Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Cusco'dan hemen önce konakladığımız Abancay. İçindeyken bu kadar büyük görünmüyordu. Sabah şehirden ayrılırken dağlara tırmanmaya başlayınca şaşırdık ne kadar büyükmüş diye. Yükseklik yaklaşık 4bin metrelerde ama şehri tam dağların arasına vadiye kurmuşlar. Gerçi biz akşam vardığımızda yağmur yağıyordu, sabah da ayrılıp dağlara tırmanmaya başlayınca tekrar yağmur başladı.
Cusco'ya doğru And dağlarından yola devam ettik. Yine bol bol 4.500metrenin üzerine çıktık. Hava ara ara yağmurlu, sisliydi her zaman olduğu gibi. İyice kış moduna bağladık. Ne bulursak giyiyoruz :) yeni aldığımız yağmurluklar da dayanmadı yine su almaya başladılar. :(
Peru'da nadir sevdiğimiz şeylerden biri de her yerde pide ekmek, güzel beyaz peynir ve siyah zeytin bulabiliyor olmamız. :) Kaldığımız küçücük köyden sabah çıkarken ne yiyeceğiz acaba diye düşünüyorduk. Daha 100mt gitmeden hem pide hem bu güzel peynirleri satan tezgah bulduk. Hemen karşısında da buraya özgü baklagilden yapılan sıcak bir içecek bulduk. İlginç bşr tadı vardı ve kıvamı çok yoğundu. Hatta termosumuza da doldurduk. Peru'ya değil sanırım buraya özgü çünkü daha önce hiç görmemiştim.
Koloniyal şehrin yolları taştan türküsünü söylerken :) Şaka bir yana bazen bu taşlı yollardan gitmesi arazide gitmekten zor oluyor. Villa De Levya'ı hatırlar mısınız? Hani tüm şehrin insanlarını meydana toplasan yine de doldurmayacak kadar büyük meydanı olan küçük koloniyel şehir.
Nazca'da çizgileri gördükten sonra çok da sarmayınca Nazca'da kalmamaya karar verdik. Normalde buradan sonra And dağlarına yönelip Machu Picchu için Cusco şehrine gidecektik. Yaklaşık 650km ve dağlık bir yol olduğu için 2 günde gitmeyi planladık. Nazca'da kalmaktan vazgeçince ve saatte erken olunca biraz dağlara doğru sürmeye başladık. Hani ne gitsek kardır diğer günlere yol kısalır. :) Çok güzel bir vadinin içinden dağlara doğru tırmanmaya başlayınca hava o kadar da güzel olamadı. :) 4.500 metrenin üzerine çıktık. Hava 9 derecelerde, yağmur ve sis de ona eşlik edince hızımızı iyice düşürdü. İlginçtir yol üzerinde kendimi atacak küçük bir kasaba bile bulamadığımızdan sürmeye devam etmek zorunda kaldık. Yaklaşık 200km gittikten sonra güneş batmaya başladı. Hala çok yüksekte olduğumuz için sis yüzünden görüş mesafemiz çok düştü. Bir ara 20-30 ile gittiğimizi hatırlıyorum çünkü tam U dönüşü virajlar var ve yer çizgilerini bile zor seçebiliyordum.
Artık drone ile seyahat eden gezginler kervanına katıldığım için gitmeden önce her ülke için araştırmaya başadım. Malesef Peru'da drone kullanabilmek için izin almak gerekiyormuş. Cezası da 580$'mış. Fakat bu izni bir haftada alabiliyormuşun ve 200$'da kapora yatırman gerekiyormuş. Normalde uçakla gelmiş olsan zaten havalimanında drone'a direk el koyup iİn belgesi olmadan alamıyormuşsun. Sadece ülkeden geri çıkarken teslim ediliyormuş. Tabii biz karadan geçtiğimiz için kimse kontrol etmedi. Hoş ben ne olur ne olmaz diye montumun cebine koymuştum :) Durum böyle olunca drone'u Peru'da çıkarıp her yerde kullanamıyorum. Tıpkı Nazca çizgilerinde olduğu gibi ya da Macha Picchu'da kullanamayacağım gibi. Mesela Nazca'da zaten bir sürü pır pır çok alçaktan uçuyor. Benim gidip orada 150 metre yükseklikte uçmam saçma olurdu. Fakat Huacachina (vahada) uçurdum. Buradan sonra Arjantin'de serbestmiş, Şili'de izin alman gerekiyormuş. Fakat almak kolaymış sanırım. Breazilya'da ise tümden yasakmış. :)
Nazca çizgilerinin neden ya da nasıl nasıl yapıldığından daha çok nasıl korunduğunu merak ettim ve biraz araştırdım. Çünkü baktığında bazı kısımların sanki soradan düzeltilmiş gibi olduğu görülüyor. Çünkü o kadar yüz yıl nasıl üzeri örtülmeden kalabilir ki? Bu bölge dünyanın en kuru çöllerinden biriymiş ve hava sıcaklığı genelde hep 25 derece civarında kalıyormuş. Ayrıca rüzgar almıyormuş ve neredeyse hiç yağmur da yağmıyormuş. Bu yüzden çizgilerin üstü tekrar örtülmesi için doğal bir sebep yokmuş. Sonuçta bölge rüzgar ve yağmur almıyorsa ve kimse de gelip üzerinden geçmiyorsa kazdıkları çizgiler de öylece kalıyor. İşin sırrı yapılış şeklinde değil yapıldığı yerdeymiş. Yani anlayacağınız rasgele bir bölge seçilip yapılmamış. Bu kadar emekli bir şey yaparken bir bir ay sonra silinmeyeceğini biliyorlarmış ama yüzlerce yıl ötede bize kadar ulaşabileceklerini düşünebilirler miydi acaba? Fakat mevsim değişimleri burayı da etkilemiş. Son yıllarda bölge hafif yağmur ve rüzgar almaya başlamış. Bu da erozyonu arttırmış ve şekilleri bozmaya başlamış. Hatta son zamanlarda artan ve kontrol edilemeyen gecekondular yüzünden de şekiller bozuluyormuş. Bu üzerinden geçtiğimiz panamericana yolu da zaten zamanında bozmuş. Sonuç itibari ile evet şekillerin tamamı orijinal çizgiler değilmiş ama büyük çoğunluğu orjinalmiş. Bu bile inanılmaz bir şey düşünsenize yüzlerce yıl geriden gelen bir mesaj gibi.
