Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Güneye kıtanın sonuna indikçe hava çok soğumaya başladı. Artık gündüzleri bile 5 derecelerde. Dün El Calafate'de kamp yaptığım yere motorlu başka bir gezgin geldi. Adı Tim ve Almanya'dan tura başlamış. Şimdi ise Ushuaia'dan gelmiş ve kuzeye çıkıyormuş. Ne yapacaksın dedim. Burada hava güzel biraz tadını çıkaracam 2-3 gün kalırım dedi. Oysa bana burası bile soğuk geliyordu. :) "Aşağısı çok mu soğuk?" diye sordum. "Uyku tulumun iyi mi?" dedi. "Evet iyi ama -5 derece" dedim. O zaman üç dört gün çok üşüyeceksin dedi :)))
Ben buraya bırakıyorum fotoğrafları, yazacak bir şey bulamadım. :)
Adamlar buzulun kıralını ayağımıza kadar getirmiş. Aracınla önüne kadar gelip park ediyorsun oturup buzulunu rahat rahat seyrediyorsum. Hatta bu buzulda aşağı doğru kayıp nehre (ya da göle) boşalıyor. Şaka bir yana çok acayip etkilendim. Bu seyahatimde gördüğüm en muhteşem ikinci doğa olayı oldu. Buz makinesi gibi günde 2mt aşağı doğru kayıyormuş. Arkaya doğru kilometrelerce devam ediyor ve derinlikleri 700mt'i buluyormuş. Bizim su üstünde gördüğümüz kısım 60-70mt arasındaymış. Sessiz sessiz oturup izledim inanışmaz çünkü. Ayrıca arada o buz tabakaları kopup suya düşüyor ve çok acayip gürültü çıkarıyorlar.
Yamaha WR250R'ı satın aldığım zaman acaba aklımdan neler geçiyordu diye düşünüyorum. Gerçekten bu motoru almamı sağlayan düşünce neydi şimdi hatırlamıyorum bile ama geldiğim son nokta çok ilginç oldu. Aldıktan bir süre sonra şehir içinde sürmeye başladım. Zamanla daha çok sever oldum. Ufak ufak araziye çıktım. Onun da sevdim. Sonra bir bakmışım her yere bu motorla gidiyorum. Çünkü gücü ve hafifliği çok iyi gelmişti. Şehir içinde, kısa yolculuklarda ve arazide bence gayet eğlenceli be yeterli bir makine. Hepsinde de uzman değil ama hepsinde de idare ediyor. Sonra bu uzun yol fikri çıktı. Sonra neden olmasın ki dedim... Bana en çok sorulanlardan biri Tenere ile çıkmadığına pişman mısın? Küçük motor ile çıkmasaydın dediğin oldu mu? WR250 ile 40bin kilometreden fazla yol yaptım. Sadece ilk 5bin kilometresini Türkiye'de kullandım. Geri kalanını buralarda tamamladım. Sıcak, soğuk, fırtına, çöl, arazi, kum, asfalt, v.b. aklınıza ne geliyorsa o şartlar altında bu motoru kullandım. Sanırım motor hakkında artık bir kaç şey söyleyebilecek duruma geldim. Evet bir pişmanlığım var. Fakat bu pişmanlık neden daha önce Afrika'ya, Japonya'ya bu motorla gitmediğimden. Aslında sevdiğim 250cc oluşu değil. Hafif ve küçük bir motorla yol yapıyor olmak. Çok büyük olmayan ve aynı ağırlıkta olan 450'de olur. Hatta WR450R olsa tadından yenmez. :D
Dedim ki hava çok güzel, güneş ve rüzgar var, ne yıkasam kurur şu polarımı yıkayım. Çünkü en zor kuruyan o. Fikir böyle ortaya çıktı ama sonra hızımı alamadım. Neyim varsa yıkadım. Motor kıyafetlerim, yağmurluklar, diğer kıyafetler, motorun yan ve arka çantaları.. hatta matımı bile yıkadım. :)) motorun da hava filtresini bir güzel temizledim. Carretera Austral'ın tüm tozunu üzerinden atmış oldum böylece.
Perito Morino buzulu El Calafati'e yaklaşık 74 kilometre uzaklıkta. Sabah kalktım hava biraz düzelsin diye bekledim. Öğlen gibi baktım güneş çıktı buzula doğru sürmeye başladım. Yaklaşık 50km gitmiştim ki yağmur indi ve beni hazırlıksız yakaladı. Ben de çok ıslanmamak için geri döndüm :) öğleden sonra tekrar bir girişimde bulunacağım.
El Chalten'den ayrılıp başka bir buzul görmeye El Calafati'e geldim. Aslında bunların hepsi aynı buzul tabakasının farklı uçları. Hatta Şili'de Carretera Austral yolunun sonunda gittiğim O'Higgins şehrinden başlıyor Tierro Del Paine'ye kadar devam ediyor. El Calafati'de güzel bir kamp yeri buldum kendime. Sessiz ve kalabalık değil. Benim dışımda sadece 3 kişi daha var. Tabii kimse olmadığı için süper hızlı interneti var :) Aslında direk gidip buzulu ziyaret edebilirdim ama bir üşendim dinlenmek istedim. Sanırım yürüyüşlerin yorgunluğu üzerimde hala.
28km yürüyüp dibine kadar gittiğim ama göremediğim Fit Roy'un granit tepeleri şimdi ben ayrılırken arkamdan nanik yapıyor. :D Vay arkadaş ne gösterişliymiş. El Chalten şehri böyle daha güzel duruyor. Gelirken de manzarası güzeldi ama bu granit duvarlar gözükmüyordu.
