Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Benim bu geziden anladığım yolun kalitesi ile manzaranın güzelliği ters orantılı. :) yani yol ne kadar bozulursa ortam da o kadar güzelleşiyor. Wakhan koridorunu hatırlayın. Hala aklımda orada gördüklerim. Buralar da çok güzelmiş. Geniş bir zamanda gelip gezmek lazım. Çok lokal turist var ve yapacak bir sürü şey var. Gezilecek mağralar, şelaleler, eski insanlara ait yaşam alanları, yapılacak trekking rotaları, kamp yapılacak bir sürü güzel nokta... saymakla bitmez. Google Maps'den bakınca bomboş, yol bile olmayan bir yer gibi görülüyor ama oldukça canlıymış. Beklemiyordum, şaşırdım. Tam ilk fotoğrafta paylaştığım yerdeker hepsi. Sanırım Ust-birşey ilçesi yazıyor çıkaramadım.
Adamın haritada tarif ettiği yolu takip ettim. Evet asfalt tol vardı ama tam dağların başladığı yerde bitti. Yeni yapıyprlar gerisini. :) ikinci fotoğraf hemen çalışmayı geçtikten sonra. Neyse 150km var zaten Ust-kan'a gideceğiz artık. Ben kaşındım Altay Altay diye :D
İlk yerleşim yerinde yolun gerisi nasıl diye sordum. Daha doğrusu sormaya çalıştım. :) Sora sora benzincide duran bir aracın içinde ingilizce bilen küçük bir kız buldum. Babası ile bize çevirmenlik yaptı. Ust-kan'a nerden asfalttan gideceğimi gösterdi. Telefondaki haritadan anlamayınca kendi Altay haritasından gösterdi sonra da haritayı bana hediye etti. :) yalnız benzincideki güvenlik hat safhadaydı bir tırstım buralardan. :)
Yollar Altay bölgesindeki dağlara yaklaştıkça daha kötü olmaya başladı. Henüz dağların çevresini dolaşıyorum. Bir yerden sonra direk içeri dalıp döne döne Ust-kan'a ulaşıyor. Oradan da ana yola bağlanıyor. Fakat daha dağa girmeden yol böyle ise gerisi düşündürüyor. Burası yolumu en azından 700-800km kısaltıyor. Manzaralı en kısa yol diye tercih ettim ama şimdiye kadar gördüğüm manzara (yalnızca kocaman ekili alanlar) bu tozu çekmeye değer mi emin değilim. Yavaşlatmıyor yine 80 civarı gidiyorum. Fakat arabaların özellikle de kamyonların çıkardığı tozdan bazen yol gözükmüyor duruyorum. Hava filtreme de, zincirime de, Kuzgun'a da, bana daaa yazık. :))
Yine biraz bozkıra bağladı. Her yer ekin arazisi. Acaba eskiden buralar hep ormandı da kesile kesile ekin arazisine mi dönüştü diye düşünmeden edemiyorum.
Herkese günaydın. Bugun saati 7'e kurmama rağmen 6'da uyandım. Sanırım serin dağ havasının etkisi var. Kahvaltıyı yolda yaparım diye erkenden çıktım. Yollar şimdilik çok güzel. Heryer yeşil, göller, ağaçlar, tepeler... Hava da 19 derece daha ne isteyim. Gerçi öğleden sonra sıcak gösteriyor. Hatta yağmurlu gösteriyor. Sanırım gürcistan'dan sonra ilk kez yağmurluk giyeceğim. Bugün nereye kadar gidebilirsem acele etmeden gideceğim. Moğolistan'a bin kilometre var.
Biraz hesap kitap yaptım. Buradan Moğolistan'a kadar temiz 1.000km var. Moğolistan'dan tekrar Rusya'ya çıkınca Japonya denizine (Vanino şehri) kadar 3.500km. Japonya içerisinde de yaklaşık 2.000km. Oldu mu size 6.500km :) Moğolistan'ı bilmiyorum ama 2.000km civarı olur. Sanırım lastikler yetmeyecek. 11bin zaten oldular. Gayet kibar davranıyorum kendilerine ama yine de 18bin ancak gider. Moğolistan'dan çıkınca Rusya'da bir yer de ya da Japonya'ya girince değiştirsem iyi olacak.
Bugünü de yine 500 küsür kilometre ve bir sınır geçişi ile tamamladım. Sorunsuz bir şekilde sınırı geçtim. Kazakistan'dan çıkmam 15dk sürdü. Her zamanki gibi sorular aynı "narkotik var mı?, silah var mı?". Rusya tarafında ise yine her girişimde olduğu gibi memur pasaportumun tüm sayfalarını inceledi. Hatta vizelere mercek ile baktı, basılan kaşelere tek tek baktı. Bir tanesinin neresi olduğunu anlamamış bana gösterdi ama ben de çözemedim neresi. :D Sonra bana baktı uzun uzun, fotoğrafıma baktı. "Dünya turunda mısın?" dedi. "Onun gibi birşey" dedim. Kaşeyi bastı "devam o zaman" dedi. :) Gümrük tarafında da arama yapmadılar. Haritama baktılar, geçtiğim yerlerde yollar nasıldı onu sordular ve gönderdiler. Sınırdan geçince birden medeniyet başlıyor desem yeridir. Yollar güzelleşti, çevre düzenlemesi, şehirler, insanlar hepsi değişti. Yine ismini söyleyemediğim (Zmeinogork) bir şehre girip kalacak yer buldum. Sınır bölgesi olduğu için kamp yapmak hatta ana yoldan ayrılmak yasak. 11$ fiyatı ile kaldığım en güzel yerden biri oldu. Yine her zaman olduğu gibi ingilizce en büyük sorun burada. Kimse bilmiyor. Google Translate diyeceğim ama Yandex Translate daha çok işe yarıyor. Çünkü offline (internet olmadan) çeviri yapabiliyor aklınızda bulunsun. :) Şehirde sadece 2 tane otel var ikisinin de otoparkı yoktu. Ben de motoru otelin girişine sakladım biraz. Bakalım görebilecek misiniz?