Burada yaklaşık 80km'lik bir alana yayılmış yüzlerce basit çizgi ve geometrik şekil varmış. 70 taneden fazlası hayvan figürleri ve bir kısmı da ağaç ve çiçek gibi figürlermiş. Asıl ilginç olanı en büyük figür 370mt uzunluğundaymış ve oldukça yüksekten (uçaktan) bakınca anlaşılabiliyormuş. Hatta uydu fotoğrafları ile sonradan bulunan bazı figürler de varmış. Galiba o zaman bu çizgileri yapan arkadaşlar kafalarında tasarlayıp çizmişler ve sanırım hiçbir zaman da yukardan bakıp neye benzediğini görememişlerdir. Biz bir şey yaptık ama göremiyoruz :) Çizgilerin milattan önce 100 ile milattan sonra 500 yılları arasında Nazcalar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Çizgiler çöl yüzeyindeki kırmızımsı çakıl ve kum tabakasının kazılarak altındaki kireç içeren açık gri tabakanın ortaya çıkarılması ile yapılmışlar. Sadece 10-15cm derinliğinde yüzeysel olarak kazılmışlar. Fakat yüzey ile renk farkı yüzünden çizgiler belirgin olarak seçilebiliyor. Çizgileri yapmak için ağaçtan yapılmış basit kazılar kullanmışlar. Bu kazıklardan bazıları çizilerin sonunda çakılı olarak bulunmuş. Zaten bunun üzerinde yapılan karbon testi ile ne zaman yapıldıkları tahmin ediliyor. Neden yapıldığı ve ne için kullandıkları ise kesin olarak bulunamamış. Sadece bunla ilgili teoriler ortaya atılmış. Kimi dini amaçlı kullanıldığını, kimi astronomi ve yıldızlar ile ilgili olduğunu söylemiş.
En çok merak ettiğimiz ve Peru'nun da en ünlü yerlerinden birine geldik. :) Geldik derken zaten Panamericana yolu çizgilerin ortasından geçiyormuş. Yola yakın olan 3 figürü görmek için de bir kule dikmişler ona çıkıp baktık. Aslında uçak ile yukardan da bakılarak daha fazla figür görülebiliyor fakat bizim bütçemiz için biraz pahalı geldi. Onun için kuleden bakınmak ile yetindik.
Vahada yapılan en popüler ve bence en eğlenceli aktivite çöl için yapılmış buggy dedikleri araçlar için çöl tepeleri üzerinde hız yapmak :) Ayrıca arkaya board da atmışlar tepelerde durup kayabiliyorsunuz sonra aşağıdan geri topluyorlar :)
Hazır kumu bulmuşuz biraz eğlenmekten zarar gelmez :D
Biraz çıkıp kum tepelerinin arkasında dolaşmaya başladığımda yine bir Peru klasiği ile karşılaştım. Yaklaşık 3 saat yürüdüm etrafta ve 2 tane daha küçük vaha buldum. Biri çöplüğe dönmüş işler acısı haldeydi :( diğeri de zaten kurumuş çöpler üzerinde çürümeye yüz tutmuştu. Zaten ikinci fotoğrafta olan kuruyan vaha büyükmüş ve eskiden oraya giden taşlardan yapılmış bir yol da varmış. Fakat çöplüğe çevirdikten sonra ya da kuruduktan sonra artık oraya gidilmez olmuş ki yolu da kumla örtülmüş yitip gitmiş. Böyle güzel bir yerin bu hale gelmesi gerçekten üzücü.
