Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Utah'a hoş geldik :) Colorado'dan Utah'a girerken çölden geçen çok küçük bir yol kullandığımız için Utah tabelası yoktu ama böyle tuhaf renkli kocaman bir kaya tabakası vardı. Tam da Utah sınırında başlıyordu. Utah ve Arizona'da bol bol çöl göreceğimizin işareti sanırım. :)
İlginç gün batımının 360 derece fotoğrafı.
Colorado, Utah ve Arizonada dağlar olsa da çok geniş düzlükler var. Bazı yerleri baya baya Moğolistan'a benzettim. İstanbul'da gerçekten gökyüzünü görmüyoruz onu hatırladım. Sadece yüksek ve birbirine yakın binalar değil sorun, aynı zamanda dağlık ve utepelik bir bölge olmasında dolayı da ufkumuz sınırlanıyor. Mesa Verde'de çok oyalandığımız için geç saate kaldık. Yakın bir yerde yine recreation'dan bulduğumuz bir kamp yeri vardı ona gitmeye karar verdik. Varana kadar da güneş battı. GPS gün batımına baktım 19:46 ve tam 19:46'da bu ilk fotoğraf ortaya çıktı. Ufuk çizgisini bölen bir şey olmadığı için güneş tam zamanında gidiyor ve hava birden kararıyor. Bir de ikinci ve üçüncü fotoğrafta görünen ilginç bir hava olayı oldu. Sanırım güneş ışınları çok yatık eldiği için ilerde (çok ilerde) yere doğru inmiş bulutlardan gökkuşağı oluştu. Fotoğraflarda (ne kamera ne de cep telefonu ile çıkmadı) tam renkler belli olmuyor ama çok kalın şekilde bir gökşuağı oluştu. İlk defa böyle nir şey gördüm ve çok etkilendim. Buradakiler sanırım çok alışıktı bizden başka duran bakan olmadı.
Bir kaç gece önce Pagosa Springs'de kamp yaparken çok üşüdüğümüz için yolda gördüğün odunları toplamaya başladım. :D Pagosa'da çadırı kurarken kamp yerinde çalışan adam (hani fiyatı bizim için 25$'dan 15'a düşüren) "yakacak odun ister misiniz?" dediğinde anlam verememiştim ama gece 4 dereceye düşünce uyur uyanık adamın dedikleri aklımda dolandı durdu. Ertesi gün mola verdiğimiz bir yerde baktım bir sürü odun var toplayım dedim. Bedava odun daha ne olsun :D Yoksa kütüğüne 2-3$ istiyorlar vallla.
Mesa Verde'ye asıl geliş amacımız Pueblos'ların (eski modern Amerikan yerlileri) kanyonun kaya duvarlarına inşa ettikleri yerleşim yerlerini görmekti. Yerden metrelerce yükseğe, kayaları oyarak böyle yerleşim yerleri yapmaları çok etkileyici. Zaten İspanyol kaşifler Pueblos'ları ilk bulduklarında (keşfettiklerinde!!) apartmana benzer taşlardan ve kerpiçten yapılmış binalarda yaşıyorlarmış. Genelde iç içe çoklu binalardan oluşuyor ve avluları da bulunuyormuş. Aslında o kadar da geri değilmişler. Asıl ilginci yüzlerce yıl toprak altına yaptıkları evlerde yaşadıktan sonra 650'den sonra bu yapıları yapmaya başlamışlar. 12. yüzyıla kadar da yaşamaya devam etmişler. Daha sonra üst üste gelen kuraklık, sosyal tahrikler ve çevresel istikrarsızlık yüzünden buraları terk etmişler. Arizona ve New Mexico'nun güneyine doğru yayılmışlar. İlk fotoğrafı kanyonun ne kadar büyük olduğunu görebilmeniz için koydum. Sonrakiler de yerleşim yerlerinin uzaktan ve yakından fotoğrafları. Çıplak gözle bakılınca anlaşılması gerçekten zor. Zaten gözlem yerlerine dürbün koymuşlar öyle görebiliyorsunuz. Etkileyici gerçekten. Şu Amerika'nın keşfi olayını hiç anlamıyorum. İlk 11. yüzyılda Viking seferleri ile sonra da 14. yüzyılda ünlü Kristof amca tarafından bir daha keşfedilmiş :) Yahu zaten yaşayan insanlar varmış Amerika'da. Hem hepsi de ilkel değilmiş. Onlar da bizi keşfetti o zaman :) Mesela günün birinde uzaylılar gelse "aaa dünyayı keşfettik" dese. Biz de "uzaylıları keşfettik" deriz kesin. :D
Mesa Verde Milli Parkı'ından Sosa Canyon Seyir Terası :)
En son planda olmadan kamp yaptığımız Pagaso Spring'den çıktık ve ilk gezeceğimiz milli park olan Mesa Verde'ye gittik. Girişte kocaman bir ziyaretçi merkezi vardı son derece turist şeklinde girdik içeri. "Biz motorla geziyoruz, sadece bugün öğleden sonra vaktimiz var. Neler yapabiliriz" dedik. Tabii çok paramız da yok demeyi ihmal etmedik. :) Bize harita verdi. Şuraları buraları gezin 40 mil civarı dedi. 40 derken :) nerdeyse 70km. Daha önceden aldığımız yıllık milli park kartı ile ücretsiz girebiliyormuşuz. Düzlüğün ortasında bir tepe var oraya tırmanmaya başladık. Meğer orası bir kanyonun arkasıymış. Yolları ve kanyonun manzarası asıl görmeye geldiğimiz Mesa Verde'den çok daha iyiydi.
