Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Medeniyete yaklaştıkça sonunda başka gezginler görmeye başladım. Önce bisikletli bir çift gördüm. Heyecanla durdum sonunda iki laf edebileceğim birilerini gördüğüm için. İspanya'dan gelmişler. Onları geçtim hemen sonra biri Avusturalya'dan diğeri Yeni Zellanda'dan bu iki abi ile karşılaştık. Japonya'dan çıkmışlar yola ve benim rotamı tersden yapıyorlarmış. Aynı şekilde gemi ile Sakhalin adasına geçmişler. Kuzey rotasının hemen üstünden giden ve haritada ana yol olarak görülen yolu kullanmak isiyorlarmış. Ana yol hangi ana yol :) ana yolda size iyi eğlenceler dedim. Zaten orası için permit gerektiğini de bilmiyorlarmış. Sonuç itibari ile benim geldiğim yolu kullanmak zorundalar. Bir süre sonra harita ile Moğolistan'daki yolların nasıl da farklı olduğunu anlarlar. Yalnız birinde Suzuki DRZ vardı diğerinde BMW F650 vardı ama lastikleri metzeler'di sanırım. Kumda iyi eğlenceler diledim. :)
Bunlar ne komik hayvanlarmış. Günlerdir hiç görmemiştim birden heryer yak olmaya başladı. İlk defa yakından görüyorum. Bir de yavruları var ki tam sevmelik çok güzeller.
Dün ben yola çıkana kadar yağmur yolumu ıslattığı için rahat bir kum sürüşü yaptım. Öyle olunca kamp yapmak için planladığım göle saat 12 gibi vardım. Madem öyle biraz daha devam edim dedim. Bu arada burada güneş 6'da doğuyor 21:30'da batıyor. Haritada şehir olarak gözüken ve hatta benzinci olan Sogot isimli bir şehre gitmeye karar verdim. Hava da soğuk (12derece) ve yağmurlu zaten olmadı gider kalacak yer bulurum, çadır kurmam dedim. Yükseklik 2.100mt civarı olduğu için gece soğuk oluyor. Akşam 18 gibi geldim. Geldim de şehir yok. :)) 3-5 tane ev var bir de bol bol hayvan o kadar. İlk defa harita yanıldı. Diğer en yakın kasaba da 93km uzakta. Ben zaten tüm gün 217km gelebilmişim 93km gitmeme imkan yok. Neyse yapacak birşey yok evlerin az ilerisine çadırı kurdum.
Burada dürbün kulanmak çok yaygın. Sanırım mesafeler çok uzun ve uçsuz bucaksız dümdüz olduğu için. Yine bir yerde mola vermiş oturuyordum. Bu abiler her zaman olduğu gibi yoktan çıkıp göründüler bir anda. Yanımda durup motordan indiler, çıkardılar dürbünleri baktılar. Sonra oturdular sigara sardılar (tanıdık geldi mi?) Hiç konuşmadık. Birkaç dakka sonra baktıkları yönden başka bir motosiklet daha geldi. O da yere oturdu onlara eşlik etti. Yine hiç konuşma yok. Merak ettim ellerindeki dürbünü aldım ve baktıkları yöne baktım. Meğer uzaklarda ger kampları varmış. Onlara bakıyorlarmış. Ama ne için baktıklarını çözemedim.
