Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Buyrunuz Rio De Janeiro'nun meşhur Copacabana plajı. Bol dalgalı bir okyanusun önünde up uzun bir plaj... buraya kadar her şey normal... arkasındaki koca şehir normal değil :))
Rio de Janeiro'ya giden sahil yolu anlatıldığı gibi çok güzelmiş. Yol sakindi ama çok fazla sabit radar vardı. Dev gibi tabelalarla gösterdikleri için sorun olmuyor. Yol boyunca bir tarafınız ormanlık diğer tarafınız adacıklarla dolu Atlantik okyanusu. İlk fotoğrafta okyanusun fotoğrafını görebilirsiniz. İkinci fotoğrafta ise yol üzeri durduğumuz ve o manzarayı seyrettiğimiz yer var. Yol üzerinde bir de nükleer santral vardı. kocaman bir kubbesi ve uzun bir bacası vardı. Hayatımda ilk kez bir nükleer santral gördüm. Fotoğrafını çekmeyi akıl edememişim nedense. Santral arkasını kayalık bir dağa dayamış, önü ise açık bir şekilde Atlantik okyanusuna bakıyordu. Bir sorun olursa sanırım hiç iyi olmaz...
Gezimizin son şehri olan Rio De Janeiro'ya doğru gidiyoruz. Hakkında bir sürü güzel ve biri sürü kötü şey duyduğumuz Brezilya'nın em tehlikeli şehrine doğru gidiyoruz. :)
4 gecedir Ubatuba'da kaldığımız ev burası. Evin bulunduğu küçük mahellenin 3 tarafı yağmur ormanları kaplı dağlar ile çevrili önü ise plaj ve Atlantik olyanusu :) Bu insanlar cennette yaşıyorlar!
Manzarayı gören Ben Yazarsam Olur 'un sevinç dansı :)
Kaldığımız yerden plaj görüntüleri :) en büyük eğlencemiz plaja gidip sörf yapanları seyretmek :) Burada büyük, küçük, fakir, zengin fark etmiyor herkes sörf yapıyor. Kimi sörfünü elinde taşıyıp geliyor, kimi bisikletin, motosikletin yanına bağlayıp geliyor :) Her yerde sörf tahtası satılıyor. İlginçtir kiralayan bir yer bulamadım. Daha önce Güney Afrika'dayken biraz denemişliğim vardı. Sonrasında ayağa kalkmadan üzerinde yatarak sörf yapılabilen kısa tahtalardan alıp devam etmiştim sörf kariyerime :)) Brezilya'da henüz kısmet olmadı yapmak.
Okyanusda yüzemeyince kendimi şelalelin küçük göletlerine bıraktım. :) Mevsim kış olduğu için su soğuktu ama yine de değerdi. Önce küçük gölete girdim sonra hızımı alamadım bir alttaki büyük olan gölete girdim. :) güneş iyice gidene kadar oturdum gölün içinde. Fakat güneş gidince hava birden soğuyor onun için çıkıp evin yolunu tuttuk. Ayrıca hava kararınca yollarda hiç ışık olmuyor zifiri karanlıkta gidiyorsunuz. :(
Plaj plaj derken sıkıldık artık farklı yerlere bakalım dedik. Çünkü sürekli okyanusa da giremiyoruz. Zaten dalgalar yüzünden pek yüzülecek gibi değil ama sörfcüler için cennet. 30km yakında şelale varmış gidip ziyaret etmeye karar verdik. Aslında nehir yukarıdan aşağı akarken küçük küçük bir sürü şelale ve havuzlar oluşturmuş. Çok güzel bir yer. Sezonda bir sürü insan yüzmeye geliyormuş bu havuzlara. Şimdi bizden başka kimse yok. Bize özel doğal havuz gibi :))
Brezilya dipsiz bir kuyu gibi ne kadar kalırsanız kalın gezip bitiremezsiniz. Güney Amerika'da açık ara en sevdiğimiz ülke oldu burası. Gezileri her zaman güzel bir ülke ile bitirmeye çalışırım. Çünkü sonda hissetiklerim gezinin aklımda güzel kalması için çok önemlidir. Afrika için Güney Afrika, Asya için Japonya oldu. Şimdi Amerika için de Brezilya oldu. Bu geziye çıkarken bir yıl gezer geliriz diyorduk. Aslında o zamanlar çok uzun bir zaman dilimi gibi görülüyordu, onun için öyle diyorduk. Fakat bu ay sonu ile gerçekten bir yılı tamamlayacağız. Hala nasıl geçti hiç anlamış değilim. :) Brezilya'nın kuzeyine, Amazon'lara kadar çıkmayı düşünüyorduk fakat her yerde 4-5 gün kalmaktan bir ayda çok yol gidemedik. Anladık ki Brezilya'yı bir ülke gibi değil, Güney Amerika kıtasının yarısı gibi düşünmemiz gerekiyor. Nasıl Brezilya'ya gelene kadar Güney Amerika'da 6 ay geçirmişsek, Brezilya'da da bir 6 ay geçirmemiz gerekiyormuş. Durum böyle olunca Brezilya için ilerde başka bir gezi yapmaya karar verdik. :) Artık daha fazla Kuzeye çıkmayacağız. Rio de Janeiro'ya 300km kalmışken oraya kadar çıkacağız ve tekrar Sao Paulo'ya dönüp bu geziyi bitirceğiz. Eğer motorların kargolanması işini hızlı sonuçlandırabikirsek 1-2 haftaya evimize döneceğiz. Vay be!