Öskemen'den Rusya sınırına doğru olan yol da acayip yeşildi. Şaşırtıcı şekilde yol kalitesi de güzel. Her yerde göller ve yüzen insanlar var. Bu arada ilk defa polis durdurdu. Akşama yazarım hikayesini. Şimdi sınıra geldim. Rusya'ya geçip kalacak bir yer bulayım kendime.
Öskemen sanırım Kazakistan'da gördüğüm en yeşil şehir olabilir. :) O kadar çöl geçtikten sonra hayretler içinde kaldım. Ayrıca deli gibi tarım yapılıyor. Çok büyük araziler ekilmiş. Ben Kazakistan'da yanlış yerlerde gezmişim onu anladım. :))
300 küsür kilometre yol yaptım ve Öskemen'e geldim. Normalde Moğolistan'a gitmek için Semey üzerinden Rusya'ya girilip Bernau, Biysk.. şeklinde ana yoldan gidiliyor. Ben yola çıkmadan önce Border Zone Permit çıkmaz ve Altay bölgesini gezemezsem izinsiz ne kadar içeri girebiliyorum araştırmıştım. Semey'in daha doğusunda küçük bir sınır var ve yabancılara açık. Oradan geçip köy yollarından giderek Ustkan'a kadar Kazakistan sınırına yakın Altay dağlarından gidilebiliyor. Bu yolun Moğolistan'a giden en manzaralı yol olduğunu okumuştum. Yol kalitesi hakkında fikrim yok ama Rusya olduğu için kötü de olsa asfalttır diye tahmin ediyorum. Resimde kırmızı genelde kullanılan hattı, mavi ise benim kullanacağım battı gösteriyor. Sanırım daha anlaşılır olmuştur. Sınıra 120km kaldı. Saat daha oglen olduğu için şansımı deneyeceğim. Eğer geçemezsem orada bir yerde kamp yaparım. Umarım Rus hattım çalışır. Yoksa girdiğim yerde dükkan bulabilirmiyim gsm ile ilgili bilmiyorum.
Günaydınlar... Ben de Kuzgun da iyi durumda. :) Gece o kadar güzel ve deliksiz uyumuşum ki sabah 6'da uyandım. Gece yıldızları çekerim diye fotoğraf makinemi ve tripodu yanıma almıştım yalan oldu tabii. :) Rusya sınıra 480km var. Sınıra kadar gidip bir yerlerde yatmayı düşünüyorum. Yol neler getirecek göreceğiz. Sanırım bugün de manzaram hiç değişmeyecek bozkırlardan devam.
Bu güzel gün batımı da mesaisi bitecek olan arkadaşlarıma gelsin. :) Haydin ben çadırıma çekileyim biraz rota çalışım. Yarın yeni maceralar beni bekler.
Bugünü de 500km yaparak bitiriyorum artık. Havanın kararmasına daha var ama sallantıdan ben yoruldum artık. Bugün bozkırları görünce Moğolistan öncesi antreman olsun kamp yapayım dedim. Ayagoz isimli bir şehre girmeden hemen önce ana yoldan ayrılan bir patika buldum. 500mt kadar takip edince bir dere yolu kesti. Baktım lastik izleri var dereden geçmişler ben de geçtim hemen arkasında çok güzel bir düzlüğe açıldı patika. Burada kamp kurmaya karar verdim. Hatta kurdum, derede çamaşır yıkadım, yemek bile hazırladım. Şimdi kamp yaptığım yerin hemen yanında bir tepe var oraya çıktım. Çünkü telefon sadece burada çekiyor. Manzaraya karşı yemek yiyorum. Erkenden uyurum güneş batınca. Sabah da mecbur erken kalkarım güneşle ve yola koyulurum.
En son bir yerleşim yeri geçtim. Çin sınırı ayrımı vardı. Bir anda yol kötüleşti. Sanırım tırlar yüzünden sınıra kadar olan yollara biraz daha iyi bakmışlar. Ayrıca bir anda ortalık ıssızlaştı, kimsecikler gelip gitmiyor. Zaten bozkır olan dümdüz manzara da bildiğin çöle döndü, kum oldu. Sanırım burası yine göl yatağıymış eskiden. Çünkü çok yakında Sasykkol gölü var ya da ben uyduruyorum. :) Ama manzara aynı Hazar'daki gibi oldu. Yine mola verecek bir ağaç bulma sendromu içindeyim. Hava 38 derece. Kendi kendime 48'den iyidir diyorum. Sonuçta onları da gördüm Hazar'ın orada. Fotoğrafta ben yolun oradan çekiyorum yoksa arkamda kötü de olsa bir asfalt yol var. :)
Evet yola çıkalı tam 10.000 kilometre olmuş. :) Yola çıkarken 18bin km olarak hesaplamıştım. Şu anda kaç kilometrem kaldı bilmiyorum. Sanırım hesapladığımdan fazla yapacağım. Çünkü haritaya bakınca daha çooook yolum varmış gibi görülüyor. Bir hesap kitap yapayım akşama. Belki lastik yetmeyebilir ona göre Rusya'da plan yapsam iyi olur. Bu arda evden çıkarken fotoğraf çekmeyi unutmuşum. 90 kilometre gittikten sonra aklıma geldi ve çektim. Ondan 11.439-90=11.349 olacak :)))
Yolda can sıkıntısından düşünüyorum. Acaba tüm bu yaptığım yolculuklar bedenimi yaşlandırıyor mu? Zihnimi ve aklımı daha dinç yaptığı kesin. Fakat aşırı sıcak, soğuk, su kaybı, irtifa değişiklikleri, tittreşim, uzun süre oturma, stress, düzensiz beslenme ve hatta tuvalet... liste uzarrrr gider bunlar ilk aklıma gelenler. Yol hali işte bazen insan sıkıntıdan ne düşüneceğini şaşırıyor. :D Manzaram da görüldüğü üzere hiç değişmedi. Gölgesinde sığınacak ağaç bulmak zor. Sabah çıktığımdan beri 200km geldim ve sadece 5 tane viraj dönmüşümdür. Yol boşken zikzaklar çizerek tatmin ediyorum artık kendimi. :)