Yine bir yol bulma çalışması. :) Bir köye girdim gideceğim diğer köyün ismini söyledim. Resimdeki abi bana arkadaki dağları gösterip arkasına geç dedi. (Tabii eliyle) ama gps'deki yön ve haritaya göre oradan olmaması gerekiyordu ya da orasıydı bir kararsız kaldım. Abi çok ısrar edince kurtulmak için dediği yöne biraz gittim durdum tekrar baktım. Sanırım görmüş olacak ki yanıma geldi tekrar. Eliyle beni takip et dedi. Tamam dedim atladım Kuzgun'a ama abiye yetişmek ne mümkün. :) kumda sürme uzmanı kesinlikle bunlar Dakar'a katılmalı :)) tepenin üzerine geldik. Bana elektrik direklerini gösterip, eliyle 60 yaparak kilometre dedi. Sanırım 60km bu direkleri takip etmemi söyledi. İşte Moğolistan'da böyle böyle ilerliyorum valla :)
İtiraf edim biraz yorulduğumu hissediyorum artık. Hatta yaşlandığımı hissediyorum. :))
Dört gündür Moğolistan'da ilerliyorum. Şimdiye kadar iki köy arası en uzak mesafe 220 kilometreydi. Genelde 100km civarında köy oluyor. Her köyde benzinci, bakkal ve restorant gördüm. Sadece birinde 92 oktan yoktu 80 oktan vardı onun harici benzin çok rahat. Zaten yedek taşımıyorum. Bakkallarda bulabilecekleriniz çok kısıtlı ama rahat su bulunabiliyor. Onun için onu da yedek çok taşımıyorum. Restorantlar aynı zaman da kalınacak yerler. (İlk foto) Yani akşam 2-3$ ödeyip yatabilirsiniz. Nerde dursanız size hemen çay dedikleri bu sütlü (sanırım) içeçeği ikram ediyorlar. Nasıl yapıldığını bilmiyorum ama tadı güzel bol bol içiyorum. Yemek konusuna gelince burası et cenneti :) Genelde 3-4 çeşit yemek var hepsi de etli ve hamurlu. Sebze ve meyve son derece pahalı zaten buralarda hiç bulamadım. Genelde bakkallarda patates ve soğan var. Belki şanslı iseniz havuç da bulabilirsiniz. Yemekler son derece yağlı hatta etlerin yağını hiç ayırmıyorlar. İster çorbada olsun ister erişte ya da mantı gibi yemekleri var hepsinde yağlı, sinirli, parça et var.
Akşam Songino isimli bir köye geldim. Burası biraz büyük biryer (ilk fotoğraf). Çok rüzgar ve yağmur olduğu için kalacak yer bakayım dedim. Ayrıca yüksekte olduğum için hava da soğuk. Hem telefon çekiyor internet kullanırım hem de değişiklik olur hep çadırdayım diye düşündüm. Bir kaç yere elimle uyku işareti yaptım. Beni ikinci fotoğraftaki bir restorana gönderdiler. Baktım içerde uzun bir masa arkasında kocaman bir ranza var. Yemek dahil 4$ anlaştık. Yalnız ne su var ne tuvalet :) Tuvalet olarak köyün dışında kulübeler (4.foto) yapmışlar oraya gidiyorlar. O an masa çok cazip geldi. Masada oturmayı özlemişim. Tamam dedim. Neyse saat 23 gibi abi hadi yat artık diye işaret etti ışıkları kapadı. Kendileri de 3 kişi ve arka oda da kalıyorlar. Gece saat 1 gibi bir kamyon geldi ve içindeki 5 kişi içeri girdi. Tabii uyandım. Yemek yediler filan saat 3'e kadar beni uyutmadılar. Sonra o buyuk ranzaya hep beraber sığıştık ve uyumaya çalıştık. :) sağolsunlar sabah da 6'da kalktılar kahvaltı ettiler yine uyuyamadım. Olsun ilginç bir gece oldu. ;)
Bugün inanılmaz bir fırtına vardı. Tam da kum geçişinde yakaladı beni. İkinci fotoğraf kum fırtınasının bana gelişi, ilk fotoğraf ise gelmiş versiyonu :) Ürdün, Mısır, Sudan hatta Kenya'da o kadar çöl geçtim, Sudan ve Ürdün'de de fırtına gördüm ama bu kadar kum yediğimi hiç hatırlamıyorum. :( Motoru zaptemediğim ve önümü de önümüde görmek gibi bir şansım olmadığı için durup geçmesini bekledim.
