Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Tam yemeği yiyordum bir araba durdu içinden otostopçu bir sırtçantalı indi :) Araba farklı yöne gittiği için onu burada bırakmış. Bir de eline pizza vermiş. Çocuk içeri pizza servisi diye girdi. :) Neyse Arjantinliymiş otostopla geziyormuş. Şu ıssızlığın ortasındaki otobüs durağında ne ilginç tesadüf. Yaklaşık bir saat sonra karanlıkta bir motor sesi duydum fakat ışık yok. Çıktım dışarı farı bozuk bir motor ve üstünde iki kişi. Karanlıkta ve fırtınada kendilerini buraya zor atmışlar. Arkada kızın elinde çadır lambası (fener değil) vardı ve onla yolu aydınlatmaya çalışıyorlardı. Onlarda burada kalacaklarmış. Çünkü bu bomboş çölde başka hiç bir yer yok sığınacak. İlk gelen sırtçantalı yerdeki tek kişilik yatağı aldı, sonradan gelen çiftte diğer büyük yatağı :) Bitti mi daha bitmedi. Gece 23 gibi bir tır durdu. Hahahah geldi burada kalacakmış. Otobüs durağında değil tabii. Durağın yanına tırı çekti ve tırın içinde yattı. Çünkü yol kenarlarında tırı park edecek yer yok ve tek duracak yer de burası. Ne popüler otobüs durağıymış. Bir de kim kullanıyor bu durağı diye yazmıştım.
Durakta beklerken motorun yağını değiştirdim. Bir kaç araba geçti ama kimse neden burada durduğumu yadırgamadı selam verdi geçti. Ben olsan durur bir sorarım her şey yolunda mı? Sanki sürekli birileri burada duruyor gibi... Kalmaya karar verdim. İçerde tabureleri birleştirdim. Boyları 2 metreymiş tam matıma göre :) bugün üşümeden uyuyacağım orası kesin çünkü montsuz oturabiliyorum içerde. Bir de yemek işine gireyim ocağı yakınca ısınır iyice içerisi ;)
Evet sınıra gidip Arjantin tarafındaki Rio Grande'e yetişemeyeceğim kesin çünkü asfalt bitti :( tam burada bir otobüs durağı var. Burada kalsam mı devam etsem düşünüyorum. Hava karardıktan sonra bu rüzgarda yola devam etmek çok riskli. Çünkü Amerika'da öğrendiğim bir şey var o da geyiklere genelde gece çarpıldığı. Burada da çok (ama çok) fazla vikunya var. Ayrıca tilki de çok. Onlardan birine çarpmaktan korkuyorum açıkcası. Bu rüzgarda açığa çadır kurmam da imkansız. :( 100 kilometreden fazla yol geldim ve rüzgardan sığınabilecek tek şey (hatta tek yapı) bu. İşin ilginci otobüs durağının içinde bir çift kişilik bir de tek kişilik yatak ve 2 uzun tabüre var :) birileri koymuş. Gerçi bu ıssızlığın ve hiçbir şeyin olmadığı yerde bu otobüs durağı ne yapıyor onu da anlamadım. Otobüs mü geçiyor ki??? Hatta süpürge filan da var. İçi çok temiz değil ama tabureleri birleştirip üzerine mat ve uyku tulumunu koyabilirim. Biraz da süpürdüm mü olur sanki. Akşam yağmur ve fırtına gelecek. Zaten kapalı bir yerde olmayı tercih edebilirim. Böylece yağmurdu, çadırdı uğraşmadan sabah erken kalkıp yola çıkabilirim. Dur bakalım biraz bekleyim durakta gelen giden var mı, ne tepki veriyor.
Feribottan indikten sonra küçük bir kasaba var. Sonrasında sınırı geçip Arjantin tarafındaki ilk büyük şehir olan Rio Grande'ye 300 küsür kilometre var ve arada şehir yok hiç. Neyse ki burada benzin varmış yedeği de depoyu da doldurdum. Bir önceki benzinlikte benzin yoktu! İki seçeneğim var ya burada kamp yapacağım ya da devam edip yolda kamp yapacak bir yer bakacağım. Eğer devam etmezsem yarın yolun (kıtanın, dünyanın) sonu olan Ushuaia'a varamam. Önümüzdeki 4-5 havalar güzel gösteriyor. Yani sıcak gösteriyor. Sanırım bir sıcak hava dalgasi geldi ve bu dalga ile Ushuaia'a gidip geri çıkmak istiyorum. Ondan biraz acele ediyorum. Yola devam etmeyi seçtim ama iyi mi yaptım bilmiyorum :( çünkü burası resmen çöl ve çok fena rüzgar alıyor. Motoru düz yolda 6. Vitese atamıyorum hızım da 90'ı geçemiyor. Havanın kararmasına 3-4 saat ancak var.