Ertesi sabah kalktım manzara bu! Hava tamamen açmış, bulutsuz, günlük güneşlik. Yahu ben Fitz Roy'a yürürken nerdeydi bu hava :( Kaç gündür hava durumuna bakıp yarın hava güzel olacak diye bekliyordum burada. Güneşli hava sürekli kayıyordu. 4 gün kaydıktan sonra ayrılacağım gün güneş açtı. Neyse en azından güneşli bir havada motor süreceğim. Bir sonraki gideceğim yer El Calafete ve tabii yine buzul görmeye gidiyorum.
Vee yaklaşık 8 saatte 28km yürümüşüm ve bin metre tırmanmışım. Saat 21 gibi tam hava kararırken kamp yerine vardım. Normalde bu yürüyüşü kamplı yapıyorlarmış. Yani ilk kısım olan ormanın içindeki yürüdükten sonra tırmanışa geçmeden hemen önceki kamp alanında kamp yapıp ertesi gün tırmanıyorlarmış. Ben bu kadar uzak olacağını tahmin etmemiştim. Git gel 20km yürürüm ne olacak demiştim ama bir süre kendime gelemeyebilirim :D Gerçi ertesi gün akıllanmadım bir diğer parkuru yürümeye kalktım. Yaklaşık 5km (yarısı oluyordu) kadar yürüdükten sonra baktım hava kapalı ve yağmur geliyor geri dönmeye karar verdim. İyiki de yapmışım çünkü tam kamp alanına girerken yağmur indi. Üst üste o kadar yürüseydim sanırım bir kaç gün bir yere gidemeyebilirdim.
Ben de başladım tırmanmaya ama hızlı şekilde tırmanıyorum. :D Hava 3-4 derece civarında ben soyuna soyuna tişörtle kaldım çünkü inanılmaz terliyorum. Tam olarak 35dk'da tamamladım tırmanışı ve beni bekleyen manzara bu şekildeydi :) Gönül isterdi ki Ftiz Roy'un grant duvarlarını da göreyim ama bulut yüzünden pek mümkün olamadı. Göle akan buzul ile idare etmek zorunda kaldım. :)
9km kadar yürüdükten sonra Fitz Roy için tırmanış başlıyor. Tabelada 1.9 km yazıyor ve 1,5 saat diyor :D yaklaşık 500mt tırmanış varmış. En büyük sorun ben yürüyüşe saat 13'de başladım. Buraya gelene kadar 3,5 saat geçti. Bunun bir de geri dönüşü var. Büyük ihtimal karanlığa kalacağım. Yanında fener de yok. Ayrıca tırmanış benim için oldukça dik ve kayalıklı. Ayağımdaki ayakkabı için hiç uygun değil. Tırmanış yolundan aşağı doğru akan buz gibi sudan bahsetmiyorum bile :) Tırmanacağım yere baktım, havaya baktım, sonra bir de saate baktım... bir türlü karar vermedim. Sonra gelen birine sordum. - "Bir şey görebiliyor musunuz? Hava kapalı." dedim. - "Ben 2 saat bekledim yukarda, sis gelip geçiyor sürekli ve ara ara tepeler görülüyor" dedi. - "Sence tırmanmaya değer mi?" dedim. - "El Chalten'e mi geri döneceksin?" dedi. - "Evet" dedim. Saatine baktı, geri yukarı baktı. - "Buraya kadar gelmişsin bence çık değer" dedi.
Başlangıcı güzel bir orman yoluymuş. Biraz tırmanış vardı ama ormanın içinden dolaşa dolaşa gidildiği için anlaşılmıyor. Bu arada buradaki akan suların hepsi içilebiliyor. Çünkü direk kaynağa çok yakın ve kirlenmiyorlar :) Yürüyüş parkurundan ve ormanın içinden biraz fotoğraf paylaşıyorum.
El Chalten'e insanlar buzulları yürümek için geliyorlar. İlginçtir ki milli parkın girişi ücretsiz. Buralarda zor bulunan bir şey ve neden ücretsiz olduğunu anlamadım. Hatta milli parkın içinde kamp yapmak bile ücretsiz :D Ben de Patagonya'da yürüyüş yapmak istiyordum. Fakat en büyük sorun yeterli ekipman olmaması. Mesela su geçirmez bilekli bir botum yok. Çünkü 46 numara giyiyorum ve boyutlarda bir botu taşıyacak yerim yok. Onun yerine yazlık yürüyüş ayakkabısı var. Zaten bir tane ayakkabı taşıyabiliyorum. :) Ayrıca iyi bir yağmurluğum da yok. Hadi yağmurluk çok dert değil ama ayakkabı dert. Çünkü yürüyüş rotaların bazıları oldukça dik tırmanışlı. Neyse yürümeye niyetlendik ya havanın düzelmesi için 2 gün bekledim El Chalten'de. 3. gün sabahı baktım fena değil, öğlen de hava açınca hemen çantamı aldım yürüyüş parkurunda aldım soluğu. 2 ana yürüyüş rotası var. Biri meşhur Fitz Roy'a gidiyor. Şehre girerken çektiğim fotoğrafta sis dolayısıyla gözükmüyor ama orada kocaman granit duvarlardan bir yapı var. Fitz Roy oranın ismi işte. Eğer akşam üzerine doğru hava iyice açarsa görürüm ümidiyle başladım yürüyüşe.
