otur paslanmıştık biraz gezmiş oluruz. :)) Tracer 700 daha çok gezi motoru olarak ön plana çıkmak istediği için ben direk o gözle bakar fikirlerimi paylaşırım. #tracer700 #yamaha #yamahamotorturkiye #sportturing
Geçenlerde İstanbul'dayım :) :) Özgür (Long Path Project) aradı beni gel muhabbet edelim diye. Kendisi yeni Nordkapp'a gidip gelmişti. Ben zaten Latin Amerika seyahati arasındayım. Konuşmaya başladık. Birkaç saat sonra Alp (İki Teke) aradı ne yapıyorsun diye. Dedim gel muhabbet var. Atladı o da geldi. Motosiklet, seyahat üzerine konu konuyu açtı. Derken Koral (Mirror of Planet) aradı ne yapıyorsun diye. İstanbul'daymış. Adam teee Avusturalya'ya gitti, geldi. Ona da dedim gezgin arkadaşlar var gel. :) Derken o da geldi, muhabbet daha güzel oldu. Ayarlasan bir araya gelemezsin çünkü farklı yerlerde yaşıyoruz ve hatta geziyoruz. Dünyanın farklı köşelerine motosikletle gitmiş gezginler ile bir araya gelip muhabbet edebilmek çok güzel. Daha çok kişi yollara çıksın, daha çok gezelim, daha çok bir araya gelip muhabbet edelim.
Biz Türkiye'ye geldik, motorlarımız da Colombia Cartegana'da gözküyor şu anda. Bizden önce Güney Amerika'ya gitmişler. :) Geminin bir sonraki limanı Meksika. Sanırım sonrasında Houston'a geçecek. Oraya varış tarihi bir değişiklik olmaz ise 16 Ağustos olarak bildirildi. Biz de 14 Ağustos'da Houston'a uçup orada motorları bekleyeceğiz. Amerika kıtasının tamamına daha önce hiç gitmedim merakla bekliyorum nasıl olacağını.
İtalya'dan Fransa'ya geçmek için Alp dağlarının altından giden tüneli kullanmayıp hemen yanından giden küçük dağ yolunu kullandık. Fransa tarafındaki Alplere daha önce gelmemiştim. Burası da yine motosikletçilerin ve bisikletçilerin uğrak yeriymiş. Tam bu noktada durup, örtümüzü serip, masamızı kurup piknik yapmıştık. Hem manzarayı hem gelen geçen motosikletleri seyrettik. Abiler (ablalar da) bayağı iyi motor kullanıyorlar. Tam viraj girişine oturduğunuz için seyretmezi zevkliydi. Zamanımız olsaydı pinik yaptığımız yerin hemen üstünde çadır kurmak için çok harika bir alan vardı manzaraya karşı. Ayrıca oraya çıkan küçük bir de patika vardı. Motorları da çıkartabilirdik. :) Hanıma sürekli derdim Alplere gidelim gezelim motorlarla. Şimdi manzaraları ve köyleri görünce sonra tekrar gelelim dedi. :) Bu arada tünel iki motor için yaklaşık 60€ idi. O da cebimize kaldı. Günde 60-70€ harcadığımızı düşünürsek iyi para :)
Biriktirdiğim 360 fotoğraflardan yüklemeye devam ediyorum. :) Makedonya Ohrid gölünden gün batımı.
Bugün kaldığımız yerin hemen yakınındaki bir yolu kapatmışlar bir şeyler kuruyorlardı. Saat 21:30'da etkinlik başlayacağı yazıyordu biz de uğrar bir bakarız dedik. Bu arada havanın kararması 22:30'u buluyor burada. Sokaklar zaten 19'dan sonra hareketleniyor. Hatta öğlenleri kimsecikler yok. Dükkanlar bile kapalı 16:30 gibi açıyorlar. Akşam bir geldik tüm caddeyi piste çevirmişler. Farklı ülkelerden dansçılar gelmiş dans ediyor. Türkiye'den dans grubu yoktu ama Makedonya grubu bildiğiniz bizim folklor oyunlarını oynadı davul zurna eşliğinde. Burada hala tatil devam ediyor. Sanırım bunlarda festival kapsamında yapılıyor. Geldiğimizden beri geçirdiğimiz en hareketli gün oldu. :)
Avrupa tarafında kamp yaptığımız en güzel yer Slovenya'da çok küçük bir kasabadaydı. Kocaman ağaçların olduğu bir ormanın için 3 tarafı dere ile çevrili bir yarımadacıktı. :) Ağaçlar o kadar kocamandı ki sarıldığımda kollarım kavuşmuyordu ve yukarı baktığımızda tepelerini göremiyorduk. Bu Slovenya çok acayip bir yeşil bir ülke.