Son bir kaç gündür gezindiğimiz yerlerde telefon çekmiyordu ondan paylaşımda bulunamadım. Telefon çekmeye başlayınca kaldığı yerden devam edeceğim anlatmaya. Bizden ayrılmayın ;)
Döndük dolandık bir kaç kamp yerine de baktık ama kalacak yer bulamadık. Kiminde yer yok, kimi daha yüksek fiyat verdi, kimini de biz ormanın içinde çok izbe bulduk. Sanırım Sibirya ve Japonya'dan kalma ayı fobim devam ediyor. :) Neyse ilk sorduğumuz 25$ diyen kamp yerine geldik. Normal de o adam da bize bir iki yer önermişti ama uzaktaydı. Hatta birinin duşu yoktu. Adam bize "isterseniz burada duş alın gidin kimseye söylemeyin anlamazlar" dedi. Bir an sessizlik oldu adam "anlayım işte" dedi :) Neyse geri geldik işte. Adam yanımıza geldi hayırdır gibisinden. Dedik kalacak yer bulamadık, biraz gezindik saat geç oldu buraya döndük. Adam gitti içeri resepsiyonda duran kadın ile konuştu bir şeyler sonra geldi yanımıza 15$ olur mu dedi. Biz şaşkınlıktan kişi başımı ikimiz içinmi dedik. Adam kamp yeri için dedi. Olmaz mı atladık hemen. Halbuki biz tekrar kalmaya geldiğimiz de indirim beklentimiz yoktu sonuçta pazarlık etmiştik ve yememişti.
Colorado'ya girdik manzara böyle oldu :) Aslında biz dağlık (Rocky Dağları) tarafından girdiğimiz için böyle denk gelmiş çünkü Colorado'nun çöl olan tarafı (doğu) da varmış. Yolda tanıştığımız bir adam ile konuşurken "ne güzel buralar" dedik. "Evet Colorado güzeldir dağları seviyorsan buraya gelirsin, çölleri seviyorsan dağların öteki tarafına geçersin" dedi. :)
Bu da yoldan bir 360 fotoğraf :) Dağlar başlayınca yollar güzelleşti. :)
Sabah her zaman yaptığımı gibi kahvaltıyı yapıp toplandık ve yola düştük. İlk gezeceğimiz milli park olan Mesa Verde'ye doğru yola çıktık. Ondan öncesinde Pagosa Spring diye bir kasaba var ona uğrayacağız. Biraz dolanır sonra Mesa Verde'ye yakın bir yere kamp atarız dedik. Normalde Colorado'ya girmeyi hiç planlamamıştık ama geçen rotayı çizerken bir baktık oraya kadar kuzeye çıkmışız, olsun bakalım dedik. Hem bu çöl havasından birwz kurtuluruz. Çünkü bildiğim kadarıyla Colorado dağlık ve yeşil bir yer. Şimdilik dağlar ufak ufak başladı ve yollar güzelleşti. Kaç gündür kurak arazilerde içiniz bayıldı. :)
Gece hiç yağmur göstermediği halde 3 defa yağdı. Hatta sabah kalktığımızda da yapıyordu. Sonra bulurlar dağıldı, güneş ortaya çıktı ama hala hafif hafif yapmaya devam etti. Tabii ortaya bu güzel manzara çıktı.
Dün akşam kaldığımız kamp yerinden çektim bunu da. Hava da tek bir bulut yoktu ve son derece açıktı. Bulunduğumuz yerde elektirik de yoktu ondan ortaya bu çıktı. İkinci fotoğrafta makineyi direk gökyüzüne çevirdim çektim. Üçüncü fotoğrafta ise 10 dakkika çekince yızların hareketleri daha doğrusu dünyanın dönüşü ortaya çıktı :))
360 fotoğraf çekmiyordum bir süredir. Amerika'da siftağı Santa Fe ile atayım. :)
Santa Fe turistik şehir gezimizden sonra yola biraz daha devam ederek kuzeye doğru çıktık. İyice dağlık olmaya ve ağaçlar artmaya başladı. Yine daha önce paylaştığım recreation.org sitesinden güzel bir kamp yeri bulduk. Tabii yine bir gölün yanı ve tabii ki baraj gölü yine :)) Her zaman olduğu gibi buradaki görevliler de son derece kibar ve ilgiliydi. Avrupalı olduğumuzu hemen anlıyorlar ama nedense hep almanmışız gibi düşünüyorlar. Tahmin ediyorlar demiyorum direk almanmışız gibi muamele yapıyorlar. :) hatta almanca bir iki kelime biliyorlarsa hemen söylüyorlar. Hayır Türkiye'den diyince daha bir şaşırıyorlar. Yine Japonya'da olduğu gibi motorla nasıl geldiniz yüzerek mi espirisi burada da yaygın. Şimdiye kadar bir kişi Türkiye'nin neresi olduğunu bilemedi. Sadece Almanya'yı biliyormuş. Dedim ona 4-5bin güney batıdayız çok uzak değil. Durdu düşündü havaya baktı "hımm kilometre 6bin mil yani" dedi. :)) hadi görüşürüz dedim kaçtım. :) Genel olarak Türkiye'nin durumundan da haberdarlar.