Şili'ye girdiğimden beri bu tabela dikkatimi çekiyor. Yolda tanıştıklarıma hep söylüyorum kimse fark etmemiş. Tabeladaki inek değil boğa sanırım ya da erkek işte. Dünyada bir sürü yer gezdim ve bu tabelaların fotoğraflarını hep biriktirmek istedim ama bir türlü olmadı. Şimdiye kadar karşıma ne çıkmadı ki? Onun için tabelalara biraz dikkatli bakıyor olabilirim. Normalde bu tabelada hep inek resmi olur :) Boynuzları olmaz memesi olur. Fakat tüm Şili boyunca baya boynuzlu erkek hayvan vardı. Nedense bana bir ilginç geldi.
Carretera Austral üzerinde çok güzel kamp noktaları vardı. Rüzgar ve yağmur çok olduğu için sürekli böyle barınak (sundurma) gibi şeyler var. İçlerinde çadır kurabileceğiniz alanlar ve bir bölümünde de piknik masa sandalyesi oluyor. Genelde de çok güzel yerlere konumlandırıyorlar. Bunları geç fark ettim. Önceden fark etseydim ilk gece bunlarda kalırdım öyle fırtınaya yakalanıp uçmazdım. Hatta burada kalır beklerdim bile havanın sakinlemesini. Manzaraya baksanıza insan burada bir gün kalmaya kıyamaz en az iki gün kalır. :D
Bir gece kalırım diye geldiğim ama 4 gündür ayrılamadığım El Chalten'de böyle... Biraz ucuz olsa daha da kalmayı düşünüyordum. Siz benim Carretera Austral maceralarımı okurken ben de burada bol bol buzul yürüşleri yaptım. :)
Veee sonunda şimdi bulunduğum El Chalten'e geliyorum... girişi çok etkileyici değil mi? bir de şöyle canlandırın kafanızda. Rota 40 üzerinde çölde gidiyorsunuz. Etraf sapsarı ve hiçççç bir şey yok sadece gittiğiniz asfalt var dümdüz Sonra sağ tarafta ufukta tepesi karlı dağlar görmeye başlıyorsunuz. Böyle bir "nasıl ya" diyip dikkatlice bakmaya çalışıyorsunuz. Evet evet tepesi karlı dağlar var çölün ortasında. Sonra And dağlarına paralel gittiğiniz geliyor aklınıza. Tam o sırada sağda bir dönüş tabelası görüyorsunuz ve üzerinde "El Chalten" yazıyor. :) Hadi girme bakalım. 90 kilometre dağlara doğru gidip sonra geri döneceksiniz aynı yolu ama bu tepesini gördüğün dağlar o kadar cazip geliyor ki 100 değil 300km olsa yine dönersiniz. Sonra ki 90 kilometre kulağımda müzikle sanki ben dağlara değil de dağlar bana geliyormuş gibi oldu. Çünkü etrafta hiçbir şey yok ve dümdüz bir asfalt yolda ilerliyorsunuz. Tam karşınızda ise kocaman dağlar var. İnsanın uzaklık algısı bozuluyor gerçekten.
Patagonya'nın meşhur Rota 40'ına bağlandım bu yol Arjantin'in kuzeyinden (bizim girdiğimiz Bolivya sınırının oradan) başlıyor teee kıtanın güneyine en sonuna kadar binlerce kilometre gidiyor. Yolun çoğu And dağlarına paralel gittiği için çöl ve Patagonya kısmı da çok acayip rüzgar alıyor. Rüzgar şiddetini ölçmeden yola çıkmak pek akıllıca bir hareket değil. Durum böyle olunca neden meşhur olmuş o kısmını anlamadım. Buyrun yoldan bir fotoğraf size. Bu arada güneş batacak ve kamp yapacak bir yer bulmam gerekiyor. Ortamda sığınacak bırak ağacı tek bir çalı yok :)) gece rüzgar çıksa alıp götürür beni geri Şili tarafına :D
And dağlarının öbür tarafına geçtim ya hemen çöl başladı yine :( Bir anda nasıl çölleşiyor ortalık anlamış değilim. Bazen daha fazla coğrafya ve meteoroloji bilgim olsaydı diye iç geçiriyorum. Eminim daha farklı bakacaktım o zaman bu değişimlere. Bir de asıl anlamadığım çölün ortasında nasıl böyle kocaman göller olabilir. Bunları akarsular besliyorsa nerde bunlar? yer altı suları mı? ya da su varsa neden hiç yaşam yok etrafında? Mesela Sudan'da kumların içinden Nil nehri akıyordu ama nehir boyunca etrafında ağaçlar vardı. Burada neden yok? Yüksekte de değiliz oksijen sorunu yok. Bazen çok takılıyorum bu dünyayı anlamlandırma meselelerine.
O zaman ben arka kapıdan çıkayım :D Şili ile Arjantin arasındaki sınırları And dağları belirliyor. Kıta boyunca Şili And dağlarının batı tarafında Arjantin ise doğu tarafında kalıyor. Doğal olarak ülkeler arası sınırlarda hep bu sıra dağ arasındaki geçitlerden yapılıyor. Ben en güneydeki en son (araçla geçilebilen) geçiti seçtim. Çünkü fotoğraflarını görünce burayı kullanmak istiyorum demiştim :) yanılmamışım da çok güzel bir yolmuş. Yani yol offroad ve tamamen washboard'du (türkçede buna karşılık bir kelime var mı bilmiyorum) ama manzaraları her şeyi unutturdu.