Bir kaç gün önce çok sevdiğimiz Ilhabela adasından ayrıldık ve 80km ilerdeki Ubatuba şehrine geldik. Şu anda sezon olmadığı için ortalık çok sakin ve güzel. Burada 80'e yakın plaj bulunuyor. Plajların arkasındaki dağlarda ise yağmur ormanları bulunuyor. :) Buraları yani Sao Paulo ile Rio de Janeiro arasını bu kadar popüler yapan da bu doğa ve plajlar zaten. Biz de bunun etkisine kapıldığımız için yayıla yayıla gidiyoruz. Sanırım Sao'dan çıkalı 2 haftadan fazla oldu ama sadece 300km kadar uzaklaşabildik. Ubatuba diğer yerlere göre bu sezonda daha bir sakin çünkü Sao ve Rio'nun ortasında bulunuyor. Her iki büyük şehirden de buraya haftasonu ya da günübirlik gelmeyi tercih etmiyorlar. Genelde daha uzun süre kalacak az sayıda insan geliyor. Biz de bir 4-5 gün kalıp biraz etrafa göz atacağız. Bir taraftan motorları Türkiye'ye göndermek için de alternatif arayışımız devam ediyor.
Brezilya'da güneşli günlere devam ediyoruz. Normalde burada mevsim kış fakat bizim bildiğimiz gibi kış değil. Hava çok fazla soğumuyor fakat yağmur sezonu oluyor. Şimdilik 4-5 günde bir yapğmur geliyor bir gün yağıyor sonra tekrar güneş açıyor. Hava 22-27 derece arasında ideal bir sıcaklıkta. Tişört ile de durabiliyorsun motor montu ile de çok rahat gezebiliyorsun. Havanın ve sezon sonu sakinliğin tadını çıkarıp sakin plajları gezmeye devam ediyoruz. Kaldığımız Ilhabela adasının okyanusuna bakan doğu ucuna geçtik. Buraya giden yok ormanın içinden geçiyor 700mt'lik bir dağ aşmanız gerekiyor. Orman tabii yine balta girmemiş yağmur ormanı modeli. Zaten milli park ve küçük bir stabilize yol açılmış sadece. Bazı yerlerinde su havuzları ve kayalık geçişleri vardı. Bu taraftaki sahilde beni etkileyen asıl şey kumsalın denize doğru yamaç oluşturmuş olması. Ne kadar uğraşsam da onu fotoğrafa aktaramadım. Şöyle düşünün kumsalda duruyorsunuz karşıdan gelen 2mt'lik bir dalga var ama siz o dalga ile aynı hizada duruyorsunuz. Kumsala vuruyor ve su ayağınıza doğru yukarı yükselerek geliyor. Alışık olmadığınız ilk başta kumsada okyanusa doğru yaklaştıkça göz yanılması gibi hissediyorsunuz ve bir an dengenizi kaybetmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Hayatımda ilk kez böyle bir şey ile karşılaştım. Plaja söyleyecek bir lafım yok. Yine ormanların içinde, bembeyaz kumları, tropik palmiye ağaçları ile çevrili, minik adacıların olduğu tipik bir Brezilya sahili :) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
[TUR / ENG] Size ilham olması için bir adamın hikayesini anlatacağım. :) Aslında daha önce birkaç kez paylaşmıştım. Ablam (TatlıGezgin​) ile birlikte seyahat eden Ferry Schouten'den bahsetmek istiyorum. Daha önce motosiklet kullanmamış, ehliyeti olmayan ve hatta hayatında hiç kamp yapmamış birini düşünün. Sonra bu adamın motosiklet ile dünya turuna çıktığını ve ilk olarak da en zorlu parkurlardan biri olan Afrika'nın batı kıyılarından güneye indiğini hayal edin. :) Benim bir çok insana örnek olarak gösterdiğim bir işi yapıyor. Hayalini gerçekleştirmek için her şeye sıfırdan başladı. İlk olarak motosiklet sürmesini öğrendi, eğitim aldı, ehliyete başvurdu, sonra kendisine küçük bir motosiklet ve güvenlik ekipmanlarını aldı. Biraz daha pratik yaptıktan sonra Ablam Nordkapp'a doğru çıkarken Hollanda'dan kendisine katıldı. Avrupa onun için güzel bir alıştırma oldu. Aslında kendisi Hollanda'lı olduğu için Türkiye onun için güzel bir alıştırma olmuş da olabilir. :) Sonra Afrika kıtasına geçtiler. Bana bile bir sürü kişi mesaj attı. Afrika'nın batısı çok tehlikeli nasıl yapacaklar diye. Ben çok takılmadım çünkü yeterince isteyince her şeyin yapılabildiğini biliyorum. Şu anda Angola'dalar. Afrika'nın batı tarafı neredeyse bitti sayılır. Her zaman söylüyorum bir şeyi ne kadar istediğiniz önemli ve Ferry bunun için güzel ve başarılı bir örnek. Fakat "ben de istiyorum ama olmuyor" diye yine yazanlar olacaktır. Onlara hemen cevap vereyim. Ben küçüklüğümden beri uçmak ile ilgili (yamaç paraşütü, delta kanat, paramotor, v.b.) bir şeyler yapmak istiyorum. bu konu içimde hep bir ukde olarak kalmıştır. Bazen bunu yapan arkadaşlarımı görünce dertlenirim, bir türlü yapamadım derim. Hatta onlarla bazen "ne güzel başladınız bu işe ve yapıyorsunuz, ben de istedim ama olmadı" diyorum. Fakat ben hayatımda bir çok insanın istediği başka bir şey yaptım. Dünyayı motosikletim ile gezmeye başladım. Çünkü onu daha çok (yeterince) istiyordum. İşte böyle hayatınızda tüm isteklerinizi gerçekleştiremiyebilirsiniz ama gerçekten istediğiniz şeyler gerçekleştirebileceğinizden şüpheniz olmasın. Ferry'i Facebook ve Instagram hesabından takip edin ve destek verin; facebook.com/oneroadoneworld