Hırvatistan'nın Split sahilinde çekmiştim.Hırvatistan'ı motorla gezdiğimde kendileri daha Avrupa birliğine girmemişlerdi ve son derece ucuzlardı. Tamam diğer Balkan ülkelerinden biraz daha pahalıydı ama yine de Türkiye'ye göre ucuzdu. Ayrıca vize olmadan da gidilebiliyordu. Sanırım Avrupa birliğine girdikten sonra çok fazla avrupalı turist akımına uğramış ve fiyatlar çok yükselmiş. Bir de o nasıl kalabalıktır arkadaş plajlarında kamp yerlerinde adım atacak yer yok. Yolları da çok kalabalık olmuş. Tam sıcak dönemde gittiğimiz için iyice çekilmez oldu. Dubrovnik içinde tek bir kamp yeri var. Oldukça temiz, büyük ve güzel bir yer. İçeri girip resepsiyona 2 Kişi, 2 motor ve tek çadır için fiyat sorduğumda bana 48€ dedi. "vaaaaww çok pahalıymış" derken o kadar içten demiş olacağım ki kadın "32€ olsun" dedi. Ben hala çok pahalı olduğunu söyleyince "daha uygun yerimiz" yok dedi. Sonraki gün Split'de kamp yerine girip 36€ fiyatı duyunca ne oluyor arkadaş dedim. Norveç'te 30€ kamp yapıyordum ben ve hayatımda orası kadar pahalı başka bir ülke görmedim. Neyse işin özü eskiden bana soranlara "Hırvatistan'a gidin dalmaçya sahilleri çok güzel, bol bol virajlı yolları ve güzel manzaraları var. Hem ucuz yerler..." diyordum. Artık demiyeceğim. Bence bu zamanlar Romanya'a gidin hem çok ucuz hem çok güzel :) Bakarsınız 5 yıl sonra orası da çok pahalı olur.
Hayatımda gördüğüm en ilginç tasarımlı taşıma köprüsü. 1800'lü yıllarda yapılmış ve o zamandan bu zamana hala altif olarak kullanılıyormuş. O kadar yer gezdim buna benzer bir şey hiç görmemiştim. :) #portugalete #bilbao #spain
Bilbao'nun simgesi olan Guggenheim müzesinin önündeki dev örümcek heykeli :) müzenin binası da en az bu heykel kadar ilginç.
360 fotoğraf paylaşmıyordum bir süredir. Aslında her yerde çekiyorum ama bunları direk telefondan yükleyemiyorum çünkü Facebook'un mobil uygulaması destek vermiyor henüz. :( sonra da paylaşmayı unutuyorum. Hazır aklıma gelmişken paylaşım biraz. Burası Bilbao'nun Casco Viejo bölgesi. Evlerin çoğu 1800 küsür yıllarda yapılmış. Güzel korumuşlar şehri. Aslında tipik küçük sevimli bir Avrupa şehri. Fakat arada ilginç binaları var. Fransa'nın bomboş sokakları olan terkedilmiş görünümlü küçük şehirlerinden sonra burası çok hareketli ve kalabalık. Yapacak ve gezilebilecek pek çok şey var.
Motorlar limanda beklerken biz Bilbao'da turistik gezi çalışmalarına başladık. :) #bilbao #spain
Motorlar da gitti kaldık mı yaya :) 2 günlük yükleme stresinden sonra bayılmış olarak kaldığımız yere doğru yürürken. Burası çok küçük bi liman ve pek hareket olmuyormuş. Şehrin hemen içinde. Elimi kollumu sallayarak girdim çıktım hep. Bir kişi duruyor sadece kapıda. Selam verip geçiyorum direk. Bugün gece güzelce dinleniriz artık. Ben yarın öğlene kadar uyurum herhalde. Pazartesi yüklemeyi bekleyeceğimiz için hafta sonu Bilbao'dayız. Şu bizi felç eden festival neymiş bakarız, biraz da şehri gezeriz turist olarak. Motorlar yokken ne yapacağımıza da karar veririz.