Şimdi şöyle bir sorunum var. Buradan sınıra kadar 120km kadar var. Sınır kırsaldan geçiyor ve hiçbir şey yok. Ayrıca yolu da son derece kötü. Arjantin'deki bir sonraki benzin noktası ise yaklaşık 200km uzakta. Teknik olarak yedek depo ile oraya gidebilirim. Fakat orada her zaman benzin bulunmuyormuş. Ayrıca kalmak için sadece bir otel varmış ve fiyatı da 50$'mış. AyferOnur Seyahatnamesi 'den öğrendim. Rüzgar yüzünden çadır kurmak çok mümkün değil. Durum böyle olunca bir sonraki şehre baktım ve oraya kadar 470km yol gitmem lazım. Bunu yedek depo ve arazi sürüşü ile yapmam imkansız. Bir de Arjantin tarafında Rota 40'a bağlanacağım ki orada rüzgar yüzünden motor zaten daha fazla yakmaya başlayacak. Kendimi güvenceye almak için yerlerde pet şişe bakmaya başladım. 2 tane bulup bir güzel temizledim ve onlara da benzin koydum. Böylece depoda 7lt, arkada da 12lt benzin olmuş oldu. Herhalde artık yolda kalmam diye düşünüyorum :D
Sabah uyandığımda manzaram da böyleydi :) çadırın içine giren bir sis dalgası ile uyandım :)
Ertesi gün yağmurlu gösteriyordu sabah bir ara yağdı durdu. Hemen kalktım çadırı ve malzemeleri topladım. Sonra kahvaltı olayına giriştim. Bu arada Nikita ve Anastasia'da geldi. Onlar biraz geç kalktıkları için hazırlanmakta geç kaldılar zaten onlar yakınlarda başka yerde kalacaklardı. Ben ise 300km geri dönerek Cochrane'ye geri gidecektim. Ondan vedalaştık ve ayrıldık. Belki Buenos Aires'de denk geliriz dedik. Kim bilir? :) Cochrane'ye döner dönmez hemen çadır kurmak için yer aranmaya başladım. 300 kilometreyi geri geldiğim için ve yine feribot kullandığım için akşam ancak varabildim. Havada biraz rüzgar da vardı. Onun için daha önce kamp kurduğum yere (hani nehri yukardan gören yer.) kuramazdım. Orası çok açıkta ve rüzgar alıyordu. Ayrıca oraya gitmek için 30km gidip sonra ertesi sabah 15 kilometre geri sınıra gitmem gerekiyordu. Bir kaç kilometre önce küçük bir göl geçtiğimi hatırladım yanında da bir çam ormanı vardı. Orman varsa rüzgar olmaz diye düşündüm. Fakattt ormana gidince orada kamp yapmak yemedi. Hahaha o an çok komikti. Çok güzel bir kamp yeri buldum ağaçların altında sote, yol yok bir şey yok. Tamam burası olur dedim. Kaskı çıkardım, kulak tıkaçlarını çıkardım. Çıt yok. Etrafa baktım baktım sonra "burası süpermiş de bende burada kamp yapacak toto yok" diyerek vazgeçtim. Bilmediğim orman gece bir şey olsa kimse bulamaz da beni iyice içine girmişim motorla. :D Neyse ormandan çıkıp göl kenarında bir yer aramaya başladım. Bu arada rüzgar da iyice arttı, güneş batmaya başladı. Sonra çok küçük bir tepeceğin arkasında bir çadır kuracak kadar yer buldum. Tam da göle sıfır :) ama burası küçük bir göl ve okyanus ile alakası yok ondan gelgit zaten olmaz düşüncesi ile çadırı kurdum. Zaten çok da alternatifim kalmamıştı. Yeri çok güzel değil mi ama :) Ufak bir not merak edenler için ensemde dalga sesi ile uyudum. Sonra gece bir ara sesin devam etmediğini fark ettim ve kendi kendime uyandım. Dinledim dinledim çıt yok ortamda sanki kulak tıkacı takmışım hiç bir şey duymuyorum. Ne oluyor diye merak ettim dışarı çıktım. Gölde tek bir hareket yoktu. Rüzgar da durmuştu ve gökyüzü çooook güzeldi. Çünkü şehre uzaktaydım ve ışık yoktu etrafta. Amerika'dan beri böyle güzel bir gökyüzü görmemiştim. İnsan karanlıkta tek başına olup böyle bir gökyüzü görünce sorguluyor gerçekten.
O'Higgins çevresinden biraz fotoğraf paylaşıyorum. Ne kadar güzel bir yer olduğunu ve neden daha fazla kalmak istediğimi daha iyi anlayacaksınız ;)
Ertesi sabah Nikita ve Anastasia ile tanıştık. Hani size hikayesini anlatmıştım. Rusya'dan geliyorlarmış ve 3,5 senedir geziyorlarmış. Tüm gün onlarla beraber vakit geçirdim. Onlar burada 10 gündür kalıyorlarmış. Çünkü motosikletlerinin iç lastikleri yırtılmış. Yedeği varmış o da gitmiş. Onu sipariş vermişler ama buraya otobüs haftada bir geldiği için onu beklemek zorunda kalmışlar. İlk otobüste gelmeyince ikinciyi beklemişler. Eğer bir gün daha kalsalardı gerçekten onlar için ben de bir gün daha kalacaktım. Çünkü beraber çok güzel zaman geçirdik. Bir ara Carretera Austral yolunun sonuna gittim tabela ile fotoğraf çektim. Onu da paylaşmıştım :D Nikita ve Anastasia'yı takip etmek için; http://instagram.com/soundaroundme
Çok ilginç fotoğraftaki karlı dağın tepesini görüyor musunuz? Orası normalde karlı değildi. Yani dün değildi. Bugün bulut geldi geçti sonra böyle oldu :) Ne oldu şimdi kar mı yağdı oralara anlamadım. :)
Feribot ile karşıya geçince yağmur devam etti. Feribottan sonra 100km yolum vardı. Hava 21'de karardığı ve feribotta 19'a doğru karşıda olduğu için çok vaktim yoktu. Karanlıkta orman için kamp alanı aramak hiç kolay olmuyor. Bulsam bile gece rahat yatamıyorum çünkü etrafı gündüz gözü ile görememişim ne var ne yok bilmiyorum. Şehre 20 km kala yağmur durdu. Durum böyle olunca şehre gideyim bare gelmişken dedim :) Güneşin batışı ile birlikte şehre girmiş oldum. İlk bulduğum kamp alanına kampı attım direk. Acayip yoruldum çünkü 300 km yakın yol yaptım ve bunun neredeyse tamamı arazi sürüşüydü. Hava da çoook soğuk olduğu için başka hiçbir şey yapmadan uyumaya karar verdim. Sabah ola hayrola bakarız etrafta neler var neler yok.
