Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Açıkcası orunun sadece dişliden olduğunu öğrenince bir rahatladım ne yalan söyleyim. Yine iş dönüp dolaşıp bana geliyor. Bazen yapamıyorsunuz ya da ihmal ediyorsunuz yolda. Çünkü yol şartları ile boğuşmaktan sizi yolda tutan en önemli şeye bakmayı öteliyorsunuz. Mesela yaklaşık 2-3 haftadır yüksek devirlere çıkmaya başladığım da ya da 100'ün üzerine çıktığımda motorda acayip bir titreşim oluyordu. Fark ediyordum sonuçta 40bin km fazla sürdüm bu makineyi sesi değişse hemen anlarım. Bir ara bakayım ne oluyor acaba diyorum ama hep öteliyorum. Belki diyorum sübap ayarı zamanı geldi ondan oluyordur tam düzenli çalışmıyordur motor. Sonuçta uzun iş onu yapmam. Halbuki önce en kolay zincir dişliden başlasana kontrol etmeye. Belli ki hareket aktarım organlarının birinde sorun var. Bazen başınızı sokacak yeri düşünmekten, ne yiyeceğinizi düşünmekten, rotanızı hesaplamaltan ya da ne bilim arazide boğuşmaktan en önemli yol arkadaşınızı ihmal ediyorsunuz.
Akşam sonunda canım istedi de söktüm bir ön dişliye baktım. Gözlerime inanamadım :D Buraya kadar nasıl gelmişim diye sorguladım bir. Çünkü dişli kalmamış. Normal şartlarda 20-23bin kilometrede böyle bir şey imkansız bence. Fakat daha sökerken sorunun ne olduğunu fark ettim. Dişliyi tutan somunun gevşemesini engelleyen güvenlik tırnağı kırılmış. Somun gevşemiş fakat kapakta bulunan tampon conta (güzel düşünülmüş) yüzünden tamamen çıkmamış. Fakat dişli yuvasında (x ekseninde) ileri geri hareket etmeye başlamış ve titreşimden (büyük ihtimal) dolayı dişliyi yemiş. Tabii zinciri de yemiş. Burada neler bulabilirim bilmiyorum, etrafa bakacağım. Dişli olmadan hiç bir yere gidemeyeceğim kesin ama onu anladım. Ufak bir not, servis kitapçığından bakıyordum şimdi ve o somunun değişmesi gerektiği yazıyormuş. Çünkü somunun tırnağı daha önce yapılmış. Üstüne tornavida ile vurarak içeri itiyorsunuz. Tabii sökerken tekrar dışarı çıkıyor. Sonra tekrar vurup tekrar ileri itekliyorsunuz. Zaten daha zayıf olan metal titreşimden dolayı kırılıyor anladığım kadarıyla. Japon abilerimiz düşünmüş koymuşlar servis kitapçığına. Fakat ben düşünemedim. Gerçi nerden bulacaktım zaten düşünmüş olsam da o ayrı bir konu. Bence pimli bir şeyler yapabilirlerdi. Direk Türk işi oldu koca Japon mühendis ordusundan daha iyi biliyorum :D
Tek sorun elektrik bulmam lazım. Çünkü günlerdir doğada kamp yaptığım için her şeyin elektriği tükendi. Bilgisayar, harici piller, kamera, fotoğraf makinesi... ne varsa bitti. Motorda şarj ediyorum ama o kadar hızlı şarj olamıyorlar. Bugün günün geri kalanında kendime bir kafe bulup oturayım dedim. Her şeyi takarım şarj oluyor. Önce bir turist ofise uğrayıp bakayım ne var ne yok dedim. İçeri bir girdim masa, sandalye, şarj için masada fişleri, süper hızlı internet... vayy arkadaş bir de dünyanın sonu pahalı derler. Her şeyin beleşi varmış ararsan :D oturdum herşeyi şarja taktım, bilgisayarımı da açtım internette takılıyorum. Hava da güneşlik arkamdan güneş vuruyor sırtıma. Çok iyi geldi. Akşama kadar buradayım. Sadece aklım çadırda. :)
Ushuaia'a bir sıcak hava dalgası gelmiş bir kaç gündür çok güzelmiş. Ben geldiğimde de çok güzeldi. Açık, bulutsuz ve güneşli bir gökyüzü var. Hava 18 derecelere geliyor ve millet tişört ile geziyor. Tabii ben o kadar gezemem de en azından polarla gezebiliyorum. Çıkıp biraz etrafta dolaşmaya karar verdim. Çadırı filan kamp alanında bıraktım. Dünden beri kimse gelip gitmedi. Sadece bir defa polis arabası geldi bakındı etrafa bana selam verdi gitti. Sonuçta her gün onları toplayamam. Döndüğümde göreceğim sonucu :D Ben daha turistik ve küçük bir şehir bekliyordum fakat Ushuaia öyle çıkmadı. Çok küçük değil ve yerel halkta burada yaşıyor. El Chalten ya da El calafate ile hiç alakası yokmuş. Ben böyle sokaklarından turist modunda gezerim diye bekiyordum ama öyle bir şey pek olamadı. :)
