Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Yaklaşık 1km uzunluğunda geliş gidiş 2 şeritli bir kumsalı olan La Cruz oldukça harekli akşam. :) Biz gittiğimizde güneş henüz batmamıştı gözümüze en kalabalık görünen bir restorana oturduk. Zaten 3-4 tane vardı. Tabii ki kimse ingilizce bilmiyor dedim ya yerli turist bile gelmiyor. Menüden translate yardımı ile bir şeyler seçtik. Yine fiyatları bana ucuz gelmedi. :) Menünün fotoğrafını da paylaşıyorum fiyatları 18'e bölerseniz dolar olarak çıkar. Gün batımına doğru iyice kalabalık olmaya başladı. Her arbayla gelen koca koca hoparlörler ile müzik açıyor hatta direk megafon bağlayanı var. Ayrıca 2-4 hatta 6 kişilik atv'ler, motosikletler, arazi araçları ile o 1km'lik sahil şeridinde hiç durmadan dönen ve piyasa yapan bir sürü kişi var. Sahil kenarına oturmuş bir sürü insan da bir tarftan içiyor. Yemek sonrası kalktık adet herhalde diye bir iki tur da biz attık motorla :) zaten yabancı olduğumuz çok belli herkes sürekli bize bakıyor. Neyseki Amerikalı olmadığımızı anlayınca (ya da Türk olduğumuzu duyunca) biraz da olsa gülümsüyorlar. Baktık hareketli ortalık motoru park edip sahilde boş bir yere bizde oturduk başladık gelen geçeni seyretmeye. Onlar bize biz onlara uzun uzun bakışa bakışa geçirdik zamanı. Sadece bir çift geldi konuştu yanımıza. Aslında 2 erkek ama kafalar süper. Bana çift misiniz dedi eliyle, evet dedim biz de çiftiz dedi baya da belliydi zaten hahah :) 2 gündür akşamı otel odasında geçirdikten sonra eğlenceli geldi burası. Bu arada müziği her yerde çalıyorlar. Benzincilerde, markette, tuvalette...
Meksika'da ilk görmek istediğimiz yer olan San Blas'a varmak için 730 kilometremiz kalınca bugün en azından 400km yapalım dedik. Yoksa bir gün daha kaybedeceğiz. Sabah aynı planladığımız gibi güneşin doğuşu ile birlikte (6:30) gibi yola çıktık. Hava 28 dereceydi ve motora binene kadar yine deli terledik. Gittiğimiz 15 numaralı yolda genelde büyük şehirler dışında pek bir şey yok ve kalacak yerler de o civarda oluyor. 300km kadar sonra Culican diye bir yerin yakınına geldik. Fakat şehir 30km kadar içerdeydi. Onun için biraz daha devam edip sahile yakın kıyısı olan küçük bir yerde şansımızı deniyelim dedik. La Cruz isimli bir şehre geldiğimiz de 470km kadar yapmıştık. Sıcaktan dolayı donumuza kadar ıslak vaziyette sokaklarda otel aramaya başladık ama bir tane bile bulamadık. Zaten şehir 2-3km eninde boyunda kare bir yer. Biri cetveli eline almış daha küçük karelere bölüp parsellemiş resmen. Sonunda bir yere sorduk o da bize bir tane tarif etti. Otele geldik ama ne tabela var ne bir şey. Aslında yabancı değil yerli turistin bile pek uğramadığı bir yere gelmişiz. Zaten sokaklarda gezerken tüm kasaba öğrendi geldiğimizi :) Bu arada çok ilginç bütün sokaklar yaklaşık 4 şeritli yol genişliğinde olduğu halde tek yön :) Neyse otel de ilginç, yine 300 peso (16$) anlaşıyoruz. Arkada bahçesi varmış motorları da oraya çektik. Hemen bir duş alıp 8km ilerdeki kumsala gittik.
Nem ve yüksek sıcak bir araya gelince böcekler de çok oluyor tabii. Sadece çok değil kocaman oluyor sanırım. Cama çarptıklarında oldukça yüksek ses çıkarıyorlar. Üzerinize çarpınca da hissediyorsunuz. :) Nerdeyse her molada cam silmeye başladık. Sadece kask değil, eldiven, mont, pantalon, çantalar... hepsi böyle.
Bu abilerin ilginç araç ve eşya taşıma yöntemleri var. Bu şekilde çekicileri arka arkaya dizip taşıyorlar. İlk defa gördüm. Amerika'da da otobüs büyüklüğündeki karavanın arkasına, bir onun kadar da tekne bağlayıp çekiyorlardı sanırım onu da başka bir yerde göremem. Bir de karavan arkasında pikap çekip onun üzerinde de motosiklet ve bisiklet taşıyan birilerini de başka bir yerde göremem.
Bugün yol manzaramızda biraz değişiklik oldu iki üç tane dağ tepe gördük. Hatta inanmazsınız bir tepeyi aşmak için 2-3 tane de viraj aldık. :) Yol üzeri bir kaç fotoğraf çektim. Ayrıca deli gibi ekili alan var. Yer gök mısır ekilmiş hatta hasat edilmiş bile :)
Şimdiye kadar Meksika'da gördüğüm en etkileyici eser oldu kedisi :)) daha 2 gündür Meksika'dayım ama olsun. İşin kötüsü ne olduğunu bilmiyorum çünkü tesisin olduğu yer kapatılmıştı içeri girip okuyamadık. Fakat çok başarılı bir heykeldi uzun süre bakmaktan kendimizi alamadık. :)
Hava çok sıcak ve biraz da nemli olduğu için acayip terletiyor, bayıltıyor. Arizona'da 40 derecenin üzeri sürüyorduk ama nem yoktu. Burada ise %50 civarında nem var ve hava 38 derece. Tabii biz de deli gibi giyindiğimiz için iyice bayılıyoruz. Antalya'da nasıl motora biniyorlar diye düşünmedim değil o kadar nemde. :) Özellikle öğleden sonra 14 oldumu artık iyice sürünme moduna geçiyoruz ve bırakıyoruz yol yapmayı. Dün dedik erken çıkalım yoksa yol yapamıyoruz. Saat 8'de çıktık. Bugün de 300 kilometreyi zor yaptık. Yarın sabah güneş doğuşu ile (saat 6'da) çıkalım yolu yapalım ve erkenden bırakalım sürmeyi dedik. En azından bir deneyelim bakalım belki daha rahat oluyordur. Gerçi sabah güneş ile birlikte 28 derece, saat 9'da ise 31 derece oluyor.
