Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
And dağlarına geldim artık. Çöl ve sıcaklar tamamen bitti. Her yer yemyeşil. Bir sürü dere, nehir gürül gürül akıyor. Hava desen biraz soğuk sabahları ama güneş yükseldikçe 20 derecelerde tam sürüş havası oluyor. Yol ve manzarayı zaten tahmin edersiniz :) Sanırım Şili'yi seveceğim.
Dağlar başlayınca her şey nasıl da değişiyor. Bulutlar tek tük başlıyor. Ağaçlar da öyle baksanıza küçük küçük gruplar halinde dağlarda görülmeye başladılar bile. Bunları gördükçe heycanlanıyorum çünkü kıtanın sonuna kadar çok güzel bir yol beni bekliyor. Ride2world ile uzun uzun konuştuk ben de onların takip ettiği Carretera Austral yolunu takip edeceğim. Yol hakkında bir ara ayrıntılı yazarım. Şimdilik google'dan arayıp biraz fotoğraflarına bakın ;)
Patagonya'nın meşhur rüzgarı hafif hafif esmeye başladı artık. Yol tabelaları da rüzgarın şiddetine uygunmuş :) Bakalım kıtanın güneyine doğru ne kadar sallayacak beni meraktayım.
Veee And dağlarına tekrar ulaştım :) en son Bolivya'dan Arjantin'e girerken ayrılmıştık. Şimdi tekrar gidiyorum. Çünkü kıtasının sonuna dağlardan gitmek istiyorum.
Arjantin'in ücra köşelerinde kamp atıp geceleri kendi eğlencemizi yarattığımız doğrudur. :)
Yine güzel bir yer bulup altına çadırları attık. Burada da bir göl ama baraj gölğ ve yine çölün ortasında. Tabii her zaman olduğu gibi plaja çevirmişler. Kaldığımız yer de onun kamp alanı aslında. Nedense ücretsiz :) hatta sıcak duş bile var ona rağmen ücretsiz. Bu yolda yapacak bir şey olmadığı için hergün yol alıp akşam bulduğumuz bir yere kamp atıyoruz ama az kaldı. Sanırım 5. kampı yapıyoruz Ride2world ile ;)
Ne bitmez dündüz yollarmış arkadaş. Günlerdir git git bitemedi :( Tekrar And dağlarına ulaşmama az kaldı. Neyse ki Ride2world ile beraberim de akşamlarımız bol muhabbetli ve yemekli güzel geçiyor. Yoksa çooook sıkılırdım tek başıma :)
İnsanın bir sonunu göresi geliyor yol böyle dündüz uzayıp gidince :)
Patagonya bana soğunu yedirmeden önce iyice bir ısıttı, hazırladı. Aşağılarda fena çarpacak sanırım :)) 40 derecede motor sürmeyeli uzun zaman olmuştu. En son böyle kuru sıcağı sanırım Amerika'da Death Valley'de yemiştik.
Bu küçük diye beğenmediğim göle flamingolar geliyormuş meğersem :) Sabah tepemizde cıyak cıyak deliler gibi bağıran papağanların sesine uyanırız sonra da kaşımızda bu flamingoları seyrederiz. Milletin ne acayip hayvanları var. :)
Burası da dün kamp yaptığımız yer. 3 günden sonra duş yapalım diye paralı bir kamp yeri baktık ve yol üzeri çok komik bir rakama (yaklaşık 5TL) bu harika yeri bulduk. Bence hiçbir şeyin ortasında küçük bir göl burası ama burada yaşanlar için eğlence kaynağı olmuş. Çünkü ortalık çöl.Belediye de buraya kamp alanı yapmış ve acayip kalabalık bir yer. Hatta gece canlı konser vardı. Hem de sabahın 5'ine kadar!!!! Pek uyuyamadık haliyle :( Göl çok küçük fakat bir sürü insan yüzmek için giriyor. Daha doğrusu yürümek için demek lazım çünkü hiç derin değil. Herkes beline kadar ancak gelen bu küçük gölde sağa sola yürüyor.
Buenos Aires'de buji almak için aranıyordum. Crf'nin selesinin altında da fren balataları vardı. Onları almak için bir açtım sıfır WR bujisi çıktı. Acayip şaşırdım ama mutlu oldum. Sonra nereden geldiğini hatırladım ve Orkun'a teşekkür ettim. Hani aylar aylar önce Amerika'da San Francisco'ya giderken yanında kaldığımız Orkun vardı. Bizden haber alamadığı halde önceden konuştuğumuz için bize lastik almış ve parasını bile ödemişti. Ama bizi hiç tanımıyordu. Hatta ihtiyacınız olmazsa da canınız sağolsun diye mesaj atmıştı. İşte o zaman buji de istemiştim bir tane ama kendi iki tane aldı ve dursun biri yedek demişti. Ben de o kadar kilometrem yok demiştim. Gel zaman git zaman tahminden fazka kilometre yaptık ve o bujiyi şimdi takıyorum. Ne süper adamsın Orkun :) Hem evinde 4 gün bizi misafir ettin, hem de lastikten bujiye her işimizi orada hallettin. Senden ayrıldık ama bak yardımların hala işimize yarıyor. Sırayla motorun rutin bakımlarını yapıyorum. Bugün de bujiyi değiştirdim. Bujiyi ne kadar derine koymuşlar arkadaş buji anahtarı zaten uzun, onun arkasına uzatma taktım ancak kurtardı :)
La Pampa eyalati ile Arjantin'in Patagonya bölgesine girmiş bulunmaktayım :)) Haydin hayırlısı.