instagram.com/oneroadoneworld [ENG] I'll tell story about a man to inspire you. :) Actually I've shared him several times before. I want to talk about Ferry Schouten who travels with my sister (TatlıGezgin). Consider a person who has never used a motorcycle before, has no driver license, and has never camped in his life. Now imagine that this guy started the world tour on motorcycle last year and has chosen western side of Africa which one of the hardest routes first. :) He is doing the job as I have shown to many people as an example. He has started to make his dream without knowing anything. He first learned to ride motorcycle, applied for driver license, then bought himself a small motorcycle and safety equipments. After practicing a little more, he joined to my sister for Nordkapp route from the Netherlands. Europe was a good exercise for him. He is Dutch, so maybe Turkey was a good exercise for him. :) After Nordkapp route, they went to West Africa together. A lot of people sent me messages that western side of Africa is so dangerous. I didn't listen them, because I know that everything can be done if you want enough. They're in Angola right now and western side of Africa is almost over. I always say that ask yourself "did you really want it?" . Ferry is a beautiful and successful example of this. Now, some of you can say that "I want it, but I couldn't do it". Since I was little, I want to do something about flying (paragliding, delta wing, paramotor, etc.). Sometimes when I see my friends doing this, I say myself or them that "I wanted it too, but I couldn't...". But I've done something else that many people want in their own life. I started to travel the world on motorcycle. Because I wanted it more. You can not fulfill all your wishes in your life, but you don't have doubt that you can fulfill wish which you really want. Follow Ferry on Facebook and Instagram for supporting; facebook.com/oneroadoneworld instagram.com/oneroadoneworld
Brezilya'da Ilhabela adasından sıradan bir gün batımı :) Unutmadan instagram hesabından kısa videolar ve farklı fotoğraflar paylaşmaya devam ediyorum. Onun için orayı da takip etmeyi ihmal etmeyin. instagram.com/ruzgarinizinde
Yağmur öğleden sonra durunca fırsat bu fırsat deyip hemen motora atladık ve ilk olarak adanın kuzeyindeki çok güzel olduğu söylenen küçük bir koyu aramaya gittik. Asfalt yol bitip ormanın içinde, güzel ve küçük bir stabilize yol başlayınca daha bir güzel oldu. Yolun bazı kesimleri bildiğiniz balta girmemiş orman modeli :) Neyseki yağan yağmurdan dolayı çok fazla çamur olmamıştı ortalık. Bir süre dolanıp tepeleri inip çıkınca koyun uzaktan manzarası ile karşılaştık. Çölde vaha gibi duruyordu. Her yerin kayalık ve okyanus olduğu bir yerde iki tepe arasında, palmiye ağaçları ile kaplı, kumdan küçük bir sahil. Manzarayı görünce yola devam edip ulaşmaya çalıştık. Hatta bir yerden sonra motosikleti bırakıp yürüdük ve sahile ulaştık. Kendimi korsan filmlerinin çekildiği bir film sahnesinde gibi hissettim. Bu ada yaşamak için güzel bir yer gerçekten. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Ertesi gün adada bir gün değil 2 gün daha kalıp vakit geçirmeye karar verdik. Fakat önce daha uygun bir kamp yeri bulmamız gerekiyordu. Öğleden sonra yağmur geleceği için elimizi çabuk tutup erkenden kamp yeri aramaya başladık. Ada içinde sanırım 50km kadar yol yaptık bir sürü yere baktık fakat uygun bir kamp yeri bulamadık. Bir sürü yer dediğime bakmayın, adada sadece 3-4 tane kamp yeri var. Fakat bazılarını bulmak biraz zor oldu. Fiyatları görünce dün 25$ kaldığımız yerin en uygunu olduğunu anladık. Biz kamp yeri ararken yağmurda bastırdı. Bir benzinciye sığınıp ev bakalım belki daha uygundur dedik. Selin internetten aradı aradı gerçekten daha uygun fiyata bahçesi, mutfağı, tuvaleti olan bir müstakil ev buldu. Şaka yapmıyorum. Hemen gittik baktık, tertemiz bir yer. Sahibi biraz ada hakkında bilgi verdi ve harita üzerinde anlattı. Adada sandığımızdan daha çok yapacak şey varmış. Kalacak yeri bulunca ve adayı da sevince hadi 2 değil 4 gün daha kalalım dedik ve anlaştık. Bu arada gece iyice artan yağmur ertesi gün öğlene kadar yağdı. İyiki kamp yeri bulamamışız dedik. :D Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Bir öncek güzel ama gürültülü kamp yerinden ayrıldıktan sonrasını anlatmadım. Hemen 80km ilerde, yol üzerinde Ilhabela adasına geçtik. Aslında adaya gelirken büyük beklentilerimiz yoktu. Adanın kuzey ucunda bir kamp yeri bulmuştuk, oraya gider 2 gece kalırız ve biraz etrafa bakıp yola devam ederiz diye düşündük. Adaya daha ilk girdik nedense ortamı çok beğendik. Kuzey ucuna gidene kadar yaptığımız 15km'de adanın potansiyelini gördük :D Pek bizim gibi uygun bütçeler ile gezen kişilerin takılacağı bir yere benzemiyordu. Zaten kamp yerinin fiyatının 25$ olduğunu öğrenince hiç şaşırmadık. Başka kamp yeri de bulamadığımız için o gün kalıp ne yapacağımıza karar verelim dedik. Tamam kamp yeri ve manzarası çok güzel ama 25$ edecek bir yer değil. :)