Amerika'da asıl gezmek istediğimiz yerlere geldik. :) Arizona, Utah ve Colorado'da bulunan milli parkları gezmek istiyoruz. En bilindik Grand Canyon'da dahil birbirinden güzel manzaraları olan parklar var burada. Hatta gelmişken geze bildiğimşz kadar çok park gezmek istiyoruz. Onun için önce gezmek istediğimiz parkları ve manzara noktalarını haritada işaretledik. Sonra bunlarla bağlantılı güzel yolları çıkardık. Böylece Albuquerque'dan Las Vegas'a kadar dolambaçlı 2bin kilometreli bir rota çıktı. (Normalde direk gidersen 900 küsür km) Sanırım bir 15 günde kamp yapa yapa bitiririz. Gezmeyi planladığımız parklar ve yerler; * Grand Canyon * Antelope Canyon * Horseshoe Bend * Oljato Monument Valley * Capitol Reef National Park * Canyonlands National Park * Death Horse Point * Arches National Park * Mesa Verde National Park * Bryce Canyon National Park * Zion National Park * Monument Valley Navajo Tribal Park * Pagosa Springs * Great Basin National * Saguaro National Park
Amerika'ya girdiğimizde uzun kalacağımız için lokal hat almıştık. İtiraf edim o da pek ucuz değil ama başka alternatif yoktu. Özellikle Amerika gibi her şeyin telefondan konuşularak halledildiği bir ülkede lokal hat almadan gezmek pek kolay olmayabilir. Mesafleler çok uzak olduğu için herkes her yeri gitmeden önce arıyor. :) Hat seçmek kolay çünkü T-Mobile ve AT&T olarak iki operatör var. Verizone ve diğeri neydi hatırlamıyorum onlar telefon ile birlikte hat satıyorlar. Bunların dışında T-Mobile ve AT&T'nin alt yapısını kullanan bir sürü virtual operatör var. AT&T'nin her yerde özellikle de kırsalda daha iyi çektiğini söylüyorlar ama biz ucuz olduğu için T-Mobile aldık. Paketlerin hepsinde sınırsız konuşma ve sms oluyor. İnternet de genelde sınırsız ama belli bir kotadan sonra 4G olmuyor. Biz kampanyalı bir paket bulduk. 100dk konuşma 5GB 4G internet sonrasında hızı düşüyor. Fiyatı 37,5$ bir ay için.
Yola çıkalı 6 bin kilometreyi geçmiş. Hazır Albuquerque'da (hayret bu sefer tek denemede yazdım şehrin ismini) bir kaç gün kalacakken motorların bakımını yapalım dedik. Bakımları nasıl hallettiğimizi soranlar oluyor. Bütün yolculuklarımda motorun bakımını hep kendim yaptım. Bu yolculukta da iki motorun bakımını kendimiz yapıyoruz. WR250 ve CRF250 için Türkiye'de genelde 4bin km bir yağ değiştirmeme rağmen yolculuk boyunca daha az yıprandığı için 6 binde bir değiştirmeye karar verdim. Ayrıca yağ filtresini de 12 bin kilometrede bir değiştireceğim. Yani bir dolu bir boş... Normalde Honda ve Yamaha servisleri hem Kuzey Amerika hem de Güney Amerika'da yaygın. Her iki motor da buralarda satışta olduğu için parçaları bulunabiliyor. Ben yağ filtreleri küçük olduğu için uğraşmamak için 3 tane atmıştım çantaya. Yani 48bin kilometreye kadar filtreye ihtiyacım yok :) Olursa da artık buralardan alırım. Bunun dışında servis kitapçığına göre yapılması gereken kontrolleri yaptım, yağlanacak yerleri yağladım... Ilginçtir Teksas bir çok yere bakmama rağmen motosiklet için yağ bulamamıştım. Zaten toplasan 10 tane ancak motor görmüşüzdür. Teksas'da pek yaygın değil ya da biz yanlış yerlerde gezdik. :) Fakat New Mexico'da motor çok var. Sanırım bundan dolayı bugün daha ilk girdiğim araba malzemesi satan dükkanda yağ bulabildim. Litresi 9$'dan 3LT Mobil-1 10W-40 tam sentetik JASO MA API-SL aldım. 5-6$ aralığında markasını hiç duymadığım bir sürü başka yağ da vardı. Fakat zaten geniş aralıkta değiştireceğim en azından bildiğim bir marka olsun istedim. Unutmadan!! Yağ konusunu ne zaman yazsam eski yağı ne yaptığım kısmı tartışma sebebi oluyor. Tabii ki eski yağı doğaya dökmüyorum ya da çöpe atmıyorum. :) Şimdilik 3lt bidona doldurdum ağzını da kapadım duruyor. Daha önceki yolculuklarımda denk geldi hep benzincilere vermiştim. Burada henüz nereye vereceğimi bilmiyorum. Yarın bir kaç yere sorar öğrenirim.