Arjantin'de Buenos Aires'den (doğusundan) Bariloche'e (batısına) geçtiğimiz 1.600 kilometrelik yol son derece sıkıcı bir yol. Arazi dümdüz ve sulak, doğal olarak tarım arazisine elverişli. Arjantinliler de bunu değerlendirmiş her yeri ekmiş. Yol üzeri yapacak hiçbir şey yok. Onun için bir an önce geçmeye çalışıyoruz. Akşama kadar sürüp yol üzeri bulduğumuz yerlerde kalıyoruz. Hatta direk yol kenarında ağaçlık görürsek orada bile kamp yapıyoruz. Bir kaç güne göller bölgesine varmış olacağız o zaman yolun zevkli kısmı başlayacak. Sanırım Patagonya'nın asıl Şili tarafı güzel.
Lastik yama seti ararken Belize'de düşürdüğüm yama setinin aynısını buldum hemen aldım. :) Bir önceki yamaların halini gördükten sonra bşraz pahalı da olsa kaliteli bir şey almak şart çünkü sizi ıssız bir yerde yolda bırakabilir. Yama seti, el pompası ve levyelerim tamam artık istiyorsa Patagonya'da patlayabilir lastik. :)
Biz neden bir araya gelince böyle ilginç işlere giriyoruz acaba diye düşünüyorum hep. Avrupalılar bir araya gelince gayet mesafeli olarak ayrı ayrı takılıyor oysa ki :))
Kilometreler ne çabuk geçiyor :) Yine bir yağ değiştirme seyansı ile karşınızdayım. Bu sefer bulabildiğim yağlar ipone'nun 10W-40 tam sentetik yağları. Litresine de 25TL ödedim. Guatemala'da aldığım ve elimde kalan son kalan yağ filtresini de kullandım. Patagonya'da yaklaşık 8-9bin kilometre yolum var. Bir defa daha yağ değiştiririm ama filtreyi değiştirmem. Onun için Buenos Aires'den filtre almadım tekrar. Boşa taşımayım zaten geri geleceğim o zaman alırım.
İlk gün Buenos Aires'den biraz geç çıktık. Çünkü eve iyice yerleştiğimiz için toparlanmak vakit aldı. Bir de ev sahibini bekledik evi devretmek için. Tabii geç çıkınca çok uzağa gidemedik. Hedef olarak şehrin dışına çıkalım, biraz ilerliyelim sonra kamp yaparız dedik. Haritada kendimize bir göl belirledik ve oraya geldik. Gölün önünde güzel bir park var ve çok güzel. Tamam buraya kamp atalım dedik ama sanırım her yere kamp kurulmuyormuş. Kamp için bir alan ayarmışlar. Paralıydı ve ucuzdu. Fakat kalabalık ve pis olduğu için oraya kurmak istemedik. Sonra başladık gölün etrafında dolanmaya. :) Park dışında bir yer bulamayınca parkın içine geri gelip bizi kimsenin görmeyeceği bir soteye çöktük. Hem yemek işini halledelim hem de bakalım gelen giden var mı dedik. Hava kararınca da çadırları attık. ;)
Arkadaş bu nasıl mutfaktır böyle. Çantanın biri olduğu gibi erzak dolu. Sevdim ben bu işi :) Öğlen de daha önceden evde kalan yaprak sarmasını yoğurtla götürdük :)) Ride2world ile birlikte gezmek iyiymiş.
Dün Ride2world ile birlikte tekrar yola koyulduk. Biraz onlara yardım edeyim, tekrar yola çıkmaları konusunda motive edeyim dedim :D :D yoksa yerleştikleri evden çıkacak gibi değillerdi. Şaka bir yana onlar da Bariloche'de bulunan kargolarını almak için biraz güneye ineceklermiş. Ben de zaten Carretera Austral yoluna gideceğim için tam da Bariloche'den Şili'ye geçecektim. Onun için bir kaç gün beraber sürüp muhabbete kampta devam edelim dedik.
Bir #caberg #xtracer kasktan kaç parça çıkarılabilir konulu çalışmam :) Fatih'lerin anlattığına göre Patagonya'da çok kirlenecekmişim onun için öncesinde ne varsa iyice temizleyim dedim. Kaskı, bot, mont, pantalon be varsa yıkadım ve temizledim. Kask yeni gibi oldu. Oysa hepsini 30bin kilometreden fazladır kullanıyordum.
Hazır buralardayken yine bu kıtada çooook uzun bir süredir gezen hatta Buenos Aires'e yerleşme noktasına gelen Erol Aynacı (Motomacera) ile buluştuk. Yola ne zaman çıktı onu bile hatırlamıyorum artık. :) Sanırım bir iki sene olmuştur. Bu taraflara gelen herkese denk geliyor :) Fakat yakınlarda yola çıkacakmış. Hatta belki Brezilya'da tekrar görüşürüz dedik.