Artık yavaş yavaş yolculuğumuzun sonuna yaklaştığımız için motorları tekrar Türkiye'ye götürecek bir alternatif aramaya başladık. Brezilya son ülkemizdi onun için buradan gönderebileceğimiz seçeneklere öncelikli bakıyoruz. Çünkü buradan başka ülkelere geçebilmek için binlerce kilometre yapmamız gerekiyor. Asıl sorun Brezilya'da bir şeyleri göndermek çok kolay değil. Limanları kalabalık ve pahalı, gümrük işlemleri biraz çetrefilli. Danıştığımız herkes motoru sürerek sınırdan çıkıp gitmemizin en kolay yöntem olduğunu söylüyor. :) Motorsikletler hafif olduğu için hem uçak hem de Ro-Ro alternatiflerini araştırıyoruz. Önce motosikletlerin Brezilya tarafındaki gümrük, liman (ya da havalimanı), yükleme, v.b. işlemlerini yapacak bir acente (forwarder) bulmamız gerekiyor. Daha zorluk burada başlıyor çünkü bulup mail attığımız acenteler sürekli olarak bireysel çalışmaladıklarını geri dönüyor. Eğer acente bulursak Turkish Cargo ile göndermeyi deneyeceğiz. Ayrıca Brezilya sahillerinden kalkan ve Avrupa'ya giden iki de Ro-Ro bulduk. Onlara da mail attık iki kez ama henüz ses veren olmadı. :) Arayışlarımız devam ediyor. Her türlü fikir ve öneriye ya da Brezilya'da tanıdığa açığız :)
Şu anda Brezilya'nın en popüler motosiklet rotası üzerindeyiz. Gerçi turistik olarak da en çok bilinen bölgesi burası. Sao Paulo ile Rio de Jainero arasında kalan 101 numaralı sahil yolunu motosikletçiler çok kullanıyor. Yol boyunca tanıştığımız bütün Brezilyalılar bu yola mutlaka gitmemizi önerdi durdu. Sadece 500km kadar bir yol fakat çok güzel plajların, ormanların ve virajlı güzel yolların olduğu bir yer burası. Biz Sao Paulo'dan çıkınca ilk durak olarak sahile inip Bertioga'ya yakın bir plaja kamp atmıştım. Orada 4 gece kaldık, oradan çıkınca da 80km kadar ilerde Ilhabela adasına geçtik. Buradan sonra Ubatuba, Paraty, Ilha Grande'ye uğrayıp Rio de Jainero'ya geçeceğiz. Tabii ilk iki durakta toplam 9 gün harcadığımızı düşünürseniz Rio'ya gitmemiz ay sonunu çok rahat bulur. :D
Çok güze havalarda günlerimizi bu kumsalda okyanus kıyısında geçirdik. Brandamızı gerdik sakin sakin okyanusu seyrettk, yüzdük, yürüdük, dalgalarla sörf yaptık :) Fakat artık bu güzel kamp yerinden ayrılmaya karar verdik. Çünkü sezon olmadığı halde hafta sonu gelen az sayıda insan yüzünden burada durulmaz hale geldi. Arkadaş ne çok seviyorsunuz açık alanda bangır bangır müzik dinlemeyi. Her arabasını çeken ayrı bir müzik çalmaya başladı. Artık 4-5 farklı yerden gelen müzik birbirine karışıyordu. Gece yarısı sustular sonra sabaha karşı 4'de yine bangır bangır başladılar. :) Bizle beraber hafta içi kamp yerinde kalan Avusturyalı bir çift daha vardı, onlar karavanla olduğu için dışarı kaçtılar, başka bir yere park ettiler ama biz kaçamadık. Bir an düşündüm, sezonda burası nasıl acaba? Eminim bunun kat ve kat daha kalabalıktır buralar. İyiki sezon dışında gelmişiz. Hem her şey daha ucuz hem ortalık sakin. Ayrıca hava denize girmeye yetecek kadar da sıcak. Terlemeden güneşin altında oturabiliyorsunuz. Daha Rio de Jenairo'ya kadar bir sürü güzel plaj uprayacağımız ve kalacağımız. Artık hafta içleri denk getirmeye özeb göstereceğiz. Haftasonları ise şehirlere kaçarız. :)
Dün 6 gündür kaldığımız Sao Paulo'dan ayrılıp okyanus kıyılarına sürmeye başladık. Kendimize sahil kenarında güzel bir kamp yeri bulup 3-4 gün kalma niyetindeyiz. En son Ekovador'dan Peru'ya girerken okyanus kenarında kamp yapmıştık ve yüzmüştük. Üzerinden nerdeyse 6 ay geçti. Sonrasında Patagonya'ya kadar suya ayağımı sokmadım. Zaten Patagonya'da soğuktu sadece ayağımı soktum. :) 80km ilerde bir yer gözümüze kestirdik. Okyanusda dağların arasında ve hatta ormanın içinde çok küçük bir koy. Google maps'den baktığımızda bir sürü kamp yeri vardı. Fotoğraflarına da baktık iyice bir heyecanlandım. Çünkü ormanın içine kamp yapıyorsun önün kumsal ve okyanus. Fakat oraya vardığımızda öğrendik ki ormanın içine sadece yürüyerek giriliyormuş, araç ile giremşyormuşuz. Resmen hayallerim yıkıldı. :)) "ama ama..." diye diye kaldım. Daha ilerde şehrin içinde bir iki kamp yeri baktık fakat beğenmedik. Çünkü kafayı taktık deniz kenarında kumsalı olan bir yerde kamp yapmak istiyoruz. Derken derken toplam 150km gittik ve akşam olduğunda burayı bulduk. Denizin hemen önünde, çimenlik, ağaçlık bir kamp yeri.