Gunaydinn erkenden kalktım yine yollara düştüm. Buradan Rusya sınırına 900km varmış. Ben daha çok var sanıyordum. :) ilk 100km geldim bile. Yolda uzunnn dümdüz bozkırlar dışında hiç birşey yok. Asfalt fena değil 90-100 biraz sallantılı ama gidiliyor. Fakat saat 8 olmasına rağmen hava 32 derece. Bugün en azından yarısından fazlasını gitmeyi planlıyorum böylece yarın belki sınırı geçebilirim. Daha önce yazdığım gibi bu 5-6 gün tır şoförü gibi sadece motor kullanacağım. Moğolistan'da asıl macera başlıyor. :D
Taldykorgan şehrine girdiğimde yine ilginç olaylardan biri oldu. :) Normalde her trafik ışığında durduğumda yanımda duran arabanın içindekiler benle konuşmaya çalışıyor. Acaba nerde kalabilirim diye bakınırken durduğum bir trafik ışığında arabanın içinde baba oğul yanaştı ve Türkçe konuştular. Daha önce İstanbul'da çalıştığı için Türkçe biliyormuş. Benim Türkiye'den geldiğimi görünce çok mutlu oldu. Yeşil yanana kadar konuştuk. Sonraki 2-3 ışıkta yine konuştuk. Merkezde durup fotoğraf çektirtmek istedi. Otel bakıyorum şimdi vaktim yok, çok sıcak, hava kararacak... dediysem de olmadı. Sonunda durdum. İyiki de durmuşum. Baba oğul fotoğraf çektirdik. Sonra hiç üşenmediler beni otel otel gezdirip, pazarlık edip istediğim gibi bir yere yerleştirdiler. Gerçi onlar otelle konuştuktan sonra ben biraz daha pazarlık edip 22$'dan 15$ kadar düşürdüm oda fiyatını. :) Öyle işte bu gezi boyunca hep güzel insanlar, hep tam zamanında karşıma çıkıyor. Keşke baba oğul ile çektiğim fotoğraf olsaydı da yükleseydim ama onların telefonu ile çekmiştik. :(
Bişkek'de dinlenmek iyi geldi. Tekrardan hızlı bir başlangıç yaparak yaklaşık 510km yol yaptım. :) Kazakistan sınırında beni çok oyaladılar ve bu gezimin nedense en uzun süren ve en zor sınır geçişini bana yaşattılar. Oradan oraya gönderdiler. Uzun bir kuyruğun sonuna gönderip sıra bana geldiğinde yanlış göndermişiz burası olmayacaktı dediler. Gümrük işlerinde sıra bana geldiği halde benim işlemi yapmayıp öylesine beklettiler. Herşeyi aradılar. Yetmedi köpek getirip ona da bir koklattılar. :) Sınırı geçtiğimde saat 12'i geçmişti. Zamandan biraz kazanmak için 2 defa 2 saat molasız motor kullandım. Hava kararmaya yakın adını ilk defa duyduğum Taldykorgan diye bir şehire girdim. 150bin nüfusu olan çok güzel bir şehir. Kırgızistan'dan sonra zaten Kazakistan'ın bütün köy, kasabaları çok güzel görünüyor. Aynı şekilde insanları da öyle. Kırgızistan'dakiler biraz asık suratlıydı. Kazaklar hiç öyle değil. Gayet konuşkan ve güleryüzlüler. Tacikistan ve Özbekistan'da da aynı şekilde güler yüzlülerdi. Bir de Kazakistan ne kadar pahalıymış, unutmuşum!!! :) İlk durduğum benzincide içecek birşeyler almak istedim.Fiyatlara bir baktım ne oluyor dedim. :) Kırgızistan baya ucuzdu. Burada fiyatlar direk 2-3 katı. Neyse benzin daha ucuz ona da şükür.
Dedim ki Almata'da kalmayacağım en azından içinden geçip bir bakayım. Demez olaydım. :)) Nasıl bir trafik var. Şehrin içinden geçen 25 kilometrelik anayolu 1 saatte geçebildim. Neyse geçti gitti derken tam şehri geçtim yol bozuldu. 200 kilometre deli gibi yol çalışması vardı. Toz toprak içinde kaldım bazı yerlerde de toz kalkmasın diye sulamışlar çamur da oldum. :) Neyse planladığım yere vardım. Fakat orası da gazino cenneti çıktı. Kocaman kocaman oteller vardı. Madem öyle hızımı almışım hava kararana kadar devam edim artık neresi olursa dedim. :))
Bu Kazakistan'ın her tarafı mı çöl arkadaş :) hep bir düzlük var adamlarda. Almaty'e geldim ama burada kalmak istemiyorum. Saat daha erken, hava 29 derecelerde ve hafif yağmurlu. Yol kalitesi de çok iyi onun için biraz daha gidip belki Kapchagay'da kalabilirim. Bu arada hem petrol hem gaz çıktığı halde yeşil enerjiye de destek verdiklerini görmek güzel. :)
Herkese günaydınnn! Yine Kuzgun ile başbaşa kaldım. Siz uyurken ben 34 günlük Orta Asya maceramı bitirdim ve Kazakistan'a geçtim. Bir sonraki durağım Altay'ı gezmek olacaktı fakat neredeyse 50 gün önce başvurduğum hatta parasını bile ödediğim Border Zone Permit çıkmadı. Onun için ana yoldan ayrılmadan yalnızca Altay bölgesinin içinden geçip gideceğim. Şimdilik direk Moğolistan'a gidip zamanımı orada harcayacağım. Kazakistan ve Rusya'da yaklaşık 4bin kilometrelik yolum var. Hergün mola vermeden 6-7 gün içinde Moğolistan'a giriş yapmak istiyorum. Gerisi Allah kerim bakarız artık. :)
Kırgızistan'ın geleneksel içeçeği kımızı yazmayı unutuyordum. :) Şimdi içerken aklıma geldi. Kısrak sütü fermante edilerek üretiliyor. Burada yol kenarlarında çok yaygın olarak satılıyor. Ayrıca marketlerde pet şişelerde de bulunuyor. Tadı ilk içtiğinizde ekşi yoğurttan yapılmış ayran gibi ama ağızda bıraktığı tad tütsülenmiş peynir tadı. Biliyorum tarif biraz ilginç oldu ama aynı böyle :)) Birde sert peynirleri var. Süzme yoğurttan yapılıyormuş. Bu peynirin bir benzeri bizde de var ama hangisiydi çıkaramadım. Çok tuzlu bir tadı var ve çok tanıdık geliyor.