Magellan boğazına geldim sonunda. Burası Güney Amerika anakarası ile Ateş Topraklarını (Tierra del fuego) ayırıyor. Aynı zamanda da Atlantik ve Pasifik okyanusu arasında doğal bir boğaz görevi görüyor. Bunları neden yazıyorum, çünkü buraya gelmeden önce bunları bilmiyordum. Magellan boğazını da, önemini de ve hatta kıtanın sonunun anakaradan ayrı olduğunu bile bilmiyordum. Yolculuklarımda çoğrafya bilgimin geliştiği doğrudur. :) Neyse devam edeyim anlatmaya. Burada gemi kullanmak oldukça zor çünkü her zaman kuvetli rüzgar ve çok acayip bir akıntı var. Gözle görebiliyorsunuz Atlantik'ten (doğudan) Pasifik Okyanusuna (batıya) doğru nehir gibi akıyor. Tersini eskiden yelkenlilerle nasıl geçiyorlarmış diye düşündüm. Fakat buranın önemi Güney Amerika ile Antartika arasında kalan Drake boğazını geçmekten çok daha güvenli olduğu için çok önemli bir boğazmış. Zamanının İstanbul boğazı gibi düşünebilirsiniz. Tabii Panama kanalı yapınca yalan olmuş :) çünkü çoğu gemi kıtanın arkasına (Atlantik'ten Pasifik'e) geçmek için buraya kadar inmiyor hemen Panama kanalından geçiyor. Son bir şey daha burası Arjantin'e değil Şili'ye ait. Bunu da bilmiyordum. Şili sadece bu Magellan boğazının olduğu yerden Arjantin'i ikiye bölmüş. Magellan boğazı yüzünden savaşmış almış sanırım yolsa bu hiç bir şey olmayan ve yetişmeyen toprakların yüzü suyu hürmetine almamıştır. Yalnız şöyle bir sorun var hem Şili hem de Arjantin'in birbine bağlı olmayan toprakları. Geçiş yapmak için iki ülke de birbirine muhtaç. Anlatması zor oldu. Unuttum ismi neden Magellan çünkü il Portekizli kaşif Ferdinand Magellan gelmiş. Evet genel bilgi yüklü bir paylaşım oldu.
Ne güzel tabela değil mi? "Ruta del Fin del Mundo" - Rota Dünyanın sonu, gideceğim yer ise "Tierra del Fuego" - Ateş toprakları :) tam orta dünya masallarına bağladı.
Bugün ilk defa Patagonya rüzgarını yedim :) şimdiye kadar rüzgarlıysa pek çıkmıyordum ama bugün hava çok güzel, açık ve güneşli. Yarın da yağmur olduğu için rüzgar olsa da çıkmaya karar verdin. Yolda yan yan gidiyorum :)
Gece hava fena değildi. Sabaha karşı güneş doğmadan hemen önce yine biraz üşür gibi oldum. Fakat güneş tam çadırın içine doğduğu için ısınmaya başladım. Saat 6 gibi kalktım ama güneş ısıtmadan çadırdan daha doğrusu uyku tulumundan çıkamadım. Hava 1 dereceye kadar düşmüş. Fakat çadır manzaram on numara ;)
Yol üzeri kalacak hiç bir yer bulamadım çünkü sığınacak ağaç bile yok ve çok fazla rüzgar alıyor. Hava fena değil ama rüzgar çok acayip soğuk esiyor. Bir ara yedek benzini depoya doldurmak için eldivenleri çıkardım 2 sürmedi elimi hissetmez oldum. Punta Arenas'a 20km kala bir ormanlık alan buldum. Hemen okyanusun (denizin) de kenarında ve ağaçlar yüzünden rüzgardan çok etkilenmiyor. Zaten parkmış girişinde yazıyordu. İçinde bir sürü piknik masası be ateş yakmak için yerler var. Sanırım sezonda kalabalıkmış izleri kalmış. Fakat şimdi benden başka kimse yok. Güneş batmak üzere hemen çadırı kurup içine gireceğim.
Yaklaşık Torred Del Paine 3 saat dolandıktan sonra güzel bir dere kenarında mola verip güneşin altında biraz yattım. Dün gece hava 2 dereceye düştüğü için çok verimli uyayamamıştım. Bu dinlenme iyi oldu.
Bu da mı güzel değil şimdi!! Burada yaşamak güzel olmaz mıydı?
Torres Del Paine'de aynı El Chalten'in granit duvarları gibi çok etkileyiciymiş. Bugün şanslı günümdeyim çünkü hava bulutsuz ve güneşli :) Milli parkın içine girdim ce motorla gezebileceğim bir 40km yolur var. Geri kalanları için yürümek lazım ama Fitz Roy'da yürüdüğüm ban yeter. Şimdilik motorla uzaktan görmeyi tercih edeceğim.