Çok ilginç bir hikaye daha anlatacağım. Neredeyse saatlerce kimseyi görmeden ilerledim. Sonra bir teperin olduğu bir yere geldim. Gps burada gittiğin yönü göstermesi dışında pek işe yaramıyor. 3. Fotoğrafta görünen ilerdeki tepelerin arkasına bir köy olması lazım biliyorum ama yol ikiye ayrılıyor. Fotoğrafta belli belirsiz görülüyor. Biri tepenin direk yanından dolanıyor gibi, diğeri ise tepeye dogru gidiyor. Zaten yanlış gitmek istemediğim için çok yavaş ilerliyorum. Oturmuş harita elimde düşünürken, birden atlı bu abi baya ıssızlığın ortasında hemen yanımdaki tepede salına salına geldi. Kıyafetler, deri botları filan çok havalıydı. Olgii diye sordum. Eliyle motoru gösterdi burda dursun der gibi sonrada gel dedi ve hemen yanımdaki diğer tepenin üzerine tırmanmaya başladı. Tabii ben de arkasından. Tepe de durdu bana 3. fotoğraftaki manzarayı gösterdi. Cebinden dürbününü çıkardı. Dürbün yardımı ile karşı tepenin arkasına geçeceksin dedi. Sonra oturdu sigarasını sardı içti. Benim Ogii diye sormam dışında hiç konuşmadık. Tamamen sessizlik. Ben fotoğraf çektikten sonra beni ata bindirdi. Sonra da salına salına tepelerde kayboldu. Çok acayipti. Hiç konuşmadan iletişim kurmak, abinin bir tepenin arkasından çıkıp gelmesi sonra yine kaybolması. Ne yapıyordu ki acaba orada diye merak ettim.
Yol üzeri en çok gördüğüm şeylerden biri ölü hayvanlar diğerleri ise yanmış motosikletler :)
Bu ıssızlığın ortasında bu nedir çözemedim. Yerdekiler koyun ayağı sanırım ya da keçi bilemedim. Daha derileri üzerinde henüz kafası da taze sayılırdı. Tee buraya gelip kesip yemişler mi çözemedim. Kilometrelerdir ne kimseyi gördüm ne de bir yerleşim yerinden geçtim.
Bunlar da dün kamp yaptığım harika göl Khyargas'dan kareler. Ben geldiğimde bir sürü çadır vardı. Fırtına çıkınca hepsi gitti, kumsal bana kaldı. İlk fotoğraftaki martılar rüzgara karşı havada asılı durmaya çalışıyorşardı. Neden yaptıklarını anlamadım. Yalnız elektrik, telefon, internet, vb. olmayınca bir sürü zamanınız oluyor. Oturup bir saat bu martıları izledim. Ne kadar güzellermiş meğer İstanbul'da değerlerini bilememişim.
Bu bölgede oldukça büyük ve popüler bir gölün kenarında kamp yapmaya karar verdim. Göl o kadar popüler ki kenarına 100km asfalt yapmışlar. İtiraf edim asfaltı görünce yüzüm güldü. :) baktım bir sürü kamp yapan insan var dedim ben de yapayım biraz sosyalleşim, iletişim kurayim insanlarla. Yoldan ayrılıp daldım gölün kenarına meğer kum çok yumuşakmış. Gömüldüm kaldım. Ben debelenirken göl kenarında bir grup da bana sesleniyor, elleri ile gel gel yapıyorlar. Biraz debelendim ama yok olmuyor. Çaresiz o grubun yanına gittim yardım istemeye. Bildiğiniz keçiyi ateşte çevirmiş, parçalamış yiyorlardı. Derdimi anlatmaya çalıştım ama biri beni tuttu direk tentenin içindeki etin başına oturttu. Bir diğeri elime eti verdi, biri turşu, diğeri ketçap, biri de peçete uzatmaya çalışıyordu. Bir taraftan da nasıl eğleniyorlar gülüyorlar anlatamam. Motor diyorum tamam ye sen hallederiz gibi birşeyler diyorlar. Sonra buranın yerel içeçeğinden verdiler kımıza benziyordu. Biraz içtim ama bırakmadılar sonuna kadar içirdiler. Yedim sonra motor dedim bu seferde göle soktular beni :) hiç konuşup anlaşamasak da çok güldüm eğlendim. Sonra motorumu 3 kişi tutup kendi çadırlarının kenarına getirdiler. Onlarla kalmam için çok ısrar ettiler ama ben yine de çadır kurdum. Derken bir fırtına çıktı benim çadır da dahil her şey uçuşuyor. Yarım saat içinde gölün kenarında kimse kalmadı. Ben tek başıma kaldım. Yanımdakiler de gitti sadece 4 kişi kaldı onlardan. Yanlarına gidip ben yarın motoru beadan çıkaramam gidecek misiniz demeye çalıştım. Onlarda sen git uyu biz burada uyuyacağız yarın çıkartırız dedi. Bunların hepsi el işaretşeri ile tabii :) Neyse 1 saat kadar sonra o kadar ruzgrın habercisi olan yağmur da geldi yarım saat yağdı gitti. Tekrar çadırı toparladım sahil bana kaldı.