Tabii ki Meksika'ya geldik tacolara saldırdık :) Şimdilik bulabildiğimiz yol üzeri en ucuz fiyat 18peso yani tanesi 1$. Sosları görünce fiyatı iyiymiş dedik başladık yemeğe, 6 tane yiyip doymayınca fiyatı eskisi kadar ucuz gelmedi :D Şaka bir yana özellikle California eylatinden sonra Meksika'yı çooook ucuz diye hayal ediyordum. Yok yok ümit ediyordum ama beklediğim etkiyi yapmadı. :) Market fiyatlarına da baktım yarı yarıyadan az daha fazla gibi. Sadece ucuz benzine çok alışmıştık 2.4TL bile pahalı geldi vallahi.
Sanırım Meksika'da Pemex marka dışında bir benzinci yok. 2 gündür bunun dışında benzi görmedim. Fiyatları da sabit ve litresi yaklaşık 2.4TL civarında. Benzin devlet tekelinde mi yok sa bir markanın tekelinde mi merak ettim :) Belki de Sonora eyaletinde böyledir bilmiyorum yarın Sinaloa eyaletine geçeceğiz bakalım orada farklı benzinci var mı.
Meksika'ya girdik 15 numaralı yoldan güneye doğru iniyoruz. Zaten buradan güneye inen başka yol yok :) o da paralı yol. Yaklaşık olarak 700 kilometre de yol gittik bakın fotoğrafta ne görüyorsunuz? Hiç bir şey değil mi? Evet biz de göremiyoruz ve bu hiçliğin ortasında dümdüzzzzz gidiyoruz sadece :D Neyseki 100-150km bir benzinlik var. Fakat hava çok sıcak olduğu için duramadan o kadar mesafe gitmek çok mümkün değil. Yol üzeri çok küçük yerleşin yerlerinde bakkal bulup oturuyoruz bizde. Burası nedense bana Afrika'yı çağrıştırdı. Acayip mutlu oldum görünce aynı Afrika'da oturduğumuz bakkallar gibiydi. İnsanları da bence sıcaklar ve konuşkanlar. En azından Amerika'dan sonra daha iyi geldi diyebilirim.
25 dolarlara Amerika'da kamp yaparken şimdi 16$'a kendi otoparkı olan bu suitte kaldık :) Sınırdan geçtikten sonra gidebildiğimiz kadar güneye indik ve yaklaşık 300 km yaparak Hermosillo diye bir şehre geldik. Güneş batmadan kalacak yer bulalım diye biraz bakındık internetten. Kamp yeri de baktım ama bulamadım. İnternetten bulduklarımız motor için (otoparkı) güvenli mi bilemdik. Dedim "gel yol üzeri sora sora gidelim buluruz elbet". Tam şehre girerken otel yazıları görmeye başladık. Rasgele birinde "dur şuraya bir bakayım girişi filan var motorlar için güvenli olur" dedim. Tabii kimse ingilizce bilmiyor. Vucut dili ile iki kişi, bir gece kalacağız, motorlarımız var diye anlattım fiyatı sordum. 300 peso (16$) dedi. Odaya bakabilir miyim dedim tabi ki el el kol işaretleri ile :) Gittim baktım bir sürü suit var altlarında otoparkı var. Hemen olur diye aldım. Sonradan anladım ki bu yapılardan bir sürü var burada ve oldukça seviyorlar. Hatta Amerika'da olduğu gibi "Inn" konsepti de çok yaygın. Hani filmlerde gördüğümüz gibi adam arabasını odanın önüne çeker odaya girer... şeklinde.
Neyse onlar bir şey istemese de bir ülkeye araç ile girerken genel de 3 şey yapmanız lazım. Bir pasaport için kaşe ve varsa immigration (göçmenlik) formunu almak. Aracı geçici olarak ülkeye sokmak ve tabii ki kaza yaparsanız karşı tarafın masrafını karşılaması için trafik sigortası yaptırmak. Buradan elimizi kolumuzu saklayarak geçtik ama belli ki buraya özel bir durum. Yani Amerika ile Meksika arasına. Fakat biz Guetamala'dan çıkacağımız için orda sorun olabilir. Sınırdan geçtikten sonra aradık göçmenlik bürosunu bulduk. Turist kart diye bir şey almamız lazımmış. Aslında benim immigration form dediğim şey. Ayrıca pasaporta da kaşe bastırdık ve 43$ verdik. Çıktık aracı import etmek istiyoruz dedik. 21 km ilerde yolun üzerindeymiş araç gümrüğü. Onu da bulduk. Motor başı 400$ teminat alıyorlar motoru satmayacağımıza dair. Çıkarken geri veriyorlarmış. Bir de cama bandrol verdiler o da iki motor için 120$. Hızımızı alamadık sigorta şirketi aradık :) iki motor için, 138$'da ona verdik. Kısacası iki motoru ülkeye sokmak için 900TL para verdik. Biz mi Meksika'ya girdik yoksa o mu bize bilmiyorum. :)
Neyse onlar bir şey istemese de bir ülkeye araç ile girerken genel de 3 şey yapmanız lazım. Bir pasaport için kaşe ve varsa immigration (göçmenlik) formunu almak. Aracı geçici olarak ülkeye sokmak ve tabii ki kaza yaparsanız karşı tarafın masrafını karşılaması için trafik sigortası yaptırmak. Buradan elimizi kolumuzu saklayarak geçtik ama belli ki buraya özel bir durum. Yani Amerika ile Meksika arasına. Fakat biz Guetamala'dan çıkacağımız için orda sorun olabilir. Sınırdan geçtikten sonra aradık göçmenlik bürosunu bulduk. Turist kart diye bir şey almamız lazımmış. Aslında benim immigration form dediğim şey. Ayrıca pasaporta da kaşe bastırdık ve 43$ verdik. Çıktık aracı import etmek istiyoruz dedik. 21 km ilerde yolun üzerindeymiş araç gümrüğü. Onu da bulduk. Motor başı 400$ teminat alıyorlar motoru satmayacağımıza dair. Çıkarken geri veriyorlarmış. Bir de cama bandrol verdiler o da iki motor için 120$. Hızımızı alamadık sigorta şirketi aradık :) iki motor için, 138$'da ona verdik. Kısacası iki motoru ülkeye sokmak için 900TL para verdik. Biz mi Meksika'ya girdik yoksa o mu bize bilmiyorum. :)
Meksika sınırına yaklaşırken böyle filmlerde gördüğümüz gibi kalabalık, çok şeritli uzun kuyrukların ve her şeyin arandığı, köpekleri ile gezen askerlerin olduğu bir sahne hayal ediyordum. Zaten çok şeritli bir (freeway) ana yol sınıra gidiyordu. Önce freeway bitti, sonra şehre girdik, sonra bir sokağa girdik ve karşımızda sınır. Amerika sınırında hem pasaport hem gümrük tarafında kimsecikler yoktu ve kapı açıktı :). 15mt gittik Meksika sınırına geldik. Pasaportta yine kimse yok, 5mt daha gittik gümrük tarafında 3-4 memur duruyor, yanlarında durduk, Bu arada arkamızdaki arabalar durmadan devam etti. Dedik gezmeye geldiydik bir işlem yapmayacak mıyız? Çantamı işaret etti ve açmamı istedi. He sonunda birileri arayacak, bakacak :) Açarken nerden geldiğimizi sordu. Türkiye diyince tamam dedi çantaya bakmadan geç dedi :)) Benim hayal ettiğim sahne de yalan oldu. Amerika'ya giriş ve çıkış çok kolay oldu.