Sonunda Peru'da güzel bir yere geldik :) Hani bu gezide gördüğüm en ilginç yerler diye bazen yazıyorum işte burası da 5. en ilginç yer oldu. Çölün ortasında bir vaha ve etrafında küçük bir şehir. Aslında kum tepelerinin hemen arkasında (5km kadar geride) kocaman başka bir şehir (Ica) var ama farklı açı ile çekersen sanki çölün ortasındaymış gibi çıkıyor :D Vahanın etrafında şehir olması çok ilginç bir görüntü katmış. Daha önce Afrika'da Omo bölgesini çölden geçerken bunun gibi 3 farklı vahadan geçmiştik hatta birinde 2 gece çadır kurup kapmıştık. Gerçekten de aynı böyle çölün ortasında bir sürü palmiyenin olduğu yerlerdi. Oralarda şehir yoktu tabi ya da yerleşim yeri de yoktu. Yine de o çölün ortasında nasıl su çıkıyor ve o palmiye tohumları oraya nasıl gelmişte onlarca olmuşlar hiç anlamamıştım. O zamanlar geldi aklıma bizim için zor ama güzel günlerdi. Burasının adı Huacachina. Lima'dan sonra hiç durmadan direk buraya geldik. Peru'ya ilk girdiğimizde plajda geçirdiğimiz 4 günden sonra ilk defa burada bir günden fazla kaldık. :) Peru'da en 1 ay kalmayı düşünüyorduk ama sevemeyince biraz hızlandırdık. Hala Kolombiya'yı özlüyorum. :)
Lima trafiğinden dolayı bayılmış biz :) O balık yağı kokan şehirden erkenden çıkıp Lima'yı geçmeye çalışmıştık ama olmadı. Çünkü Panamericana yolu Lima'nın neredeyse ortasından geçiyor ve çevresini dolaşabileceğiniz başka bir yolda yok. Tam şehrin orta yerindeki 15 kilometrelik yolu yaklaşık 1,5 saatte geçemeyince bir köprünün altında motosikletleri park edip biraz mola verdik. Tabii havanın son derece güneşlik ve sıcak olduğunu söylememe gerek yok herhalde günlerdir çöllerden geçtiğimiz için :) Gelen geçen kim varsa bize bakıyordu. Bir ara polis geldi bir şey diyecek sandım ama demedi baktı geçti :) Çünkü duracak yer de bulamadık. Bir ara kocaman bir otobüsün yaya kaldırımına tamamen çıkıp uzun bir süre gittiğini bile gördük. Önünde de bir dolmuş gidiyordu. Arkasına da biz çıktık kaldırımdan takip ettik valla yalan yok. Araçlar her buldukları araya ve deliğe öyle bir giriyorlar ki motorlara geçecek yer kalmıyor resmen. Sadece biz değil yan çantaları olmayan lokal motosiklet sürücüleri bile beklemek zorunda kalıyordu bizle beraber. Aslında kaza yapmazsanız son derece şaşırtıcı ve eğlenceli bir deneyim olabilir. Bir ara araçları izlerken şaşkınlıktan güldüğümü hatırlıyorum. Neyse işte başka bir büyük şehir daha görmek istemediğimiz ve Peru'ya karşı hevesimizi de gittikçe kaybettiğimiz için Lima'ya girdik ve çıktık.
Son zamanlarda her gün yol yapmaktan ve yolda internetimizin olmamasından dolayı paylaşımlarda biraz geri kaldım. Zaten yol üzeri paylaşacak çok bir şey de yoktu. Genelde sahil yolunu yani çölü takip ederek Lima'yı da geçtik ve Peru'nun güneyine indik. Ben yine de kaldığı yerden sonrası için kısaca özet geçeyim :) Motosikletin tamir işlerini bitirdikten sonra sabah erkenden şehirden ayrılıp Lima'ya 70km uzaklıkta olan Chancay isimli küçük bir kasabaya geldik. Lima yerine buraya gelmemizin sebebi Lima'nın trafiği ile kötü olan ünü :) Zaten Lima'da da kalmayı düşünmediğimiz için hemen öncesinde kalalım dedik. Tamamen yol üzeri geçerken kalalım dediğimiz Chancay bizi çok şaşırttı çünkü Peru'ya ait bir yer değilmiş gibi :) sokakları son derece temiz, düzenli kaldırımları, çöp kutuları, güzel bir plajı ve otelleri var. Sokakta gezen insanların giyimleri, ortam hepsi bir farklı geldi. Şehirdeki tek kötü şey yakınlarında bulunan balık yağı fabrikaları. Çünkü inanması zor ama şehrin tamamı acayip kötü kokuyor. Şaka yapmıyorum tamamı nasıl kokabilir ve yayılabilir anlamadım. Aslında turistik bir yer değil yani lokal turist geliyor olabilir plaj yüzünden ama yabancıların pek geldiği bir yer olduğunu zannetmiyorum. Ayrıca fiyatları da biraz yüksek.
Koca bir ülke nasıl böyle çöp içinde kalır anlamış değilim. Sanki çöp kamyonları yol kenarlarına çöp dökmüş gibi. Sadece şehirler arası yollar da değil şehir içi de aynı şekilde. Yıllar yıllar önce motosiklet ile Orta Doğu gezisi yapmıştım ve Suriye'ye de gitmiştim. Orada vardı yol kenarlarında çöp dağları. Orada sonra hiç görmemiştim, Peru ikinci oldu. Çok büyük hayal kırıklığına uğrattı bizi. Oysa Orta Amerika'dan Güney Amerika'ya geçip Kolombiya'ya girince çok mutlu olmuştum. Çok güzel ülkeydi bundan sonrakiler de gittikçe daha güzel olacaktı. Fakat öyle olmadı gittikçe daha kötü oldu. Peru'da tanıştığımız Kolombiyalı bir gezgin Avusturalya'ya gidip gezmek istediğinden bahsediyordu. Bize "Avusturya'ya gideceğim geleceğe yolculuk gibi olacak çünkü Kolombiya'dan çıktıktan sonra gittikçe daha geçmişe yolculuk yapar gibi hissettim." dedi. Gerçekten de Kolombiya cennet gibi bir yermiş, iyiki bir aydan fazla kalmışız gezmişiz. Keşke daha uzun kalsaymışız, daha çok yeseymişiz, daha çok yerini gezseymişiz diyoruz şimdi. Eğer Peru'a uçak ile gelip Lima'a oradan gezilecek yerlere nokta atışı gitmişseniz bu anlattıklarım size bir anlam ifade etmeyecektir. Fakat ülkenin geri kalanı öyle değil çok farklı
Normalde planımızda Lima'ya gitmeden önce And dağlarına doğru çıkarak Huaraza gitmek vardı. Oradaki Laguna 69 isimli buzul gölü ile Pastoruri buzulunu görmek istiyorduk. Fakat şu anda Peru'da yağmur sezonu ve turistik olarak da en düşük sezonda şu anda. Pasifik sahili tarafında çöllerde yağmur pek yağmıyor ama yukarlarda çok yağıyormuş. Bizden hemen önce oraları ziyaret eden @Ayfer ile konuşup onlardan bilgi aldıktan sonra gidip gitmeme konusunda kararsız kalmıştık. Çünkü çok ıslanmışlar. Zaten yolların bazılarında da heyelan olmuş. Ayrıca Laguna 69 gölünü görmek için 14 km (git gel) ve 812 metrelik bir tırmanış yapmak gerekiyor. Bunu yağmur altında yapmak istemiyoruz. Hatırlarsanız Ekvador'da Amazon'da şelaleye gitmek için çok ıslanmıştık. Yürürken de çok zor olmuştu. Tabii bir de göle kadar gidip sis yüzünden gölü görememek de var. Hani yine Ekvador'da gidip de göremediğimiz krater gölü vardı :D Tüm bunlar bizi daha bir isteksizleştirdi. Tam gideceğimiz gün bu motosikletin keçesini değiştirme olayı olunca orada da zaman kaybettik. Bu arada yolda tanıştığımız ve oraya karavan ile giden başka bir çift ile yazıştık. Onlarda geldik ama yağmurdan bir şey yapamıyoruz deyince. Artık başka bahara diyerek pas geçtik.