Şehirde dün kalacak yer için biraz dolandım ama burası inanılmaz pahalı biryer. :) Fiyatları duyunca biraz pahalıymış diyorum. "eee burası dünyanın sonu diyorlar". Hostelde yatak fiyatları 23$'dan başlıyor. Hatırlar mısınız El Calafate'de tanıştığım bir çocuk vardı. İsmi Tim ve Almayan'dan başlamıştı. Hani bana uyku tulumun sağlam mı, çok üşüyeceksin demişti. İşte o bana bir kamp alanı söylemişti. Kendi nereden bulmuş bilmiyorum. Fakat google maps, map.me ya da diğer kullandığım hiç bir programda bu kamp alanı yok. Şehrin hemen girişinde ve bedava :) Küçük bir vadinin içinde onun hiç hiç rüzgar almıyor. Tabii güneşte almıyor. :D Ayrıca yanından kocaman bir nehir akıyor ve suyu içilebiliyor. En azından ben içiyorum. :) Daha ne olsun. Sessiz, sakin, kimsesiz güzel bir yer. Sadece tuvalet ve banyo yok. Fakat onun için de öneri de bulunmuştu Tim. Hemen buraya yakın benzinlik var ve temiz güzel sıcak suyu olan bir banyosu var. Sadece 1$'a kullanabiliyorsunuz. Tuvaletleri de iyi :) Hemen az ilerisinde "La Anonima" market var. Onun ilerisinde turist ofis var. İnternet süper hızlı. Sonuç gece burada konakladım. Büyük ihtimal de gidene kadar burada kalırım.
Dünyanın dibinden (sonundan) bildiriyorum, sağ salim geldim, her şey yolunda :)
Veeee ucundan da olsa AyferOnur Seyahatnamesi yetişebildim. Onların kaldığı yerin önüne geldiğimde onlar da hazırlanmış çıkıyorlardı. Sadece 10dk konuşabildik ayak üstü. :( Fakat Antartika heyecanı sarmış ikisini de belli. Vay arkadaş tee kalkıp Türkiye'den dünyanın sonuna geldim, kısmet onları Antartika'ya uğurlamakmış. 12 gün sonra buraya geri dönecekler ama büyük ihtimal ben olmayacağım. Maceralarını takip etmek için; https://www.facebook.com/AyferOnur-Seyahatnamesi-150762311703987/
Ushuaia'a son 40km kala motor arada çekişten düşmeye başladı ama anlık olarak yapıyor. Aslında sorun motorda değil aktarım organlarından birinde çünkü baya dişli sesi geliyor. Sanki dişleri erimişte karşı dişliyi çevirirken atlıyormuş gibi. Fakat sadece yüke binince ve çok anlık oluyor. Az kaldı diye dikkat ederek şehre gitmeye çalışıyorum. :( Bu arada paylaşmayı unuttum bir iki gündür zincir ile sorunlar yaşıyorum. Hatırlarsanız yaklaşık 20bin km önce Guatemala'da zincir dişliği değiştirmiştim. Aslında iyi baktım zincire, bu kadar çabuk bitmemesi lazım. Carretera Austral yolunda biraz hırpaladığım doğrudur. Neyse arka lastiği geri aldım bir kademe fakat 400km olmadı yine geri almam gerekti. Sonra bir 500km sonra tekrar aldım. Bir şeyler ters orası kesin :) Bir açıp ön dişliği kontrol etmem lazım. Yukardaki olayın da bunla kesin bir bağlantısı var.
Evet yine yeniden Arjantin'deyim :) Yol böyle gidiyor ondan sürekli geçip duruyorum. Neyseki sınır geçişleri 15dk ancak sürüyor. Fakat her defasında motosikleti gümrükte kaydediyorlar ve bana kağıt veriyorlar. Fakat artık şase numarasını filan tek tek yazmıyorlar. Sadece plakaya bakıyorlar. Sanırım sistemde kayıtlı. Çünkü insanlar bu yolda giderken sürekli ülke değiştirmeleri gerekiyor. İşlemleri hızlandırmak için yapmış olabilirler.
Otobüs durağında bir çok kişi kalmış gitmiş. Herkes duvarlara adını, nerden nereye gittiğini ve tarihi yazmış. Ben de yazdım. :) Gerçi bazıları çok yaratıcı şeyler de yazmış ya da çizmiş. Hayatıma ilginç bir anı olarak girdi bu otobüs durağı. Bir ara aklıma buraya kamera koymak geldi. Bence gezen insanların davranışları üzerine çok deneysel bir çalışma olabilir. Bir sürü farklı gezgin geliyor buraya ve kalıyor. Kimi tek geliyor tek kalıyor, kiminin yanına başkaları geliyor. Kimse kimseyi tanımıyor ama birden güvenip gece olunca aynı durağın içinde yatıyor ve kapının dışında kalan herkes potansiyel tehlikeli oluyor. Bence güzel bir kısa film bile olabilir.