Herkese günaydın. Bugün Isık gölü etrafındaki turumuzu tamamlayıp tekrar Bişkek'e dönüyoruz. Sanırım bir 300km yolumuz var. Sonrasında ben kaldığım yerden Japonya yolculuğuma devam edeceğim. 1 hafta tatil iyi geldi. Sanırım bir ay yetecek kadar uyumuşumdur. :) Yolculuğun kalan kısmı için enerji toplamış oldum.
Şimdiye kadar gördüğüm en havalı benzin istasyonu :) Bildiğin film sahnesi gibi. Wakhan koridorunda çekmiştim, paylaşmayı unutmuşum. Şimdi fotoğraflara bakarken gördüm. Çok seçilmiyor ama sahibi de camdan bakıyordu. Benzincinin bulunduğu yer, binası, eski arabası filan atmosfer süper. Kuzgun da yakışmış kareye. :))
Heidenau K60 Scout M+S ile yola çıkmıştım ve tek lastik kullanarak Japonya'ya kadar ulaşmayı planlıyorum. Şu anda 9.500km geldiler. Bence gayet iyi durumdalar. Dişliler eridikçe birleşiyorlar. Benimki yeni birleşmeye başladı. Daha önce de Nordkapp'a giderken kullanmıştım bu lastikleri ve çok memnun kalmıştım. O zaman da 17bin kilometreden fazla kullandım. Bu lastikler çok sert olmadıkları için yol tutuşları güzel ama arazide çok sert kullanmamak lazım. Çünkü taşlar kolayca parçalayabiliyor. Gerçi asfalt kullanımda da hızlı sürmeye uygun değiller çabuk tükeniyorlar. Eğer sakin kullanırsanız size kaşılığında uzun bir kullanım ömrü sunuyor. Afrika seyahatimde yedek lastik taşımıştım ama bir daha asla taşımayı düşünmüyorum. Hem çok ağırlar hem de taşımak gerçekten zahmetli. Yolda tanıştığım bir gezgin daha yeni takmıştı. Ben de fotoğrafını çekip aradaki farkı göstermek istedim. Eğer beni Japonya'ya kadar ulaştıramazsa da Rusya'da yenilerim.
Bugün bildiğiniz herşey dahil tatil modunda göl kenarında plajda takıldık :) Buralar sezon olduğu için oldukça hareketli. Su tatlı olmasa zaten deniz kenarından farkı yok. Fakat manzara çok güzel. Arkamızda orman ve kat kat dağlar önümüzde güzel bir kumsal ve pırılpırıl Isık gölü. Bence buralarda popüler olduğu kadar var. Zaten daha önce de yazmıştım Rusya ve Kazakistan'dan çok ciddi turist çekiyor.
Geçtiğim ülkeler içinde bayrağını en sevdiğim ülke Kırgızistan. Çünkü çok havalı görünüyor. :) Bayraktaki işaretin ne anlama geldiğini sordum, Bunlar göçebe bir toplum ve sürekli yer değiştirdikleri için hayatlarının çoğu geleneksel Tündük (yakyurt) çadırlarda geçermiş. Bayraktaki işarette çadırın tepesiymiş. Aile ve evi simgeliyormuş. Ayrıca bu tavan şekli burada birçok yapıda kullanılıyor. Kullanılan güneşin 40 bacağı epik kahraman Manas tarafından Moğollara karşı birleştirilen 40 Kırgız boyunu singeliyormuş. Bence çok güzel bir bayrak olmuş. En azından 3 renk kullanıp bayrak yapanlardan çok daha anlamlı.a
Unuttum yazmayı Kırgızistan atları ile meşhurmuş. Ben bilmiyordum. Çalışırken o konuyu atlamışım. :) ilk ülkeye girdim her yer at ve yakyurt dedikleri çadırlardan vardı. Zaten doğa güzellikleri süper o konuya girmiyorum bile. :) Atların çokluğunu görünce bu devirde olsa olsa bunları yiyorlardır diye düşündüm. Ve evet sorduğumda yediklerini öğrendim. Yalnız gerçekten çok heybetli atları var. Ata binmek için gelen turist sayısı da az değişmiş. Bu arada tabii ki sadece yemiyorlar ulaşım için kullanıyor. Sürekli yolda atla gezen birilerini görmek çok normal. Hatta 3'lü 4'lü gruplar halinde bir yerden bir yere konuşa konuşa giden gruplar da oluyor. İzlemesi çok eğlenceli. Fakat atları çalıştırdıklarını pek görmedim. Neredeyse hiç at arabası yoktu mesela. Bu kadar atın olduğu ve nispeten fakir olan bir ülkede ilginç geldi. Belki etleri daha değerlidir. Çünkü ülkede en pahalı ve kaliteli et at etiymiş.