Herkese günaydın. Hayatımda bu kadar sessiz bir orman görmemiştim daha önce. Gece rüzgar da durunca kendi kalp sesimi bile duymaya başladım. :) geceleri daha soğuk olmaya başladı. Benim uyku tulumu kurtarmıyor yavaş yavaş. Sanırım Alman Tim'in dediği gibi aşağılarda çok üşüyeceğim. Neyse bu sabah çadıra güneş doğdu en azından güzel ısındın. Şimdi kalkıp çadırı toplayıp, kahvaltı yaptıktan sonra Torres Del Piane'de gezintiye devam edeceğim :)
Bir kaç yer denememden sonra burası gözüme çarptı. Ana yoldan ayrılan bir patika var ve küçük bir nehirden geçiyor. Aslında eskiden çit varmış ama patikanın belirginliğine bakacak olursanız bence çok araç gelip gitmiş. Onun için ben de daldım çiti ve nehri geçtim. Patika önce kocaman bir boşluğa açıldı sonra da göl kenarında ormanlık bir alanın içine doğru devam etti. Daha önce kalanlar olmuş ve ateş yakmışlar belli. Ayrıca her yerde çok fazla inek pisliği var. Sanki mevsimlik hayvanları otlamak için kullanılıyormış gibi. Çok içime sinmedi. Çünkü çok kuytuda ve anayoldan uzakta. Ters bir şey olsa kim beni burada bulacak. Nerde olduğum da bilinmiyor. Neyse yapacak bir şey yok. Güneş batmasına 1 saat kaldı. Yağmur da gelecek gibi. Hızlıca çadırı kurup yiyecek bir şeyler hazırlayım hava kararmadan. Sonra sabah olaaa hayrola diyelim...
Kestirme olsun diye parkın ana kapısına bağlanan bir stabilize yola girdim. Manzara ve yol çok güzelmiş. Hava da şimdilik bulutlu ama arada güneş yüzünü gösteriyor. Fakat rüzgar başlıyor gibi, onun için rüzgardan sığınacak bir yere çadır atmam lazım.
Şili tarafında gümrüğe geldim motorun işlemlerini yaptıracağım ama adamın arkasında oynayan dizi dikkatimi çekti :) Herkes kitlenmiş seyrediyordu. O sıra fotoğraflarını çekemedim ama komikti. Görevli nereden geliyorsun dedi. Gülerek bu dizinin geldiği yerden dedim. Diziye baktı bana baktı sonra hep beraber güldük. Hızlıca işlemlerimi halletti ve sınırı geçtim. Şimdi Torres Del Paine'e gitmek istiyorum ama bugün gidemem, saat geç oldu. Onun için ona yakın yol üzeri kamp yapacak bir yer bulmalıyım.
Arka kapıdan girdiğim Arjantin'den başka bir arka kapıdan çıkıyorum. Küçük sınırlardan geçmek daha kolay oluyor. Hem sıra derdiniz olmuyor hem de motoru pek arayan olmuyor. Buenos Aires'den çıkıp Ushuaia'a gidip geri dönene kadar 7 defa Arjantin-Şili sınırı geçmiş olacağım. :)
Patagonya'da bu sticker olayını bir seviyorlar :) Bir yerde yapıştırılmaya görsün bir süre sonra böyle oluyor. Sadece benzinci ya da kafe camları da değil. Bir yol tabelasına sticker yapıştır eminim bir süre sonra tabela tümden sticker ile kaplanır. :) hahaha hem söylüyorum hem ben de yapıştırıyorum tabii :)
Nedendir bilmem Türkiye'den geldiğime hatta motoru da oradan getirdiğime en çok şaşıran hep Brezilyalılar oluyor. Rota40 üzerinde en çok onlarla karşılaşıyorum. Hep de fotoğraf çekmek istiyorlar. Hepsinde de iyi ve pahalı motorlar var. Sanırım bu kıtanın zengini onlar.