Bolivya'da çok kısa bir süre geçirdik ve ülkeden ayrıldık. Aslında bunun sebebi Bolivyalıların kendisi oldu. Bolivya doğa güzellikleri ile çok güzel bir ülke bence. Bir çok yeri bana Moğolistan'ı hatırlattı. Sürekli yüksek irtifada açık düzlüklerdesiniz ve ilerilerde hep daha yüksek dağlar var. Yolda giderken sanki siz gitmiyorsunuz da dağlar sizi geliyor gibi oluyor. Daha önce bunu sadece Moğolistan'da hissetmiştim. Keşke insanları da biraz güler yüzlü olsaydı. Keşke turistleri yolunacak bir tavuk gibi görmek yerine biraz onlarla iletişim içinde olsalardı. Biz bunları göremedik. Belki görenler olmuştur ama bize kırsalları dışında pek gelmedi. Mesela Uyuni'ye o kadar çok turist geliyor ki (özellikle de Dakar'dan sonra) adamlar artık biri olmasa diğeri olur modunda hiç saygıları kalmamış. Çok anlamsız yerlere anlamsız rakamlar istiyorlar. Pizza'yı bile 10$ satma moduna girmişler. :) Kalacak yer buluyorsun adam bir fiyat çekiyor sanırsın 3-4 yıldızlı otel, içeri bir giriyorsun normalde o fiyatın üçte birine kaldığınız bir oda aslında. Biraz pazarlık etmeye çalışıyorsunuz adam anında sizi bırakıp başkası ile konuşmaya devam ediyor. Siz yokmuşsunuz gibi davranıyor. Herkes aynı olduğu için razı oluyorsunuz fiyata. "Motorları avluya koyabilir miyiz?" diyorsunuz. Şimdi çok müşteri var olmaz diyor. Avluya 50 tane motor yine sığar o derece büyük. Hatta bizden bir kaç hafta önce kalan ve motoru içeri koymayı başaran başkasını da biliyoruz. Yok ikna edemiyoruz, zaten çok konuşamıyoruz da. Oradan çıkıyoruz garaj kapısı olan başka bir otel buluyoruz, girip konuşuyoruz fiyatlar tabii aynı. Tamam, motor? diyoruz, garaj? diyoruz. Şimdi koyacaksınız girip çıkacaksınız alacaksınız moduna girip almak istemiyor. Başka birine gidiyoruz adamlar garaj kapısını açmaya üşeniyor. Gidip uğraşıp açıyorum motoru içeri alıyoruz, kapıyı geri kapatıyoruz. Sonra kapıyı kilitliyor, bir daha ulaşamıyorsunuz. Normalde 10$ bile etmeyecek odaya 20-30$ fiyat alıyorlar. Hani o parayı verdik bir beklenti içine gidiyorsunuz. Tuvalet, banyo oda da olsun istiyorsunuz. Hadi paylaşımlı, bir sabun olsun, tuvalet kağıdı olsun, ne bilim havlusu olsun yani. Soruyorsunuz, bu fiyata vermiyoruz 60$ olan odalar için veriyoruz diyor. 30$ Bolivya ve sundukları için inanılma yüksek bir rakam. Talep olduğu için deli fiyatlar çekiyorlar ama karşılığını kesinlikle vermiyorlar, vermek içinde hiç uğraşmıyorlar. Ayrıca bunları yaparken gayet asık suratlı oluyorlar. Sizle ne uğraşacam yatın işte şurada kalkın motoru alıp gidin modundalar. O kadar yer gezdim hayatımda ilk defa Bolivya'da harcadığım her para zoruma gitti. Bile bile göz göre göre sizi enayi yerine koyuyorlar ve size salak saçma davranıyorlar. Onun için 5. gün ülkeden çıktı. Acaba bize mi hep tersleri geldi diye yolda tanıştığımız başka gezginler ile konuştuk bu konuyu. Hepsi aynı konuya takılmışlardı. Tamam destekli öpüyorsunuz kabul ama en azından karşılığını verin!