Dünün kısa kısa özeti :) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Sao Paulo'da son olarak da gittiğimiz yer asıl şehir merkezi olan Praça da Se'ye gittik. Tipik avrupa şehirleri gibi kocaman bir katedral ve önünde de yine büyük bir bahçesi var. Etrafta trafiğe kapalı bir sürü sokak var. Bizim Eminönü'ne benzettim biraz :) Burayı çok sevmediğimiz için çok takılmazdık, biraz dolanıp geri eve döndük. Zaten hava kararıyordu etraf pek güven vermedi bize :)
Sao Paulo'da 4. gün de şehrin ortasında kocaman bir parka gittik. İçinde göllerin ve birsürü kuşların olduğu büyük park. Tüm gününüzü rahatlıkla geçirebilirsiz. Hafta içi gündüz vakti olmasına rağmen kalabalık sayılırdı. Kimi spor yapmaya, kimi güneşlenmeye gelmiş. Bisiklet, kaykay ve paten için de bir sürü yer yapmışlar parkın içine. Biz de uzun uzun yürüyüp göl kenarında kuşları gözlemledik. Şehrin ortasında böyle büyük bir park olması çok güzel. Büyük şehirlerde İnsanların gerçekten buna ihtiyacı var bence...
Biraz ondan biraz bundan karşılıklı sohbet muhabbetteyiz. ;)
Şehrin ortasında, en işlek yerinde 8 şeritli geniş bir ana cadde düşünün, sonra bu caddeyi pazar günü insanların eğlencesi ve sosyalleşmesi için kapatın. Hem de bunu her pazar yapın. 3. Gün Sao Paulo'da Paulista caddesine gittik. Ev sahibimiz özellikle pazar gitmemizi söylemişti. Kilometrelerce uzun bir caddeyi tamamen kapatıyorlar. Herkes kendine göre vakit geçiriyor burada. Koşuyor, bisiklet sürüyor, paten, kaykay kullanıyor, Alt geçitin üstüne ip gerip yürüyor, jonglörlük yapıyor, müzik çalıyor, sokaklarda dans eden gruplara katılıp dans ediyor.... Kısacası haftanın yorgunluğunu pazar günü burada sosyalleşerek atıyor. Düşünsenize müzik çalıyor bizi dans ediyor yol yürüyenler ona katılıyor, böyle büyüyor kalabalık onlarca kişi oluyor sonra müzik bitiyor herkes yürümeye devam ediyor kaldığı yerden... Daha önceki paylaşımımı okumayanlar için tekrar yazayım; burası 20 milyon nufusu ile İstanbul'dan daha kalabalık ve büyük bir şehir. Güzel olmaz mıydı bizde de olsa. Müziğe, dansa, jonglörlüğe, sanata... neden bu kadar uzağız, neden her şeye bu kadar ön yargılıyız...
Tropik meyveleri merak ediyorsanız çarşı pazar gezen ve bütün meyveleri tek tek fotoğraflayıp anlatan Ben Yazarsam Olur'un bu paylaşımına bir göz atın. :)
2. gün belediye parkından çıkınca öğleden sonra gitmemiz önerilen "Beco do Batman" (Batman geçiti) dedikleri bir sokağın olduğu mahalleye geldik. Aslında mahallenin bir çok yerinde çok iyi graffitiler var fakat özellikle Batman geçidi dedikleri sokak çok iyiydi. 1980 yılında duvarın birine yapılan Batman graffitisi yüzünden buraya bu isim verilmiş. Takip eden yıllarda duvarlara farklı farklı bir sürü graffiti çizilmeye başlanmış ve hikaye böyle devam etmiş. Fakat turistler gelmeye başladığı için artık burada yaşayanlar bu graffitileri düzenli olarak yeniliyorlar. (ya da yeniletiyorlar) Benim asıl merak ettim ilk Batman graffitisini çizen kişi biliniyor mu acaba? Adam yoktan bir akım başlatmış ve şimdi bu sokak Sao Paulo'nun en ünlü tursitik altivitesi olmuş.