En kötüsü de ne biliyor musunuz? Soğukta motor sürüyorsunuz tamam hani başka çareniz yok. Fakat mola vereceğiniz yerin de soğuk olacağını bilmek moral bozucu :) Türkiye'de olsa soğuk havada sürüşe çıksan, üşüdüğün zaman sobası olan bir yer bulur ısınırsın. Ne bilim köy kahvesi olur, kafe olur, restoran olur. Patagonya'da Rota40 üzerinde seyahat ediyorsanız mola vereceğiniz yer işte burası olur ancak. Bir saat sürdüm ve 95km geldim. Hava 5 derece mola verdim hava 5 derece heheh :))
Güneye kıtanın sonuna indikçe hava çok soğumaya başladı. Artık gündüzleri bile 5 derecelerde. Dün El Calafate'de kamp yaptığım yere motorlu başka bir gezgin geldi. Adı Tim ve Almanya'dan tura başlamış. Şimdi ise Ushuaia'dan gelmiş ve kuzeye çıkıyormuş. Ne yapacaksın dedim. Burada hava güzel biraz tadını çıkaracam 2-3 gün kalırım dedi. Oysa bana burası bile soğuk geliyordu. :) "Aşağısı çok mu soğuk?" diye sordum. "Uyku tulumun iyi mi?" dedi. "Evet iyi ama -5 derece" dedim. O zaman üç dört gün çok üşüyeceksin dedi :)))
Ben buraya bırakıyorum fotoğrafları, yazacak bir şey bulamadım. :)
Adamlar buzulun kıralını ayağımıza kadar getirmiş. Aracınla önüne kadar gelip park ediyorsun oturup buzulunu rahat rahat seyrediyorsum. Hatta bu buzulda aşağı doğru kayıp nehre (ya da göle) boşalıyor. Şaka bir yana çok acayip etkilendim. Bu seyahatimde gördüğüm en muhteşem ikinci doğa olayı oldu. Buz makinesi gibi günde 2mt aşağı doğru kayıyormuş. Arkaya doğru kilometrelerce devam ediyor ve derinlikleri 700mt'i buluyormuş. Bizim su üstünde gördüğümüz kısım 60-70mt arasındaymış. Sessiz sessiz oturup izledim inanışmaz çünkü. Ayrıca arada o buz tabakaları kopup suya düşüyor ve çok acayip gürültü çıkarıyorlar.
Yamaha WR250R'ı satın aldığım zaman acaba aklımdan neler geçiyordu diye düşünüyorum. Gerçekten bu motoru almamı sağlayan düşünce neydi şimdi hatırlamıyorum bile ama geldiğim son nokta çok ilginç oldu. Aldıktan bir süre sonra şehir içinde sürmeye başladım. Zamanla daha çok sever oldum. Ufak ufak araziye çıktım. Onun da sevdim. Sonra bir bakmışım her yere bu motorla gidiyorum. Çünkü gücü ve hafifliği çok iyi gelmişti. Şehir içinde, kısa yolculuklarda ve arazide bence gayet eğlenceli be yeterli bir makine. Hepsinde de uzman değil ama hepsinde de idare ediyor. Sonra bu uzun yol fikri çıktı. Sonra neden olmasın ki dedim... Bana en çok sorulanlardan biri Tenere ile çıkmadığına pişman mısın? Küçük motor ile çıkmasaydın dediğin oldu mu? WR250 ile 40bin kilometreden fazla yol yaptım. Sadece ilk 5bin kilometresini Türkiye'de kullandım. Geri kalanını buralarda tamamladım. Sıcak, soğuk, fırtına, çöl, arazi, kum, asfalt, v.b. aklınıza ne geliyorsa o şartlar altında bu motoru kullandım. Sanırım motor hakkında artık bir kaç şey söyleyebilecek duruma geldim. Evet bir pişmanlığım var. Fakat bu pişmanlık neden daha önce Afrika'ya, Japonya'ya bu motorla gitmediğimden. Aslında sevdiğim 250cc oluşu değil. Hafif ve küçük bir motorla yol yapıyor olmak. Çok büyük olmayan ve aynı ağırlıkta olan 450'de olur. Hatta WR450R olsa tadından yenmez. :D
Dedim ki hava çok güzel, güneş ve rüzgar var, ne yıkasam kurur şu polarımı yıkayım. Çünkü en zor kuruyan o. Fikir böyle ortaya çıktı ama sonra hızımı alamadım. Neyim varsa yıkadım. Motor kıyafetlerim, yağmurluklar, diğer kıyafetler, motorun yan ve arka çantaları.. hatta matımı bile yıkadım. :)) motorun da hava filtresini bir güzel temizledim. Carretera Austral'ın tüm tozunu üzerinden atmış oldum böylece.
Perito Morino buzulu El Calafati'e yaklaşık 74 kilometre uzaklıkta. Sabah kalktım hava biraz düzelsin diye bekledim. Öğlen gibi baktım güneş çıktı buzula doğru sürmeye başladım. Yaklaşık 50km gitmiştim ki yağmur indi ve beni hazırlıksız yakaladı. Ben de çok ıslanmamak için geri döndüm :) öğleden sonra tekrar bir girişimde bulunacağım.
El Chalten'den ayrılıp başka bir buzul görmeye El Calafati'e geldim. Aslında bunların hepsi aynı buzul tabakasının farklı uçları. Hatta Şili'de Carretera Austral yolunun sonunda gittiğim O'Higgins şehrinden başlıyor Tierro Del Paine'ye kadar devam ediyor. El Calafati'de güzel bir kamp yeri buldum kendime. Sessiz ve kalabalık değil. Benim dışımda sadece 3 kişi daha var. Tabii kimse olmadığı için süper hızlı interneti var :) Aslında direk gidip buzulu ziyaret edebilirdim ama bir üşendim dinlenmek istedim. Sanırım yürüyüşlerin yorgunluğu üzerimde hala.