Sabah erken kalkınca kimseyi uyandırmadan otobüs durağından sessizce çıkmıştım. Fakat saat 10'a kadar dışarda oyalanınca diğer motorcu arkadaşlar da çıktı. Motosikletin sahibi amerikalıymış ve motoru da oradan getirmiş. Kawasaki klx650 sanırım. Bu motordan çok gördüm burada. Kız ise Arjantinli ve beraber geziyorlarmış. Şimdi Ushuaia'dan geliyorlarmış ve benim geldiğim Şili Punta Arenas'a gidiyorlarmış. Burayı nerden buldunuz diye sordum. Aynı benim gibi giderken kalacak başka yer bulamamışlar ve burada kalmışlar. :) Dönerken yine gelmişler. Aslında fena fikir değil çünkü otobüs durağının yeri çok güzel bir yerde. Motorla Ushuaia'dan çıkınca gelinebilecek maksimum uzaklıkta tam. :) Kızın elindeki kocaman bıçak ise oğlanın sürekli belinde. Hatta uyurken bile. Hiç lazım oldumu diye soracaktım unuttum. :) Benim ise yemek yapmakta kullandığım 10cm'lik küçük bir bıçağım var sadece. Gerçi bazen ormanda kalırken çadırın çıkışına sopa koyduğum oluyor. Hayvan kovalamak için işe yarıyor. Bazen köpek, bazen tilki hatta geçen tavşan kovaladım :) En kötüsü tilki çünkü çadırı delip içine girebiliyor. Bana zararı yok da eşyalarıma zararı çok :D
Sabah erkenden kalktım çünkü bugün Ushuaia'a gideceğim. Yani kıtanın sonuna, dünyanın dibine :) Hatta AyferOnur Seyahatnamesi orada ve bugün Antartika'ya geçecekler. Onlar geçmeden yetişip az da olsa muhabbet etmek istiyorum. Fakat gece yağan yağmur yolu çok çamur yapmış. Hava açık ve güneşli olduğu için saat 10'a kadar bekledim. Sonra Arjantin sınırına doğru yola çıktım. Yaklaşık 65 kilometrelik bir arazi sürüşü var çok değil. Sonrasında dünyanın sonuna kadar asfalt ;)
Akşam hem yağmur yağdı hem de çok rüzgar çıktı. Yaklaşık 1 aydır Patagonya bölgesinde sürüyorum ve tamamını kamp yaparak geçirdim. Bir çoğunu da doğada rasgele yerlerde yaptım. Çünkü Patagonya'dayım. Benim için Patagonya doğa harikaları ile dolu bir yer demek. Burada üstü kapalı dört duvar arasında kalma fikri sanki bir şeyleri kaçırdığımı düşündürüyor bana. Zaten bir yıllık gezinin sadece bir ayı böyle geçiyor. Hadi onu geçin koca hayatımın sadece 1 ayı olduğunu düşünün. Dönünce yine kaldığım yerden, sahip olduğum her şeyle beraber hayatıma devam edeceğim. Tüm bunları düşünürken gece rüzgarı ve yağmur sesini duyunca kapalı bir yerde olmayı özlediğimi fark ettim. Doğada, ormanda, çölde... uyurken hiç bir zaman deliksiz sabaha kadar uyuyamadım. Sürekli tetikte bekliyorsunuz. Bir hayvan mı geldi, biri mi geldi? Ortamda farklı bir ses duyunca bilinçaltınız sizi otomatik uyandırıyor. Bunların hepsine bir süre sonra alışıyorsunuz. Sonra eski insanları düşünüyorsunuz. Acaba böyle mi yaşıyorlardı? Sürekli tetikte... Neyse diyeceğim o ki, insanın kötü de olsa kafasını sokacak bir yeri olması ne güzel bir şey. Eğer akşam olunca kafanızı sokabildiğiniz bir eviniz varsa, bunun için şükredin, çünkü çok değerli bir şey. Her gün güneşin batma saati yaklaştığında kafamı sokacak bir yer aramak ve bazen bulabildiğin ile idare etmek sahip olduklarının değerini daha iyi anlamanızı sağlıyor. Öyle işte paylaşmak istedim.
Tam yemeği yiyordum bir araba durdu içinden otostopçu bir sırtçantalı indi :) Araba farklı yöne gittiği için onu burada bırakmış. Bir de eline pizza vermiş. Çocuk içeri pizza servisi diye girdi. :) Neyse Arjantinliymiş otostopla geziyormuş. Şu ıssızlığın ortasındaki otobüs durağında ne ilginç tesadüf. Yaklaşık bir saat sonra karanlıkta bir motor sesi duydum fakat ışık yok. Çıktım dışarı farı bozuk bir motor ve üstünde iki kişi. Karanlıkta ve fırtınada kendilerini buraya zor atmışlar. Arkada kızın elinde çadır lambası (fener değil) vardı ve onla yolu aydınlatmaya çalışıyorlardı. Onlarda burada kalacaklarmış. Çünkü bu bomboş çölde başka hiç bir yer yok sığınacak. İlk gelen sırtçantalı yerdeki tek kişilik yatağı aldı, sonradan gelen çiftte diğer büyük yatağı :) Bitti mi daha bitmedi. Gece 23 gibi bir tır durdu. Hahahah geldi burada kalacakmış. Otobüs durağında değil tabii. Durağın yanına tırı çekti ve tırın içinde yattı. Çünkü yol kenarlarında tırı park edecek yer yok ve tek duracak yer de burası. Ne popüler otobüs durağıymış. Bir de kim kullanıyor bu durağı diye yazmıştım.