Kaldığımız otelin manzarası ve otelden panamericana yoluna bağlanmaya çalışırken geçtiğimiz yerler. :) Sanırım ortam hakkında biraz fikir veriyordur.
Hikayenin gerisini yazıp bitireyim. Motorları halledip tam çıkacaktık Alexander'a Alexander'ı (bizi ilk bulan adam) aramasını ve bize otel bulup bulamayacağını sormasını rica ettik. Dükkanı kapatacağı için oradan çıktık Alexander'ın evinin önünde diğer Alexander'ı beklemeye başladık. Derken kalabalık bir ekip olarak geldiler. Diğer Kolombiyalı gezginleri de bulmuşlar hep beraber önce yemek yemeğe gittik. Eğlenceli bir sohbet oldu. Yolda motosiklet ile gezen çok fazla Kolombiyalı görüyoruz. Genelde de hedefleri kıtanın sonu Ushuaia'a oluyor. Onlar için gitmesi bence çok kolay çünkü ana dilleri ispanyolca :) Yalnız Kolombiyaların Peru için söyledikleri bizi şaşırttı çünkü bizle aynı düşünüyorlar. Peru'yu sevmemişlerdi ve hızlıca çıkmak istiyorlardı. Gerçi yolda kimle tanıştıysak hızlıca Peru'dan çıkmaya çalışıyordu. Hatta Macha Picchu'yu bile görmeden çıkmak isteyen vardı. Sohbet sonrası hepimizi yakınlarda bir otele yerleştirdiler ve sabah kahvaltı etmek için sözleştiler. Fakat biz erken çıktığımız için kahvaltıya kalmadık.
Peru'da henüz elimiz deyip de bir telefon hattı alamadık doğal olarak wifi bulamazsak internetimiz olmuyor. Wifi oldukça yaygın aslında ama dün kaldığımız daha doğrusu kalmak zorunda kaldığımızı otelde wifi yoktu. Onun için bir şeyler paylaşamadım. Peru'ya girdiğimizden beri çöl durumu hiç değişedi. 3 günde bin kilometreye yol yaptık, her yer çöl. Umarım güneyi bu kadar çöl değildir. Çünkü bir süre sonra sıkıcı bir hal almaya başlıyor. Peru bizi çok şaşırttı bu konuda. Çölde rüzgardan korunmaya çalışan biz. Tabii herkesin korunma yöntemleri farklı olabilir. :))
Şehre 40 küsür kilometre kala benzin bitti :) Şimdi bu sıcağın altında ve hiç gölge yokken mi biter isyanı ile küçük Emrah modunda yedek depoyu söküp dokdurdum depolarımıza. Bu yolculuğumuzda yedek depomuz ilk defa gerçek anlamda işe yaramış oldu. Sanırım aşağılarda daha çok çok kullanacağız.
Çöle gireceğimizi duyunca ben! :) Şaka bir yana daha önce Afrika'da çöllerde susuz kalınca ağzım yandı ne zaman çöl geçişi olsa suyu fazlasıyla yanıma alıyorum. Tamam çöl geçişi dediğime bakmayın asfalt yoldan 250km geçeceğiz ama ters bir şey olursa ve yolda kalırsak su her şeyden önemli. 7 litre ile abarttığıma bakmayın böyle alınca çok ucuz oluyor. Çünkü 2lt civarında olanlar 5TL iken bu 7lt ve 8TL sadece. :)
Güney Amerika benim için gördüğüm en ilginç şey bu siyah mısırlar oldu. Daha önce Afrika ve Asya'da hiç görmemiştim. Belki oralarda da vardır ama denk gelmedim. Biz de var mı onu da hiç görmedim. Fakat hiç yenebilecek bir şeymiş gibi durmuyor. Haşlanıp ya da kızartılıp yenmiyormuş, yemeklerde kullanılıyormuş. Ayrıca ayıklanmış ve kurutulmuş olanları da çuvallarda satılıyor. Onun görüntüsü de ilginç
Peru'da yol üzeri ilginç bir restoran :) Canlı müzik gürültüsünden garsona sipariş veremediğimiz, büstiyerli ve mini etekli kızların içecek dağıttığı bir restoran. Yemekler ise Güney Amerika'da çok değişmeyen bir tabak, pilav, patates ve tabii tavuk. Ortamı izlemesi eğlenceliydi ama :)
Dün kamp kurar kurmaz hemen şehre gidip yağ baktım. Kaldığımız yerin sahibi saat geçti ve haftasonu olduğu için bulamayacağımı söylese de şansımı denedim ve bunu buldum. Uzun zamandır 10W-40 yağ bulamıyordum. Burası da çok sıcak olmasına rağmen daha ilk baktığım yerde buldum. Tanesine (litresine) 35sol (~10$) verdim. Normalde yağ filtrelerini her yağ değişiminde değiştirmiyordum fakat filtre rahat bulunca ve elimde de ikişer çift olunca iki motorunda filtrelerini değiştirdim. Eski yağları ne yaptığımı soranlar oluyor her defasında, yazayım sorulmasın tekrar :) tekrar bu yağ kutularına koyup benzinciye bıraktım. Orası olmasa yağ aldığım yere bırakıyorum. Orası da olmazsa dünyada her yerde araba tamircisi var onlara da bıraktığım oldu.