Platform işi zora girince telefonla konuşurken Selçuk neden platform ile yüklüyorsunuz direk bağlanabiliyor gemiye dedi. Evet daha önce Akdeniz ve Karadeniz'i geçerken direk bağladığım olmuştu. Ama şimdi okyanus geçecek, bilemedim hep platform olarak konuşup anlaşmıştık dedim. Selçuk'da önce motoru teslim edeceğimiz yeri sonra da yükleme yapacak yeri arayıp sordu. Onlar da direk bağlayabiliriz sorun olmaz, onay alalım demişler. Zaten artık platform yapacak zaman da kalmamıştı. Bir de burada festival olduğu için 4 günlük bir tatil başlıyormuş herkes yaymış modda. :) Hemen Cengizhan'ı arayıp böyle böyle bir durum varmış platformsuz yüklesek ne olur diye sordum. Onlar yüklüyorsa salla gitsin dedi. Bekle bekle sonunda onay geldi. Biz de çantaları toparlayıp, motorlara taktık ve soluğu terminalde aldık. Motorları teslim edeceğimiz yeri bulduk, teslim ettik. Tamam gidebilirsiniz bir şey olursa ararız dedi. Yani! Bu kadar mı? O kadar gerildik diye söylenele söylene kaldığımız yerin yolunu tuttuk. Zaten en tuhaf kısmı bu oluyor. Buraya kadar motorla geliyorsun sonra bir anda yaya kalıyorsun. İnsan kaldığı yere varmakta bile zorlanıyor. Neyse bu sefer çok uzak değildi. :)
İlk olarak tüm eşyaları bir yaydık. Nelerin motor ile gitmesi gerekiyor, neler bizle gelecek ayırmamız gerekiyor. Çünkü gemi Amerika Houston'a 15 Ağustos'ta varıyor. Bu süre zarfında Türkiye'ye dönüp dönmeme konusuna karar vermedik henüz. Eğer dönmeyeceksek o tarihe kadar gerekli olanları yanımıza almamız ve taşımamız gerekiyor. Öncelikle tüm motor ve kamp malzemelerini gönderiyoruz. Güvenmediğim için elektroniklerin hepsini yanıma alıyorum. :)
Seyahatimizin Avrupa kısmının son durağı olan Bilbao'ya vardık. Pazartesi günü buradan kalkan Ro-Ro ile motorları Amerika'ya göndermek istiyoruz. İstiyoruz diyorum çünkü önce motorların üzerinde duracağı platformu yaptırmamız, motorları üzerine koyup limana gidip acentaya teslim etmemiz gerekiyor. Tabii bunu da hafta içi yapmamız lazım. :) Yol boyunca sağolsun gemi işleri ile ilgili Cengizhan (matrix lojistik) uğraştı durdu. İspanya'ya girdiğimizden beri bize yardım eden Selçuk'da Bilbao'da hem marangoz hem de kalacağımız yer konusunda çok yardımcı oldu. Zaman kısıtlı yapılacakları sıraya koymak lazım :)
Sıkıcı Fransa düzlüklerinde 5 gün, bin küsür kilometre yaptıktan sonra İspanya çok güzel geldi. Sınırı geçince hemen dağlar başladı. Hafif de yağmur vardı valla kendimi Karadeniz'de sandım. Sonra seyahatimizi takip eden Selçuk'un önerisi üzerine ana yoldan ayrılıp okyanusun kıyısından giden çok güzel bir yola girdik. Aslında kalacak yer için de kuzenin işlettiği bir yeri önerdi. Manzarası süperdi gerçenten ve kamp kurmayı çok istedik ama fırtına uyarısı olduğundan tepeden aşağı uçmayalım diye vazgeçtik. Zaten Bilbao'ya da az kalmıştı direk oraya gidelim yolu bitirelim dedik.
Dün 40 dereceye varan sıcaklık ile birlikte Fransa'daki son durağımız olan Bordeaux'a girdik. Sağolsun bizi takip eden Ahmet ve ailesi bizi evinde misafir etti. Uzun zamandır şehirlere girmiyorduk. Bizim için de güzel bir değişiklik oldu. Hem ev ortamını da özlüyor insan. Güzel bir yemek sonrası şehirde de yürüyüş yapmaya çıktık daha ne olsun :) Bu sabah hava biraz daha iyi İspanya'ya doğru yola çıkacağız.