Saat 18'de Tortel'den kalkan son feribota yağmur eşliğinde yetiştim. İyi yağdı arkadaş. Son 50-60 kilometrede orman çok sıklaşmıştı sanki Costa Rica'daki yağmur ormanlarında motor kullanıyorum gibi hissettim. Bir de gemiye geç kalacağım diye acele ettim. Yol zaten offroad zor oldu hepsi birleşince. Çünkü gemiyi kaçırırsam hiçliğin ortasında öyle bir başıma kalırım. Gemi herhangi bir şehirden kalkmıyor. Geminin kalktığı yerde geminin yanaştığı platformdan ve bilet satışı yapılan binadan başka hiç bir şey yok. Bu soğuk ve yağmurlu havada oraya kamp atmaya hiç niyetim yoktu. Yolun sonundaki O'Higgins'de güneşli bir hava gösteriyordu. Sanırım bu yağmur ormanlarından çıkarsam güneşe ulaşacağım. Feribot ile karşıya geçtikten sonra yağmur durana kadar devam edip çadır kurarım diye düşünüyorum.
Carretera Austral'ın bu son kısımları gerçekten çok güzel. Sanırım yukarısı kadar çok fazla kişi gelmediği için :) Yol üzeri biraz fotoğraf paylaşıyorum. Ride2world ile birlikte yol alırken onlar bana çok anlatmışlardı Carretera Austral hakkında. Özellikle de bu son kısmın çok güzel olduğunu söylemişlerdi. Ben de sanırım gidip geri dönmek gerektiği için (yani zor olduğu için) mi demiştim. :)
Bu turkuaz akan nehrin ismi de Baker nehri ve tahmin ettiğiniz gibi buzul sularını taşıyor. Aslında kendisi bir önce anlattığım gölün suyunu pasifik okyanusuna taşıyor. Ortam çok yeşil bir yer değil yani kısa bir bitki örtüsü var. Bir orman değil ve içinden geçen böyle bir güzelliği görünce insan büyüleniyor gerçekten. Ben yukardan ilk gördüğümde oldukça şaşırmıştım. Etrafındaki soluk renklerin yanında kendisi son derece canlı ve parlak kalıyor.
Gölün bir kaç fotoğrafını daha paylaşayım. Gölün ismi General Carrera gölü. Aslında bu Şili tarafındaki ismi çünkü göl oldukça büyük ve bir kısmın da Arjantin'de bulunuyor. Oradaki ismi ise Buenos Aires gölü. Aslında kendisi bir buzul gölü ve etrafı And dağları ile çevrili. Rengini de buzulardan alıyor. Bu gölün bir özelliği de çevresinde soğuk ve yağmurlu bir iklim varken kendisinde güneşli ve genelde daha ılık bir mikro iklimi varmış.
Hayır hayır renkleri ile oynamadım gölün rengi gerçekten böyle :) Aslında gerçeğinde bence daha etkileyici ama fotoğraftaki renk de fena olmamış. Gerçeğine yakın.
Bazı insanlar gerçekten çok güzel yerde yaşıyorlar! Evin nerde olduğunu görebiliyor musunuz? Carretera Austral yolunda bunun gibi çok güzel yerlere yapılmış bir sürü ev var. Güzelmiş beee...
Sabaha karşı rüzgar yüzünden bir türlü ısınamayınca yine güneş doğmadan uyandım. :) Anlayacağınız nedense doğru karar veremeyip sefil oldum :D Aslında rüzgar için brandayı gerdikten sonra arkasına çadır kurabilirdim. Aklıma gelmediği için kendime kızdım. Neyse karanlıkta toparlanmaya başladım. Ben çıkana kadar ortalık aydınlandı fakat kahvaltı işini daha rüzgarsız bir yerde yapmaya karar verdim. Yola devam ederken yükseldikçe yükseldim ve dün kamp yapmaktan vazgeçtiğim yere vardığımda hava 2 derece gösteriyordu. Bu seyahatimizin şimdilik en düşük sıcaklığında motor sürmüş oldum. Ben Yazarsam Olur bu fırsatı kaçırdı. :D Artık ekvatordan uzaklaştığım için bin metre yükseliğe çıkınca hava birden sıfır dereceye yaklaşıyor. Oysa ekvator çizgisine yakın yerlerde 4.500 metrenin üzerine çıkıyorduk hava 5-6 derecenin altına hiç düşmüyordu.