Dün internet bulamadığımız için günün geri kalanını paylaşamdım :( Güzel bir kamp yeri öğrenmiştik demiştim. Oraya gittik. Sahibinin ismi Gonzalo ve kendisi heykel traş ya da tam olarak ne deniyor bilmiyorum. Burası da onun hem evi hem atölyesi. Çölün ve bu kadar çöpün içinde kendisine oasis yaratmış bence. İçeri girince çok şaşırdık. Çünkü buraya gelirken şehrin içinden geçtiğimiz yolları görseniz çok şaşırırsınız. Sağlı sollu her taraf çöp yığınları ile dolu. Zaten kamp yerinden hiç ümidimiz yoktu. Çünkü böyle bir ortamda bunun gibi bir yer hiç beklemiyorduk. Adam çimleri büyüktmek ve yaymak için çok uğraşıyormuş. Onun için özürdileyerek bizden çimlerin üzerine kurmamamızı rica etti. Bu çok ilginç geldi, çünkü çim yani altı üstü. Ekvador'da hiç değeri olan bir şey değildi her yerdelerdi. Burada ise adam yetiştirmek için emek veriyor. Hayatımda ilk defa kuş sesinden rahatsız oldum ve sabaha karşı uyandım sonra da yatamadım. Ortalık çöl olunca burası da yeşil olunca sanki binlerce kuş burayı mesken edinmiş gibi :) nasıl hep bir ağızdan farklı farklı ötüyorlar, uyutmadılar. Yazmayı unuttum ekleyim hemen çok ilginç bir de tuvaleti vardı :))
250 kilometre boyunca manzara pek değişmedi her yer çöl :) neyse arada derede iki viraj atmışlar iyi olmuş. Buradaki tek sorun iki büyük şehir arasındaki geçişlerde benzinci olmaması. Küçük yerleşim yerleri var fakat benzinci yok. Bugün geçtiğimiz yolda 100km fazla benzinci yoktu. Yarın geçeceğimiz çölde 200km boyunca benzinci yokmuş. Bizim motorların menzili zaten o kadar :)) Piura isimli büyük bir şehre geldik. Bugün burada kalacağız. Yine kamp yapacak bir yer öğrendik. Bugün erken bırakıyoruz çünkü motorların yağını değiştirmem gerekiyor. Kampı kurunca hemen gidip yağ bakacağım.
Çok değil Ekvdaor'dan sadce 70 km uzaktayız. Ekvador nasıl yemyeşim bir yerdi. Sınırı geçtik Pehu'd birden çöl başladı.
Bugün burada seyrettiğimiz son gün batımı :( Çünkü artık yarın yola çıkıyoruz. İlk görmek istediğimiz yere kadar bin kilometreden fazla yolumuz var ve her gün yol yapmayı düşünüyoruz. Böylece bu geçişlerinde zaman kazanıp görmek istediğimiz yerlerde daha çok vakit geçirebiliriz. Sanırım 2 tanede çöl geçişi var. Bakmayın çöl dediğime asfalt yol var zaten de etrafı çöl demek istiyorum. Hava 30 derecenin üzerine çok nadir çıkıyormuş. Nem oranı da %70'lerde olduğu için çok bunalmadan ve terlemeden gidebiliriz sanırım. Gerçi çöldeyken drone ile video çekmek ve hatta otomatik takip özelliği ile drone'u peşimize takıp biraz sürmek istiyorum. Onun için çok sıcak olmasın :D
Hazır Peru'nun girişinde kumsalda güneşleniyorken biraz Peru'da gezeceğimiz yerleri çalıştık. Gezecek çok ülke olunca hepsine birden çalışmak zor :) Onun için girmeden hemen önce ya da böyle girdikten sonra çalışıp yaklaşık bir rota çıkarıyoruz. Tabii her zaman rotaya uyamıyoruz. Mesela Ekvador rotasında dağlardan sıkılıp güneyini gezmeden 2 günde çıktık ülkeden. :) Yine biraz dolambaçlı bir rota ile karşınızdayı. Gezmek istediğimiz yerlerin hepsini çıkardık. Görülecek çok güzel yerler var. Onun için hiç birini elemeden rota çıkardık. Kıtanın en güneyine kış gelmeden inmemiz için biraz hızlanmamız da gerekiyor. Peru'nun kuzeyinde görülecek çok fazla bir şey yok. Geneli de çöl zaten onun için hızlıca güneyine inip vakit kazanacağız. Sanırım bir ay Peru'da kalırız. İlk görmek istediğimiz yer Huaraz bölgesi ve buraya yaklaşık 1.000km uzaklıkta. Sonrasında sırasıyla; Laguna 69, Pastoruri Glacier, Paracas National Reserve, Huacachina, Nazca Lines, Chauchilla Cemetery, Cusco, Machu Picchu, Colca Canyon, Arequipa, Titikaka Lake'i göreceğiz.