28km yürüyüp dibine kadar gittiğim ama göremediğim Fit Roy'un granit tepeleri şimdi ben ayrılırken arkamdan nanik yapıyor. :D Vay arkadaş ne gösterişliymiş. El Chalten şehri böyle daha güzel duruyor. Gelirken de manzarası güzeldi ama bu granit duvarlar gözükmüyordu.
Ertesi sabah kalktım manzara bu! Hava tamamen açmış, bulutsuz, günlük güneşlik. Yahu ben Fitz Roy'a yürürken nerdeydi bu hava :( Kaç gündür hava durumuna bakıp yarın hava güzel olacak diye bekliyordum burada. Güneşli hava sürekli kayıyordu. 4 gün kaydıktan sonra ayrılacağım gün güneş açtı. Neyse en azından güneşli bir havada motor süreceğim. Bir sonraki gideceğim yer El Calafete ve tabii yine buzul görmeye gidiyorum.
Vee yaklaşık 8 saatte 28km yürümüşüm ve bin metre tırmanmışım. Saat 21 gibi tam hava kararırken kamp yerine vardım. Normalde bu yürüyüşü kamplı yapıyorlarmış. Yani ilk kısım olan ormanın içindeki yürüdükten sonra tırmanışa geçmeden hemen önceki kamp alanında kamp yapıp ertesi gün tırmanıyorlarmış. Ben bu kadar uzak olacağını tahmin etmemiştim. Git gel 20km yürürüm ne olacak demiştim ama bir süre kendime gelemeyebilirim :D Gerçi ertesi gün akıllanmadım bir diğer parkuru yürümeye kalktım. Yaklaşık 5km (yarısı oluyordu) kadar yürüdükten sonra baktım hava kapalı ve yağmur geliyor geri dönmeye karar verdim. İyiki de yapmışım çünkü tam kamp alanına girerken yağmur indi. Üst üste o kadar yürüseydim sanırım bir kaç gün bir yere gidemeyebilirdim.
Ben de başladım tırmanmaya ama hızlı şekilde tırmanıyorum. :D Hava 3-4 derece civarında ben soyuna soyuna tişörtle kaldım çünkü inanılmaz terliyorum. Tam olarak 35dk'da tamamladım tırmanışı ve beni bekleyen manzara bu şekildeydi :) Gönül isterdi ki Ftiz Roy'un grant duvarlarını da göreyim ama bulut yüzünden pek mümkün olamadı. Göle akan buzul ile idare etmek zorunda kaldım. :)
9km kadar yürüdükten sonra Fitz Roy için tırmanış başlıyor. Tabelada 1.9 km yazıyor ve 1,5 saat diyor :D yaklaşık 500mt tırmanış varmış. En büyük sorun ben yürüyüşe saat 13'de başladım. Buraya gelene kadar 3,5 saat geçti. Bunun bir de geri dönüşü var. Büyük ihtimal karanlığa kalacağım. Yanında fener de yok. Ayrıca tırmanış benim için oldukça dik ve kayalıklı. Ayağımdaki ayakkabı için hiç uygun değil. Tırmanış yolundan aşağı doğru akan buz gibi sudan bahsetmiyorum bile :) Tırmanacağım yere baktım, havaya baktım, sonra bir de saate baktım... bir türlü karar vermedim. Sonra gelen birine sordum. - "Bir şey görebiliyor musunuz? Hava kapalı." dedim. - "Ben 2 saat bekledim yukarda, sis gelip geçiyor sürekli ve ara ara tepeler görülüyor" dedi. - "Sence tırmanmaya değer mi?" dedim. - "El Chalten'e mi geri döneceksin?" dedi. - "Evet" dedim. Saatine baktı, geri yukarı baktı. - "Buraya kadar gelmişsin bence çık değer" dedi.
Başlangıcı güzel bir orman yoluymuş. Biraz tırmanış vardı ama ormanın içinden dolaşa dolaşa gidildiği için anlaşılmıyor. Bu arada buradaki akan suların hepsi içilebiliyor. Çünkü direk kaynağa çok yakın ve kirlenmiyorlar :) Yürüyüş parkurundan ve ormanın içinden biraz fotoğraf paylaşıyorum.