2. Gün ise kafamızı dışarı çıkarıp bu koca şehre biraz bakalım dedik. Sao Paulo yaklaşık 20milyon nufusu ile İstanbuldan daha kalabalık bir şehir ve Güney Amerika'nın en büyük şehri. İlk olarak belediye pazarına gittik. :) Bu kadar kalabalık bir yer beklemiyordum. Burası her çeşit meyve, sebze, et, balık, turşu, baharat, peynir, vb. kısacası yeme ve içme üzerine ne ararsanız bulabileceğiniz bir yer. Oldukça da pahalı bir yer. Bir dükkanın önünde durunca tezgahtar size bir sürü şey denetmeye çalışıyor sonra da ananası 3 katı fiyatına satmaya çalışıyor. Zaten ev sahibi bizi gitmeden uyardığı için hazırlıklıydık. :) Bırada satılan onlarca farklı meyvelerin hemen hemen hepsini daha önce Orta Amerika'da tattığımızı gördük. Sadece 2 farklı meyve vardı. Asıl gördüğüm ilginç bir şey beni bayağı düşündürdü. Tropik iklim kuşağında bir sürü farklı meyve var ve bunlar biz de yok. Bizede de sürekli olarak tropik meyve ismi ile pahalıya satılır. İşte burada da kaysı, incir, erik.. gibi bizde bol ve ucuz olan bazı meyveler yok. Pazarda kilosu 120TL satılan kayısı gördüm ve üzerinde egzotik meyve kaysı yazıyordu. :)) ayrıca kuru kaysı da var ve üzerinde Türk Kaysısı yazıyor. Zaten markasınsa Türk markasıydı. Egzotik meyva kaysının değerini bilin :)
Aklına takılan sorunuz varsa canlı yayına alalım sizi :)
Ne diyordum, yola çıkalı yaklaşık 11 ay olmuş ve süre zarfında Yamaha WR250r ile 47bin kilometre yol yaptım. Tesadüftür ki tam Brezilya sınırında 50bin kilometreyi geçti. :) Fotoğrafını çekmiştim, çünkü şimdiye kadar aynı motor ile yaptığım en uzun kilometre oldu. Bir önceki 44bin kilometre ile Honda Transalp idi. :) Böyle bir motorla 50bin kilometre yapabileceğim hiç aklıma gelmezdi. Bu motoru alırken böyle bir beklentim de yoktu aslında sadece haftasonları eğlenebileceğim ve şehir içinde de sürebileceğim bir şeyler bakıyordum. Motocross olanlar bana bir beden büyük olacağı için bunu tercih etmiştim. Sonrasında sürdükçe her yere bu motor ile gidip gelmeye başladım. En sonunda da bu büyük Amerika yolculuğuna bu motorla çıkmaya karar verdim. Şimdi onca zamandan ve kilometreden sonra dönüp bakıyorum, hiç pişman değilim. 50bin kilometre boyunca 8 defa yağ, 5 defa yağ filtresi, 2 defa zincir dişli seti, 2 defa buji, 1 defa ön lamba, 1 defa eksantrik zinciri, 2 defa arka lastik ve 1 defa ön lastik değiştirdim. 50bin kilometre için bence fena sayılmaz. Bu arada henüz hava filtresi, debriyaj ve fren balataları değiştirmedim. :) Bu arada ben bunu paylaşana kadar motor 52bin kilometre oldu bile. Sanırım 60bin olur Türkiye'ye dönene kadar. Şimdilik kendisini satmayı düşünmüyorum. :D
Bugün yolculuğa çıkalı tam olarak 327 gün (10 ay, 23 gün) olmuş. Vay beeee neredeyse bir yıldır evden, dostlarımdan ve ülkemden uzaktayım. Binlerce kilometre yaptık, yüzlerce yer gördük, farklı bir sürü şey yedik içtik, yeni insanla tanıştık ve yeni bir sürü şey keşfettik bu yolculukta. Her gece yeni bir yer evimiz oldu ve olmaya da devam ediyor. Vay bee diyorum çünkü eskiden böyle bir şeyi hayal bile edemezdim. Evden bu kadar uzun süre kalabileceğimi hiç düşünmezdim. Macera devam ediyor ;) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Yollarda nasıl konaklıyoruz üzerine canlı yayında konuşuyoruz. Sorularınız varsa bekleriz. ;)
Instagram kısa hikaye (instastory) videoları ile günün özetini geçiyorum. :) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Saat 16'a kadar sürdük ve yaklaşık 200km yol geldik. Yolun tamamı paralı ve bölünmüş yol olduğu için güzel yol aldık. Mola verdiğimiz benzincide kalacak yer bakarken 5km içerde bir kamp yeri olduğunu öğrendik. Gidip bakalım beğenmezsek ya da kapalıysa devam ederiz dedik. Hem popüler olmayan bir yer hem de sezon olmadığı için kapalı olur diye düşündük fakat açık çıktı. Daha doğrusu kamp sahibinin evi burada, kendisini bulduk ve bize kamp yapabileceğimizi söyledi. Burası oldukça büyük bir yer. Gürül gürül akan bir nehrin hemen kenarında ve karşısı balta girmemiş orman gibi :) Sadece kamp yeri değil piknik ve babekü alanları var ayrıca kocaman bir aqua park var. Tabii hava onlar için soğuk (18 derece) olduğundan şimdi kapalı. Zaten bizden başka da kimse yok. Kocaman ağaçların altında güzel bir yer. Fiyat konusunda biraz pazarlık edip 9,5$ anlaştık. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde Tam lokasyonumuz; Park Aquático Recanto Davet https://goo.gl/maps/28FhszkW94E2