Yaklaşık 270km sürdükten sonra güneş batmasına 1 saat kala kamp yapacak yer aranmaya başladım. Fakat ortalık nedense birden düzleştiği ve rüzgarda başladığı için kamp yapacak yer bulmak pek kolay olmadı. :( Bir iki kamp alanı gözüme kestirmiştim haritada. Böyle ormanlık ve ağaçlık bir alandı. Fakat oraya yaklaştıkca hava soğumaya başladı. Hemen GPS'den yüksekliğe baktım 500mt civarındaydı. Kamp yapmak istediğim yer ise 900 metrede olduğu için oraya gitmekten vazgeçtim. Çünkü şimdiden 10 dereceye düşmüştü. El Blanco isimli çok küçük bir kasabanın önünde kısa çam ağaçlarının oluşturduğu küçük bir koruluk alan buldum. Sokakta dolaşan bir kaç kişiye burada çadır kursam olur mu dedim. Çünkü koruluk alan tam evlerin önünde duruyordu. Çok büyük ihtimal bu evleri rüzgardan korumak için dikmişler bu ağaçları. Sii Siii diye cevap verip elleriyle zafer işareti yaptılar. :) Sorun olmaz dediklerini kabul ederek orada kalmaya karar verdim. Ağaçlar akşam beni de korur diye ümit ediyordum ama çok faydası olması. Çadırı kurup pollerini kırma riskine girmemek için yanımdaki hamağı iki ağaç arasına gerdim :) Rüzgar esse de sallana sallana uyurum işte diye düşündüm :D Fakat unuttuğum bir şey var rüzgar soğuk esiyor. Onun için önüne de yağmur için kullandığım brandayı gerdim. Hamağın içine uyku tulumunu koydum. İlginç bir düzenek oldu. Hatta gece kurtarmadı matımı şişirdim onu da rüzgara karşı koydum hamağın içine.
Puyuhuapi'den çıkıp hızlıca dağ yollunu geçip asfalta ulaştıktan bir süre sonra teorim tuttu be hava güneş açtı. :) Acaba buzula gitsemiydim diye bir iç geçirdim ama gitmiş olsaydım yol kapanacağı için akşam orada kamp yapmak zorunda kalacaktım. Tabii yağmur gösteriyor yağmuru yiyecektim yine gece. Neyse yol boyunca acayip güzel manzaralar eşliğinde geldim. Bu yolda sürme konusundaki moralimi iyice pekiştirdiler.
Puyuhuapi'den hemen sonra görmek istediğim çok güzel bir yer vardı. Dağların tepesinden buzul geliyor aşağı şelale şeklinde dökülüyordu. AyferOnur Seyahatnamesi gitmişlerdi ve onlar gittiğinde hava güneşliydi. Hatta orada kamp da yapmışlar ama ben o kadar şanslı olamadım. Zaten 11'de çıktım ve Puyuhuapi'nin arkasındaki dağ yolu saat 13 ile 17 arasında trafiğe kapatılıyor. Onun için biraz acele etmek zorunda kaldım. Hava zaten açmamıştı ve yağmur eli kulağında gibi geliyordu üstüme üstüme. Ben de kapısından geçip gitmek zorunda kaldım. :( Bu seyahattimde en çok üzüldüm yerlerden biri oldu benim için. Yaklaşık 5-6 kilometre sonra karşı taraftan gelen arabaların yavaşladığını gördüm. Yolcu koltuğunda oturanlar bir şeyin fotoğrafını çekmeye çalışıyorlardı. O ne acaba diye aynaya bir baktım bu görüntüyü gördüm. Yok artık diye dönüşüm çok artistik oldu :D Yakından göremesem de böylesi bile çok etkileyiciydi.
Tabii gece geç yatınca sabah da geç kalkıyor. Aslında biraz da öğleden sonra hava düzeliyor teorime güvenerek oyalandım. Saat 11 gibi kamp yerinden ayrıldığımda hava biraz kapalıydı. Puyuhuapi'nin hemen arkasındaki dağı tırmandıktan sonra asfalt başlıyor ve yaklaşık 300km devam ettiği için biraz da ona güvendim. Hedef hava kararana kadar artık nereye gidersem :)
Şili'de öğrendim bir şey var o da her zaman öğleden sonra havanın düzeldiği. Neden ya da nasıl olduğunu bilmiyorum, her zaman mı böyle onu da bilmiyorum. Fakat benim olduğum 2 hafta süre boyunca hep aynısı oldu. Sabah saatleri hep yağmurlu (bazen fırtınalı), öğleden sonra ise neredeyse günlük güneşlik oldu. Çok ilginç ama bunu keşfedince ona göre hareket etmeye başladım ve yola daha geç çıkar oldum. O ilk gün sabah yakalandığım fırtınadan ve öğlene kadar sürdüğüm deli gibi yağmurdan sonra bir daha nerdeyse hiç yağmur yemedim. Sadece arada geçişler oldu.