Yağ değiştirme zamanı da geldi. Meksika'ya geçmeden değiştirim dedim. En son yine Amerika içinde Albuerque'de değiştirmiştim. O zamandan beri 6 bin kilometre yapmışız. Amerika içerisinde ise yaklaşık 8bin kilometre yol yaptık. Doğudan batıya doğru gezilecek bir sürü yere uğrayarak dolandık durduk. Daha önce yazmıştım tekrar yazayım. Motorların yağını normalde Türkiye'de 4binde bir değiştiriyorum. Bendeki servis kitapçıklarında her iki motor içinde yaklaşık 10binde bir diyor ama bence o kadar dayanmaz. Uzun yolda daha az yıprandıkları için ben 6binde bir değiştiriyorum yağlarını. İkisi tam 3 litre yağ alıyor. Yağ filtrelerini ise 12binde bir değiştiriyorum. Yani yağı değiştirirken bir değiştiriyorum bir değiştirmiyorum. Türkiye'den çıkarken birinin filtresini değiştirmiştim. Böylece her defasında birinin filtresini değiştiriyorum bu ne işe mi yarıyor? Her zaman 3lt yağ kullanmamı sağlıyor. Yağlar genelde litrelik ya da 3 litrelik oluyor ondan aldığımın tamamını kullanabiliyorum. :))
Evet Meksika sınırına dayandık. Yarın sabah erkenden geçmeyi planlıyoruz. Direk otobandan aşağı inebildiğimiz kadar ineceğiz. Daha önce günlük en fazla 430km yapabilmiştik. Şimdi sınır da geçeceğiz ama sanırım bir 350km yaparız ve iyice güneye ineriz. Sabah ola hayrola...
Yaklaşık 2 aydır Amerika'dayız. İlk plan yaparken 1 ay belki kalırız hemen çıkarız diye konuşmuştuk. Çünkü Amerika pahalı bir yer ve bütçemizi burada bitirmek istemiyorduk. Fakat Amerika'ya gelen çıkmak istemiyor misali biz de çıkamadık bir türlü. Aslında itiraf edim eğer ilk California'ya gelseydik 3 hafta bile kalmaz hemen aşağı Meksika'ya kaçardık. Çünkü geçtiğimiz diğer eyaletlere göre açık ara pahalı California. Aklımızda Alaska'ya çıkmak da vardı ama pahalı olur 2 ay Amerika'da kalamayız dedik, vazgeçmiştik. Artık burada zamanımızı doldurduk. Çünkü her yer bir birine benziyor ve buralı gibi hareket etmeye başladık. Yollar, şehirler, marketler, benziklikler, kamp yerleri, oteller... hepsinde otomatiğe bağladık hareket ediyoruz. Nerede ne yapılır, nasıl davranılır öğrendik. Kısacası sıkılmaya başladık. Onun için artık Meksika konusunda daha bir heyecanlıyız ve biran önce oraya geçmek istiyoruz. Önümüzdeki 3-4 gün Meksika'ya geçmek ve orada daha güvenli olduğunu düşündüğümüz güney tarafa inmek için sürekli yol yapacağız. Bizzz geliyoruz Meksikaaaaaaa ;)
Bunlar da San Diego'nun eski şehrinden (Oldtown) burayı yeniden yapmışlar ve araç trafiğine kapamışlar. Şimdiye kadar Amerika'da araç trafiğine kapalı çooook az yer gördük. Adamlar tuvalete bile araçla gittiği için tuhaf geldi. :)
Meksika'ya giriş için ana karayı kullanmaya karar verdik. Gezginler genelde Baja California yarım adasını kullanarak Meksika'ya giriyorlar ve La Paz üzerinden feribot ile ana karada Mazatlan'a geçiyorlar. Fakat feribot iki motor için 360$ civarında tutuyor. Orayı kullanmak bize ne zaman ne de yoldan kazandırıyor. O zaman orayı kullanmak için mutlaka gidilmesi ve görülmesi gereken bir yer olmasını bekliyorum. :) Onur (AyferOnur Seyahatnamesi) , Erol (Motomacera) ve Tolga (Ride Must Go On) ile konuştuktan sonra görülecek pek de bir şey olmadığını anladım. Durum böyle olunca ana kara üzerinden gidelim dedik. Sorun ise bizim çok batıda kalmış olmamız. Aslında sınıra çok yakınız fakat buradan girersek Meksika-Amerika sınırı boyunca doğuya devam edip sonra aşağı güneye Guaymas'a yönelmemiz gerekiyor. Okuduklarım ve konuştuklarım doğrultusunda şöyle bir genelleme var. Meksika-Amerika sınırına yakın olan yerler tehlikeli. Gerisi için herhangi bir sorun yaşayana raslamadım. Bu durumda gereksiz risk almaya gerek olmadığını düşünerek Meksika yerine Amerika içinde sınırı takip edip Tucson'a kadar doğuya sürmek ve sonra oradan Meksika Nogales'e girmeye karar verdik. Arizona'dan California'ya kocaman bir U çizmiş oluyoruz.