Titicaca'daki yüzen adalardan daha fazla fotoğraf ekleyim ne kadar ilginç bir yer olduğu daha anlaşılır olsun. ;) Ada dediğimize bakmayın aslında küçük yerler ve üzerlerinde birkaç aile yaşıyor. Her adanın bir başkanı oluyor bizim gittiğimizin başkanı kadındı ve ismi Rosa'idi. Bize adayı nasıl yaptıkları ve nasıl yaşadıklarını anlattılar. Adaları gölde yetişen sazlıklardan yapıyorlar. Sazlıkların top şeklinde büyük bloklar halinde birleşik kökleri var ve suda yüzebiliyor. Onların üzerlerine kazık çakarak ve birbirlerine bağlayarak üzerinde yürünebilir büyük yüzen alanlar yaratıyorlar. Sonra üzerine kat kat sazlık atıyorlar böylece yumuşak, kuru ve yürünebilir bir alan oluşuyor. Bunlar zamanla çürüdüğü için üzerine sürekli yenilerini atıyorlar. Daha sonra da bunların üzerlerine evlerini yine sazlıktan yapıyorlar. Neredeyse her şey sazlıktan :D Ayrıca gece yatıp sabah kalktıklarında Bolivya'da olmamak (sürüklenmemek) için bu adaları gölün tabanına kazıklar ile bağlıyorlar. Bu adaların ömrü yaklaşık 15 yılmış ve her 15 yılda bir yenisini yapıyorlarmış. İşin ilginci gölde neredeyse hiç balık yok. Çok büyük bir göl olmasına rağmen balık bulunmuyor. Sadece küçük balıklar var ama tadlarını sevmediği için halk yemiyormuş. Daha önce farklı balık türleri yetiştirilmeye çalışılmış ama olmamış. Eee o zaman adada sürekli yaşayıp ne yiyorlar diyeceksiniz :) Yine sazlıkları yiyiyolar. Aynı muz gibi soyuyorlar ve içinden beyaz yumuşak bir kısım çıkıyor. Tadı ilginç ama meyve olarak sürekli yenir mi bilemedim. Onlar sürekli yiyordu bizle konuşurken filan da :) Ayrıca başları ağrıdığında başlarına koyuyorlar... her derde deva modunda onlar için. Onun dışında küçük toprak alanları yaratıp kendilerine bahçe yapmışlar ve orada da sebze yetiştiriyorlar. Küçük baş hayvan da besliyorlar, kümesleri var. Acaba hayvanlar bunalım geçiriyor mudur diye merak ettim etrafı su ile çevrili, 10mt bir alanda yaşıyorlar sürekli :D Onun dışında el işi bir sürü güzel şey yapıyorlar ve gelen turistlere satmaya çalışıyorlar. Onun parası ile de karadan alışveriş yapıyorlar tabii ki. Bir çok şey anlattılar sonra da "sorusu olan var mı?" diye sordular. Kimse neden burada yaşamaya başladınız diye sormadı. Oysaki ben anlatılanları dinlerken insan neden karadan ayrılıp böyle zorlu bir hayatı seçer ki diye düşündüm. İlk aklıma gelen karadaki tehlikelerden uzaklaşmak olduğunu düşündüm. Hem insan hem hayvan. Çünkü açıkta normal sazlıklar yüzünden bu yüzen adalar hiç görülmüyor. Yüz yıllar önce kimse orada adalar olduğunu anlayamazdı. Fakat sebep hiç böyle değilmiş :) Çok çok eskiden avlanmak için buraya gelip (demek o zaman avlanacak bir şeyler varmış) uzun süreler kalıyorlarmış. Sonra sonra burada yaşamaya alışmışlar ve sevmişler. Neden sürekli gölde yaşamıyoruz demişler. Böylece oraya yerleşmişler...
Peru'dan çıkmadan hemen önce Titicaca üzerinde Uros isimli yüzen adalara gittiğimizi söylemiştim. İşte oraya gidişimiz :) Aslında bir çok kişi için sıradan bir yer. Hatta yolda karşılaştığımız diğer gezginlerden buraya uğrayan olmadı bile, fakat nerden aklımıza estiyse biz uğradık. Sonuçta herkesin kendi tecrübesi farklı ve bizimki de farklı olacaktı. Tura katılıp katılmama konusunda da emin olamamıştık. Çünkü Cusco'dan buraya gelene kadar yağmurda 10 saate yakın motor sürmüştük ve tekne sabah 8'de alıyormuş. Onun için sabah erken kalkma fikri hiç iyi gelmedi. Kaldığımız yere turun fiyatını sordum. Hani yüksek söylerse zaten gidesimiz yok bahane olacaktı. Fakat ucuz bir fiyat söyleyince adalar kötü bile olsa en azından gölde tekne turu yapmış oluruz dedik :D Açıkcası biz orayı çok sevdik. Tamam turistik bir etkinlik tabii ki ve para kazanmaya çalışıyorlar ama sonuçta o adalarda gerçekten yaşayanlar var ve adaları da kendileri elleri ile yapmışlar. Gittiğimiz ada da bize nasıl yaptıklarını ve nasıl yaşadıklarını çok iyi bir sunum ile anlattıklar ve uygulamalı gösterdiler. Bu kısma iyi çalışmışlar. Hatta pazarlamadan analayan biri bence bunları çalıştırmış bile dedim. Fakat çok güzeldi :
Bir şeyler paylaşmadığım süre boyunca rotamız nasıl olmuş kısaca anlatayım böylece nerelerden geçtiğimizi ve nerede olduğumuzu öğrenmiş olursunuz. En son Peru, Cusco'da içerik paylaşmıştım. Hani Machu Picchu fotoğrafımız vardı. :) İşte Cusco'dan yola çıkarak bir günde Peru, Bolivya arasında bulunan Titicaca gölüne geldik. Burada Peru tarafında bir gün daha kalarak yüzen adalar Uros'a gittik. Daha sonra Bolivya'ya geçtik. Bolivya sevdamız sadece 4 gün sürdü. Çünkü 5. gün ülkeden çıktık. :) Ülkeye girdiğimiz ilk gün La Paz'ı pas geçerek hemen yakınında yol üzeri bir yerde kaldık. Çünkü La Paz hakkında bir kişiden olumlu bir şey duymadık ve büyük bir şehir göresimiz de gelmedi. Ertesi güm yine tüm gün motor sürerek ünlü tuz gölü Uyuni'ye geldik. Uyuni için fazladan bir gün geçirdik. Sonrasında yine uzun bir sürüş yaparak Arjantin sınırına dayandık. :) Arjantin'e girerken biraz şaşkındık çünkü çok avrupayi geldi. Özellikle de Peru ve Bolivya'dan sonra :) Arjantinin güneyine doğru kamp yaparak önce Salta şehrine sonra da Cordoba şehrine geldik. Nasıl size haber vermeden baya bir yol yapmışız değil mi? :)
Uzun bir aradan sonra herkese merhaba :) 4-5 gündür bir şeyler paylaşamadım. Çünkü internet bulamadım. Telefon hattı da almadığımız için wifi bulamayınca internete de giremiyoruz. En son Bolivya'ya girdiğimi yazmıştım ya şimdi de Arjantin'deyiz. :) Bolivya'da internet resmen yoktu ya da biz bulamadık bilmiyorum. Zaten çok fazla da sevemedik onun için kısa kaldık. Sadece Uyuni'e uğradık orada. Arjantin'e gelince, sanki Avrupa'ya gelmişiz gibi hissettik. Burada da 2 gün internet bulamadık. Çünkü kamp yaptığımız yerlerde wifi yoktu. Arada 4-5 gün yaşadıklarımızı özetleyeceğim. :) Sonra kaldığımız yerden devam ederim yolculuğu paylaşmaya...