Herkese merhaba, Bir süredir Carretera Austral yolunda internet bulamadığımdan bir şeyler paylaşamadım. Yolu tamamladım ve Arjantin tarafına geçerek güneye yolculuğuma devam ediyorum. Son iki gündür El Chalten şehrindeyim ve burada treking yapmak için havanın biraz düzelmesini bekliyorum. Biraz biraz internette buldum gibi. :) var yok arası ama bir şeyler paylaştırıyor. Geriye dönük yaşadıklarımı paylaşsam mı yolsa şimdi kaldığı yerden mi devam etsem karar veremedim. Fakat Carretera Austral bu yolculuğumun en sevdiğim kısmı oldu. And dağlarının arasında, buzuları seyrederek, yağmurda, soğukta kamp yaptım, motor sürdüm, üşüdüm, ıslandım, moralim bozuldu, geri dönmek istedim... fakat gördüklerim o kadar güzeldi ki bırakamadım yolu ve sonuna kadar gittim. Her şeye değdi mi peki? bence değdi. Bir daha ne zaman geleceğim buralara motosikletim ile? Hayatımın bir haftasında da çok üşüyüm, çok ıslanım hatta rezil olayım ne olacak? Geri evime dönünce hayatımın sonuna kadar sıcak evde oturup dinlenebilirim. :) Böyle düşüne düşüne sonuna vardım zaten. Hatta bazen bir gece kalırım dediğim yerden ayrılamadım 2 gece kaldım. Hep doğada kamp yaptım. Çünkü Patagonya'dayım. Burada doğa güzelleri çok cömert :) üstü kapalı bir yerde kalırsam yazık ederim. Onun için yol boyunca aldığım notlar ve fotoğraflar ile birlikte yaşadıklarımı paylaşacağım. En son gelgit yüzünden suyun yükselip az kalsın çadırla yüzeeğim yerden buraya El Chalten'e kadar olan maceralarımı anlatacağım hatta başladım da. Sanırım 2 gün daha buradayım ve bu süre zarfında hepsini paylaşır sizi de buraya getiririm ;) Sonucunu bildikleri maçı seyretmek istemeyenler için 2 gün sonra devam edecek maceralar :))
Puyuhuapi isimli bir şehir de üstü kapalı bir kamp alanı buldum. Yaklaşık 200km uzaklıktaydı. Sabah güneş doğmadan çıktığım için saat 13 gibi kamp alanında oldum. Buralar çok yağmur aldığı için adamın biri bahçesine üstü kapalı bir sürü alan yapmış ve içlerine çadır kurabiliyorsunuz. Acayip güzel fikir. Fotoğraf çekmeyi unutmuşum. Motosikleti de içeri aldım. Hava da 21'de karardığı için dinlenmek için çok vaktim oldu, iyi geldi. Hatta öğleden sonra saatlerce yağmurda ben sürmemişim gibi güneş açtı. :) Her şeyi serdim ve kuruttum. İşler hafiften yoluna girmeye başladı diye mutlu oldum. :) Şehirdeki üstü kapalı tek kamp alanı olduğu için çok kalabalıktı. Motosiklet ile gelen de tek ben olduğum için hatta tek yabancı da ben olduğum için herkes yardım etmeye çalıştı bana. Akşam kağıt oynuyorlardı beni de çağırdılar. Uno sanırım oyunun ismi hatırlamıyorum. Bana nasıl oynanacağını öğrettiler. Gece geç saate kadar çok eğlendik. :) Oldukça geç yattım fakat yola devam etme konusunda çok güzel moral oldu bana. Bu anı ile ilgili elimdeki tek fotoğraf uzaktan Puyuhuapi'nin gözüktüğü bu fotoğraf :( moralim bozuk olunca hiç foto çekmemişim. Bunu sabah giderken çektim.
En son okyanus kenarına kurduğum çadır ile az kalsın yüzüyordum kısmında kalmıştım sanırım :) Hatırlarsanız gece su yaklaşınca çadırın kazıklarını söküp geri taşımıştım biraz. İşte sabaha karşı fırtına çıktı ve çadırı kafama geçirdi. :( Çadırı toplayıp gidene kadar çadır, içindekiler ve benim malzemelerim tamamen ıslandı. Islak olarak sabah daha güneş doğmadan yola çıktım ve yağmur eşliğinde Carretera Austral'da sürmeye devam ettim. Tüm hafta yağmurlu gösterdiği için devam edip etmeme konusunda emin olamadım. Çünkü bu yola girmemin sebebi güzel manzaralar görmek ve güzel yerlerde kamp yapmaktı. Fakat hava tamamen kapalı iken hiçbir şey göremiyorsunuz. Ayrıca bu yağmur altında çadır kurmak ve toplamak yalan. Zaten kamp malzemelerin hepsi ıslandı. Mola (sığındığım) verdiğim tam bu yerde haritaya bakarken Arjantin sınırına çok yakın olduğumu gördüm. Bu bir işaret herhalde dedim :)) rasgele bir yerde yağmurdan korunmak için girdim onda da haritaya bakasım tuttu ve sınır dibimde :) And dağlarının öbür tarafı sıcak ve güneşli :) Sadece 90km uzakta. O an acayip cazip geldi. Gidip gitmemek konusunda çok kararsız kaldım. Sonra bir şans daha vermeye karar verdim. Çünkü buraya kadar gelmişken sonra pişman olabileceğimi düşündüm. Tamam yağmurlu gösteriyor da belki hep yağmurlu değildir. Günlerce hiç durmadan yağacak hali yok ya! Akşamı üstü kapalı bir yerde geçirmeye karar verip yola devam ettim. Çünkü kamp malzemelerimi kurutmam gerekiyordu.