San Diego'nun hemen girişinde La Jolla diye bir yerde suya girebileceğiniz bir plaj var. Aslında eskiden çocuk plajıymış. Şimdi ise deniz aslanları ve foklar ile birlikte yüzebileceğiniz bir halk plajı olmuş. :) Fazla yaklaşırsanız kovalıyorlar ama oyun için mi kızdıkları için mi onu anlamadım. Çünkü siz uzaklaşınca bu seferde kendi yaklaşıyor geri:))
Asım amca ve eşi Sally Fransa'da tanışıp buraya gelip yerleşmişler. Biz doğmamışken hem de :) Artık buralı olmuşlar. 3 tane de kızları olmuş ve hepsi okuyup başka yerlere dağılmış. Şimdi kendileri güzel bir evde sakin bir hayat sürdürüyorlar. Asım amcanın kendisi saat tamircisi. Eski mekanik kol saatlerinden, evlerde bir köşede duran kocaman çalar (guguklu) saatlere kadar her şey var. Çok ilginç bir meslek. Filmlerde saat tamircilerinin hep gizemli tarafları vardır, ondan bana hep ilginç gelmiştir. Amerika'da bu saatlere çok talep varmış. Asım amcanın kendisi de biraz şans oldu, burada çok talep artınca devam ettim işime diyor. Kardeşi ile birlikte yapıyorlarmış. Çok güzel sohbet ettik hep beraber. Bir sürü yeni şey öğrendim hem Amerika, hem yaşam şekilleri konusunda. Açıkçası San Diego'da gezmekten çok daha güzel zaman geçirdim bu evde. Keşke zamanımız olsaydı ve daha fazla kalabilseydik. Kim bilir belki bir gün tekrar yolumuz düşer. Hepsine teşekkür ediyorum hem güzel yemekler için, hem de güzel sohbetler için.
Amerika'da gezmek istediğimiz son şehir olan San Diego'ya geldik. Özellikle burasını yolda tanıştığımız herkes öneriyordu. Aslında oldukça büyük bir şehir. Los Angeles'a da oldukça ve Meksika sınırının hemen üzerinde. Gerçi biz buradan geçmeyeceğiz onun için bize bir faydası yok. :) San Diego'da da bir tanıdığımız var. :) Kayınpederimin lise arkadaşı burada yaşıyormuş. Onlar da yıllardır görüşmemişler üstelik. Bizim oradan geçeceğimizi öğrenince özellikle davet etmişler. Zaten tam yol üzerindeydi önce onlara gidip tüm eşyalarımızı bıraktık, sonra San Diego'yu gezmeye gittik. Süper oldu.
Meksika'ya girmemize az kaldığı için son bir kaç gecedir internet mesaisindeyim. Tıpkı bu gece (10 saat gerideyiz) olduğu gibi :) Burada kime Meksika'ya gideceğiz desek herkesin gözleri fal taşı gibi açılıyor ve oranın ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmaya çalışıyor. Hiç gittin mi diyoruz tabii ki yok :) İstanbul için de Avrupa'da çok tehlikeli deniyor ama biz yaşıyoruz içinde. Neyse şimdilik tehlikeli olup olmadığı kısmını bir kenara bırakıp önce Meksika'ya girmek için neler gerekiyor onu araştırıyoruz. Tabii bir de Meksika'da gezilecek görülecek yerleri işaretlemeye çalışıyorum haritada. Böylece Meksika'da seyahat ederken nasıl bir rota izlememiz gerektiği ortaya çıkıyor. Tüm bunlar ile ilgili bir sürü şey okudum internetten. Ayrıca bizden hemen önce Meksika'ya giren Onur'dan da (AyferOnur Seyahatnamesi) güncel bilgileri alıyorum. Şimdilik öğrendiklerim her zaman olduğu gibi motorlar için trafik sigortası gerekiyor. İnternetten biraz baktım motor başı 6 aylık yaklaşık 100$ civarında :( Amerika'da pahalı diyordum ama bundan ucuzdu. Adam başı 23$'a turist kartı almamız gerekiyormuş. Ayrıca motorları Meksika'da satmayacağımıza dair motor başı 400$ teminat yatırmamız da gerekiyormuş. Neyseki bunu ülkeden geri çıkarken ödüyorlarmış. (neyseki!!) :) Vize istemiyorlar en azından yoksa ona da para alırlardı bir yığın. Asıl bir de iki motorun benim üzerime olma sorunu var. Türkiye'den çıkarken bile sorun olmuştu. Meksika için okuduğum kadarıyla mevzuatta bir kişi bir araç sokabilir diyor. Eğer motosiklet ise aracın arkasında taşınması şartı ile iki araç sokulabilirmiş. Bir de eşi ile seyahat ediyorsa onun üzerine de bir araç çıkartabilir gibisinden bir şeyler demişler ama umarı bunu sınırdaki abilerde biliyordur. Bilmiyorsa anlatması biraz zor olacak. Bu detayı nasıl atladık bilmiyorum ama daha sınırı geçişi yapacağımız daha 15 kadar ülke var. Umarım bir tanesinde çakılmayız.
Los Angeles sokaklarında gezerken bir kez daha aynı şeyi hissettim. Bu şehirler gerçekten pazarlama harikası :) yıllarca sinemada, televizyonda, hatta çizgi filmlerde... orada burada sürekli gördüğümüz ve duyduğumuz yerlere büyük bir heyecan ile gelip gezmeye başlayınca çok da bir şey olmadığını görüyorsunuz. Her şey bir illüzyon gibi ve buraya gelip gezince bozulun bir illüzyon :) Amerika'da gezdiğimiz milli parkların ve doğasının yanında şehirleri etkisiz eleman kalır. Gerçi bir çok kişi bunu söylemişti ve sayfa üzerinde de yazmıştı. Kendimiz gelip görünce de aynı şeyleri hissettik. Burada hava hala oldukça sıcak. Abidin sağolsun arabasını verdi şehirde rahat rahat gezelim diye. Onu işe bırakıp biz önce Hollywood'dan başladık gezmeye. Sonra Berlly Hills, Santa Monica Bulvar, Rodeo Drive, Venice Beach... şeklinde devam ettik.