Machu Picchu macerasından sonra Cusco'ya geri dönüp bir gece kaldıktan sonra Bolivia sınırına yakın olan Titicaca gölünedeki Puno şehrine gittik. Aslında Peru'da 1,5 ay kadar gezeriz diye düşünüyorduk. Fakat ülke bizi çok sarmayınca ve yağmur sezonunda da olduğu için sadece çok görmek istediğimiz yerlere gittik ve ülkeden çıkmaya karar verdik. 20. Günde ülkeyi terk ederek Bolivia'ya geçtik. Peru'da Titicaca'da kaldığımız son akşam ve Bolivya'daki ilk iki gün internet bulamadığımız için paylaşım yapamadım. Aslında şu anda 2 gündür Bolivya'dayız. :)
Sanırım Machu Picchu'nun me kadar acayip bir yere kurulduğunu bu 360 fotoğraf daha iyi anlatabilir. ;)
Buyrun o kadar zahmetten sonra karşınızda Machu Picchu :)
Peru hükümeti Machu Picchu (MP) için çok iyi turist öpüyor. :) Bu gezimiz de Meksika'da sonra en iyi parayı MP'a ödedik. O kadar marka değeri var tabii Perulular da hakkını vermiş. :) Öncelikle şunu söyleyim MP'a direk olarak yol yok. En yakınında bulunan Aquas Calientes (AC) köye (tursit köyü) trenle veya yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Köyden MP'in olduğu tepeye de ya otobüs ile ya da merdivenler ile tırmanarak ulaşabilirsiniz. Şimdi MP'in ücreti 46$, tren ile Cusco'dan AC'e gidecekseniz 130$ (gidiş-dönüş), ayrıca AC'den de MP'a otobüs ile gidecekseniz sadece 2km yol için 24$ (gidiş-dönüş) ödemeniz gerekiyor. Oldu mu size toplam 200$ (772TL) :) Yanlış anlaşılmasın kişi başı fiyat bu! Biz MP için yarım gün bilet aldık ve 30$ verdik. Cusco'dan AC'e de gidiş dönüş otobüs için 20$ verdik. Tabii otobüs bir yere kadar gidiyor sonrasında AC'e kadar ormanın içinden nehir kenarından tren yolunu takip edip 10km yürüdük. Hem de yağmur altında :( AC'den MP'nin olduğu tepeye de 2km (812mt yükseğe) kadar tırmandık. Evet kesinlikle çok yorucu ama kişi başı 50$'a işi bitirdik.
Cusco'dan Machu Picchu'a gitmek için ters yönde 250km yol gitmek ve sonra da geri dönmek gerekiyor. Yolun bir kısmı stabilize bir kısmı da bol virajlı bir dağ geçiti. Yaklaşık 6-7 saat civarında sürüyor. Zaten yağmur sezonundayız sürekli yağıyor, hava da soğuk. Ayrıca gideceğimiz son noktada motorları koyup eşyaları bırakabileceğimiz bir yer yok. Çünkü son noktadan sonra 10km yürümemiz gerekiyor. Durum böyle olunca İki Teke 'nin tavsiyesine uyup otobüs ile gidip gelmeye karar verdik. Zaten yakacağımız benzin parası otobüs ile gidip gelmekten fazla tutacaktı :) Ayrıca çok fazla yapılıyor olsa gerek kaldığımız yere motorları bırakabilir miyiz demeden kendisi söyledi. :) Biz de avlunun bir köşesine bıraktık motorları ve sırtçantası ile yola koyulduk.