Durakta beklerken motorun yağını değiştirdim. Bir kaç araba geçti ama kimse neden burada durduğumu yadırgamadı selam verdi geçti. Ben olsan durur bir sorarım her şey yolunda mı? Sanki sürekli birileri burada duruyor gibi... Kalmaya karar verdim. İçerde tabureleri birleştirdim. Boyları 2 metreymiş tam matıma göre :) bugün üşümeden uyuyacağım orası kesin çünkü montsuz oturabiliyorum içerde. Bir de yemek işine gireyim ocağı yakınca ısınır iyice içerisi ;)
Evet sınıra gidip Arjantin tarafındaki Rio Grande'e yetişemeyeceğim kesin çünkü asfalt bitti :( tam burada bir otobüs durağı var. Burada kalsam mı devam etsem düşünüyorum. Hava karardıktan sonra bu rüzgarda yola devam etmek çok riskli. Çünkü Amerika'da öğrendiğim bir şey var o da geyiklere genelde gece çarpıldığı. Burada da çok (ama çok) fazla vikunya var. Ayrıca tilki de çok. Onlardan birine çarpmaktan korkuyorum açıkcası. Bu rüzgarda açığa çadır kurmam da imkansız. :( 100 kilometreden fazla yol geldim ve rüzgardan sığınabilecek tek şey (hatta tek yapı) bu. İşin ilginci otobüs durağının içinde bir çift kişilik bir de tek kişilik yatak ve 2 uzun tabüre var :) birileri koymuş. Gerçi bu ıssızlığın ve hiçbir şeyin olmadığı yerde bu otobüs durağı ne yapıyor onu da anlamadım. Otobüs mü geçiyor ki??? Hatta süpürge filan da var. İçi çok temiz değil ama tabureleri birleştirip üzerine mat ve uyku tulumunu koyabilirim. Biraz da süpürdüm mü olur sanki. Akşam yağmur ve fırtına gelecek. Zaten kapalı bir yerde olmayı tercih edebilirim. Böylece yağmurdu, çadırdı uğraşmadan sabah erken kalkıp yola çıkabilirim. Dur bakalım biraz bekleyim durakta gelen giden var mı, ne tepki veriyor.
Feribottan indikten sonra küçük bir kasaba var. Sonrasında sınırı geçip Arjantin tarafındaki ilk büyük şehir olan Rio Grande'ye 300 küsür kilometre var ve arada şehir yok hiç. Neyse ki burada benzin varmış yedeği de depoyu da doldurdum. Bir önceki benzinlikte benzin yoktu! İki seçeneğim var ya burada kamp yapacağım ya da devam edip yolda kamp yapacak bir yer bakacağım. Eğer devam etmezsem yarın yolun (kıtanın, dünyanın) sonu olan Ushuaia'a varamam. Önümüzdeki 4-5 havalar güzel gösteriyor. Yani sıcak gösteriyor. Sanırım bir sıcak hava dalgasi geldi ve bu dalga ile Ushuaia'a gidip geri çıkmak istiyorum. Ondan biraz acele ediyorum. Yola devam etmeyi seçtim ama iyi mi yaptım bilmiyorum :( çünkü burası resmen çöl ve çok fena rüzgar alıyor. Motoru düz yolda 6. Vitese atamıyorum hızım da 90'ı geçemiyor. Havanın kararmasına 3-4 saat ancak var.
Magellan boğazına geldim sonunda. Burası Güney Amerika anakarası ile Ateş Topraklarını (Tierra del fuego) ayırıyor. Aynı zamanda da Atlantik ve Pasifik okyanusu arasında doğal bir boğaz görevi görüyor. Bunları neden yazıyorum, çünkü buraya gelmeden önce bunları bilmiyordum. Magellan boğazını da, önemini de ve hatta kıtanın sonunun anakaradan ayrı olduğunu bile bilmiyordum. Yolculuklarımda çoğrafya bilgimin geliştiği doğrudur. :) Neyse devam edeyim anlatmaya. Burada gemi kullanmak oldukça zor çünkü her zaman kuvetli rüzgar ve çok acayip bir akıntı var. Gözle görebiliyorsunuz Atlantik'ten (doğudan) Pasifik Okyanusuna (batıya) doğru nehir gibi akıyor. Tersini eskiden yelkenlilerle nasıl geçiyorlarmış diye düşündüm. Fakat buranın önemi Güney Amerika ile Antartika arasında kalan Drake boğazını geçmekten çok daha güvenli olduğu için çok önemli bir boğazmış. Zamanının İstanbul boğazı gibi düşünebilirsiniz. Tabii Panama kanalı yapınca yalan olmuş :) çünkü çoğu gemi kıtanın arkasına (Atlantik'ten Pasifik'e) geçmek için buraya kadar inmiyor hemen Panama kanalından geçiyor. Son bir şey daha burası Arjantin'e değil Şili'ye ait. Bunu da bilmiyordum. Şili sadece bu Magellan boğazının olduğu yerden Arjantin'i ikiye bölmüş. Magellan boğazı yüzünden savaşmış almış sanırım yolsa bu hiç bir şey olmayan ve yetişmeyen toprakların yüzü suyu hürmetine almamıştır. Yalnız şöyle bir sorun var hem Şili hem de Arjantin'in birbine bağlı olmayan toprakları. Geçiş yapmak için iki ülke de birbirine muhtaç. Anlatması zor oldu. Unuttum ismi neden Magellan çünkü il Portekizli kaşif Ferdinand Magellan gelmiş. Evet genel bilgi yüklü bir paylaşım oldu.