Sıcaktan kaçalım kuzeyden gidelim dedik ama sanırım karasal iklim olaylarından gol yedik :) Bordeaux'a az kaldı ama hava 38 derecelerde. Dün de baya sıcaktı. Kamp yaptığımız yerde hava sıcak dediğimizde "şanslısınız yarın 39 olacak" demişlerdi. :) Fakat geceleri de soğuk kafayı uyku tulumunun içine sokuyoruz. Bu arada dün kamp yaptığımız yer çok güzeldi. Fotoğrafta gözüken köprünün hemen arkası.Şimdiye kadar kaldığımız en organize, temiz ve bakımlı yerdi diyebilirim. İşin ilginci yaptığımız en ucuz kamptı. 12,5€ verdik sadece. Fransa kamp yönünden Hırvatistan ve İtalya'ya göre çok daha ucuz ve güzel.
Haritadan bakında gideceğimiz yönden biraz uzaklaşmışız gibi görülüyor. Çünkü Hırvatistan'da sıcağı yiyince kaçabildiğimiz kadar kuzeye kaçtık. Normalde İtalya ve Fransa'da sahilden devam edecektik. :) Zaten İtalya'da kamp yapmak için sürekli yoldan ayrılıp Alp dağlarının eteklerine gittik. Gündüz 30 küsür derecede yandık gece de uyku tulumuna kafamızı sokup yapttık. :D Aslında zamanımız daha çok olsaydı Slovenya'dan Alplere çıkıp İtalya'yı da Alpler üzerinden geçerek Fransa'ya girmek en güzeliydi. Şimdi de Bilbao'ya göre biraz kuzeyde kaldık. Neyse aşağı doğru geri inmeye başlayalım. 24'ünde gemi var zamanımız azalıyor.
Hanıma dedim gel Fransa Alplerine kadar gelmişken bir çıkalım dağlara bir iki geçit geçelim, dağ köylerini ziyaret edelim, bak çok seveceksin... Öyle de oldu. Normalde çok virajlı yolları pek sevmiyor ama burası sadece virajlı değil mazemesi de çok yerler. Manzarası, çiçeği, böceği, başka motorlar derken yol akıp gidiyor. Manzaraya karşı güzel bir yerde de serdik örtümüzü piknik yaptık. Yolu uzattık ve zaman kaybettik ama değdi bence. Aslında tünelleri kullanmadığımız için onların parası da cebimize kar kaldı. Fransa tarafındaki Alplere ben de ilk kez geldim ama değişen bir şey yok bir birine çok benziyorlar ve mantık aynı. :))
Dün Como gölünde küçük bir mola verdik. :) Sağolsun Como gün batımında bize güzel bir sahne yarattı, oturduk seyrettik. Aslında göle girmek istiyorduk ama inanılmaz bir rüzgar vardı. Bir de çok soğuktu göl :) Biz de boş geçmeyelim kamp yapalım dedik. Gece kafamızı bile uyku tulumuna soktuk :) Alp dağları sağolsun hava buz gibiydi.
Kullandıkça daha çok seviyorum bu ufaklığı :) ufak motor ile yolculuk etmek gerçekten rahatlıkmış. Japonya yolculuğu öncesi de WR250 vardı. Bir ara acaba tenere değil de wr ile mi gitsem diye düşündüm ama sonra vazgeçmiştim. Şimdi ise gitseymişim çok rahat olurmuş diyorum.
Bugün sabah Ohrid'den çıkıp Karadağ Kotor'a gitmeyi düşünüyorduk fakat Arnavutluk geçişi sonrası yorulunca Karadağ'a girdiğimizd kalacak yer aramaya başladık. Bulduğumuz ilk güzel kamp alanına kamp kurduk. Denize bile girdik. :) Arnavutluk trafiği de olmasa son derece hareketsiz bir gün geçirecektik neyseki eğlence ve adranalin kattı yolculuğumuza. Yarın mı ne yaparız? Vallahi onu da planlamadık hatta konuşmadık bile henüz. Yarın kalkınca artık kafamıza göre takılırız. Fotoğraf da Ohrid sokaklarından ;) bugün bir tane bile fotoğraf çekmemişim de.
Bugünün özeti; Merhaba Arnavutluk, güle güle Arnavutluk. :) hiç değişmemiş... Bu sefer Elbasan - Tiran arasını kullanmadım. Durres üzerinden yolu uzatarak gittim ama kesinlikle değer.