El Chalten'e insanlar buzulları yürümek için geliyorlar. İlginçtir ki milli parkın girişi ücretsiz. Buralarda zor bulunan bir şey ve neden ücretsiz olduğunu anlamadım. Hatta milli parkın içinde kamp yapmak bile ücretsiz :D Ben de Patagonya'da yürüyüş yapmak istiyordum. Fakat en büyük sorun yeterli ekipman olmaması. Mesela su geçirmez bilekli bir botum yok. Çünkü 46 numara giyiyorum ve boyutlarda bir botu taşıyacak yerim yok. Onun yerine yazlık yürüyüş ayakkabısı var. Zaten bir tane ayakkabı taşıyabiliyorum. :) Ayrıca iyi bir yağmurluğum da yok. Hadi yağmurluk çok dert değil ama ayakkabı dert. Çünkü yürüyüş rotaların bazıları oldukça dik tırmanışlı. Neyse yürümeye niyetlendik ya havanın düzelmesi için 2 gün bekledim El Chalten'de. 3. gün sabahı baktım fena değil, öğlen de hava açınca hemen çantamı aldım yürüyüş parkurunda aldım soluğu. 2 ana yürüyüş rotası var. Biri meşhur Fitz Roy'a gidiyor. Şehre girerken çektiğim fotoğrafta sis dolayısıyla gözükmüyor ama orada kocaman granit duvarlardan bir yapı var. Fitz Roy oranın ismi işte. Eğer akşam üzerine doğru hava iyice açarsa görürüm ümidiyle başladım yürüyüşe.
Şili'ye girdiğimden beri bu tabela dikkatimi çekiyor. Yolda tanıştıklarıma hep söylüyorum kimse fark etmemiş. Tabeladaki inek değil boğa sanırım ya da erkek işte. Dünyada bir sürü yer gezdim ve bu tabelaların fotoğraflarını hep biriktirmek istedim ama bir türlü olmadı. Şimdiye kadar karşıma ne çıkmadı ki? Onun için tabelalara biraz dikkatli bakıyor olabilirim. Normalde bu tabelada hep inek resmi olur :) Boynuzları olmaz memesi olur. Fakat tüm Şili boyunca baya boynuzlu erkek hayvan vardı. Nedense bana bir ilginç geldi.
Carretera Austral üzerinde çok güzel kamp noktaları vardı. Rüzgar ve yağmur çok olduğu için sürekli böyle barınak (sundurma) gibi şeyler var. İçlerinde çadır kurabileceğiniz alanlar ve bir bölümünde de piknik masa sandalyesi oluyor. Genelde de çok güzel yerlere konumlandırıyorlar. Bunları geç fark ettim. Önceden fark etseydim ilk gece bunlarda kalırdım öyle fırtınaya yakalanıp uçmazdım. Hatta burada kalır beklerdim bile havanın sakinlemesini. Manzaraya baksanıza insan burada bir gün kalmaya kıyamaz en az iki gün kalır. :D
Bir gece kalırım diye geldiğim ama 4 gündür ayrılamadığım El Chalten'de böyle... Biraz ucuz olsa daha da kalmayı düşünüyordum. Siz benim Carretera Austral maceralarımı okurken ben de burada bol bol buzul yürüşleri yaptım. :)
Veee sonunda şimdi bulunduğum El Chalten'e geliyorum... girişi çok etkileyici değil mi? bir de şöyle canlandırın kafanızda. Rota 40 üzerinde çölde gidiyorsunuz. Etraf sapsarı ve hiçççç bir şey yok sadece gittiğiniz asfalt var dümdüz Sonra sağ tarafta ufukta tepesi karlı dağlar görmeye başlıyorsunuz. Böyle bir "nasıl ya" diyip dikkatlice bakmaya çalışıyorsunuz. Evet evet tepesi karlı dağlar var çölün ortasında. Sonra And dağlarına paralel gittiğiniz geliyor aklınıza. Tam o sırada sağda bir dönüş tabelası görüyorsunuz ve üzerinde "El Chalten" yazıyor. :) Hadi girme bakalım. 90 kilometre dağlara doğru gidip sonra geri döneceksiniz aynı yolu ama bu tepesini gördüğün dağlar o kadar cazip geliyor ki 100 değil 300km olsa yine dönersiniz. Sonra ki 90 kilometre kulağımda müzikle sanki ben dağlara değil de dağlar bana geliyormuş gibi oldu. Çünkü etrafta hiçbir şey yok ve dümdüz bir asfalt yolda ilerliyorsunuz. Tam karşınızda ise kocaman dağlar var. İnsanın uzaklık algısı bozuluyor gerçekten.