Ne güzel tabela değil mi? "Ruta del Fin del Mundo" - Rota Dünyanın sonu, gideceğim yer ise "Tierra del Fuego" - Ateş toprakları :) tam orta dünya masallarına bağladı.
Bugün ilk defa Patagonya rüzgarını yedim :) şimdiye kadar rüzgarlıysa pek çıkmıyordum ama bugün hava çok güzel, açık ve güneşli. Yarın da yağmur olduğu için rüzgar olsa da çıkmaya karar verdin. Yolda yan yan gidiyorum :)
Gece hava fena değildi. Sabaha karşı güneş doğmadan hemen önce yine biraz üşür gibi oldum. Fakat güneş tam çadırın içine doğduğu için ısınmaya başladım. Saat 6 gibi kalktım ama güneş ısıtmadan çadırdan daha doğrusu uyku tulumundan çıkamadım. Hava 1 dereceye kadar düşmüş. Fakat çadır manzaram on numara ;)
Yol üzeri kalacak hiç bir yer bulamadım çünkü sığınacak ağaç bile yok ve çok fazla rüzgar alıyor. Hava fena değil ama rüzgar çok acayip soğuk esiyor. Bir ara yedek benzini depoya doldurmak için eldivenleri çıkardım 2 sürmedi elimi hissetmez oldum. Punta Arenas'a 20km kala bir ormanlık alan buldum. Hemen okyanusun (denizin) de kenarında ve ağaçlar yüzünden rüzgardan çok etkilenmiyor. Zaten parkmış girişinde yazıyordu. İçinde bir sürü piknik masası be ateş yakmak için yerler var. Sanırım sezonda kalabalıkmış izleri kalmış. Fakat şimdi benden başka kimse yok. Güneş batmak üzere hemen çadırı kurup içine gireceğim.
Yaklaşık Torred Del Paine 3 saat dolandıktan sonra güzel bir dere kenarında mola verip güneşin altında biraz yattım. Dün gece hava 2 dereceye düştüğü için çok verimli uyayamamıştım. Bu dinlenme iyi oldu.
Bu da mı güzel değil şimdi!! Burada yaşamak güzel olmaz mıydı?
Torres Del Paine'de aynı El Chalten'in granit duvarları gibi çok etkileyiciymiş. Bugün şanslı günümdeyim çünkü hava bulutsuz ve güneşli :) Milli parkın içine girdim ce motorla gezebileceğim bir 40km yolur var. Geri kalanları için yürümek lazım ama Fitz Roy'da yürüdüğüm ban yeter. Şimdilik motorla uzaktan görmeyi tercih edeceğim.
Herkese günaydın. Hayatımda bu kadar sessiz bir orman görmemiştim daha önce. Gece rüzgar da durunca kendi kalp sesimi bile duymaya başladım. :) geceleri daha soğuk olmaya başladı. Benim uyku tulumu kurtarmıyor yavaş yavaş. Sanırım Alman Tim'in dediği gibi aşağılarda çok üşüyeceğim. Neyse bu sabah çadıra güneş doğdu en azından güzel ısındın. Şimdi kalkıp çadırı toplayıp, kahvaltı yaptıktan sonra Torres Del Piane'de gezintiye devam edeceğim :)
Bir kaç yer denememden sonra burası gözüme çarptı. Ana yoldan ayrılan bir patika var ve küçük bir nehirden geçiyor. Aslında eskiden çit varmış ama patikanın belirginliğine bakacak olursanız bence çok araç gelip gitmiş. Onun için ben de daldım çiti ve nehri geçtim. Patika önce kocaman bir boşluğa açıldı sonra da göl kenarında ormanlık bir alanın içine doğru devam etti. Daha önce kalanlar olmuş ve ateş yakmışlar belli. Ayrıca her yerde çok fazla inek pisliği var. Sanki mevsimlik hayvanları otlamak için kullanılıyormış gibi. Çok içime sinmedi. Çünkü çok kuytuda ve anayoldan uzakta. Ters bir şey olsa kim beni burada bulacak. Nerde olduğum da bilinmiyor. Neyse yapacak bir şey yok. Güneş batmasına 1 saat kaldı. Yağmur da gelecek gibi. Hızlıca çadırı kurup yiyecek bir şeyler hazırlayım hava kararmadan. Sonra sabah olaaa hayrola diyelim...