Bugün biraz dinlenmek ve biraz da gezmek için Ohrid'de kalmaya karar verdik. Hem motorda yapılacak ufak tefek şeyler vardı onları da yaparız dedik. CRF250'in boyunu kısaltmıştım. Ayaklığını da ona göre kesip kısalttım ama yük binince motor biraz daha aşağı indiği için dik kalıyor. Onu düşünmemişim. Hem motordan inmek binmek zor oluyor hem de motor sabit durmuyor. Ben de gittm bir tamirci buldum ayaklığı 2cm kısaltıp tekrar kaynak yaptırdım. Fena olmadı. Biraz çarpık bacak oldu ama olsun, işimizi görür. :))
Ana yoldan ayrılıp güzel bir dağ yolu bulduk yine kendimize sakin sakin gidiyoruz. :) Bugün Yunanistan'dan çıkıp Makedonya, Ohrid'e gideceğiz. En son Ohrid'e 7 sene önce gitmiştim. Güzel ve ucuz bir şehirdi umarım hala aynıdır. :) Çünkü Yunanistan oldukça pahalı bir yer olmuş.
Herkese iyi bayramlar dilerim, Selanik'ten selamlar :) bugün de böyle geçti gitti, yarın yola devam...
Daha önceki Afrika ve Japonya seyahatlerinde kilit taşımamıştım. Fakat bu seyahatte küçük motorlar ile yol aldığımız için çalınması konusunda bir endişe var içimde. :) Onun için bu sefer kilit aldım yanıma hem de iki tane aldım :D Biri 1,5mt'lik bayağı ağır bir Abus zincir kilit diğeri de kurcalanırsa en azından ses etsin diye yine alarmlı disk kilidi. Caydırıcı olacağını düşündüm. Selanik'de şehir merkezinde uygun fiyatlı bulduğumuz otellerin hiç birinde park yeri yok. Biz de önü en uygun olanı seçtik. Resepsiyonun önüne bırakıp birbirlerine arka tekerden bağladık ve ulaşılması zor olacak şekilde alarmlı disk kilidi duvar tarafına taktık. Çantaların da içini aldık ve kendilerini ağzı açık olarak bıraktık. Hani içinde bir şey yok kurcalama boşa diye. Çantaları da sökmek ile uğraşıp çalmazlar herhalde :) Benzin bidonlarını da kaskları kilitlemek için kullandığım kilit ile kitledik motorun üzerine. Gerçi resepsiyon 24 saat açıkmış. :) İlk defa küçük motor ile çıkınca bir abartmış da olabilirim.
Otoban sürüşünden çok sıkılınca ara yolları denemeye karar verdik. Çünkü zaten çok hızlı gidemiyoruz bir de dümdüz sevimsiz ve rüzgarlı bir yolda resmen uyuya uyuya gidiyoruz. En son uyuduğumuz yer otobandan çıkıp bulduğumuz bir kasabaydı. Oradan devam etmeye karar verdik. Daha 5 km gitmedik birden manzara değişti. Ağaçların arasında serin serin ve döne döne Selanik'e geldik. Hız sınırı 70-90 aralığındaydı biz zaten 90 aralığında gidiyorduk ondan hızımı çok etkilemedi. Fakat kesinlikle uykumuzu açtı. Hatta hızımızı alamadık dar ve virajlı başka yollara da girdik, teplere tırmandık. Tabii bu kadar yayınca Selanik'e gelmemiz saat akşam 19'u buldu :) Unutmadan ara yolları kullanınca ödeye ödeye geldiğimiz otoban parasından da kurtulduk yaklaşık 8€ cepte kaldı yanında mis gibi dağ yolları da bonusu oldu :D
Hazır peynir domates salatalık her şey rahat rahat bulunuyorken kahvaltılara ağırlık verelim dedim :) Güney Amerika'da da var mıdır acaba hepsi? Gerçi şimdiye kadar gittiğim her yerde araya araya buldum bunları :) Bazen tanıyan çıkıyor "turkish breakfast?" diye soruyor gülerek. Bir keresinde de sabah kahvaltıda nasıl bu kadar çok şey yediğimizi soran olmuştu.