San Francisco'dan Los Angeles'a giderken sahilden giden ünlü HW1 yolunu kullandık. Bence en etkileyici bölümü Big Sur tarafıydı. Okyanusa sıfır döne döne giden yollar güzeldi. Amaaa itiraf edeceğim Güney Afrika'da geçtiğim bir çok yer buradan daha etkileyiciydi. Ben daha bir farklı hayal ediyordum ama her zaman olduğu gibi Amerika'nın pazarlama harikası olmuş. :)
8 şeritli yolda öğle vakti bu ne trafiği? Los Angeles'a şehir tabelasına göre nufusu 4 milyon küsürmüş. Vallahi biz İstanbul'da 14-15 milyon nufus ile 3 şeritli yollarda daha iyi idare ediyoruz. :)
Lastikler planlandığı gibi geldi. Aslında onlar zamanında geldi ama biz SF'e gittiğimiz için bizi evde bulamamışlar. Lastikler de büyük olduğu için kapıya bırakmamışlar. Evet burada her şeyi sen olmasan da kapının önüne bırakıp gidiyorlarmış. Bunu kafam alamadı :) biz de düşünemiyorum. Neyse bir iki telefon trafiği ile Orkun halletti ertesi gün lastikleri aldı. Ben lastikleri kendim değiştirmek istiyordum çünkü saatine Las Vegas'ta 92$ isteyen ustalar burada çok daha yüksek fiyatlar istiyor. Ben daha önce araştırırken 4 lastik için. 160$'a kadar para isteyen vardı. Tabii ki o kadar parayı vermem özellikle de kendim yapabiliyorken :). Orkun daha ben söylemeden bende her tür malzeme var, ben de yardım ederim bahçede yapabiliriz dedi. Aslında kendi değiştirebileceğini de söyledi de o kadarı olmaz artık :)) Ayrıca motorlara el atmışken ve hazır malzemeler de varken motorları güzelce temizledim, yağladım ufaktan bakımlarını yaptım. Benim buji değiştirme zamanım geldiği için onları da temin edip çantaya attım. Afrika'dan beri alet kullanmadan lastik değiştirmiyordum. Hatta bazen yolda düşünüyordum lastik patlasa yine yapabilir miyim acaba diye. Onun için Orkun'a ben bir motoru değiştirim sen yardım etme, bakalım unutmuşmuyum dedim. Neyse ki unutmamışım değiştirdim. Benim için de pratik oldu. Bir tek Arka lastiği takarken levye ile iç lastiği kestim. Çok dikkat ettim ama yine kaçırmışım. Orkun'un levyelerinin ucu çok keskindi çünkü tubeless içinmiş. Sonra çıkarıp kendi küt ve kısa levyelerimi kullandım. Onları da bu yolculuk için çok aramıştım denemiş oldum iyi oldu. Ayrıca bu yolculukta yanıma küçük elektrikli hava kompresörü yerine bildiğiniz bisiklet pompası aldım. Onları da denedim süper iş yapıyorlar. Böyle bir günü güzel havada bol bol lak ve bakım ile geçirdik.
Çat kapı Orkun'un evine gidip yerleşince ertesi gün kalkıp SF (San Francisco)'e gidemedik. Biz de çıkıp Santa Cruz'u gezelim dedik. Orkun erkenden işe gitmişti ama bize kahvaltı edebileceğimiz kafeleri ve gezeceğimiz yerleri whatsapp'dan nokta nokta lokasyonları ile gönderdi. Santa Cruz küçük ama eğlenceli bir yer. Sokaklarda çok ilginç tipler var. California, Amerika'da gördüğümüz diğer eyaletlerden çok farklı. İyisiyle kötüsüyle farklı çünkü sadece güzel yanları yok, kötü olduğunu düşündüğüm yanları da var. Fotoğraflar Santa Cruz'dan.
Santa Cruz'da Orkun'un misafiri olarak kaldık. Planda buraya uğramak hiç yoktu aslında. Kendisi bizi takip ediyormuş ve mesaj atıp yolumuzun bu tarafa düşüp düşmeyeceğini sordu, davet etti. Aslında zamanlaması da süper oldu. Çünkü bir kaç gündür lastikleri nerden alsam ve değiştirsem diye düşünüyordum. Orkun ile mesajlaşırken bana yedek parça ya da lastik, ne lazımsa siz gelmeden halledebilirim dedim. Tam da nasıl yapsam diye düşünürken... :) Durum böyle olunca San Francisco'dan dönerken uğrarız diye sözleştik. Fakat yangından dolayı Yosemite'ye kaçınca ve orada da kalacak yer bulamayıp San Francisco'dan uzaklaşınca Santa Cruz daha kolay geldi. Son dakka haber verip Orkun'un evine gittik. Sağolsun 3-4 saat öncede haber vermemize rağmen bizi evde karşıladı. Kendisi 5 yıldır buradaymış ve çok acayip bir işle uğraşıyor. Görüntü sensörlerindeki (fotoğraf makinesi, cep telefonu kameraları, vb.) pikselleri yapıyor. En kolay böyle anlatabilirim. Kendisi de mühendis olunca muhabbet edecek çok fazla konu oldu. Ayrıca buraları da çok iyi biliyordu. Bize bir sürü şey anlattı, aklımızda buralar ile ilgili olan soruları cevapladı. Hatta San Francisco'da nereye nasıl gideceğiz, nasıl gezeceğiz, motoru nereye park edeceğiz ayrıntısına kadar anlattı.
Amerika'yı da doğudan (Atlantik) batıya (Pasifik oluanusu) boydan boya geçtim :) Daha önceki Japonya yolculuğu ile bu seyahatin Avrupa ve Amerika bölümlerini birleştirirsek nerdeyse dünyanın çevresinde dolanmış gibi oldum. :)
Yosemite'ye vardığımızda saat geç olmuştu hava kararmasına da 2 saat kadar vardı. Çok güzel bir dağ yolundan, kocaman Redwood'ların içinden döne döne Yosemite vadisine ulaştık. 6-7 tane kamp yeri varmış baktık haritadan. Önce kamp yerini ayarlayalım sonra çıkar gezeriz dedik. Bir kamp yerine baktık dolu, ikincisine baktık dolu. Ahan da başımız dertte dedim. 3. kamp yerinde yine dolu yazıyordu. Gişedeki kadına boş yer nerden bulabiliriz uzun yoldan geldik ve hava kararıyor diye anlatmaya çalıştım. Kadın tüm yerlerin 5 ay önceden rezerve edildiğini orada 8 milyon insanın yaşadığını filan anlattı. Tamam rezerve oluyor biliyorum ama her milli parkta kamp alanının bir kısmı "first come, first serve" yani ilk gelen kapar şeklinde ayrılıyor. Hafta içi olduğu için yer bulabiliriz diye düşündük. Çünkü popüler yerlere haftasonu varmamaya çalışıyoruz. Zaten Yosemite'ye girerken çok fazla araba çıkıyordu ben de içimden "haydin evinize sabah iş var boşaltın kamp herlerini" diye geçiriyordum. Sonuçta yer bulamadık. Merkez ofisin önünde boş yerlerin bir listesi oluyor dedi kadın. Biz de aradık bulduk ama kocaman Yosemite'nin içinde ne kadar kamp yeri varsa doluydu. Bu arada genelde 10-15 dolar olan recreation kampları burada 26$'dı ve duş, elektrik filan yok. En hızlı şekilde park dışına çıkıp kalacak yer bulalım dedik. Bir 50km daha sürdük parkın batısından çıktık. Yol yangındı kaçalım, kamp yeriydi filan derlen toplamda 400 kilometreye yakın yol yaptık ve çoğu dağ yollarıydı. Normalde 250km yaptığımız için yorulduk. Park dışında bulduğumuz 2-3 yer daha doluydu. Yol üstü araya araya yer bulduk ve 30$'a kamp yapabildik. Fakat ters yöne gittiğimiz işin ertesi gün San Francisco'ya gitme planı yalan oldu uzaklaştığımız için.