Kestirme olsun diye parkın ana kapısına bağlanan bir stabilize yola girdim. Manzara ve yol çok güzelmiş. Hava da şimdilik bulutlu ama arada güneş yüzünü gösteriyor. Fakat rüzgar başlıyor gibi, onun için rüzgardan sığınacak bir yere çadır atmam lazım.
Şili tarafında gümrüğe geldim motorun işlemlerini yaptıracağım ama adamın arkasında oynayan dizi dikkatimi çekti :) Herkes kitlenmiş seyrediyordu. O sıra fotoğraflarını çekemedim ama komikti. Görevli nereden geliyorsun dedi. Gülerek bu dizinin geldiği yerden dedim. Diziye baktı bana baktı sonra hep beraber güldük. Hızlıca işlemlerimi halletti ve sınırı geçtim. Şimdi Torres Del Paine'e gitmek istiyorum ama bugün gidemem, saat geç oldu. Onun için ona yakın yol üzeri kamp yapacak bir yer bulmalıyım.
Arka kapıdan girdiğim Arjantin'den başka bir arka kapıdan çıkıyorum. Küçük sınırlardan geçmek daha kolay oluyor. Hem sıra derdiniz olmuyor hem de motoru pek arayan olmuyor. Buenos Aires'den çıkıp Ushuaia'a gidip geri dönene kadar 7 defa Arjantin-Şili sınırı geçmiş olacağım. :)
Patagonya'da bu sticker olayını bir seviyorlar :) Bir yerde yapıştırılmaya görsün bir süre sonra böyle oluyor. Sadece benzinci ya da kafe camları da değil. Bir yol tabelasına sticker yapıştır eminim bir süre sonra tabela tümden sticker ile kaplanır. :) hahaha hem söylüyorum hem ben de yapıştırıyorum tabii :)
Nedendir bilmem Türkiye'den geldiğime hatta motoru da oradan getirdiğime en çok şaşıran hep Brezilyalılar oluyor. Rota40 üzerinde en çok onlarla karşılaşıyorum. Hep de fotoğraf çekmek istiyorlar. Hepsinde de iyi ve pahalı motorlar var. Sanırım bu kıtanın zengini onlar.
En kötüsü de ne biliyor musunuz? Soğukta motor sürüyorsunuz tamam hani başka çareniz yok. Fakat mola vereceğiniz yerin de soğuk olacağını bilmek moral bozucu :) Türkiye'de olsa soğuk havada sürüşe çıksan, üşüdüğün zaman sobası olan bir yer bulur ısınırsın. Ne bilim köy kahvesi olur, kafe olur, restoran olur. Patagonya'da Rota40 üzerinde seyahat ediyorsanız mola vereceğiniz yer işte burası olur ancak. Bir saat sürdüm ve 95km geldim. Hava 5 derece mola verdim hava 5 derece heheh :))
Güneye kıtanın sonuna indikçe hava çok soğumaya başladı. Artık gündüzleri bile 5 derecelerde. Dün El Calafate'de kamp yaptığım yere motorlu başka bir gezgin geldi. Adı Tim ve Almanya'dan tura başlamış. Şimdi ise Ushuaia'dan gelmiş ve kuzeye çıkıyormuş. Ne yapacaksın dedim. Burada hava güzel biraz tadını çıkaracam 2-3 gün kalırım dedi. Oysa bana burası bile soğuk geliyordu. :) "Aşağısı çok mu soğuk?" diye sordum. "Uyku tulumun iyi mi?" dedi. "Evet iyi ama -5 derece" dedim. O zaman üç dört gün çok üşüyeceksin dedi :)))
Ben buraya bırakıyorum fotoğrafları, yazacak bir şey bulamadım. :)
Adamlar buzulun kıralını ayağımıza kadar getirmiş. Aracınla önüne kadar gelip park ediyorsun oturup buzulunu rahat rahat seyrediyorsum. Hatta bu buzulda aşağı doğru kayıp nehre (ya da göle) boşalıyor. Şaka bir yana çok acayip etkilendim. Bu seyahatimde gördüğüm en muhteşem ikinci doğa olayı oldu. Buz makinesi gibi günde 2mt aşağı doğru kayıyormuş. Arkaya doğru kilometrelerce devam ediyor ve derinlikleri 700mt'i buluyormuş. Bizim su üstünde gördüğümüz kısım 60-70mt arasındaymış. Sessiz sessiz oturup izledim inanışmaz çünkü. Ayrıca arada o buz tabakaları kopup suya düşüyor ve çok acayip gürültü çıkarıyorlar.