Orta Asya ülkeleri mezar konusunda da oldukça ilginçler. Gerçi gördüğüm her kültürün kendine göre farklı mezarları vardı. Bazen diyorum keşke tek tek fotoğraflarını çekmiş olsaydım. Güzel bir koleksiyon olurdu. :) Aslında Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan'ın mezarları şekil olarak benziyor ama yapısal olarak farklılar. Kimi küçük odacık şeklinde yaparken, kimi daha büyük yapıtlar yapıyor. En etkileyici olanlar Kırgızlarınki. Gerçi bir çoğu çok eskiden yapılmışlar ve artık bu adet pek fazla kalmamış. Ayrıca Kazakistan'daki mezarların da yeri ilginçi. Bildiğin çölde 50 dereceye yakın sıcaklıkta resmen ölüme terk edilmiş gibi hiçliğin ortasında duruyorlardı. Onları gördükçe bir garipsedim. Yatanlar için üzüldüm hatta.
Son 2 gündür gezdiğim Isık gölü Kirgizistan'in en önemli turistik yeri. Ayrıca dünyadaki en büyük ikinci yüksek irtifa (1.524mt'in üstündeki) gölü. Gerçekten çok büyük. Karşı kıyısı gözükmüyor. Ayrıca gölde dalga bile var dolayısıyla uzun uzun güzel kumsalları da var. :) Yaklaşık 1.700mt'lerde ama etrafı çok büyük dağlarla çevrili. Su oldukça soğuk sanırım kar suyu ile beslendiği için ve tabii tatlı :) Biz 3-4 gün etrafında bir tur atmaya karar verdik. Çevresi yaklaşık 800km. Kuzeyi son derece kalabalık. Kırgızistan için Türkiye'nin Antalyası gibi. Sadece Kırgız da değil Kazakistan ve Rusya'dan da çok turist geliyor. Güneyi ise daha sakin ve yeşil. Yolu da gölden çok dağ manzaralı. Biz bayram yüzünden daha kalabalık olacağını düşündüğümüz için önce güneyinden başladık. Şimdi de kuzeyinde ilerliyoruz.
Bugün yola çıkalı tam 30 gün oldu. :) Zaman ne çabuk geçiyor diyeceksiniz. Benim için dolu dolu geçen bir 30 gün oldu. Bir sürü maceram oldu. Bir sürü güzel insan ile tanıştım. Yeni yerler gördüm ve en önemlisi yeni şeyler öğrendim. Seyahatimin ilk 30 günü Orta Asya da geçti hala da geçiyor. İlk haftayı Gürcistan, Kazakistan ve Rusya'da geçirdim. Geri kalan 3 hafta ise Özbekistan, Tacikistan, Pamir ve Kırgızistan'ı ayrıntılı gezdim (geziyorum). Buraları gördükçe, insanları ile konuştukça aslında buralar hakkında ne kadar az şey bildiğimi anladım. Şimdiye kadar Kuzgun ile birlikte gayet iyi idare ettik. İkimiz de iyi durumdayız. :) Evden çıkalı 8.650km olmuş. Kuzgun 20 bininci kilometresini gördü. Yolları aştıkça yola çıkmak için ne kadar doğrı bir yol arkadaşı seçtiğimi daha iyi anlıyorum. Kısa kısa rakamları da yazayım; Benzin: 700TL (315lt) Yeme İçme ve Market: 750TL Konaklama: 850TL (24 gece hepsi kahvalti dahil) Motosiklet, Yol, Sigorta, Permit, İnternet: 660TL Toplam: 2.960TL
Biskek'de tembellik yaparken guzel bir supriz de kiz arkadasim yapti. Kaskini ve motor malzemelerini alip ucaga atlayip Biskek'e geldi. Ben normalde Isik gol taraflarini gezmek istiyordum tam uzerine geldi. Dun degil evelsin gun beraber atladik motora once Biskek'e yakin Ala-Archa milli parkina gittik. 40 kusur derece Biskek sicagindan sonra biraz nefes alabildik. Cunku sicak hava da yuruyerek bile sehri gezmek imkansiz. Biskek'in her tarafinda yuksek daglar var. Sehir 700mt rakima duzluge kurulmus. Tabii deniz de olmadigi icin karasal iklim hakim yazlari kavuruyor, kislari donduruyor. Sehirden sadece 20km uzaklasinca hemen 2bin metrelere yaklasiyorsunuz ve sicaklik 30'un altina dusuyor. Dun de ciktik Isik gol tarafina geldik. :)
Evet nerde kalmistik. :) Arslanbab'dan Biskek'e yaklasik 42 derecede 610 km yol yapmak hatta buyuk cogunlugunun virajli yol olmasi gercekten zorlardi. Genelde gunluk 200-300km yapiyordum. Bir tek yolculugun basinda Turkiye'den cikmak icin iki gun 700 kusur yapmistim. Neyse Biskek'e girdigimde hava kararmisti. Genelde buyuk sehirlerden cok hoslanmiyorum cunku uygun kalacak yer bulmak daha zor oluyor. Ayni zamanda trafik ve kaosu da cabasi. Aksam karanliga kalmamak icin pek mola vermedim tabii pek birsey de yemedim. Sona dogru suyum da bittigi icin sehre zor attim kendimi. :) Bu arada daha onceden yolculugumu takip eden ve Biskek'de is yaptigi icin surekli gelip giden Cem Tanik eger denk gelirsek beni agirlamak istedigini yazmisti. Genelde kimseye yuk olmak istemedigim icin kibarca tesekkur ederim. Fakat sonra telefon ile konustuk. Biskek'deki arkadaslarinin beni arayacagini soyledi. Gercekten de Biskek'e gelmeden hemen once beni aradilar. Zaten o yorgunlugun uzerine ne kalacak ne de baska birsey yapacak halim yoktu. "Sehre simdi geldim, surdayim" dedim. 5dk icinde İsa bey geldi beni karsiladi. Once Cem abinin evine goturdu yerlestirdi. Bu arada Cem abi Istanbul'da. Sonra aldi karnimi doyurdu. Hatta evde birseyler lazim olur diye aldi markete goturdu ve dinlenmem icin geri eve birakti. Ne yalan soyleyim o anda bana yapilabilecek en guzel abiligi yapti Cem abi. :) Bir ayin sonunda ev ortami gormek cok iyi geldi. Insan gercekten ozluyor. 2 gun kaldim cikamadim zaten :) Ne kadar tesekkur etsem az. Yolda guzel insanlar ile tanismaya devam ediyorum. Insallah Istanbul'a dondugunde Cem abiyi ziyaret etmeye gidecegim. :)