Bu sıcakta 300km gidemeyip bol bol yattığımızın resmidir. :) sabah açık havada uyumanın verdiği rehavet ile baya geç kalktık. kahvaltıyı da kendimiz hazırlayıp uzun uzunnnn edince öğlen ancak çıkabildik. Tabii hava iyice ısındığı için 30km gidip kendimizi bulduğumuz ağacın ya daçeşmenin altına atıyoruz. Hız sınırı 130 aslında ama çok rüzgar var ve bizim ufaklıklar ile yüklü halde 130 ile gitmek çok stabil değil. Ondan 90-100 ile takılıyoruz. Bir de yolun daha çok başındayız motorları yıpratmak istemiyoruz :) Neyse saatlerdir bir Selanik'e varamadık :)) buraya çadır ve hamak kurasım var. Hahaha evet evet yanımda hamak da var valla.
Bu arada 360 fotoğraf denemelerine devam ediyorum. :) Latin Amerika'ya kadar iyice öğrenirim orda güzel fotoğraflar çekerim diye ümit ediyorum. :) Burası bu akşm kamp yaptığımız yer.
İlk gün yolu çok uzatmadan Dedeağaç'da sonlandırdık ve toplamda 350km yaptık. Açıkcası beklediğimden rahat geldik. Motorlar yormadı. Hava sıcak olduğu için ve bizim de ilk günümüz olduğu için 50km'de bir kısa molalar verdik. Genelde bir haftada adapte oluyorum onun için ilk hafta kilometreleri az tutup molaları fazla tutacağız. Dedeağaç'da belediye kampına geldik. Acayip güzel ve temiz bir yermiş. Kumsalın 50mt gerisinde ormana çadırımızı kurduk ve direk denize attık kendimizi. Çook çok iyi geldi. Yarın sanırım Selanik'e geçeceğiz sonra da Balkanlar üzerinden devam etmeye karar verdik.
Evet sonunda erken kalkıp yola çıkmayı başardık :) Güney Amerika'nın sonuna doğru uzun bir tura başlıyoruz. Bol maceralı ve eğlenceli bir yolculuk bizi bekliyor...
Bu sabah yola çıkarız diye her şeyi hazırlamıştık. Hatta buzdolabını bile boşalttık, çantaları hazırladık. Fakat 1-2 haftadır motorlardı, eşyalardı, işti, evdi derken hazırlıklar yüzünden çok yorulmuşuz ve gece yatağa kendimizi zor attık. Sabah da (pardon öğlen) 11'de uyandık. Yine buralardayız. :) Cuma sabahtan beridir yola çıkacağız bir türlü olamadı. Kısmetse yarına diyelim artık. En azından motorlar ve eşyalar hazır. Motorların son hali aşağıdaki gibi oldu. Çanta olarak 2 set Motech Dakar soft çantalarını aldık. 32LT x 2 alıyorlar. Arkaya da ~25LT'lik 2 tane soft çanta aldık. Biri yine Motech'in sırtçantası olabilen bir modeli. Yürüşlerde kullanırız dedik. Diğeri Yamaha'nın orjinal arka çantası. Tüm eşyalarımız yan çantalara sığdı. Arka çantalarımız boş kaldı. Onları yolda market, kıyafet, v.b. gündelik olarak kullanmayı düşünüyoruz. Daha önce kullandığım gibi 2LT'lük küçük gidon çantalarımız da var. Fotoğraf makinesi, telefon, cüzdan, v.b. gibi şeyler için çok işe yarıyor. Tüm şeyaların ağırlığı çantalar dahil 35 kg. Tabii buna motor için aldığımız yedek parçalar dahil değil. Onları daha önce olduğu gibi yine pimaştan borular yaparak motorların üzerine yerleştirdim. Görüldüğü gibi eşyaların düzeni ve taşıma şekli benim Japonya yolculuğunda olduğu gibi. :) Henüz çantaları bağlamadım şimdi bir deneyeceğim. Bakalım nasıl olacak. :D
Amerika vizesi de tamammm :) Adamlar direkt yüzüne söylüyor onaylanıp onaylanmadığını. "Tamamdır onaylıyorum, iyi gezmeler" dediğinde ben hala konuşuyordum :)) çünkü otururken onun bir yanındaki kadının sesini duyuyordum ve arka arkaya iki kişiyi onaylamadı. Onaylanmazsa diye kafada binbir plan dolanıyordu benim o sırada. Neyse pasaportlar gelince yola çıkabiliriz. Şimdi gemiyi haletmemiz gerekiyor. İspanya'nın kuzeyinde Pireneler'in hemen üstünde Bilbao'dan bir Ro-Ro vardı Houston'a giden. Belki o gemiyi ayarlayabiliriz. Onun dışında motorlar da henüz hazır değil. Hafta sonu inşallah onları da halledeceğim.