Yosemite'ye vardığımızda saat geç olmuştu hava kararmasına da 2 saat kadar vardı. Çok güzel bir dağ yolundan, kocaman Redwood'ların içinden döne döne Yosemite vadisine ulaştık. 6-7 tane kamp yeri varmış baktık haritadan. Önce kamp yerini ayarlayalım sonra çıkar gezeriz dedik. Bir kamp yerine baktık dolu, ikincisine baktık dolu. Ahan da başımız dertte dedim. 3. kamp yerinde yine dolu yazıyordu. Gişedeki kadına boş yer nerden bulabiliriz uzun yoldan geldik ve hava kararıyor diye anlatmaya çalıştım. Kadın tüm yerlerin 5 ay önceden rezerve edildiğini orada 8 milyon insanın yaşadığını filan anlattı. Tamam rezerve oluyor biliyorum ama her milli parkta kamp alanının bir kısmı "first come, first serve" yani ilk gelen kapar şeklinde ayrılıyor. Hafta içi olduğu için yer bulabiliriz diye düşündük. Çünkü popüler yerlere haftasonu varmamaya çalışıyoruz. Zaten Yosemite'ye girerken çok fazla araba çıkıyordu ben de içimden "haydin evinize sabah iş var boşaltın kamp herlerini" diye geçiriyordum. Sonuçta yer bulamadık. Merkez ofisin önünde boş yerlerin bir listesi oluyor dedi kadın. Biz de aradık bulduk ama kocaman Yosemite'nin içinde ne kadar kamp yeri varsa doluydu. Bu arada genelde 10-15 dolar olan recreation kampları burada 26$'dı ve duş, elektrik filan yok. En hızlı şekilde park dışına çıkıp kalacak yer bulalım dedik. Bir 50km daha sürdük parkın batısından çıktık. Yol yangındı kaçalım, kamp yeriydi filan derlen toplamda 400 kilometreye yakın yol yaptık ve çoğu dağ yollarıydı. Normalde 250km yaptığımız için yorulduk. Park dışında bulduğumuz 2-3 yer daha doluydu. Yol üstü araya araya yer bulduk ve 30$'a kamp yapabildik. Fakat ters yöne gittiğimiz işin ertesi gün San Francisco'ya gitme planı yalan oldu uzaklaştığımız için.
eath Valley Milli Parkı'ından sonra Yosemite'ye giderken yol üstü popüler bir iki göle uğramak istiyorduk hatta kalır Yosemite'ye ertesi gün geçeriz dedik. Fakat yolda giderken önümüzde yoğun bir sis tabalası oldu. Aslında tam sis gibi de değil koyu renk bir duman gibi belli belirsiz. Mola verdiğimiz bir yerde öğrendik ki Mono gölünün orada yangın varmış. Bir süre sonra ortalığı iyice duman kapladı. Zaten mola verdiğimiz yerde de bir yığın polis hazıda bekliyordu. Biz de göl macerasından vazgeçerek haritadan Yosemite'ye giden bol virajlı bir bir dağ yolu bulduk. 100 küsür kilometreydi. Hazırda zaten 200 kilometreden fazla yol yapmıştık ama duman yüzünden gidelim Yosemite'de kalalım dedik. Daldık yola meğer yolun kendisi de Yosemite'nin içindeymiş. :) Bir ara 3 bin metrenin üzerine çıktı kar bile gördük. Daha dün Death Valley'de 40 küsür derecede çöl geçiyorduk.
Çöl iklimi de bir başka oluyor tabii :) gündüz 42 derece, gece 8 derece. Sabah güneş doğmadan çadırdan çıkamıyoruz üşüyoruz. Güneş doğunca da çok hızlı hareket etmeye çalışıyoruz çünkü 6:30 gibi güneş doğuyor, 7 gibi çadırdan çıkıyoruz ve 9'da sıcak basmaya başlıyor. Sonrasında zaten güneşin altında durmak zor. Motordayken hiç değilse rüzgar alıyorsun. Sabah soğuk oluyor rüzgar. Akşam üzeri ise fön makinesi gibi.
Bu aralar kurak geçiyor sanırım. Yağmur için dua edin yazmış abiler.
İlk iki fotoğraf Death Valley'den. Biri deniz seviyesinden yaklaşık 1500mt yukarda diğeri ise deniz seviyesinden yaklaşık 300mt yukarda çekildi. Diğer iki (3 ve 4) fotoğraf ise Yosemite'den. Bir öncekine benzer deniz seviyelerinde çekildi. Yosemite milli parkı Death Valley'in yaklaşık 250km kuzey batısında bulunuyor. Aradaki doğa farkı inanılmaz :) ikise de etkileyici. Birinde doğa karşısında ne kadar çaresiz olduğumuzu diğerinde ise ne kadar küçük olduğumuzu hissediyorum. :)
Death Valley Milli Parkı'ından sonra Yosemite'ye giderken yol üstü popüler bir iki göle uğramak istiyorduk hatta kalır Yosemite'ye ertesi gün geçeriz dedik. Fakat yolda giderken önümüzde yoğun bir sis tabalası oldu. Aslında tam sis gibi de değil koyu renk bir duman gibi belli belirsiz. Mola verdiğimiz bir yerde öğrendik ki Mono gölünün orada yangın varmış. Bir süre sonra ortalığı iyice duman kapladı. Zaten mola verdiğimiz yerde de bir yığın polis hazıda bekliyordu. Biz de göl macerasından vazgeçerek haritadan Yosemite'ye giden bol virajlı bir bir dağ yolu bulduk. 100 küsür kilometreydi. Hazırda zaten 200 kilometreden fazla yol yapmıştık ama duman yüzünden gidelim Yosemite'de kalalım dedik. Daldık yola meğer yolun kendisi de Yosemite'nin içindeymiş. :) Bir ara 3 bin metrenin üzerine çıktı kar bile gördük. Daha dün Death Valley'de 40 küsür derecede çöl geçiyorduk.