Bişkek, Kirgizistan'dan herkese günaydın ve iyi bayramlar diliyorum. Dün hiç sesim çıkmadı biliyorum. Rahatım yerindeydi birazda ondan oldu. Ayrıntıları yazacağım :)
Yok yok Alpler degil burasi Kirgizistan :) Gerci Alper diye paylassam anlasilmasi zor. Bishkek'e gelmeden yaklasik 130km once 3.200mt civarinda gezinirken (ilk iki fotograf) upuzun eski bir tunel sizi once 3.050mt indiriyor ondan sonrada 3 ve 4. Fotografta gozuken donuslerle yarim saat icinde (yaklasik 30km) 800mt'e indiriyor. Tabii hava da 20 dereceden 42 dereceye cikiyor. Ilgincti dondukce havanin isindigini kademe kademe hissedebiliyorsunuz. Ilk defa bu kadar hizli inis yaptim.%17 egim tabelasi vardi. Daha once hic gormemistim. Yuklu tirlar o egimde zaten 20 ile filan iniyordu. Trafikten korkmasan cok zevkli olacakti ama her donusu dar alip acaba araba cikacak mi diye heyecanla beklemek gerekiyordu. Malum buralarda hatali sollama diye birsey yok. Canin sollamak isterse sinyalini verir cikarsin. Viraja mi gireceksin, viraj icinde misin ya da karsidan araba mi geliyor hic onemli degil. Sen cik herkes ona gore pozisyon aliyor bir sekilde. Kimse de kornaya bile basmiyor. Gayet normal bir olay burada.
Herkese gunaydin :) sabah erkenden kalktim daha dogrusu kalktik yola ciktik. Baba-ogul ile oglene kadar surdum daha sonra ayrilmak zorunda kaldim. Cunku onlarin menzilleri kisa :) ben ise 4 gundur bir turlu gidemedigim Biskek'e gitmek istiyorum. Yaklasik 300km yolum var daha. Yarisini gelebildim. Fakat hava yine 42 derecelerde geziyor. Sicaktan resmen sersemliyorum. Oysa dun gece usumustum cadirin icinde iyice uyku tulumuna gomulmustum. :)
Bu arada onlarla beraber bir gece daha kamp yaparim demistim ama meger onlar yolumun ustunde bir yere gitmiyorlarmis. :) Fark ettigimde yolu yarilamistik artik. 80-100km kadar yolumu uzatmis oldum ama eglenceli zaman gecirdim. Kesinlikle degerdi. Normalde ben yolu ikiye bolmek icin Osh ile Biskek arasinda bir yerde kamp yapmak istiyordum. Neye niyet, neye kismet iste :) artik sabah kalkip 550km Biskek'e kadar surmem gerekecek. Bol virajli yollardan Iki guzel dag asacagim sanirim bir 8-9 saat surerim. Bugun kaldigimiz yerin adi Arslanbob. Boyle bir yer oldugunu bile bilmiyordum. Son derece turistik bir yer ama daha cok lokal insanlar icin. Cok guzel bir dag ve onunde kocaman bir orman var. Fakat giris yolu cok kotuydu. Cadir kurduktan sonra esyalari birakip oyle gezindik motorla. Dun motoru ve ustumu basimi yikadigim hatta botlarimi bile boyadigim iyi oldu :( Neyse yapacak birsey yok. Hepsi ufak sevimli sipanin yuzunden :)
Bugün beraber seyahat ettiğim baba-oğul Frode ve Oliver'ın maceralarını buradan takip edebilirsiniz. :) https://www.facebook.com/FrodeUhreAdventure
5 yasinda bir cocuk ile seyahat gercekten zor aslinda zor demeyim ona gore planlaman gerekiyor bir cok seyi. Onlar herseye alismislar. Ben ilk defa gordugum icin zor geldi. Mesela su kaybina bizim kadar dayanakli degil ve hava 36 derece. Surekli durup su iciyoruz, karpuz, kavun yiyoruz. Ben istanbul'da bu kadar yemiyorum. :)) Gunluk surus suresi kesinlikle kisaliyor cunku 4-5 saatten fazla motorda tutmak cor zor. Bir sure sonra sikilmaya basliyor. O sicakta full kiyafetin icinde deli gibi terlemesine ragmen Oliver hic mizmizlanmiyor, herseye o kadar aliskin ki uykusu gelince oturdugu yerde kafasini depoustu cantaya koyup uyuyor. Fakat kesinlikle saksi bitkisi gibi degil motordan inince normal cocuk moduna geciyor, cok hareketli. Evinden uzakta oldugunun farkinda ondan basi bos hareket etmiyor. Kendi basina kimseyi rahatsiz etmeden etrafta takiliyor ama babasini surekli gorecek sekilde konumlaniyor. 3 gunde bana da alistigi icin eger babasini gormuyorsa benim yanima geliyor. :) Bana baya eglence oldu molalarda filan bogusuyoruz. :)
Herkese gunaydin, sabah cok erken kalktim yola cikacagim diye fakat Danimarkali baba (Frode) ogul (Oliver) seyahat eden gezginler aksam ormanda kamp yapacaklarini istersem onlara katilabilecegimi soyledi ve bana da cazip geldi. Cunku ufaklik cok seker ve cocuklu olarak motorda nasil seyahat edilir gozlemlemek istedim. Tabii ufakligin hazirlanmasi biraz uzun surunce cikmamiz ogleni buldu. Olsun eglenceli olacak. ;) bu arada ayicigi olmadan bir yere gitmiyormus. Onlarla beraber seyahat ediyor.