Akşam için Albuquerque'da kendimize güzel bir kamp yeri bulduk yine. Aslında biraz kurak ama manzarası güzel. Bu kulübemsi yeri 14$ kiraladık. Suyu, tuvaleti ve duşu da (dışarda) var. Çadırı ve hamağı içine kurduk. Çünkü gece bir yağmur geçişi gösteriyordu. Önünüzdeki 2-3 gün burakarda kalacağız. Milli parklar bölgesine haftasonu gitmek istemiyoruz. Çünkü çok kalabalık oluyor. Kamp alanlarında yer bulmak sıkıntılı ve pahalı. Ayrıca nasıl ve ne sıra ile gezeceğimizi de organize edelim dedik. Çok kafamıza göre gidiyoruz :) En azından Amerika için nerelere gideceğiz ve ne sıra ile gideceğiz kabaca rotası olsun. Tabii bir de oturup Tracer700 için test yazısı yazmamız lazım :)
Bugün de batıya dağlara doğru yolculuğumız devam etti ve 250km daha geldik. Manzaramız çok değişmedi yine kurak araziler vardı hep. Sadece farklı olarak 2 gündür paralel gittiğimiz ünlü Road66'a çıktık. Aslında yolun kendisinin bir espirisi yok bence. Çünkü bildiğimiz otoban ve deli gibi kalabalık. Geçtiği yerlerde gezilecek turistik bir çok yer var. Bizim amacımız onları gezmek değil Arizona - Utah - Colorado üçgeninde kalan milli parkları gezmekti. Bugün dağların başlangıç sınırı olan Albuquerque geldik. İtiraf edim karşımda dağları görünce yüzüm güldü. Hatta şehre gelmeden hemen önce Sandia Crest diye bir milli park var, içinde de güzel bir dağ yolu var, ordan geçelim biraz viraj dönelim dağda da kamp yaparı içimiz açılır dedik. Fakat kamp yapmak kesinlikle yasakmış. Her yerde işaretler vardı nedenini anlamadık. Dağ yoluda virajları döne döne meğer bitiyormuş :) Geri dönmemek için şehre inen stabilize bir patika bulduk devam ettik. Akşam akşam eğlence oldu.
Sonunda arkasında jeep taşıyan karavanlardan birinin fotoğrafını çekmeyi başardım :) her gün görüyordum ama denk glip çekemedim. Bugün de çok daha iyisini gördüm. Karavanın arkasında römorkta bir pikap onun da arsında motosiklet yüklüydü. Bir kaç tane daha gördüm ama fotoğrafını çekemdim. Bir de ikinci fotoğrafta olduğu gibi pikabın ortasına takılı kocaman kravanlar var. Karavan o kadar büyük ki pikap küçük kalmış :)
Teksas'da benzinin galonu 1.80$ civarındaydı. Yani litresi 1.4TL. Evet evet şaka yapmıyorum. Avrupa'da en son depomu 42TL'e doldurmuştum. Buralada 10TL'e dolduruyorum. 2 motorun hergün bir depo benzin aldığını düşünürsek bu bir haftada neredeyse 500TL cebimizde kaldı demek. Benzinin fiyatı New Mexico'da biraz arttı. 1.95$ altında bulmadım hiç ama olsun litresi 1.5TL'de güzel rakam. Bizim depolarımız tam 2 galon onun için 3-4$ ancak benzin alabiliyoruz. :)
Biraz bulut vardı ama gece göküzü yine çok güzeldi. Kamp yaptığımız yerde ve yakınlarında hiç ışık yoktu ve Ay da henüz çıkmamıştı. Onun için zifiri karanlık (ellerinizi bile göremiyorsunuz) içinde yıldızlar çok güzel parlıyordu. Bazen ne kadar çok olduklarını unutuyorum çünkü görmüyorum :( #america #newmexico #roadtrip #adventure #journey #stars
New Mexico'da internetten arayıp yol üstü bir State Park'a girdik kamp yapmak için. State Park'larda kamp oldukça ucuz onun için öncelikli tercih ediyoruz. Bir de standartları fena değil. Bulduğumuz bu yer yine baraj gölüne kurulmuş bir park ama bir önceki kadar yeşillik değildi. Gerçi yolları gördünüz her yer kurak arazi. Ödeme için 10$ verdik. Sıcak duşu da vardı. Geldiğimizde ofis kapalıydı. Formu ve zarfı kapıya bırakmışlar. Formu doldurup 10$ ile birlikte zarfa koyup bırakıyorsunuz. :) yağmur arkamızdaydı gelmeden bir an önce çadırı kurup yemeği yapalım dedik. İkinci fotoğraf ilkinin tam arkası yağmur bulutları eli kulağında :)
Yollar her zaman güzel manzaralarla geçmiyor bazen de böyle yüzlerce kilometre gidiyorsun. :) En azından bulutlar eğlenceli. Hız sınırı 75 mil (120km/s) biz de 100'e sabitleyip gidiyoruz sürekli. Gerçi New Mexico'da 65mil oldu. Neyse bizi yine de kurtarıyor :)