Patagonya'nın meşhur Rota 40'ına bağlandım bu yol Arjantin'in kuzeyinden (bizim girdiğimiz Bolivya sınırının oradan) başlıyor teee kıtanın güneyine en sonuna kadar binlerce kilometre gidiyor. Yolun çoğu And dağlarına paralel gittiği için çöl ve Patagonya kısmı da çok acayip rüzgar alıyor. Rüzgar şiddetini ölçmeden yola çıkmak pek akıllıca bir hareket değil. Durum böyle olunca neden meşhur olmuş o kısmını anlamadım. Buyrun yoldan bir fotoğraf size. Bu arada güneş batacak ve kamp yapacak bir yer bulmam gerekiyor. Ortamda sığınacak bırak ağacı tek bir çalı yok :)) gece rüzgar çıksa alıp götürür beni geri Şili tarafına :D
And dağlarının öbür tarafına geçtim ya hemen çöl başladı yine :( Bir anda nasıl çölleşiyor ortalık anlamış değilim. Bazen daha fazla coğrafya ve meteoroloji bilgim olsaydı diye iç geçiriyorum. Eminim daha farklı bakacaktım o zaman bu değişimlere. Bir de asıl anlamadığım çölün ortasında nasıl böyle kocaman göller olabilir. Bunları akarsular besliyorsa nerde bunlar? yer altı suları mı? ya da su varsa neden hiç yaşam yok etrafında? Mesela Sudan'da kumların içinden Nil nehri akıyordu ama nehir boyunca etrafında ağaçlar vardı. Burada neden yok? Yüksekte de değiliz oksijen sorunu yok. Bazen çok takılıyorum bu dünyayı anlamlandırma meselelerine.
O zaman ben arka kapıdan çıkayım :D Şili ile Arjantin arasındaki sınırları And dağları belirliyor. Kıta boyunca Şili And dağlarının batı tarafında Arjantin ise doğu tarafında kalıyor. Doğal olarak ülkeler arası sınırlarda hep bu sıra dağ arasındaki geçitlerden yapılıyor. Ben en güneydeki en son (araçla geçilebilen) geçiti seçtim. Çünkü fotoğraflarını görünce burayı kullanmak istiyorum demiştim :) yanılmamışım da çok güzel bir yolmuş. Yani yol offroad ve tamamen washboard'du (türkçede buna karşılık bir kelime var mı bilmiyorum) ama manzaraları her şeyi unutturdu.
Şimdi şöyle bir sorunum var. Buradan sınıra kadar 120km kadar var. Sınır kırsaldan geçiyor ve hiçbir şey yok. Ayrıca yolu da son derece kötü. Arjantin'deki bir sonraki benzin noktası ise yaklaşık 200km uzakta. Teknik olarak yedek depo ile oraya gidebilirim. Fakat orada her zaman benzin bulunmuyormuş. Ayrıca kalmak için sadece bir otel varmış ve fiyatı da 50$'mış. AyferOnur Seyahatnamesi 'den öğrendim. Rüzgar yüzünden çadır kurmak çok mümkün değil. Durum böyle olunca bir sonraki şehre baktım ve oraya kadar 470km yol gitmem lazım. Bunu yedek depo ve arazi sürüşü ile yapmam imkansız. Bir de Arjantin tarafında Rota 40'a bağlanacağım ki orada rüzgar yüzünden motor zaten daha fazla yakmaya başlayacak. Kendimi güvenceye almak için yerlerde pet şişe bakmaya başladım. 2 tane bulup bir güzel temizledim ve onlara da benzin koydum. Böylece depoda 7lt, arkada da 12lt benzin olmuş oldu. Herhalde artık yolda kalmam diye düşünüyorum :D
Sabah uyandığımda manzaram da böyleydi :) çadırın içine giren bir sis dalgası ile uyandım :)
Ertesi gün yağmurlu gösteriyordu sabah bir ara yağdı durdu. Hemen kalktım çadırı ve malzemeleri topladım. Sonra kahvaltı olayına giriştim. Bu arada Nikita ve Anastasia'da geldi. Onlar biraz geç kalktıkları için hazırlanmakta geç kaldılar zaten onlar yakınlarda başka yerde kalacaklardı. Ben ise 300km geri dönerek Cochrane'ye geri gidecektim. Ondan vedalaştık ve ayrıldık. Belki Buenos Aires'de denk geliriz dedik. Kim bilir? :) Cochrane'ye döner dönmez hemen çadır kurmak için yer aranmaya başladım. 300 kilometreyi geri geldiğim için ve yine feribot kullandığım için akşam ancak varabildim. Havada biraz rüzgar da vardı. Onun için daha önce kamp kurduğum yere (hani nehri yukardan gören yer.) kuramazdım. Orası çok açıkta ve rüzgar alıyordu. Ayrıca oraya gitmek için 30km gidip sonra ertesi sabah 15 kilometre geri sınıra gitmem gerekiyordu. Bir kaç kilometre önce küçük bir göl geçtiğimi hatırladım yanında da bir çam ormanı vardı. Orman varsa rüzgar olmaz diye düşündüm. Fakattt ormana gidince orada kamp yapmak yemedi. Hahaha o an çok komikti. Çok güzel bir kamp yeri buldum ağaçların altında sote, yol yok bir şey yok. Tamam burası olur dedim. Kaskı çıkardım, kulak tıkaçlarını çıkardım. Çıt yok. Etrafa baktım baktım sonra "burası süpermiş de bende burada kamp yapacak toto yok" diyerek vazgeçtim. Bilmediğim orman gece bir şey olsa kimse bulamaz da beni iyice içine girmişim motorla. :D Neyse ormandan çıkıp göl kenarında bir yer aramaya başladım. Bu arada rüzgar da iyice arttı, güneş batmaya başladı. Sonra çok küçük bir tepeceğin arkasında bir çadır kuracak kadar yer buldum. Tam da göle sıfır :) ama burası küçük bir göl ve okyanus ile alakası yok ondan gelgit zaten olmaz düşüncesi ile çadırı kurdum. Zaten çok da alternatifim kalmamıştı. Yeri çok güzel değil mi ama :) Ufak bir not merak edenler için ensemde dalga sesi ile uyudum. Sonra gece bir ara sesin devam etmediğini fark ettim ve kendi kendime uyandım. Dinledim dinledim çıt yok ortamda sanki kulak tıkacı takmışım hiç bir şey duymuyorum. Ne oluyor diye merak ettim dışarı çıktım. Gölde tek bir hareket yoktu. Rüzgar da durmuştu ve gökyüzü çooook güzeldi. Çünkü şehre uzaktaydım ve ışık yoktu etrafta. Amerika'dan beri böyle güzel bir gökyüzü görmemiştim. İnsan karanlıkta tek başına olup böyle bir gökyüzü görünce sorguluyor gerçekten.