Amerika'daki son çöl milli parkımız olduğunu düşündüğüm Death Valley'i de geçtik. Normalde deniz seviyesinden bin metre yukarda gezinirken hava 30 derecelerdeyken burası -60mt'e kadar iniyor doğal olarak da hava 40 derecenin üzerine çıkıyor. 42 dereceye kadar çıktık. Neyseki öğleden önce geçtik. Öğleden sonra düşünemedim orayı. Fakat atmosfer çok ilginçti 3 defa 1.500mt kadar tırmandık tepeyi aştık sonra sanki tepelerin ortasında göle (göl yatağına) doğru iniyormuşuz gibi sıfıra tekrar indik. Sıfıra indiğimiz yerde pudra kum şeklindeydi. Neyseki abiler yolu iyi temizliyorlar sorun yaşamadan geçtik. İlk fotoğrafta ilerde görülen açık sarı düzlük bahsettiğim göl yatağı gibi olan kum alan. California'yı yeşil hayal ediyordum ama henüz çöllerden kurtulamadık :) Yosemite'den ümitliyiz. :))
#adventure #motorcycle #roadtrip #journey #nationalpark #capitolreef #utah #america
Geçtiğimiz bir çok yerde (sadece ormanlar değil küçük kasabalarda da) girişte o günkü yangın çıkma durumunu gösteren uyarı tabelaları var. Arkasında komik bir ayı görseli olan kocaman tabelada düşük, orta, yüksek gibi dereceler var. Belki de ateş yakan çok olduğu içindir bilmiyorum. Hatta gittiğimiz her kamp yerinde kesin ateş yakmak veya ızgara için demirden yapılmış yerler var. Şöyle söyleyim su bile olmayan kamp yerlerinde onlardan vardı. Herkes ateşi onun içinde yakıyor. Fotoğrafta görüldüğü gibi yerlerden geçerken de ne zaman yangın çıktığı, kaç hektar yandığı ve yangının neden çıktığı yazıyor. Buraya 2000 ve 2002'de yıldırım düştüğü için iki defa yangın çıkmış. Bu yanmış ağaçlardan geriye kalan gövdeler nasıl yıllarca böyle kalmayı başarmış hiç anlamıyorum. Fakat çok üzücü duruyor :( Acaba neden yenilerini ekmediklerini de hiç anlamadım sonuçta 2000'de temizleyip tekrar ekseler 16 yılda bayağı büyürmüş ağaçlar.
Las Vegas'a gelmeden önce kalacak yer baktık biraz. Uzun zamandır kamp yaptığımız için uygun fiyatlı başımızı sokacak yer arıyorduk. Booking'den oteller 70-80$'dan aşağı çıkmıyordu. Fiyatlarına her ne kadar 35-40$ yazsalar da yok eyalet vergisi, yok şehir vergisi, yok hizmet ücreti (bunu da sadece burada gördüm) diye diye 70$'ı buluyor. Couchsurfing'den bakındık ama son dakkaya kaldığımız için bir şey çıkmadı. Son çare Airbnb'den ev bakalım dedik. Şehrin biraz dışında ama Strip'e (Las Vegas'ın casinoların ve otellerin olduğu merkez) 12km uzaklıkta bir ev bulduk. Fiyatı 40$'dı. Yorumları da iyi hemen tuttuk. Eve geldiğimiz de bu fiyata iyiymiş valla dedik. Tipik filmlerde gördüğümüz amerikan evlerinden. Sokak filan da aynı yani :) Evin sahibi yoktu ama bize mesaj atmıştı. "Anahtar paspasın altında" diye. Onu da görünce dedim tam amerikan filmi sahnesi. Kapıyı açtık girdik içeri. Bakındık iki katlı bir sürü odalı bir ev, bahçesi ve kocaman bir garajı da var. Hata içinde bir Corvette bir jeep var. :) Biz banyosu olan odanın birini gözümüze kestirdik yerleştik. Bir süre sonra evin sahibi de geldi biraz muhabbet ettik. Zaten sonrasında adamı sanırım 2-3 kez gördük aynı evde olduğumuz halde. Çok pahalı değil mi nasıl yapıyorsunuz diye sordu çok pahalı olmadığını anlatmaya çalışsak da bize göre standartı oldukça yüksek yaşayan bu adamı ikna edemedik. Yahu garajında üstü açık Corvette var dedim sonunda elimle arabayı göstererek :) Neyse benim asıl anlamadığım adam 40$'a kiraya veriyor hadi komisyon filan düş eline geçecek para 30-35$. Türkiye'de böyle bir evi, arabası filan olan bir adam 40TL ya da 100TL'e odasının kiralar mı? Tamam Amerika'da bize (onların kazançlarına göre alım gücü..) göre ev, araba filan ucuz. Yine de adamın yıllık kazancı bu kiraya vererek kazanacağından çok daha yüksek. Evini hiç tanımadığı birilerine açıyor ve onlarla yaşıyor. Bir türlü neden olduğunu çözemedim bir ara dedim amerikan filmlerinde olduğu gibi adam meğer evine gelen gezginleri kesiyormuş bodrumda gömüyormuş :D
Eski bir arkadaşım Las Vegas'a geleceğimi görünce mesaj atmıştı. Nerdeyse 3-4 sene olmuştu hiç görüşmeyeli. Sağolsun hemen evine davet etti kalmamız için ama biz kalacağımız yeri önceden ayarlayıp parasını verdiğimiz için gidemedik. Sonradan çok üzüldük aslında çünkü kendi başımıza kocaman bir evde kalacağımıza (bunun hikayesini de paylaşacağım) çok güzel bir muhabbetin içinde hoş sohbet kalabilirdik. Las Vegas'a varır varmaz aradım, buluştuk hemen Seçkin ile. Niyetimiz bir kaç saat oturup sonra Las Vegas'ı gezmeye çıkmaktı ama laf lafı açtı biz saatlerce oturduk. Şehri gezmeye ancak akşam üzeri çıkabildik. Seçkin yarın akşam gelin hanımda işte gelmiş olur balkonda et yaparız, yer içeriz dedi. Ne süper olur dedik. Damla ve Seçkin 4 yaşındaki Kuzey ile birlikte bir süredir Amerika'dalar, biz de yollarda olunca hepimiz muhabbeti özlemişiz. Sadece güzel şeyler yemedik (Damla'nın eline sağlık) çok güldük, çok eğlendik ve mutlu olduk. İnsan özlüyor be böyle ortamları. Umarım tekrar denk geliriz... Tekrar teşekkür ederiz her şey için ;)
Evet Las Vegas olayından sonra Amerika macerasını biraz daha uzatmaya karar verdik. Tabii ki yolu da baya bir uzatmış olacağız yine. Amerika çok acayip bir yer, girince çıkamıyormuşsun. Mesafeler uzadıkça uzuyor, sürekli görecek yapacak bir şeyler çıkıyor. Zaman da akıp gidiyor tabii tüm bunlarla beraber. Las Vegas'tan tekrar kuzeye (kuzey-batı) çıkarak San Francisco'ya gideceğiz. Giderken de yol üzerinde Death Valley ve Yosemite milli parklarına da uğramayı ihmal etmeyeceğiz. :) Bitemedi bu milli park olayı. Neyse oradan şu çok popüler olan ve motorcuların sürekli kullandığı HW1 (sahil) yolu üziernden Los Angels'a, oradan da San Diego geçeceğiz. Sonrasında geri doğuya dönerek Meksika'ya gireriz diye düşünüyoruz. Yaklaşık 2.500 kilometrelik Kocaman bir U çizeceğiz. Buralarda çok başı boş ve zaman plansız gezdiğimiz için 1 Ekim tarihini de Meksika'ya geçiş tarihi olarak belirledik. 15 gün daha takılalım bakalım Amerika'da.