Hani motorla New Mexico'ya da gitmedik demeyiz. :)
Düzlükler geniş olunca bulutlar da böyle tepesine tepesine iniyor insanın :) Ben Teksas'da kurak düzlükler geçerim diye düşünüyordum ama New Mexico'da kısmet oldu. Yaklaşık 150 km bu dümdüz alanda sürdük. Bir süre sonra gerçekten sanki sen gidiyorsun gibi değil gökyüzü sana doğru kayıp geliyormuş gibi tuhaf bir algı hatası oluyor. Hani bazen otobüste pencere kenarında otururken yandaki otobüs hareket eder de senin bindiğin hareket ediyormuş gibi gelir, bir tuhaf olursun işte aynen öyle :)) #america #newmexico #motorcycle #adventure #journey #roadtrip #cloudporn #clouds
Burada sizden 8 saat gerideyiz :) hatta bugün New Mexico'a geçeceğiz ve bir saat daha geri gideceğiz. Sabah yağmur yüzünden çadırdan çıkamadık. Saat 10'a kadar çadırın içinde bekledik. Sonra hava açtı hatta güneş bile çıktı. Biz de toparlanıp tekrar yola koyulduk. Buralarda gezecek pek bir yer yok onun için önce kuzeye Route66'a oradan da Arizona'ya gitmeye çalışıyoruz. Günde yaklaşık 250-300km yapıp yayıla yayıla gidiyoruz şimdilik. Kamp yerlerini internetten buluyoruz.
Amerika en azından gördüğüm Teksas eyaleti için söyleyebilirim. Adamlar rahat rahat yayılmışlar. Sokaklar, yollar, evler, arabalar herşey geniş ve kocaman. Houston'ın 2 milyon nufusu varmış ama şehrin (insanların yaşadığı alan) yüz ölçümü istanbul ile aynı sayılır. İstanbul'un nufusu 14 milyon olduğunu düşünürsek ne kadar geniş yayılmışlar siz düşünün. :) şehrin merkezindeki plazalar hariç hiç yüksek bina yok. Benzinin ve arabanın ucuz olmasından dolayı herkes her yere araba ile gidiyor :) Daha küçük şehir veya kasabalarda neredeyse hiç apartman yok. Bütün alış veriş yerleri tek katlı ve yol kenarında dizilmiş olarak duruyorlar. Ayrıca önlerinde kocaman otoparkları var. Arabanız değil jeep, tır büyüklüğünde bile olsa kesinlikle otopark sorunu yaşamadan park edebilirsiniz. Tır değil ama otobüs büyüklüğünde karavanlar var. Hatta hani avrupa'da karavanların arkasına küçük bir motosiklet bağlarlar ulaşımda kullanmak için. Bu adamlar koca otobüs büyüklüğündeki karavanın arkasına araba hatta jeep bağlıyorlar. Hayal etmek bile zor geldi değil mi :) burada her gün görmek gayet olağan bir durum.
Sanırım hayatımda hiç görmediğim kadar çok rüzgar gülü gördüm. Öyle onlarca filan değil yüzlerce :) kilometrelerce yol gittik ama rüzgar gülleri bitmedi. Sağınız solunuz önünüz arkanız her yer hem de. Hepsi aynı şekilde senkronlu dönünce bir tuhaf görülüyorlar. Sanki fantastik bir film izliyor gibi. Mola verdiğimizde merak ettim biraz bakındım internetten. Teksas eyaleti Amerika'nın diğer eyaletlerine göre çok daha fazla rüzgar enerjisi üretiyormuş. Teksas'daki bütün rüzgar güllerinin topla. kurulum gücü 17.713 MW. Eyaletin harcadığı elektriğin %10'u bunlardan sağlanıyormuş. Anlamlı olması için şöyle tarif edeyim. Atatürk barajının kurulum gücüne baktım 2.400MW'mış. Adamlarda petrol de çıkıyor. Hatta Teksas Amerika'da en çok petrolün çıkarıldığı eyaletmiş. Çok büyük petrol rezervleri varmış. Ona rağmen rüzgar enerjisine önem vermişler. Bizim gördüğümüz Roscoe rüzgar çifliğiymiş ve 694 tane rüzgar gülü varmış. Bu arada aynı bölgede hemen rüzgar güllerinin altında yol boyunca petrol kuyuları da vardı. İnanmayacaksınız ama bu rüzgar gülleri ve petrol kuyuları ekili alanların üzerinde (içinde) bulunuyor. Bu kısmı gerçekten ilginçti. Bir de güneş panelleri olsa tam olacaktı. :)
Teksas gökyüzünü izlemek için Amerika'daki uygun yerlerden biriymiş. Şansımıza dün akşam bulutlar çekildi ve Ay da geç doğunca bu güzel manzara ortaya çıktı. Çok uzun sürmedi ama :( Bir saat sonra ay doğunca ortalık aydınlandı resmen. Fenersiz dolaşılabiliyordu çok rahat. Olsun kısa da olsa güzel bir görsel şölen oldu.