O'Higgins çevresinden biraz fotoğraf paylaşıyorum. Ne kadar güzel bir yer olduğunu ve neden daha fazla kalmak istediğimi daha iyi anlayacaksınız ;)
Ertesi sabah Nikita ve Anastasia ile tanıştık. Hani size hikayesini anlatmıştım. Rusya'dan geliyorlarmış ve 3,5 senedir geziyorlarmış. Tüm gün onlarla beraber vakit geçirdim. Onlar burada 10 gündür kalıyorlarmış. Çünkü motosikletlerinin iç lastikleri yırtılmış. Yedeği varmış o da gitmiş. Onu sipariş vermişler ama buraya otobüs haftada bir geldiği için onu beklemek zorunda kalmışlar. İlk otobüste gelmeyince ikinciyi beklemişler. Eğer bir gün daha kalsalardı gerçekten onlar için ben de bir gün daha kalacaktım. Çünkü beraber çok güzel zaman geçirdik. Bir ara Carretera Austral yolunun sonuna gittim tabela ile fotoğraf çektim. Onu da paylaşmıştım :D Nikita ve Anastasia'yı takip etmek için; http://instagram.com/soundaroundme
Çok ilginç fotoğraftaki karlı dağın tepesini görüyor musunuz? Orası normalde karlı değildi. Yani dün değildi. Bugün bulut geldi geçti sonra böyle oldu :) Ne oldu şimdi kar mı yağdı oralara anlamadım. :)
Feribot ile karşıya geçince yağmur devam etti. Feribottan sonra 100km yolum vardı. Hava 21'de karardığı ve feribotta 19'a doğru karşıda olduğu için çok vaktim yoktu. Karanlıkta orman için kamp alanı aramak hiç kolay olmuyor. Bulsam bile gece rahat yatamıyorum çünkü etrafı gündüz gözü ile görememişim ne var ne yok bilmiyorum. Şehre 20 km kala yağmur durdu. Durum böyle olunca şehre gideyim bare gelmişken dedim :) Güneşin batışı ile birlikte şehre girmiş oldum. İlk bulduğum kamp alanına kampı attım direk. Acayip yoruldum çünkü 300 km yakın yol yaptım ve bunun neredeyse tamamı arazi sürüşüydü. Hava da çoook soğuk olduğu için başka hiçbir şey yapmadan uyumaya karar verdim. Sabah ola hayrola bakarız etrafta neler var neler yok.
Saat 18'de Tortel'den kalkan son feribota yağmur eşliğinde yetiştim. İyi yağdı arkadaş. Son 50-60 kilometrede orman çok sıklaşmıştı sanki Costa Rica'daki yağmur ormanlarında motor kullanıyorum gibi hissettim. Bir de gemiye geç kalacağım diye acele ettim. Yol zaten offroad zor oldu hepsi birleşince. Çünkü gemiyi kaçırırsam hiçliğin ortasında öyle bir başıma kalırım. Gemi herhangi bir şehirden kalkmıyor. Geminin kalktığı yerde geminin yanaştığı platformdan ve bilet satışı yapılan binadan başka hiç bir şey yok. Bu soğuk ve yağmurlu havada oraya kamp atmaya hiç niyetim yoktu. Yolun sonundaki O'Higgins'de güneşli bir hava gösteriyordu. Sanırım bu yağmur ormanlarından çıkarsam güneşe ulaşacağım. Feribot ile karşıya geçtikten sonra yağmur durana kadar devam edip çadır kurarım diye düşünüyorum.