Yamaha WR250R'ı satın aldığım zaman acaba aklımdan neler geçiyordu diye düşünüyorum. Gerçekten bu motoru almamı sağlayan düşünce neydi şimdi hatırlamıyorum bile ama geldiğim son nokta çok ilginç oldu. Aldıktan bir süre sonra şehir içinde sürmeye başladım. Zamanla daha çok sever oldum. Ufak ufak araziye çıktım. Onun da sevdim. Sonra bir bakmışım her yere bu motorla gidiyorum. Çünkü gücü ve hafifliği çok iyi gelmişti. Şehir içinde, kısa yolculuklarda ve arazide bence gayet eğlenceli be yeterli bir makine. Hepsinde de uzman değil ama hepsinde de idare ediyor. Sonra bu uzun yol fikri çıktı. Sonra neden olmasın ki dedim... Bana en çok sorulanlardan biri Tenere ile çıkmadığına pişman mısın? Küçük motor ile çıkmasaydın dediğin oldu mu? WR250 ile 40bin kilometreden fazla yol yaptım. Sadece ilk 5bin kilometresini Türkiye'de kullandım. Geri kalanını buralarda tamamladım. Sıcak, soğuk, fırtına, çöl, arazi, kum, asfalt, v.b. aklınıza ne geliyorsa o şartlar altında bu motoru kullandım. Sanırım motor hakkında artık bir kaç şey söyleyebilecek duruma geldim. Evet bir pişmanlığım var. Fakat bu pişmanlık neden daha önce Afrika'ya, Japonya'ya bu motorla gitmediğimden. Aslında sevdiğim 250cc oluşu değil. Hafif ve küçük bir motorla yol yapıyor olmak. Çok büyük olmayan ve aynı ağırlıkta olan 450'de olur. Hatta WR450R olsa tadından yenmez. :D
Dedim ki hava çok güzel, güneş ve rüzgar var, ne yıkasam kurur şu polarımı yıkayım. Çünkü en zor kuruyan o. Fikir böyle ortaya çıktı ama sonra hızımı alamadım. Neyim varsa yıkadım. Motor kıyafetlerim, yağmurluklar, diğer kıyafetler, motorun yan ve arka çantaları.. hatta matımı bile yıkadım. :)) motorun da hava filtresini bir güzel temizledim. Carretera Austral'ın tüm tozunu üzerinden atmış oldum böylece.
Perito Morino buzulu El Calafati'e yaklaşık 74 kilometre uzaklıkta. Sabah kalktım hava biraz düzelsin diye bekledim. Öğlen gibi baktım güneş çıktı buzula doğru sürmeye başladım. Yaklaşık 50km gitmiştim ki yağmur indi ve beni hazırlıksız yakaladı. Ben de çok ıslanmamak için geri döndüm :) öğleden sonra tekrar bir girişimde bulunacağım.
El Chalten'den ayrılıp başka bir buzul görmeye El Calafati'e geldim. Aslında bunların hepsi aynı buzul tabakasının farklı uçları. Hatta Şili'de Carretera Austral yolunun sonunda gittiğim O'Higgins şehrinden başlıyor Tierro Del Paine'ye kadar devam ediyor. El Calafati'de güzel bir kamp yeri buldum kendime. Sessiz ve kalabalık değil. Benim dışımda sadece 3 kişi daha var. Tabii kimse olmadığı için süper hızlı interneti var :) Aslında direk gidip buzulu ziyaret edebilirdim ama bir üşendim dinlenmek istedim. Sanırım yürüyüşlerin yorgunluğu üzerimde hala.
28km yürüyüp dibine kadar gittiğim ama göremediğim Fit Roy'un granit tepeleri şimdi ben ayrılırken arkamdan nanik yapıyor. :D Vay arkadaş ne gösterişliymiş. El Chalten şehri böyle daha güzel duruyor. Gelirken de manzarası güzeldi ama bu granit duvarlar gözükmüyordu.
Ertesi sabah kalktım manzara bu! Hava tamamen açmış, bulutsuz, günlük güneşlik. Yahu ben Fitz Roy'a yürürken nerdeydi bu hava :( Kaç gündür hava durumuna bakıp yarın hava güzel olacak diye bekliyordum burada. Güneşli hava sürekli kayıyordu. 4 gün kaydıktan sonra ayrılacağım gün güneş açtı. Neyse en azından güneşli bir havada motor süreceğim. Bir sonraki gideceğim yer El Calafete ve tabii yine buzul görmeye gidiyorum.
Vee yaklaşık 8 saatte 28km yürümüşüm ve bin metre tırmanmışım. Saat 21 gibi tam hava kararırken kamp yerine vardım. Normalde bu yürüyüşü kamplı yapıyorlarmış. Yani ilk kısım olan ormanın içindeki yürüdükten sonra tırmanışa geçmeden hemen önceki kamp alanında kamp yapıp ertesi gün tırmanıyorlarmış. Ben bu kadar uzak olacağını tahmin etmemiştim. Git gel 20km yürürüm ne olacak demiştim ama bir süre kendime gelemeyebilirim :D Gerçi ertesi gün akıllanmadım bir diğer parkuru yürümeye kalktım. Yaklaşık 5km (yarısı oluyordu) kadar yürüdükten sonra baktım hava kapalı ve yağmur geliyor geri dönmeye karar verdim. İyiki de yapmışım çünkü tam kamp alanına girerken yağmur indi. Üst üste o kadar yürüseydim sanırım bir kaç gün bir yere gidemeyebilirdim.