Sonunda Amerika'daki ilk kampımızı yaptık. :) yol üzerinde kendimize çok güzel bir kamp alanı bulduk. Daha önce Can'dan öğrendiğimiz recreation.gov sitesinden bulduk. Ülke genelinde kamp yapılabilecek milli parkları gösteriyor. Kamp standartları Avrupa kadar iyi değil ama kamp alanı çok daha güzel, ayrıca milli park oldukları için yanınızda takılan bir sürü de hayvan var. :) Biz geldiğimizde oldukça sakindi. Normalde Ağustos ayı yüksek sezonmuş ve önceden rezervasyon yapmak gerekiyormuş. Fakat bu hafta okullar açıldığı için kalabalık azalmış. Hafta içi de olduğu için kimsecikler yoktu. Oldukça sessiz ve huzurluydu. Onun için ertesi gün canımız gitmek istemedi ve bir gün daha kaldık. :) Bu arada kamp ücreti Amerika'nın geneline göre oldukça ucuz ve 16$. Avrupa'da olduğu gibi motor sayısı, kişi sayısı ya da çadır büyüklüğüne de bakmıyor. O alanın ücreti 16$ kaç çadır ve kişi sığdırırsan :) adamlarda alan geniş. Tek sorun telefon kırsala girince çekmiyor.
Uydu, radar, ruzgar, vb. Amerika için ne kadar hava takip aracı varsa telefona kurdum. :) sonuçta Austin'de kaldığımız sürece yağmurdan kurtulamayacağınızı anladık. Biz de daha kuzeye çıkıp bu yağmurlardan kurtulmaya karar verdik. En azından bu hafta için kuzeylerde yağmur gözükmüyor. Austin'de yağmuru bekleyelim derken öğlen 12 gibi ancak yola çıkabildik. 300km ilerde bir kamp yeri gözümüze kestirdik ve oraya gitmeye karar verdik. Yol boyunca da ara ara çok sıkı yağmur yedik. Fakat bu sefer hazırlıklıydık ve yağmurluklarımız üzerimizdeydi. :) Gündüzleri hava 30 derecenin üzerine çıktığı için yağmur ile beraber çok acayip nemli bir hava oluyor. İnsan boğulacakmış gibi hissediyor. Neyse ki denizden uzaklaştıkca nem de azaldı ve geceleri de daha soğuk olmaya başladı.
Houston'dan yağmura yakalanmadan erkenden çıktık. Çünkü geldiğimiz günden beri yağmurluydu. İnsan gibi de yağmıyor. :) ilk durak olarak Teksas eyaletinde görülecek en önemli şehir olan Austin'i seçtik. Şehir merkezinde güzel bir kamp alanı var oraya kamp atar iki gün kalır, şehirde de gezeriz yürüyerek diye düşündük. Houston - Austin arası 250km. Ara yolları kullandığımız halde bile yollar çok güzel ve geniş. Akşam üzeri Austin'e girdik ve kamp yapacağımız yere bir kaç kilometre kala yağmur indi. Öyle böyle değil. Daha önce videoda paylaştığım gibi indi. İlk üstü kapalı bulduğumuz yere sığındık ama donumuza kadar ıslandık. Bekle bekle yağmur dinmez. Hatta ıslak kaldığımız için üşümeye de başladık. Kamp sevdasından vazgeçip ilk bulduğumuz otele girmeye karar verdik. Zaten bu yağmurda şehir filan da gezilmez. :(
5 günlük Houston maceramızdan sonra yola çıkmaya hazırız tekrar. :) bu süre zarfında bizi misafir eden, yediren içiren hatta gezdiren, motoru alma süreçlerinde yardım eden, bizi araba ile oradan oraya taşıyan sevgili Çolpan ailesine ne kadar teşekkür etsek azdır. Amerika kıtasında gözümüzü ilk onların yanında açtık. Bizim için çok güzel bir hazırlık süreci oldu. Artık bizi bekleyen maceranın kucağına atıyoruz kendimizi :)
Biz Amerika kıtasında seyahate başlarken, ablamlar da bir taraftan motosikletileri ile Nordkapp'a doğru yol alıyorlar. Unutmuşum oraları ne güzel manzaraları var kuzeyin. :)
Yola çıkmak için ne de güzel bir hava öyle değil mi? :) (yüksek sesle seyretmeniz tavsiye olunur)
Gemi acentasından haber geldi ve gümrüğün motorları bıraktığını söyledi. Hemen koşa koşa limana gittik. Buradaki işlemleri de hallettik ve Bingo! motorlarımıza kavuştuk. Tüm bu süreçte bir kez daha anladım ki insan faktörü her zaman her yerde hala çok önemli. İster 3. dünya ülkesi olsun isterse dünya devi bir ülke olsun kuralları uygulayanlar insanlar. Eğer niyetinizi yeterince iyi açıklayabilirseniz ve hatalarınız konusunda dürüst olursanız karşı taraf da inisiyatif alabiliyor. Her şeyi yanlış ve eksik yaptığımız halde motorlarımızı neredeyse sorunsuzca alabildik. ;) Bu süreçte bize yardım eden, bizim için araştıran, bize bilgi veren, moral olan, hatta tanıdık birilerini bulup onlardan yardım isteyen herkese çok teşekkür ediyorum. Özellikle Houston'da bize kapılarını açan ve buradaki tüm süreçte yanımızda olan sevgili Can ve eşi Banu'ya ayrıca teşekkür ediyorum. :) Artık eksiklerimizi tamamlayıp hızlıca yola çıkacağız ve Amerika maceramız başlayacak. YAŞASIN !!!!