Geçen tek başıma göl kenarında çadır kurduğum da sabah saat 5 gibi dışardan bir hırıltı duymaya başladım. 4 ayaklı birşeyler çadırımın etrafında dolanıyordu. Ben çadırı kuma kurduğuma göre ve yürüyüşünü bu kadar net duyduğuma göre oldukça büyük bir hayvan diye düşündüm. Bu bölgede ayı yoktu ya da daha büyük yırtıcı. Bir tek kaplanın bir turu olan adını hatırlayamadığım yırtıcı var ama insanlara hiç gelmez diye okumuştum. Ortalık karanlık olduğu için hiç birşey de göremiyorum. Fakat deliler gibi korkuyorum. Kalbim o kadar hızlı atıyor ki yavaşlatmak için nefesimi tutmaya çalışıyorum. Uyku tulumunun fermarını usulca açtım, elime bıçağımı aldım ve başladım beklemeye. Belki yiyecek birşey bulamazsa gider diye düşündüm. Çünkü çadırda birşey yok herşey motorun çantasındaydı. Yarım saat geçti yok dolanıyor, hırlıyor. Acaba çadırı sallayıp ses çıkarsam korkar gider mi diye düşündüm. Derken birden fazla olduklarını anladım hırlamalardan. Güneşin doğmasına az kaldığı için beklemeye karar verdim. Sonra birşeyler yediklerini fark ettim. Dedim herhalde motorun arkasındaki çantada poşet ile ekmek vardı onu buldular haşur huşur yiyorlar. Sonra yeme sesleri iyice yaklaştı. Biraz daha dikkatli dinleyince sanki yerden birşeyler koparıyorlar gibi geldi. Birden aklıma Altay'da kamp yaptığımda gecenin bir yarısı çadırımın kenarında otlayan atlar geldi. Herhalde at dedim ama bunlar kişnemiyor bildiğin hırıldıyor. Güneş doğmaya başladı bu sırada. Artık o kadar çok korkuyorum ki beklemek istemiyorum. Ne olacaksa olsun diye çadırın fermarını açıp fırladım elimde bıçakla :) Meğer deve sürüsüymüş :)) Ben fırlayınca onlar da bir korktu kaçmaya başladılar.
Heryer ya kum ya da ondüleli yol. Bazen de nasıl oluyorsa ikisi birden oluyor. :( özellikle de 12bin kilometre yaptığım lastikler ile çok daha zor oluyor. Ön lastik resmen tutunamıyor. Yolun durumu da çok hızlı değişiyor bir bakıyorsunuz çakıl güzel yol sonra birden kuma dönüyor. Bir kaç kez hızlı giderken önü kuma sapladım ve kaydırdım. Neyseki kurtardım. Onun için 40-50'i çok geçmemeye çalışıyorum artık. Yollarda her 150-200km'de bir ufak köyler var onun dışında kimseler yok.Gerçekten çok ıssız. Onun için yolda kendime ya da Kuzgun'a birşey olsun istemiyorum.