Ben de başladım tırmanmaya ama hızlı şekilde tırmanıyorum. :D Hava 3-4 derece civarında ben soyuna soyuna tişörtle kaldım çünkü inanılmaz terliyorum. Tam olarak 35dk'da tamamladım tırmanışı ve beni bekleyen manzara bu şekildeydi :) Gönül isterdi ki Ftiz Roy'un grant duvarlarını da göreyim ama bulut yüzünden pek mümkün olamadı. Göle akan buzul ile idare etmek zorunda kaldım. :)
9km kadar yürüdükten sonra Fitz Roy için tırmanış başlıyor. Tabelada 1.9 km yazıyor ve 1,5 saat diyor :D yaklaşık 500mt tırmanış varmış. En büyük sorun ben yürüyüşe saat 13'de başladım. Buraya gelene kadar 3,5 saat geçti. Bunun bir de geri dönüşü var. Büyük ihtimal karanlığa kalacağım. Yanında fener de yok. Ayrıca tırmanış benim için oldukça dik ve kayalıklı. Ayağımdaki ayakkabı için hiç uygun değil. Tırmanış yolundan aşağı doğru akan buz gibi sudan bahsetmiyorum bile :) Tırmanacağım yere baktım, havaya baktım, sonra bir de saate baktım... bir türlü karar vermedim. Sonra gelen birine sordum. - "Bir şey görebiliyor musunuz? Hava kapalı." dedim. - "Ben 2 saat bekledim yukarda, sis gelip geçiyor sürekli ve ara ara tepeler görülüyor" dedi. - "Sence tırmanmaya değer mi?" dedim. - "El Chalten'e mi geri döneceksin?" dedi. - "Evet" dedim. Saatine baktı, geri yukarı baktı. - "Buraya kadar gelmişsin bence çık değer" dedi.
Başlangıcı güzel bir orman yoluymuş. Biraz tırmanış vardı ama ormanın içinden dolaşa dolaşa gidildiği için anlaşılmıyor. Bu arada buradaki akan suların hepsi içilebiliyor. Çünkü direk kaynağa çok yakın ve kirlenmiyorlar :) Yürüyüş parkurundan ve ormanın içinden biraz fotoğraf paylaşıyorum.
El Chalten'e insanlar buzulları yürümek için geliyorlar. İlginçtir ki milli parkın girişi ücretsiz. Buralarda zor bulunan bir şey ve neden ücretsiz olduğunu anlamadım. Hatta milli parkın içinde kamp yapmak bile ücretsiz :D Ben de Patagonya'da yürüyüş yapmak istiyordum. Fakat en büyük sorun yeterli ekipman olmaması. Mesela su geçirmez bilekli bir botum yok. Çünkü 46 numara giyiyorum ve boyutlarda bir botu taşıyacak yerim yok. Onun yerine yazlık yürüyüş ayakkabısı var. Zaten bir tane ayakkabı taşıyabiliyorum. :) Ayrıca iyi bir yağmurluğum da yok. Hadi yağmurluk çok dert değil ama ayakkabı dert. Çünkü yürüyüş rotaların bazıları oldukça dik tırmanışlı. Neyse yürümeye niyetlendik ya havanın düzelmesi için 2 gün bekledim El Chalten'de. 3. gün sabahı baktım fena değil, öğlen de hava açınca hemen çantamı aldım yürüyüş parkurunda aldım soluğu. 2 ana yürüyüş rotası var. Biri meşhur Fitz Roy'a gidiyor. Şehre girerken çektiğim fotoğrafta sis dolayısıyla gözükmüyor ama orada kocaman granit duvarlardan bir yapı var. Fitz Roy oranın ismi işte. Eğer akşam üzerine doğru hava iyice açarsa görürüm ümidiyle başladım yürüyüşe.
Şili'ye girdiğimden beri bu tabela dikkatimi çekiyor. Yolda tanıştıklarıma hep söylüyorum kimse fark etmemiş. Tabeladaki inek değil boğa sanırım ya da erkek işte. Dünyada bir sürü yer gezdim ve bu tabelaların fotoğraflarını hep biriktirmek istedim ama bir türlü olmadı. Şimdiye kadar karşıma ne çıkmadı ki? Onun için tabelalara biraz dikkatli bakıyor olabilirim. Normalde bu tabelada hep inek resmi olur :) Boynuzları olmaz memesi olur. Fakat tüm Şili boyunca baya boynuzlu erkek hayvan vardı. Nedense bana bir ilginç geldi.
Carretera Austral üzerinde çok güzel kamp noktaları vardı. Rüzgar ve yağmur çok olduğu için sürekli böyle barınak (sundurma) gibi şeyler var. İçlerinde çadır kurabileceğiniz alanlar ve bir bölümünde de piknik masa sandalyesi oluyor. Genelde de çok güzel yerlere konumlandırıyorlar. Bunları geç fark ettim. Önceden fark etseydim ilk gece bunlarda kalırdım öyle fırtınaya yakalanıp uçmazdım. Hatta burada kalır beklerdim bile havanın sakinlemesini. Manzaraya baksanıza insan burada bir gün kalmaya kıyamaz en az iki gün kalır. :D