ISF işini halledip, sigortayı halledemeden tekrar gümrüğe gittik. Bir önceki konuşmadan adamın saat 13-14 arasında orada olduğunu öğrendik. Aynı adamı yakalayalım ki tekrar derdimizi anlatmayalım dedik. Hem adam ISF'i yapın gelin siz demişti belki halledecek, bir ümit :) Gittiğimizde adamımız oradaydı ve hemen bizi tanıdı. ISF formunu ve konşimentoyu verdik. Sigortayı henüz yaptıramadığımız için sesimizi çıkarmadık. :) içeri gitti 5dk sonra geldi. Bize doğru eğilerek "motorları satmayacaksınız, hiç bir yere bırakmayacaksınız, aileye emanet etmeyeceksiniz tamam mı?" Dedi. Evet gezip motorlarımız ile çıkacağız dedik. Hadi o zaman gidip motorlarınızı alın dedi. Biz şaşkınlıktan tamam mı oldu mu yani, başka bir şey yapmayacak mıyız diye sevinçten zıpladık. Adam da güldü bizim sevindiğimizi görünce. Ben baya baya adama sarılacaktım bankonun arkasında olmasa. Kaşe basılmış ya da delinmiş konşumentoyu alıp soluğu gemi acentasının yanında aldık. Motorlar sabah inmiş limana fakat gümrük incelemeye alacakmış uyuşturucu kontrolü için. Sonra alabilirsiniz dedi. Bekleyeceğiz artık. Yüze yüze ucuna geldik.
Evet amerika maceramız başladı. En azından motorları amerika'ya sokma maceramız başladı. Uçaktan iner inmez çok eskiden kısa bir süre iş yaptığımız arkadaşım Can karşıladı bizi. Aslında iletişimde değildik yıllardır ama Houston'a geldiğimizi duyunca hemen yazdı ve her konuda yardımcı olmaya çalıştı. Ayrıca yine burada yaşayan ve beni hiç tanımadan evine davet eden, her konuda yardım etmeye çalışan Emre Gol'e de teşekkür ediyorum. Özellikle hiç bilmediğimiz bir ülkeye geldiğimizi ve yapmamız gereken bir sürü gümrük işi olduğunu düşünürsek yardımları çook iyi oldu. Şimdim bir kaç gün Can ve eşi Banu'nun misafirleriyiz. En azından motorların akibeti belli olana kadar. Çünkü bir süre motorları alamama ihtimali var. :(
Tracer 700'ün ne yaktığını önden yazayım. Genelde çok yol yaptığım için ve Türkiye'de de benzin pahalı olduğundan benim için önemli. İlk başta sakin kullanım ile 100km'de 3.8lt yaktı. Genelde yüksek viteslerde, düşük devirde ve ECO ışı (az yakıt kullandığı zaman gösterge panelinde çıkan bir ibare) neredeyse sürekli açık olarak. Daha sonra dağ yollarında iniş çıkış ve virajlarda 4.1lt/100km civarında kaldı. Dönerken normal otoyol sürüşünde ise 4.6lt/100km şeklinde yükseldi. Şunu da hatırlatayım sürdüğümüz motorlar daha sıfırdı ve rodajı bitmemişti. Onun için 5-6 bin deviri pek geçmedik. Motor 9.500 devirde maksimum güç ve 6.500 devirde maksimum torka ulaşıyor. Onun için 6bin devirlerde gayet iyi gidiyor. Üstünü bilmiyorum. Bence 8-9bin devirlerde kullanıldığında ortalama 5'i çok rahat geçer. Ne kadar ekmek o kadar köfte :) #tracer700 #yamaha #sporttouring
Vedalaşırken üzüdüm valla :) 5bin kilometre WR250 sürdükten sonra Tracer 700 çok iyi geldi. Hayır WR250'i seviyorum onla yola çıktığıma da hiç pişman değilim ama eşşekten inip ata binmiş gibi okuyor insan :) Keşke biraz daha vaktimiz olsaydı Türkiye'de, biraz daha gezerdik :) Motosiklet ile ilgli yorumlarımı uzun uzun yazacağım. Fakat önce uçağa binip Amerika'ya gidip motorlarımızı gümrükten çıkarmakla uğraşacağız. #tracer700 #yamaha #sporttouring