Eksik olan günlerin iz kayıtlarını yükledim. Fotoğraf yükleyemedim en azından bunları yükleyim dedim :) https://connect.garmin.com/modern/profile/ssogut
Çek bir motosikletli gezgin ile sohbetimi olduğu gibi aktarıyorum. Bahçede oturuyoruz dünkü ekip. Sabah paylaştığım babası ile gezen cocuk bahçede oynuyor. İki dakika babasının peşinden ayrılmıyor. Hatta göremediğinde ağladığı bile oluyor. Babası ufaklığı güzelce giydirdi, şapkasını ve güneş gözlüğünü de taktı. Biz de Çek ile karşılıklı oturuyorduk çocuğu görünce bir hoşumuza gitti güldük. Sonra ben "küçük cocuk ile motosiklet üzerinde seyahat etmek gerçekten zor, tebrik ediyorum" dedim. Sonra başladı konuşmaya "Bence tüm engeller, korkular, herşey kafamızda. Çevre de ayrı bir baskı oluşturuyor. Mesela geçen Arnavutluk'da 2 Çek turist öldürüldü medya yıkıldı, ortalık ayağa kalktı. Halbuki aynı gün Çek'de 4 kişi sokakta silah ile öldürülmüştü ve haberlerde sadece 2-3dk gösterildi. Aslında yaşadığımız yer buralardan daha tehlikeli ama insanlar bunu göremiyor. Herkes bana tehlikeli değil mi nasıl yapıyorsun diyor......" Çok güzel bir konuya değindi bence ve sonra devam ediyor. "Kaç yıldır geziyorum şimdiye kadar senin dışında sadece Türkiye'den bir gezgin ile karşılaştım. Neden Türkiye'de yaşayanlar gezmiyor? Sorun para mı?" Bu arada bu soruyu ilk defa duymuyorum. Ben de cevap veriyorum. "Sorunun para olmadığını düşünmüyorum. BMW 1200GS kullanan arkadaşım bana bu kadar gezecek parayı nasıl buluyorsun diyor. Ben de kendisine motorunu satıp benim kullandığım Yamaha Tenere alırsa üzerine kalan para ile benim gittiğim yerlere iki defa gidebileceğinizi söylüyorum. Ayrıca haklısın İstanbul trafik ve insan olarak buradan çok daha tehlikeli bir yer." konuşma böylece devam etti gitti. Yine uzun yazdım ama siz konuyu anladınız sanırım. Bu arada kendisi daha önce evinden çıkıp motoru buraya kadar getirmiş ve bırakmış. 10 ay sonra dün tekrar gelip motoru alıyor ve yarın Moğolistan'a doğru yola devam ediyor.
Bugün de Osh'dan ayrılamadım. Hava yine çook sıcak (36 derece) ve kaldığım yer de ağaçların altında sessiz sakin gidesim gelmedi. Biraz Kırgızistan hakkında çalışıyorum. Burası bildiğiniz dağ ve vadi cenneti. Ayrıca fiyat olarak ucuz da. Onun için en azından bir hafta Kırgızistan'da kalıp gezmek istiyorum. Buradan Bişkek'e geçerim. Yol üzerinde iki büyük dağ geçiti var. Normalde bir günde gidilebiliyormuş ama ben kamp yapmak istiyorum dağların birinde. Bişkek'den sonra da Issık gölüne gider oralarda gezerim. Issık gölü daha yüksekte olduğu için hava sıcaklığı da daha gezilebilir kıvamda. Pamir'de çektiğim bir sürü güzel fotoğraf ve video var fakat internet çok yavaş olduğu için yükleyemedim. :( Telefondaki 3G kaldığım yerdeki WiFi'den daha iyi durumda ama o da yeterli olmuyor.