Bugün tüm gün plajda tembellik yaptık çok iyi geldi. Hava zaten çok güzel, 30 derecelerde ama kavurmuyor. Çadırı hindistan cevizi ağaçlarının gölgesine ve okyanusun dibine kurduk. Kahvaltımızda da daha önce Ekvador'un girişinde yılbaşını geçirdiğimiz kamp yerinde tanıştığımız arkadaşlarımız var. Daha ne olsun. Yüksek irtifa, soğuk ve yağmurlu hava ve yemyeşil doğadan 2 gün sonra çöl, sıcak, kum ve okyanusa geldik. :) Bir süre Peru'da iç kesimlere gidene kadar böyle devam edecek. Bir gün daha kalacağız sonra Peru'nun güneyine doğru yola devam edeceğiz.
İşte tam olarak buraya kamp kurduk :) güneş tam karşımızdan okyanus üzerinden batıyor. Burası çok güzelmiş sabah fotoğraf çekerim tekrar :) yalnız deli gibi yengeç var. :)
Şimdiye kadar geçtiğimiz en uzun sınır geçişi bu Ekvador - Peru geçişi oldu. Tam tamına 4,5 saat sürdü. Ekvador'a girerken de çok uzun sıra beklemiştik neyse geçti gitti artık. Ekvador güzel ülkeydi ondan çok takılmıyorum. Yalnız şöyle bir şey var Ekvador'un yarısını tam 15 günde geçtik kalan yarsını ise 2 günde geçip bitirdik. Yani Ekvador o kadar küçük bir ülkeymiş. Fakat gezilecek bir sürü yeri var. Belki sonra tekrar yolumuz düşer kim bilir. Kamp yapacağımız yer buradan 70 km kadar ilerde ve güneş batmadan gitmek için biraz seri hareket ettik.:)
Biraz Peru'dan bahsedeyim. Ekvador'dan sonra çok şaşırdım. Çünkü daha iyi bir ülke beklerken Orta Amerika ülkelerinin birine girmişim gibi hissettim. Öncelikle doğa tamamen değişti. İnanılmaz bir şekilde her yer çöl oldu. Sınırı sanırım buna göre ayarlamışlar. :) Doğa harikası yemyeşil Ekvador'dan birden çöle girdik. Tabii kimine göre o da doğa harikası olabilir. Yeniden tuk tuk ülkesine geldik her yerimiz tuk tuk oldu. Trafik birden acayip kötü oldu. İnanılmaz hatalı solluyorlar ve şerit filan yok bunlar için. Kolombiya ve Ekvador'da iyice alışmıştık düzgün trafiğe unutmuşum böyle trafikleri. Asıl önemlisi yine çöplük oldu heryer :( Güzelim ülkeyi neden bu hale getirirler ki hiç anlamıyorum. Fikir vermesi için kısa bir video yükledim. Unutmadan buranın Güney Amerika'daki en ucuz ülkelerden biri olması gerekiyor. Henüz görmedik sadece bir aylık trafik sigortasını 66$'dan çaktılar bize girişte onu biliyorum. Biraz daha zaman geçirdikçe fikirlerimi paylaşırım.
Bu seyahatte çok fazla BMW fanatiği gezginle karşılaştım. Donlarına kadar BMW ürünleri giyen bir sürü kişi de gördüm. Kasklarından, bufflarına, çoraplarından botlarına kadar hem de :) Elvador çıkış işlemi için pasaport kuyruğunda ilen önümüzde 6 tane BMW motosiklet ile gezen Almam bir grup vardı. 6 erkek ile Almanya'dan yola çıkılıp Ushuaia'nasıl gidilir bilemedim. Neyse konumuz o değil zaten. Bu arkadaşların hepsi BMW kullanıyor ya yine full takım giyinmişler BMW'den. İçlerinden biri Farklı giyinmişti. O da kendini çok ezik hissetmiş olcak ki kafasına BMW logosu kazıtmış. Arkadaş içten fanatik :)) Acama kafama Yamaha logosu mu kazıtsam :))
Bu seyahatte sınırlardan yana şansımız hiç olmadı sanırım :) Elvador'un çıkış tarafında sistem arızalıymış. Herkesi geri Ekvador'un giriş tarafına gönderiyorlar. Ekvador'a giriş çıkış yapacaklar ile Peru'ya giriş çıkış yapacakların hepsi burada. Upppp uzun bir kuyruk var. Sanırım 2 saat buradayız. Oysa daha dün hemen önümüzde seyahat eden AyferOnur Seyahatnamesi 30dk'da geçmişlerdi. Hatta ondan bir gün önce yine tanıdığınız başka bir gezgin de yarım saatte geçmişti. Tamam ikisi de farklı sınırlardan girdi Peru'ya kabul, tek şansız biz miyiz denediğimiz kapı sorunlu çıktı. Kısmet işte :)
Sınıra geldik önce Ekvador tarafında motorlarımızı gümrükten düşeceğiz sonra da kendimizi çıkartacağız. Gümrükte 3-4 kişi var sadece, hızlıca yapıp Peru tarafına geçeceğiz (sanırım) :).
Göya yağmurdan kaçmak için dağlardan pasifik tarafına geçtik. Hatta akşam be güzel güneşi bile batırmıştık. Sabah çok şiddetli yağan yağmurun sesi ile uyandım. :) Belki durur ümidiyle tekrar yattım. 1-2 saat sonra saat 10'a doğru yağmur durunca kalktık ve hazırlanıp yola çıktık. Bugün kısmet olursa Peru'ya geçmek istiyoruz. Buradan sınıra kadar 170km var. Sonrasında bir 70km daha gidip deniz kenarında önceden bulduğumuz bir kamp alanında kalacağız. Bu arada fotoğrafta sağımızda ve solumuzda görülenler muz ağaçları. Hiç durmadan devam ediyor bu muz ormanları. Hatta bir yerde yol kenarında ufak bir pist vardı ve 10'a yakın pırpır uçak vardı bu ormanları ilaçlamak için. Siz düşünün ne kadar büyük, biz sonunu göremedik henüz.