Akşam toplanıp mangal yakınca geç saate kaldık ve toparlanamadık. Sabah erken kalksak da yola çıkmamız öğlen 11'i buldu. :) Hava zaten kapalı ve ara ara yağmur yağıyor. Florianapolis'den direk olarak Sao Paulo'ya gideceğiz. Yaklaşık 750km mesafe var ve arada uğrayacağımız ve gezeceğimiz başka yer yok. Günler de iyice kısaldı ve hava artık 17:30 gibi kararıyor. Onun için 3-4 saat de olsa biraz ile yol yapmaya karar verdik. Gidebildiğimiz kadar gider sonra kalacak yer bakarız. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Erol (Motomacera) ile yaklaşık 3,5 ay önce Buenos Aires'de Tuğçe ve Fatih (Ride2world) ile beraber kalıyorken görüşmüştük. O zaman Selin uçağa binip yeni gitmişti ve ben de Patagonya'ya doğru yola çıkacaktık. Onun için çok vaktim yoktu kısa görüşebilmiştik. Florianapolis'de ise 2 akşam üst üste bir araya geldik ve uzun sohbetler yaptık. İlk akşam Erol ile biz vardık. İkinci akşam ise Ayfer ve Onur (AyferOnur Seyahatnamesi) bize katıldı ve mangal yakıp sohbete devam ettik. :) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Brezilya'ya girdiğimizden beri kahvaltı sürelerimiz de bir uzadı. :) Çünkü markette ne ararsak bulabiliyoruz artık. Bir sürü peynir, zeytin çeşidi var. Fırın ürünlerinde tuzlu alternatifleri de aynı bizde olduğu gibi çok. Zaten markete girince bir gözlerim dönüyor ne alacağımı şaşırıyorum. Arjantin'deyken bir süre sonra alışmıştım az çeşitliliğe ve ne bulursam onu alıyordum. Şimdi markette kalma süresi bile uzadı. :) Brezilya'dan dönene kadar kilo alacağım kesin :) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Evet 5 gündür bir şeyler paylaşamadım. Sadece canlı yayın yaptık. En son Florianapolis'e doğru gidiyorduk ve yağmurdan kaçıyorduk. Fakat öğleden sonra o yağmur bizi yakaladı ve deli gibi yağan yağmur eşliğinde Florianapolis 'e güzel bir dağ yolundan girdik. Hostel ve oteller pahalı olduğu için şehrin 5km dışında daha ucuza kendimize bahçeli bir ev kiraladık. :) Çünkü yağmur 3 gün daha devam edecekti en azından çıkar bahçede takılırız dedik. 3 gün yağmurdan sonra pazartesi güneş açtı (yani dün) ve biz de çıkıp Florianapolis'in sahillerini gezdik. Sezonda dolup taşan o dolu meşhur sahiller şimdi bomboştu. :) Akşam ise Ayfer ve Onur (AyferOnur Seyahatnamesi) ve Erol (Motomacera) ile bir araya gelip mangal yaptık. Bu video İnstagram hesabımda dün paylaştığım kısa hikaye (instastory) videoların derlemesi. İnstagram hesabından sürekli olarak bu videoları takip edebilirsiniz. instagram.com/ruzgarinizinde
Brezilya Florianapolis'de yağmurlu havada evde oturmaktan sıkıldık, sorulara cevap verelim dedik. :) NOT: Daha önceki 2 canlı yayında mesajlar gelmediği için tekrar bağlatık.
Ufak bir benzin sorununuz var. Şehirden çıkmadan Shell'den 95 oktan benzin almıştık. Burada benzinin oktanı yazmıyor. İstasyonlar kendilerine göre isim vermişler. Benzin almak için durup oktanı soruyoruz bilen yok. 6-7 farklı benzinci denedik yol üzeri. Bazıları büyük züncir benzinciler. Oktan, octane, octana, ottani, octanos... aklımıza ne gelirse deniyoruz ama yok anlamıorlar. Sonunda bir motorcu bulduk durduğumuz benzincide. Onla konuşmaya çalıştık. İngilizce değil ama ispanyolca biliyordu. Heryerde iki farklı benzin var. Bunlardan birisi 87 oktan diğeri ise 90 oktanmış. 95 oktan sadece Shell'de varmış. Yani biz sabah şansa bulmuşuz. Şaka herhalde o kadar son model arabalar var hepsi 90 oktan mı kullanıyor. Biz ara yollardan ve küçük şehirlerden geçtiğimiz için Shell de bulamıyoruz. 90 oktan aldık mecburen. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Dün bahsettiğimiz ve bize kamp yerini ücretsiz açan Altair Dario Junior :) Sabah bir de "üzgünüm dün sormayı unuttum battaniyeniz var mıydı?" dedi. Ne kadar düşünceli ve yardım sever biri. Brezilya'yı onun sayesinde daha çok sevdik. Her zaman derim; bir kişi bile koca ülkeyi sevdirebilir ya da nefret ettirebilir. Tekrar tekrar teşekkür ediyoruz kendisine. Sağolsun kendi sayfalarından da bizi paylaşmışlar :) https://www.facebook.com/RecantodoDario/
Yol üzeri yapacak bir şey olmadığı için hava kararana kadar motor sürmeye devam ettik. Google'dan 300km uzaklıkta bir kamp yeri bulmuştuk. Fakat yakınında başka hiç kamp yeri yok. Gider bakarız, en kötüsü otelde kalırız dedik. Anayoldan kamp yerinin dönüşüne geldiğimizde güneş batmıştı ve hava kararmaya başlamıştı. Yol üzeri gördüğümüz otel ve benzeri tesislerin çoğu sezon yüzünden kapalıydı. Çünkü burada mevsim sonbahar ve kış geliyor. Anayoldan ayrılıp stabilize yolda açık mı, kapalı mı emin olmadığımız bir kamp yerini aramak istemedim. Selin'e "denemeyelim boşver kapalıdır büyük ihtimal gidip otel bulalım sabah da erken kalkar yola çıkarız" dedim. Çünkü bugünkü yol beklediğimizden zordu ve yorulduk. Fakat Selin bakmak istedi. Kamp yerine karanlıkta köpeklerin havlaması eşliğinde