Peru'da gördüğümüz tek güzel şehir Cusco olabilir sanırım. Cusco oldukça bilinen bir yer. Hem Machu Picchu hem de Rainbow dağlarına yakın olmasından dolayı çok fazla tursit geliyor. Fakat bizim gibi şehre araç ile giriyorsanız yine ortalığı çöp götürüyor :) Aslında çöp yerine başka bir şey yazmak daha uygun olurdu da neyse. Valla güzel umutlar ile şehre gelmiştim. Çünkü 3 gündür And dağları ile boğuşup buraya geldik. Tamam asıl gelme sebebimiz Machu Picchu'a gitmek ama şehir de güzel olsa fazladan iki gezsek fena mı olur? Şehre girdiğinizde yine klasik Peru şehri dedik fakat şehir merkezine gelince gözlerimize inanamadık. Bildiğin güzel, temiz ve hatta bakımlı bir koloniyel şehir. Arkadaş şehir merkezi böyle iken nasıl oluyor da 2-3km gerisi berisi böyle kötü olabiliyor. Meydanı, insanları, kafe ve restoranları görünce ne diyeceğimi bilemedim. Sanırsınız Peru'da değiliz. Ahh ahh Kolombiya'yı özlediğimi söylemişmiydim
Cusco'dan hemen önce konakladığımız Abancay. İçindeyken bu kadar büyük görünmüyordu. Sabah şehirden ayrılırken dağlara tırmanmaya başlayınca şaşırdık ne kadar büyükmüş diye. Yükseklik yaklaşık 4bin metrelerde ama şehri tam dağların arasına vadiye kurmuşlar. Gerçi biz akşam vardığımızda yağmur yağıyordu, sabah da ayrılıp dağlara tırmanmaya başlayınca tekrar yağmur başladı.
Cusco'ya doğru And dağlarından yola devam ettik. Yine bol bol 4.500metrenin üzerine çıktık. Hava ara ara yağmurlu, sisliydi her zaman olduğu gibi. İyice kış moduna bağladık. Ne bulursak giyiyoruz :) yeni aldığımız yağmurluklar da dayanmadı yine su almaya başladılar. :(
Peru'da nadir sevdiğimiz şeylerden biri de her yerde pide ekmek, güzel beyaz peynir ve siyah zeytin bulabiliyor olmamız. :) Kaldığımız küçücük köyden sabah çıkarken ne yiyeceğiz acaba diye düşünüyorduk. Daha 100mt gitmeden hem pide hem bu güzel peynirleri satan tezgah bulduk. Hemen karşısında da buraya özgü baklagilden yapılan sıcak bir içecek bulduk. İlginç bşr tadı vardı ve kıvamı çok yoğundu. Hatta termosumuza da doldurduk. Peru'ya değil sanırım buraya özgü çünkü daha önce hiç görmemiştim.
Koloniyal şehrin yolları taştan türküsünü söylerken :) Şaka bir yana bazen bu taşlı yollardan gitmesi arazide gitmekten zor oluyor. Villa De Levya'ı hatırlar mısınız? Hani tüm şehrin insanlarını meydana toplasan yine de doldurmayacak kadar büyük meydanı olan küçük koloniyel şehir.
Nazca'da çizgileri gördükten sonra çok da sarmayınca Nazca'da kalmamaya karar verdik. Normalde buradan sonra And dağlarına yönelip Machu Picchu için Cusco şehrine gidecektik. Yaklaşık 650km ve dağlık bir yol olduğu için 2 günde gitmeyi planladık. Nazca'da kalmaktan vazgeçince ve saatte erken olunca biraz dağlara doğru sürmeye başladık. Hani ne gitsek kardır diğer günlere yol kısalır. :) Çok güzel bir vadinin içinden dağlara doğru tırmanmaya başlayınca hava o kadar da güzel olamadı. :) 4.500 metrenin üzerine çıktık. Hava 9 derecelerde, yağmur ve sis de ona eşlik edince hızımızı iyice düşürdü. İlginçtir yol üzerinde kendimi atacak küçük bir kasaba bile bulamadığımızdan sürmeye devam etmek zorunda kaldık. Yaklaşık 200km gittikten sonra güneş batmaya başladı. Hala çok yüksekte olduğumuz için sis yüzünden görüş mesafemiz çok düştü. Bir ara 20-30 ile gittiğimizi hatırlıyorum çünkü tam U dönüşü virajlar var ve yer çizgilerini bile zor seçebiliyordum.