Herkese günaydınnn. Çadırı filan her şeyi toparladık ve kahvaltımızı yaptık. Yola çıkmaya hazırız. Bugün dağlardan inmeye karar verdik. Çünkü soğuk hava değil ama yağmur sürekli elimizi kolumuzu bağlıyor. En son Kolombiya Cartegana'da deniz seviyesindeydik. Sonrasında yaklaşık iki ay boyunca hep 2.500-4.000mt aralığında kaldık. Sadece iki kez 2binin altına indik. Biri büyük şelaleye giderken Amazonlarda kaldığız yer, diğeri de burası. And dağlarının karamsar havası bizim de ruhumuzu kararttı resmen :) Onun için planı şöyle değiştirdik. Hızlıca And dağlarından aşağı doğru Pasifik kıyısına inip, Peru'ya sahil sınırından geçerek orada kumsalda kamp yapıp, güneşlenmek ve okyanusa girmek şeklinde... :) Bugün And dağlarından inmek için uzun ve bol virajlı bir yol bizi bekliyor .
Biraz simülatörde takıldıktan sonra drone'u açık alanda kullanmaya başladım. Özellikle manevralar konusunda çalışmak lazım çünkü drone'un yönünü havada velirlemek zor oluyor. Yönüne göre de sağ sol yer değişiyor. Bugün salıncağın olduğu yere giderken yanıma aldım fakat hava da deli gibi rüzgar var. Onun için uçurup uçurmayacağımı bilmiyordum. Tepeye çıktığımızda ortam sessizdi ve hiç rüzgar yoktu. Büyğk bir sevinçle hemen drone'u çıkardım ve uçurmaa başladım. Etrafta çarpabileceğim hiçbir şey de olmadığı için rahat rahat kullandım. Fakat bu sefer yeni bir şey öğrendim. :) drone'u uçurmak ayrı bir konu video çekmek ve kamerayı yumuşak hareket ettirmek ayrı bir konu :)) Bol bol deneme yaparak işe yarar bir görüntü çekebildim. Fakat internet çok kötü ondan yükleyemiyorum. Bir kaç fotoğraf gönderiyorum. İlk ikisi salıncağın olduğu yerden, son ikisi ise kamp yaptıpımız yerden ve güneş hemen yeni batmışken. Bence kullandığım Gopro hero 4'den çok daha iyi çekim yapıyor.
Gece başlayan yağmur sabah da hafif hafif devam edince bir yere hareket edemedik. Öğleden sonra saat 13 gibi bulutlar dağıldı ve güneş biraz yüzünü gösterdi :) Bu fırsatı kaçırmamak için hemen giyinip motora binip etrafı gezmeye başladık. İlk olarak Ekvador'da en çok bilinen dünyanın sonundaki salıncağa La Casa De Arbol'a geldik. Burası neden sadece salıncak ile popüler olmuş bilmiyorum. Çünkü ben tepeye ilk çıktığımda karşıdaki koca karlı dağa takıldım kaldım. Muhteşem güzel görünüyor. Genel olarak manzarası çok güzel bir yer onun için salıncağı bıraktık oturduk etrafı seyretmeye başladık. Salıncak da çok uzun kuyruk vardı :) Ben daha önce takip ettiğim paylaşımlarda sanki böyle sessiz sakin hatta kimsesiz dağın başında bir salıncak sanıyordum. Böyle kalabalık görünce de şaşırdım. Yabancı turisten çok yerli turist var burada. Çocuğunu kapan gelmiş buraya resmen. :)
Buyrun kamp kurduğumuz yer. Buranın ismi "Kamp Cennet". Gerçekten de cennet gibi bir yermiş. Normalde bir iki gece kalırız diyorduk fakat daha fazla da kalabiliriz. :) Biraz da yağmura göre karar veririz. Ayrıca yeni aldığımız oyuncağımız sevgili drone'u da biraz çalışıp öğrenmemiz gerekiyor. Onun kullanmak için de güzel bir açık alanı var.
Bu Ekvador çok ilginç bir yer. Nasıl oluyor da 4 bin metrede bile çam ormanı olabiliyor hiç anlamadım. Ayrıca deli gibi ekili alan var burada. Dağ, tepe, dik yamaç dinlememişler bir şeyler ekmişler. Hatta bazıları o kadar dik ki yukarı yürümek için ip kullanıyorlar. Hep küçük parçalar halinde ekili. Hiç büyük tek parça ekili bir tarla görmedim. Belki dağlık bölgelerde böyledir. And dağlarının doğusu Amazon ormanları orada olsa olsa koka ekmişlerdir :) Dağların batı tarafına yani pasifik tarafına biz hiç geçmedik. Şehirler arası yolları acayip iyi, 4bin metrelik dağ geçitlerinde bile bölünmüş yol görebiliyorsunuz. Fakat şehir içi yolları da bir o kadar kötü. Hatta başkenti Quito'da yollar yama içinde ve delik deşik. Ya belediyeleri iyi çalışmıyor ya da karayolları iyi çalışıyor :) Aklıma gelmişken ülkenin kendi para birimi yok. Amerikan doları kullanıyor. Fakat ülkenin gelir düzeyi çok yüksek olmadığı için sürekli bozuk para kullanmak zorunda kalıyorsun. Mesela depo 2-3 dolara doluyor. Geçen benzin alıp 20$ verdim, adam bozacak yer aradı. Aynısı yemek yediğimiz bir yerde de oldu. 20$ bozamadı bir türlü. 50$ banknot olarak zaten yokmuş. Henüz 100$ dolar verip hiç ödeme yapmadım. Sanırım parayı almazlar. :D :D Hadi yazmışlar insanları hakkında da yazayım kısaca. Kolombiyalılar kadar güler yüzlü değiller. Fakat kesinlikle selam verme olayı burada da devam ediyor. Mesela yanınızdan yürüyerek bir aile geçiyor diyelim en küçük çocuğa kadar hepsi selam veriyor tek tek :) Bir çoğunun çok tipik karakteri var. Sanırım yerli halk çok olduğu ve fazla yabancılar ile karışmadığı için olabilir. Ekvadorlu birini yolda çok rahat ayırabilirsiniz. Yabancılara karşı çok meraklılar sürekli konuşmaya çalışıyorlar. Ülkelerini ziyaret ettiğiniz için genelde çok mutlu oluyorlar. Ayrıca yardım etmeyi de çok seviyorlar. Ne yazacaktım, neler yazmışım :) Diyeceğim o ki biz krater gölü ve Cotopaxi volkanını görmek için geldiğimiz ve 2 gün kaldığımız Latacunga şehrinden yola çıkıp 80km aşağıda Banos diye başka bir şehre gidiyoruz. Hatırlarsanız başkent Quito'dan buraya da 100km yapıp gelmiştik. Bugünlerde çok motor kullanıyoruz :D :D
Arkadaş bu Ekvador'da bir yereden bir yere giderken hep mi 4bin metreye tırmanılır anlamıyorum :) Hava tabii ki yine soğuk ve yağmurlu. Ekvador'un başkenti Quito'dan çıkıp hemen 150km kadar aşağısındaki Latacunga şehrine geldik. Burası gitmek istediğimiz volkanik göl Quilotoa'aya git gel 70km ve buranın ünlü volkanı Cotopax'iye ise git gel 60km uzaklıkta. Onun için orta nokta olsun iki gün konaklayalım her ikisine de gidelim dedik.