Bu sene de yeni yaşıma Las Vegas'da girdim. :) Bakalım yeni yaş neler getirecek.
Bir aydan fazladır Amerika'dayız ve bunun 26 gününü kamp yaparak geçirdik. Parklar, dağlar, ormanlar, çöl v.b. aklınıza ne gelirse kamp yaptık. Duşu tuvaleti olan, ağaçların altında, çimlerin üstünde de yaptık, suyu bile olmayan kumların üzerinde, çölde bile yaptık :) Amerika'da kamp konusunda oldukça deneyim kazandık diyebiliriz. Burada en çok sevdiğim şey kendinde öde sistemi oldu. Kamp yerlerine geldiğimizde özellikle de recreation kamp noktalarında (RV parklar da olabilir) geldiklerimizde kimseler olmuyor. Geliyorsunuz tabelaya bakıyorsunuz fiyatlar yazıyor. Haritası da oluyor. Ayrıca önceden rezerve edilmiş yerler varsa onlar da yazıyor. Bir tur atıp kendinize güzel bir yer buluyorsunuz. Sonra geri dönüp tabelanın yanındaki ödeme noktasından zarfılı formu alıp dolduruyorsunuz ve parayı içine koyarak kutuya atıyorsunuz. %90 bu şekilde ödeme yeri oluyor. Kamp yerine geldiğinizde ofisi açık görmek çok zor. Gece geç saate kadar oturduğum oluyor bazen arabalar, karavanlar ya da kamp yapacaklar gece geliyor ofisin ya da tabelanın önünde duruyor, fiyata ve boş yerlere bakıyor sonra gidiyor çadırını kuruyor geliyor ödemeyi atıyor. Sabah olunca da gidiyor.
Nevada'ya da böyle yol üzeri girdik durup fotoğraf bile çekemedik. Bu eyalette çok kalmayacağız zaten bir Las Vegas'a bakıp çıkacağız :)
İtinayla yol uzatılır :) Amerika'ya bir girdin mi oraya da buraya da gidim diyorsun gerçekten de çıkamıyorsun. Bir ay kalır Meksika'ya geçeriz pahalı buralar dedik ama planladığımız gibi gitmedi. Daha ilk kısmını bitirebildik. Yani milli parkları gezdik. İlk başta çıkardığımız listenin tamamını gördük. Grand Canyon, Antelope Canyon, Oljato Monument Valley, Capitol Reef National Park, Canyonlands National Park, Death Horse State Park, Arches National Park, Mesa Verde National Park, Bryce Canyon National Park, Zion National Park, Monument Valley Navajo Tribal Park. Şimdi asıl yıllarca fimlerde seyrettiğimiz Las Vegas, San Francisco, Los Angeles, San Diego şehirlerini görmeden ayrılmak olmaz. Fakat onları görmek de yolumuzu yine çoook uzatacak çünkü dönüp geri Tucson'a gelip Meksika'ya geçmemiz gerekiyor. En azından 15-20 gün daha Amerika'da kalmak demek. Latin Amerika diye yola çıktık Kuzey Amerika'dan çıkamadık :D
O kadar park gezdik, bir sürü oluşum gördük ve hepsinde de nasıl oluştukları yazıyordu. Hani demiştim buralar eskiden okyanusmuş. Hatta birden fazla gez okyanus gelmiş gitmiş. Tabii bunlar 200-300 milyon yıl içinde oluyor :D Okuyorum okuyorum ama kafadam bir türlü canlandıramıyordum. Bu video da rehber bize buraların nasıl oluştuğunu sadece 3 dk içinde ve uygulamalı olarak anlattı. 3 dakikada bu kadar oluşabiliyorsa 300 milyon yılda bunların oluşması normal tabii :))
Arizona'a gelme sebebimiz Antelope ve Grand Canyon'u görmekti. Şimdiye kadar bütün parklara kendimiz girip gezmiştik fakat Antelope kanyonunda buna izin vermiyorlar. Onun için adam başı 20$ verip bir tura katılmak zorunda kaldık. Burası milli park da değilmiş. Daha önce aldığımız ve bir yıl tüm milli parklarda geçerli olan park kartı burada geçmediğinden 16$ da girişte verdik. Etti mi size 56$ :( Umarım girdiğimize değer diye düşündük. Bence değdi çünkü gezdiğimiz o kadar parkın içinde bizi en çok etkileyen yer oldu. Lower ve Upper olmak üzere iki tane kanyon var. Upper olan adam başı 50$'mış ve çok popüler. Zaten popüler olduğu için pahalı bence. Bizim 100$ verme gibi bir niyetimiz yoktu. :) Yolda tanıştığımız bir alman çift bize Lower'ın çok güzel olduğunu yürünen yolun darlığı yüzünden şişman amerikalıların tercih etmediğini anlattı. Ben bunu daha önce internetten de okumuştum zaten. :) Aradaki fiyat farkı da uçurum olduğu için Lower'ı tercih ettik. Biz çok sevdik. Upper'ı görmediğimiz için hamgisi daha iyiydi kıyaslayamıyoruz tabii :) Unutmadan en son fotoğrafta içinde yürüdüğümüz bu kaya oyuklarının üstün görüntüsü. Tam olarak oradan çıktık yüzeye geri.