Artık drone ile seyahat eden gezginler kervanına katıldığım için gitmeden önce her ülke için araştırmaya başadım. Malesef Peru'da drone kullanabilmek için izin almak gerekiyormuş. Cezası da 580$'mış. Fakat bu izni bir haftada alabiliyormuşun ve 200$'da kapora yatırman gerekiyormuş. Normalde uçakla gelmiş olsan zaten havalimanında drone'a direk el koyup iİn belgesi olmadan alamıyormuşsun. Sadece ülkeden geri çıkarken teslim ediliyormuş. Tabii biz karadan geçtiğimiz için kimse kontrol etmedi. Hoş ben ne olur ne olmaz diye montumun cebine koymuştum :) Durum böyle olunca drone'u Peru'da çıkarıp her yerde kullanamıyorum. Tıpkı Nazca çizgilerinde olduğu gibi ya da Macha Picchu'da kullanamayacağım gibi. Mesela Nazca'da zaten bir sürü pır pır çok alçaktan uçuyor. Benim gidip orada 150 metre yükseklikte uçmam saçma olurdu. Fakat Huacachina (vahada) uçurdum. Buradan sonra Arjantin'de serbestmiş, Şili'de izin alman gerekiyormuş. Fakat almak kolaymış sanırım. Breazilya'da ise tümden yasakmış. :)
Nazca çizgilerinin neden ya da nasıl nasıl yapıldığından daha çok nasıl korunduğunu merak ettim ve biraz araştırdım. Çünkü baktığında bazı kısımların sanki soradan düzeltilmiş gibi olduğu görülüyor. Çünkü o kadar yüz yıl nasıl üzeri örtülmeden kalabilir ki? Bu bölge dünyanın en kuru çöllerinden biriymiş ve hava sıcaklığı genelde hep 25 derece civarında kalıyormuş. Ayrıca rüzgar almıyormuş ve neredeyse hiç yağmur da yağmıyormuş. Bu yüzden çizgilerin üstü tekrar örtülmesi için doğal bir sebep yokmuş. Sonuçta bölge rüzgar ve yağmur almıyorsa ve kimse de gelip üzerinden geçmiyorsa kazdıkları çizgiler de öylece kalıyor. İşin sırrı yapılış şeklinde değil yapıldığı yerdeymiş. Yani anlayacağınız rasgele bir bölge seçilip yapılmamış. Bu kadar emekli bir şey yaparken bir bir ay sonra silinmeyeceğini biliyorlarmış ama yüzlerce yıl ötede bize kadar ulaşabileceklerini düşünebilirler miydi acaba? Fakat mevsim değişimleri burayı da etkilemiş. Son yıllarda bölge hafif yağmur ve rüzgar almaya başlamış. Bu da erozyonu arttırmış ve şekilleri bozmaya başlamış. Hatta son zamanlarda artan ve kontrol edilemeyen gecekondular yüzünden de şekiller bozuluyormuş. Bu üzerinden geçtiğimiz panamericana yolu da zaten zamanında bozmuş. Sonuç itibari ile evet şekillerin tamamı orijinal çizgiler değilmiş ama büyük çoğunluğu orjinalmiş. Bu bile inanılmaz bir şey düşünsenize yüzlerce yıl geriden gelen bir mesaj gibi.
Burada yaklaşık 80km'lik bir alana yayılmış yüzlerce basit çizgi ve geometrik şekil varmış. 70 taneden fazlası hayvan figürleri ve bir kısmı da ağaç ve çiçek gibi figürlermiş. Asıl ilginç olanı en büyük figür 370mt uzunluğundaymış ve oldukça yüksekten (uçaktan) bakınca anlaşılabiliyormuş. Hatta uydu fotoğrafları ile sonradan bulunan bazı figürler de varmış. Galiba o zaman bu çizgileri yapan arkadaşlar kafalarında tasarlayıp çizmişler ve sanırım hiçbir zaman da yukardan bakıp neye benzediğini görememişlerdir. Biz bir şey yaptık ama göremiyoruz :) Çizgilerin milattan önce 100 ile milattan sonra 500 yılları arasında Nazcalar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Çizgiler çöl yüzeyindeki kırmızımsı çakıl ve kum tabakasının kazılarak altındaki kireç içeren açık gri tabakanın ortaya çıkarılması ile yapılmışlar. Sadece 10-15cm derinliğinde yüzeysel olarak kazılmışlar. Fakat yüzey ile renk farkı yüzünden çizgiler belirgin olarak seçilebiliyor. Çizgileri yapmak için ağaçtan yapılmış basit kazılar kullanmışlar. Bu kazıklardan bazıları çizilerin sonunda çakılı olarak bulunmuş. Zaten bunun üzerinde yapılan karbon testi ile ne zaman yapıldıkları tahmin ediliyor. Neden yapıldığı ve ne için kullandıkları ise kesin olarak bulunamamış. Sadece bunla ilgili teoriler ortaya atılmış. Kimi dini amaçlı kullanıldığını, kimi astronomi ve yıldızlar ile ilgili olduğunu söylemiş.
En çok merak ettiğimiz ve Peru'nun da en ünlü yerlerinden birine geldik. :) Geldik derken zaten Panamericana yolu çizgilerin ortasından geçiyormuş. Yola yakın olan 3 figürü görmek için de bir kule dikmişler ona çıkıp baktık. Aslında uçak ile yukardan da bakılarak daha fazla figür görülebiliyor fakat bizim bütçemiz için biraz pahalı geldi. Onun için kuleden bakınmak ile yetindik.
Vahada yapılan en popüler ve bence en eğlenceli aktivite çöl için yapılmış buggy dedikleri araçlar için çöl tepeleri üzerinde hız yapmak :) Ayrıca arkaya board da atmışlar tepelerde durup kayabiliyorsunuz sonra aşağıdan geri topluyorlar :)
Hazır kumu bulmuşuz biraz eğlenmekten zarar gelmez :D
Biraz çıkıp kum tepelerinin arkasında dolaşmaya başladığımda yine bir Peru klasiği ile karşılaştım. Yaklaşık 3 saat yürüdüm etrafta ve 2 tane daha küçük vaha buldum. Biri çöplüğe dönmüş işler acısı haldeydi :( diğeri de zaten kurumuş çöpler üzerinde çürümeye yüz tutmuştu. Zaten ikinci fotoğrafta olan kuruyan vaha büyükmüş ve eskiden oraya giden taşlardan yapılmış bir yol da varmış. Fakat çöplüğe çevirdikten sonra ya da kuruduktan sonra artık oraya gidilmez olmuş ki yolu da kumla örtülmüş yitip gitmiş. Böyle güzel bir yerin bu hale gelmesi gerçekten üzücü.