San Rafael şelalesinden 360 fotoğraf :) Gider gitmez ilk bunu çekmiştik sis henüz tam olarak kapatmamıştı. Ondan şelalenin altı da daha rahat görülüyor. Hatta ileri doğru ufak başka şelalecikler de varmış :D
Sanırım güzel yerlere baraj filan yapıp doğayı bozan sadece bizler değiliz. Dünya genelinde böyle bir eğilim var. Lonely Planet'te gideceğimiz San Rafael şelalesi hakkında okurken küçük bir not düşmüşlerdi. "Belki de bu şelaleyi görmek için son şansınız olabilir. Çünkü nehrin üzerine yapılan baraj 2016'da faliyete geçecek...". Sanırım biz de o şanslı kesimden olduk ve şelaleyi görebildik. Yolda ilerlerken barajın bir kısmını ve çalışmaları gördük. Ne kötü değil mi? Benim için bu gezi de gördüğüm sayılı doğal güzelliklerinden biriydi oysaki. Belki de Ekvador için çok da bir önemi yoktur.
Şelaleden ayrıldıktan sonra 180 kilometre geri dönerek Ekvador'un başkenti Quito'ya geri geldik. İlk önce dün kaldığımız yere otele dönüp orada karar veririz dedik. Dönüşler her zaman gidişlerden daha hızlıdır. En azından benim deneyimim hep öyle oldu. Otele geldiğimizde saat 3 olmuştu. Quito'ya daha 100km vardı ve 4bin metrenin üzerine çıkıp geri And dağlarını da geçmemiz lazımdı. Yağmur ve sis de tabii ki devam ediyordu. Orada kalmak yerine Quito'ya gitmeye karar verdik ve tekrar yola çıktık. Quito'da bizi güzel havanın beklediğini biliyorduk ya da umut ediyorduk. :D Tam da öyle oldu. 2 gün önce And dağlarının Amazon tarafına geçince nasıl yağmur, sis ve soğuk hava bizi karşıladıysa, şimdi pasifik tarafından doğru aşağı indikçe yağmur durdu, sis dağılmaya başldı ve harika güneşli bir hava bizi karşıladı. Hava 4 dereceden 22 dereceye çıktı :) Dağdan aşağı oldukça hızlı indik çünkü güneşi görünce insan bir mutlu oluyor, ayrıca aşağı indikçe ısınacağımızı da biliyoruz. :D Hepsinden öte başımıza bir şey gelmeden sağsalim tamamladığımız için güneşe bakarken yüzüm gülüyordu.
Varmak istediğimiz yere 40 kilometre kala biz hala 4bin metrelerde olduğunuz için bulduğumuz bir restoranda mola verdik. Hem yağmurlukları giyeriz hem de sıcak bir çorba içeriz dedik. İçeri bir girdik şömine yanıyor :)) Malzemeleri kurutmak için direk önüme dikildik. Vay arkadaş daha 6-7 saat önce yola çıkarken hava günlük güneşlik 25 dereceydi. Neyse çorba siparişini verdik. Fakat arkadaşlar çorbayı kase ile değil bildiğin tencere boyutunda tabakla getirdiler. İçindeki de boydan butları ve kanatları olmayam tüm bir tavuk :) Boynundan, kuyruğuna kadar iç organları ile duruyor. Bir de top şeklinde pişmiş yumurta sarıları var çorbanın içinde :) önce ne olduğunu çözememiştim. Asıl merak ettiğim gideceğimiz yer 1.800 mt olduğuna göre çıktığımız gibi dikine ineceğiz sanırım.
Yükseldikçe yükseldik 4bin metrenin üzerinde çıktık. Sabah yola çıktığımız yer 2.600mt civarında ve gideceğimiz yer de 1.800mt civarında olduğu için dağ aşacağımızı fark etmemişiz. Yol da virajlı görünmüyordu zaten haritada. Dikine yukarı tırmandık resmen. Önce sis başladı sonra yağmur geldi arkadından ve hava 6 deceye kadar düştü. Sanırım şimdilik bu seyahatin en yüksek geçiti olmuş olabilir.