Evet çoluklu çocuklu gezenlere bir örnek daha :) Fakat bu seferkini ben de ilk kez gördüm. Baba oğul motosiklet ile geziyorlar. Ufaklık daha ilk okul çağında bile değil 5 yaşında. Babasının arkasında Fransa'dan buralara kadar gelmiş. Akşam legoları ile oynuyor ve çizgi film seyrediyordu. Onlar olmadan yola çıkmıyormuş :) Çocuk olunca arabayla bile bir yere gidemiyoruz diyen arkadaşlarıma duyurulur. Fakat bir konuda haklı olabilirsiniz. Ufaklığın kask, eldiven, mont, bot herşeyi vardı. Bunları Türkiye'de bulmak sanırım imkansız. Bizde henüz kadın sürücüler için bile zor malzeme bulunuyor. Motosiklet de Yamaha Tenere :)
Şu anda kaldığım yerde 6 gezgin haritaları yere serdik, rotaları, yolları, sınırları hatta ülkeleri tartışıyoruz. Herkes geçtiği yerler hakkında bilgi veriyor. Soru soruyor diğerlerinin tecrübelerinden yararlanıyor, fikir alıyor. Gidilen aynı yerler üzerinde "şurayı gördün mü? manzara nasıl güzeldi, yol nasıl bozuktu..." şekline konuşup gülüyoruz. Bir şey fark ettiniz mi? Ne nereli olduklarını ne de nasıl seyahat ettiklerinden bahsettim. Hepimiz benzer bir amaç için toplandık tartışıyoruz. Kimin hangi ülkeden olduğunun ya da ne kullandığının bir önemi yok. Birbirimizi ilk defa görüyoruz belki bir daha hiç görmeyeceğiz de ama şu anda burada karşılıksız birbirimize yardım ediyoruz. Sadece yollar hakkında da değil. Ben birinin bisikletini tamir etmesine yardım ediyorum, öbürü benim eksik birşeyimi tamamlıyor. Birbirimize yaptığımı yemekten, çaydan ikram ediyoruz... Daha öncede yazmıştım gezenlerin içinde olduğu görülmeyen (hatta bilinmeyen) ayrı bir ülke var. Siz ne zaman yolculuğa çıksanız o ülkenin vatandaşı oluyorsunuz. Yolda karşılaştığınız herkes de öyle oluyor. Aranızda politik, siyasi, din, ırk gibi ayrımlar hiç olmuyor. Sanki evinizden uzakta sizle aynı yerde yaşayan biri ile karşılaşmış gibi oluyorsunuz. Bu eskiden beridir tuhafıma ve hoşuma gider. Keşke tüm dünya da böyle olsa ne kadar yaşanacak bir yer olur. Nereli oldukları ve nasıl gezdiklerine gelince; Yamaha Tenere - Türkiye Yamaha Tenere - Fransa Yamaha Tenere - Hollanda BMW GS1150 - Çek Bisiklet (marka-model bilmiyorum) - Macaristan Mercedes Jeep (modeli bilmiyorum) - Almanya
Kirlenmek güzeldir evet ama arada temizlik lazım :) Yaklaşık olarak yolumun 3'de birini bitirdim. Çok büyük ihtimal Moğolistan'a kadar 3bin kilometre asfalt yolum olacak. Onun için kirli kirli gezmeyim dedim. Kuzgun'u bir güzel yıkattım (5TL) Zaten yağını ve filtresini de değiştirmiştim. Zincirini temizledim, bakımını yaptım, sağını solunu kontrol ettim. Kırılan avadanlığımı tekrar yaptım. Hızımı alamadım motor kıyafetlerini yıkadım. Kask, eldiven hatta botlarımı bile temizledim ve boyadım. Ne de olsa daha uzun kilometreler yapacağım :D Daha önce Afrika yolculuğunda malzemelerime iyi bakmamıştım onlar da bana iyi bakmadı. Tecrübe işte insan böyle böyle öğreniyor.
Her işte bir hayır vardır konusuna bir örnek daha anlatacağım. Hatta başınız sıkışınca bir şekilde çözüm ayağınıza geliyor konusunda da örnek olabilir tabii :) Dün her dükkan bana hat satmak istemediği için çok arandım. Küçücük bir dükkandan hat aldım, 3G filan hepsini ayarladı verdi. Gece Özhan ile telefonla konuştuk. O önümde olduğu için yol hakkında bilgi verdi. Neyse içindeki kontür bitti telefon kapandı. 3G paketim olduğu halde o da çalışmaz oldu. Sabah yağ aramaya çıktım ve başladım dolanmaya. Ama internet çok işi kolaylaştırdığı için gidip önce onu halledim dedim. Tekrar hat aldığım küçük dükkanı buldum geri. Anlatmaya çalıştım derdimi. Tam o sırada Türkçe bilen bir çocuk girdi içeri. Adı Muhammet (fotoğrafta en sağda yeşil kareli gömlekli) Türkiye'de üniversitede okuyormuş. Zamanlama süper dedim. :) Hat sorunumu çözdük. Tam çıkarken Muhammet'e "bana motosiklet yağı lazım bulamaz mıyım buralarda" diye sordum. "Gel şurada benim tanıdığım var ona gidelim soralım" dedi. Atladı motorun arkasına gittik. Castrol'ün bayisiymiş. Sahibinin ismi İnomzhon (solda gri tişörtlü) ve Türk arkadaşları çok olduğu için biraz Türkçe de biliyordu. JASO MA tipi yağ aradığımı anlattım. Buralarda zor Bişkek'de vardır kesin dedi. Ben 7.000km geçtim değiştirsem iyi olur diyince orayı aradı, burayı aradı uzak bir yerde buldu. Hava çok sıcak olduğu için "motoru bırak gel arabayla beraber gidelim" dedi. Git gel bir 40km yaptık. Bir depodan yine Castrol marka API SL, JASO MA2 yağı bulduk. Sanırı kendisinin yağ aldığı depolardan biri. Geri döndük dükkana. Kendim yağı değiştirdim. Hiç anlamadığı halde kendisi her vidayı arkamdan kontrol etti. En azından 2 kutu temizleme spreyi kullandı ve her yeri temizledi, yağ kaçırıyor mu kontrol etti. Türkiye'de böyle işcilik yapmazlar dedim. Sen bizim misafirimizsin dedi. :) Zinciri temizledik. Hatta pimaştan yaptığım ve kırılan avadanlığın kırık parçasını bile buldu, arabayla aldı geldi. Başka ne eksiğim varsa halletti. Borcum ne kadar dedim. "Misafirin borcumu olur mu" dedi. :) Muhammet zaten Türkiye'ye gelecek okul için, İnomzhon'un da kız kardeşi Türk ile evli ve İstanbul'da yaşıyormuş. Kendisi de ara ara İstanbul'a geliyormuş. Telefon numaramı verdim gelince ara mutlaka dedim. Uzun lafın kısası 3G'in bozulması hem bu güzel insanlar ile tanışmamı hem de her eksiğimi tamamlamı sağladı. Daha bunu gibi bir sürü olay oluyor yolculukta hiç birinin tesadüf olduğunu düşünmüyorum. ;) Akşam da bırakmadılar iftara davet ettiler. Yemek yer sonra da şehri gezdiririz dediler.