girdik. Bir tane evin ışığı dışında ışık yoktu. Penceren bir kadın baktı, sonra bir adam çıktı yanımıza geldi. "İngilizce biliyor musun?" diye sorduk, "biraz" dedi. "Kamp yapmak istiyoruz, açık mısınız?" diye sorduk. Önce "şu anda sezon değil ondan kapalıyız" dedi. Sonra "ama isterseniz kalabilirsiniz" diye devam etti. Bunu duyunca mutlu olduk tabii :) "Ücreti ne kadar" diye sorduk. "Normalde kişi başı X (hatırlamıyorum)" dedi ve duraksayarak devam etti "siz ne kadar verebilirsiniz?". :) Biz de Selin ile bakıştık "ne verebiliriz" diye sesli düşünürken adam böldü ve "boşverin size bedava" dedi. Biz nasıl yani diye bakınca "evet evet bedava istediğiniz yere geçin" dedi. Biz "Gerçekten mi?" dedik. "Evet" diyerek eliyle kamp alanını işaret etti. Sonra hızını alamayıp beni takip edin diyerek yürümeye başladı. Bizi üstü kapalı kocaman bir çardağın altında getirdi. Tuvalet, banyo, mutfak, hatta odalar ve yatak bile vardı. Burayı istediğiniz gibi kullanabilirsiniz dedi. Biraz sohbet ettik. Nerden geldiğimizi, rotamızı, ne kadardır yolda olduğumuzu sordu. Kendisinin de hayaliymiş böyle bir seyahate çıkmak onu anlattı. Sonra sizi daha fazla tutmayım dedi gitti. Biz de Selin ile birbirimize baka kaldık. Brezilya maceramız güzel başladı. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Paralı yol dedikleri de bu!! Geliş gidiş sıradan bir yol. Yol kalitesi fena değil fakat çit filan yol. Yolun sol kısmı milli park, hayvan çıkabilir, yine de çit çekmemişler ve hız sınırı 110! Küçük kasabaların içinden geçiyor, sürekli kasisler var ve oldukça yoğun bir tır trafiği var. Onun için bu yoldan devam etmemeye karar verdik ve yaklaşık 30TL ödeyerek 120km sonra ayrılıp alternatif yolları kullanmaya başladık. Kullandığımız alternatif yolların asfalt kalitesi çok iyi değil, eski yollar fakat çok daha sakin ve ara ara güzel virajları olan yollar. Kilometre olarak yolumuz da uzamıyor ayrıca :) Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Dün İguazudan Florianopolis'e doğru yola çıktık. Fakat paylaşımda bulanamadım. Onun için dünkü hikayemizi şimdi paylaşacağım :) Sabah iguazudan erken ayrılmak istedik fakat önce biraz dolar bozdurmak için döviz bürosuna gittik. Sonra da telefon hattı almaya şehir merkezine uğradık. Yaklaşık 2 saat uğraştıktan sonra telefon hattı alamadan şehirden ayrılmak zorunda kaldık. Çünkü yabancılara hat satmak istemiyorlar. Bu kısmı ayrı bir hikaye, anlatacağım daha sonra. Tabii şehirden çıkışımız öğleni buldu. :( İguazu'dan Brezilya'nın doğusuna Florianapolis'e gitmek için BR-277 numaralı yol kullanılıyor. Bu yol paralı bir yol ve yaklaşık 950km uzunluğunda. Sıkıcı bir yolmuş ve iki motor için ücreti 140TL. Zaten bir kısmını kullanmak zorundayız. Çünkü ilk 100km kadar kısmında başka alternatif yol yok. Orayı kullandıktan sonra devam edip etmeyeceğimize karar verelim dedik. Alternatif olarak daha güneyden giden başka ara yolları gözümüze kestirdik. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Bunlar da önceki gün gezdiğimiz kuş parkından. :( Yılda 40milyon hayvan doğal ortamından kaçırılıyor ve bunların sadece 10'da biri hayatta kalabiliyormuş. Bu park kaçırılırken yakalanan, insanlar tarafından suistimal edilmiş, zarar verilmiş hayvanların rehabilite edildiği bir park. Tabii burada doğmuş birçok kuş da var. En kötüsü de macaw ve tukan kuşlarının uçmasın diye kanatlarının kesiliyor olması. Onları görünce gerçekten çok üzüldüm. Nasıl bir bencilliktir, hayvan yanı başından gitmesin diye kanatlarını kesiyorlar.
Dün öğleden sonra İquazu şelalelerinin Brezilya tarafını gezdik. Bu taraftan manzara daha güzelmiş. Yürüyüş rotaları ve yapacak aktiviteler Arjantin tarafında olduğu kadar çok değil fakat şelaleleri biraz uzaktan daha güzel bir açıdan görüyor. Arjantin tarafında şelalelerin dibine kadar gidip ıslanabiliyorsunuz. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde
Bugünün kısa bir özeti; yine instagram'da "instastory" olarak paylaştığım videoları topluca yükledim. Instagram'dan bu kısa kısa videoları sürekli olarak takip edebilirsiniz. instagram.com/ruzgarinizinde
Biz kahvaltıdan kalkana kadar öğlen oldu. MotoTrio 'dan Kerem mesaj attı geçerken sizin kaldığınız yere uğrayalım vedalaşalım hem de motordan gelen ufak bir gıcıdama var orada uygun yer varsa ona da bakalım dedi. Bizim kaldığımız yerin bahçesi büyüktü, evin sahibine de söyledik izin aldık. Bir anda evin bahçesinde 5 Türk motorcu olduk :)) Saat öğleden sonra 2'e kadar beraber oyalandık. Sonra biz şelalelere onlar da Arjantin sınırına doğru yol aldılar. Instagram'dan takip etmek için; instagram.com/ruzgarinizinde