Dün Kaz dağlarının etrafında biraz turladık yıllar olmuştu buraya da gelmeyeli. Dağların içine doğru olan köyler iyice turistik olmuş ama güzel yerler açılmış. Butik otellerin sayısı da az değil. Biz arkadaşın tavsiyesi ile Çamlıbel köyünde bulduğumuz güzel bir taş konakta kaldık. Motorun birini akşam üzeri oraya bırakıp Tracer 700'ün artçılı versiyonunu deneyelim dedik. Onu da soran çok oluyor çünkü. Hasanboğuldu'ya kestirmeden gidelim derken bol mıcırlı, bozuk ve hatta stabilize yollarda da sürmek zorunda kaldım. Aslında iyi oldu yolculuk dediğinde karşına ne geleceği belli olmuyor :D Akşam geri kaldığımız yere dönerken de Edremit'de trafik yedik tam oldu. Böylece dağ yolları, yamalı yollar, stabilize, bozuk yollar, trafik ne varsa test etmiş oldum motoru. Bugün de Balıkesir, Bursa üzerinden anayoldan sürelim otoyolda ve rüzgarda nasıl test edelim dedik. Bol bol kafa rüzgarı ve yer yer yan rüzgar ile güzel bir yolculuk yaptık. Asfaltta daha eğlenceliymiş makine :) Hepsini derleyip güzel bir test yazısı yazacağım ama önce kendi motorlarımı Amerika gümrüğüne sokmam gerekiyor. Son 2-3 gündür çok gerginlik yaşıyoruz o konuda :D #tacer700 #yamaha #sporttouring
Sabah erkenden Tracer 700'ler ile düştük yollara. :) Önceden Kazdağlarına gidelim diye konuşmuştuk. Ben de en son 10 yıl önce kullandığım Gönen baraj yolu üzerinden gidelim dedim. O zaman motor kullanmaya başlayalı çok yeni olmuştu ve bu yol bana çok güzel gelmişti. :) şimdi asfaltı aklımda kaldığı gibi değil. Yer yer de mıcır varmış ama olsun eskiyi hatırlattı bana :) Tracer 700'ün oturuş pozisyonu oldukça dik. Aslında ön amortisörleri değiştirmemişler gidonu yukarı ve geriye almışlar. İlk bindiğimde acayip gelmişti ama kullanımı rahat. Bir tek gidon biraz kısa geldi bana birazcık daha uzun olsa sanki daha güzel olacakmış. Sürekli avucumun kenarları dışarda kalıyor sonra elimi geri içeri alıyorum. :)) #tracer700 #yamaha #sporttouring
Bugün Yamaha Türkiye ekibiyle hoş sohbet güzel zaman geçirdik. Seyahat üzerine konuşup bol bol güldük. :) Yamaha ile marka olarak bir gönül bağım yok aslında ama buradaki insanlar ile var. Bir çoğunu tanıyorum ve görüşüyoruz. Sağolsunlar bizi kırmadılar test için iki tane Tracer 700' ı verdiler. :) Pazar öğlen Amerika'ya uçacağımız için cumartesiye kadar aldık motorları. Yarın sabahtan çıkar serin bir yerlere doğru biraz süreriz dedik. Hem yeni motorları test ederiz hem de otur otur paslanmıştık biraz gezmiş oluruz. :)) Tracer 700 daha çok gezi motoru olarak ön plana çıkmak istediği için ben direk o gözle bakar fikirlerimi paylaşırım. #tracer700 #yamaha #yamahamotorturkiye #sportturing
Geçenlerde İstanbul'dayım :) :) Özgür (Long Path Project) aradı beni gel muhabbet edelim diye. Kendisi yeni Nordkapp'a gidip gelmişti. Ben zaten Latin Amerika seyahati arasındayım. Konuşmaya başladık. Birkaç saat sonra Alp (İki Teke) aradı ne yapıyorsun diye. Dedim gel muhabbet var. Atladı o da geldi. Motosiklet, seyahat üzerine konu konuyu açtı. Derken Koral (Mirror of Planet) aradı ne yapıyorsun diye. İstanbul'daymış. Adam teee Avusturalya'ya gitti, geldi. Ona da dedim gezgin arkadaşlar var gel. :) Derken o da geldi, muhabbet daha güzel oldu. Ayarlasan bir araya gelemezsin çünkü farklı yerlerde yaşıyoruz ve hatta geziyoruz. Dünyanın farklı köşelerine motosikletle gitmiş gezginler ile bir araya gelip muhabbet edebilmek çok güzel. Daha çok kişi yollara çıksın, daha çok gezelim, daha çok bir araya gelip muhabbet edelim.
Biz Türkiye'ye geldik, motorlarımız da Colombia Cartegana'da gözküyor şu anda. Bizden önce Güney Amerika'ya gitmişler. :) Geminin bir sonraki limanı Meksika. Sanırım sonrasında Houston'a geçecek. Oraya varış tarihi bir değişiklik olmaz ise 16 Ağustos olarak bildirildi. Biz de 14 Ağustos'da Houston'a uçup orada motorları bekleyeceğiz. Amerika kıtasının tamamına daha önce hiç gitmedim merakla bekliyorum nasıl olacağını.