Sonunda Peru'da güzel bir yere geldik :) Hani bu gezide gördüğüm en ilginç yerler diye bazen yazıyorum işte burası da 5. en ilginç yer oldu. Çölün ortasında bir vaha ve etrafında küçük bir şehir. Aslında kum tepelerinin hemen arkasında (5km kadar geride) kocaman başka bir şehir (Ica) var ama farklı açı ile çekersen sanki çölün ortasındaymış gibi çıkıyor :D Vahanın etrafında şehir olması çok ilginç bir görüntü katmış. Daha önce Afrika'da Omo bölgesini çölden geçerken bunun gibi 3 farklı vahadan geçmiştik hatta birinde 2 gece çadır kurup kapmıştık. Gerçekten de aynı böyle çölün ortasında bir sürü palmiyenin olduğu yerlerdi. Oralarda şehir yoktu tabi ya da yerleşim yeri de yoktu. Yine de o çölün ortasında nasıl su çıkıyor ve o palmiye tohumları oraya nasıl gelmişte onlarca olmuşlar hiç anlamamıştım. O zamanlar geldi aklıma bizim için zor ama güzel günlerdi. Burasının adı Huacachina. Lima'dan sonra hiç durmadan direk buraya geldik. Peru'ya ilk girdiğimizde plajda geçirdiğimiz 4 günden sonra ilk defa burada bir günden fazla kaldık. :) Peru'da en 1 ay kalmayı düşünüyorduk ama sevemeyince biraz hızlandırdık. Hala Kolombiya'yı özlüyorum. :)
Lima trafiğinden dolayı bayılmış biz :) O balık yağı kokan şehirden erkenden çıkıp Lima'yı geçmeye çalışmıştık ama olmadı. Çünkü Panamericana yolu Lima'nın neredeyse ortasından geçiyor ve çevresini dolaşabileceğiniz başka bir yolda yok. Tam şehrin orta yerindeki 15 kilometrelik yolu yaklaşık 1,5 saatte geçemeyince bir köprünün altında motosikletleri park edip biraz mola verdik. Tabii havanın son derece güneşlik ve sıcak olduğunu söylememe gerek yok herhalde günlerdir çöllerden geçtiğimiz için :) Gelen geçen kim varsa bize bakıyordu. Bir ara polis geldi bir şey diyecek sandım ama demedi baktı geçti :) Çünkü duracak yer de bulamadık. Bir ara kocaman bir otobüsün yaya kaldırımına tamamen çıkıp uzun bir süre gittiğini bile gördük. Önünde de bir dolmuş gidiyordu. Arkasına da biz çıktık kaldırımdan takip ettik valla yalan yok. Araçlar her buldukları araya ve deliğe öyle bir giriyorlar ki motorlara geçecek yer kalmıyor resmen. Sadece biz değil yan çantaları olmayan lokal motosiklet sürücüleri bile beklemek zorunda kalıyordu bizle beraber. Aslında kaza yapmazsanız son derece şaşırtıcı ve eğlenceli bir deneyim olabilir. Bir ara araçları izlerken şaşkınlıktan güldüğümü hatırlıyorum. Neyse işte başka bir büyük şehir daha görmek istemediğimiz ve Peru'ya karşı hevesimizi de gittikçe kaybettiğimiz için Lima'ya girdik ve çıktık.
Son zamanlarda her gün yol yapmaktan ve yolda internetimizin olmamasından dolayı paylaşımlarda biraz geri kaldım. Zaten yol üzeri paylaşacak çok bir şey de yoktu. Genelde sahil yolunu yani çölü takip ederek Lima'yı da geçtik ve Peru'nun güneyine indik. Ben yine de kaldığı yerden sonrası için kısaca özet geçeyim :) Motosikletin tamir işlerini bitirdikten sonra sabah erkenden şehirden ayrılıp Lima'ya 70km uzaklıkta olan Chancay isimli küçük bir kasabaya geldik. Lima yerine buraya gelmemizin sebebi Lima'nın trafiği ile kötü olan ünü :) Zaten Lima'da da kalmayı düşünmediğimiz için hemen öncesinde kalalım dedik. Tamamen yol üzeri geçerken kalalım dediğimiz Chancay bizi çok şaşırttı çünkü Peru'ya ait bir yer değilmiş gibi :) sokakları son derece temiz, düzenli kaldırımları, çöp kutuları, güzel bir plajı ve otelleri var. Sokakta gezen insanların giyimleri, ortam hepsi bir farklı geldi. Şehirdeki tek kötü şey yakınlarında bulunan balık yağı fabrikaları. Çünkü inanması zor ama şehrin tamamı acayip kötü kokuyor. Şaka yapmıyorum tamamı nasıl kokabilir ve yayılabilir anlamadım. Aslında turistik bir yer değil yani lokal turist geliyor olabilir plaj yüzünden ama yabancıların pek geldiği bir yer olduğunu zannetmiyorum. Ayrıca fiyatları da biraz yüksek.