Bir yolun daha sonuna geldik. :)) Gerçekten de Şili'nin Patagonya bölgesinde güneye doğru giderken ülke bitmiyor ama yol biriyor. Zaten buraya kadar gelmesi de 1999'u bulmuş. Buraya gelene kadar bir sürü yağmur ve soğuk yedim, sürekli doğada kamp yaptım, arazide sürdüm ama bence değerdi. Hatta şimdi 300km geri dönüp araçla geçilebilecek en son Arjantin sınırına gideceğimi düşünürseniz değse iyi olurdu. Bu geldiğim son şehir Villa O'Higgins gerçekten muhteşem bir yerde. Her tarafı dağlarla ve tepeleri buzullarla çevrili. Gelip aynı gün dönmeyi düşünüyordum. Çünkü burası soğuk ve yağmurlu ama gelince dönemedim 2 gece kaldım. Hava biraz daha iyi olsa bir kaç gece daha bile kalabilirdim. İnternet bulduğumda bir sürü fotoğraf paylaşacağım. Hat alırken yanlış operatör aldığım için yol boyunca pek internet bulamadım. Bulduğumda da ancak aileme haber verdim ve yapmam gereken araştırmaları (hava durumu, yol durumu, v.b.) yapabildim. Bugün çıkıp geri dönmeye başlıyorum. Kuzeye 300km geri çıkıp ilk Arjantin sınırından gireceğim. Burası aslında Arjantin sınırına sadece 100mt uzaklıkta ama sadece yayan, bisiklet veya atla geçişe izin veriliyor. Çünkü Arjantin tarafı henüz yoku yapmamış ve 20km yol yokmuş. Sırada Arjantin'in dünyanın sonu diye pazarladığı kıtanın sonundaki Ushuaiai'a var. Orayı da bir görelim baklım. ;)
Şili'nin Puerto Montt şehrinde küçük bir Türk bakkalı bulacağım aklıma gelmezdi. :) Burada yaşayan 3 Türk'ten biri Erdoğan abi. Kendisi 8 sene önce çalıştığı bir iş için gelmiş fakat 5 yıl sonra oradan ayrılıp, farklı iş arayışları içine girmiş. :) Kendine bir bakkal dükkanı açmış. Daha doğrusu devralmış. Kendinden önce açanlar uzun dayanamamış ve kapamışlar. Fakat Erdoğan abi işleri rayına oturtmuş ve yoluna devam ediyor. "Bunlar anlamıyor bakkal işinden" diyor :) Bu arada bakmayın küçük dediğime ne ararsanız bulabilirsiniz. Emrelere geldiğimde onlar söyledi. "Erdoğan abimiz var burada bizim dışımızda tek Türk tanışmak ister misin?" dedi. İstemez miyim :) Bakkal dükkanı olduğunu duyunca ziyaretine de gittim. Neşe dolu, eğlenceli, on nunara bir bir insan. Kendi maceralarını ve buralar ile ilgili bir sürü şey anlattı bana. Bu kıtada gezenleri de çok yakından takip ediyor. Eğer yolunuz bu taraflara düşerse mutlaka bir uğrayın, selamını alın derim ;)
Dün tahminimden hızlı gelerek Chaiten'e kadar geldim. Yolun bir kısmı asfalt bir kısmı stabilizeydi. Fakt motorun avantajı işe yarıyor 80-90 kesintisiz devam ettim. Dün hava güzel olduğu için gidebildiğim kadar yol gittim. Çünkü fırtına geliyordu, zaten gece sabaha karşı geldi de :) Su gelgit yüzünden geriye çekiliyor. Çadırı kuruduğum yeri ona göre hesaplamıştım ama nasıl milimetrik hesaplamışsam sabah saat 4'de ensemde dalga sesi ile uyandım. Apar topar bir çıktım su dibime kadar gelmiş. Dalgalar 1mt kadar yakına geliyordu. Çadırı taşımaya çalıştım biraz kazıklarını söktüm 1 mt geri çektim.
Dünkü feribotlardan manzaralar. Bazı yerlerde uzaktan da olsa buzulları seyrede seyrede gittik :)
Akşam benim son günüm olduğu için Gülşah ve Emre yemek hazırlayıp hep beraber yemek istediler. Çok da güzel oldu. İnsan böyle masaları, böyle muhabbetleri yolda daha çok özlüyor. Gülşah, Emre ve Erdoğan abi burada (Puerto Montt) bulunan toplam Türk nüfusunu oluşturuyorlar. :) Hatta konsolousluğu arayıp Puerto Montt'dan aradıklarını söyleyince "Emre bey misin, Erdoğan bey misin?" diye direk soruyorlarmış. :D Bizim gibi gezginlerin yolu buraya düşünce onlara da eğlence çıkıyor. Sağolsunlar bir çok gezginde hakları ve emekleri var. Ne kadar teşekkür etsek azdır. Hiç bir karşılık beklemeden bizleri evlerinde misafir ettiler ve hoş sohbetlerini eksik etmediler. Bir daha yolum ne zaman düşer bilmiyorum ama umarım tekrar bir araya geliriz.
İlk gemiden inip biraz gidince stabize yol başlıyor hemen :) hava güzel ve güneşli, yol da çamur değil. Çünkü benden hemen önce burayı geçen AyferOnur Seyahatnamesi buraları çamurken geçmişler. Hızlıca bütün arabaların önüne geçtim, çok toz çıkarıyorlar. :) Motorun avantajı acayip fazla bu yollarda. Gerçi biraz ağırım. Çünkü yedek 8lt benzin dolu, en azından 6lt'de su var yanımda yolda, kampta kullanıyorum. Ayrıca Puerto Montt'da büyük market bulunca kredi kartı ile biraz da erzak almıştım. Çünkü Carretera Austral'ın tamamında kamp yapmak istiyorum. Aşağıda çok pahalı oluyormuş her şey. :) Neyse yedikçe içtikce azalır ağırlığım. Yaklaşık 60km sürüş yapıp ikinci gemiye geldim. Bunun biletini önceden almıştım çünkü yer bulmak sıkıntı oluyor. Yalnız acayip kalabalık şaşırdım. Bu arabaların hepsi stabize yola çıkacaksa sıkıntı büyük :) neyse 4-5 saat bu gemide olacağım. Akşam da bir yerlerde nehir kenarında kanp yaparım. İnternetim olmayacak onun için. Ben indiğimde size gece yarısı olacak zaten. :)