Dün yaklaşık 160km yapabildim. Aslında fotoğraf çekmek ve etrafı seyretmek için çok oyalandım. 200km rahat yapılabilir diye tahmin ediyorum. Neyse acelem yok zaten yollarda çok kötü. Kuzgun'a iyi dağranmaya çalışıyorum. Shatsagay isimli küçük bir gölün kenarına kamp kurdum. Çok güzel sessiz sakin bir göldü. Bütün gün ve gece kimsecikler yoktu. Yemek için yanımda patates, havuç, soğan, makarna, salça, yağ ve ekmek taşıyorım. Akşamları mümkün olduğunca sulu yemek yapmaya çalışıyorum. Yemek sonrası oturdum gün batımını seyrettim. Hayal gibi yerler gerçekten. Bu arada inanılmaz çok sivri sinek var. Onlarca filan değil yüzlerce. :) onun için heryerim kapalı gezdim sürekli. Buff'dan hatta 2 kat çoraptan sokabiliyorlar. Rüzgar çıkıyor yine de uçuyorlar çok acayip.
Dün 3 tane su geçişi yaptım bir tanesi nehirdi ve gerçekten çok zorladı. Çünkü hem derinliği 1metreden fazlaydı kadardı hem de debisi çok yüksekti. Ortada tabii ki stop etti. Bir taraftan motoru tutmaya çalışıyorum suyun akışı yüzünden devriliyor. Bir taraftan çalıştırmaya çalışıyorum. En zorlu geçişlerden biriydi benim için. Rehberlerin söylediğime göre en zorlusu buydu diğerleri kolay demişti. Öyle olmasını umuyorum.
Burada gerçekten çoook güzel göller var :) Adı Achit Nuur
Heryer kum olmaya başladı özellikle tepe değilde düzlük veya göl varsa kesin kum oluyor yol. Beni inanılmaz yavaşlatıyor. Ne kuzgun ne de lastiklerim kım sürüşü için çok uygun değil. :( yola bakmaktan etraftaki güzel manzaraları göremiyorum bile. Arada durup kafayı kaldırınca ne güzel bir yerdeyim diyorum sonra ger yola çıkınca hay... Yol yok ama tabelalar var. Gerçi nereyi gösterdiklerini hiç çözemiyorum. Gps ve gideceğim yerin yönüme göre takip ediyorum patikaları.
Benim anladığım Moğolistan'da her yer yol. Hangisinden gitmek istersen seçiyorsun kafana göre :) bazen birbirlerinden baya uzaklaşıyorlar ama sonra geri birleşiyorlar. İlk başta sürekli yanlış mı gidiyorum acaba diye endişe ediyordum ama hızlıca alıştım. Hangisi gözüme daha düzgün görülüyorsa seçiyorum. Hiç biri düzgün gelmiyorsa rasgele ortadan gidiyorum. Önemli olam gittiğin yönü sürekli takip etmek.
Yaşasın tam da istediğim ve hayal ettiğim gibi bir yer oldu Moğolistan. : D ince uzun patikalar ve geniş geniş boş alanlar. Kuzgun'u stop edince etrafta hiççç ses yok. Nerdeyse kendi kalbinizin sesini duyabilirsiniz. :) yorulana kadar devam sonra yorulduğum yere direk kamp kuracağım. Moğolistan'da her yere kamp kurabilirsiniz, serbest. Zaten kocaman bir hiçlik heryer.
Güzel bir Moğolistan gününden herkese günaydın. :)) Tekrar yola çıkma zamanı geldi. Artık hayal ettiğim Moğolistan maceram başlıyor. Olgii şehrini arkamda bırakıyorum ve kuzey rotasından dağlara doğru gidiyorum. Bakalım aradığımı ve hayal ettiklerimi bulabilecek miyim... Bugünden itibaren bir süre anlık paylaşım yapamayabilirim. Telefon sadece küçük şehirlerde çalışıyormuş. Buldukca paylaşıyor olacağım.
"Neredeyim?" kısmı tekrar çalışmaya başladı. :)
Kaldığım yer aynı zamanda bir tur acentası ve buradakiler Moğolistan'ın yollarını çok iyi biliyor. Kuzey tarafındaki yollar hakkında ayrıntılı bilgi almaya çalıştım. Genelde buraya gelenler başkent olan Ulaanbaatar'a gitmek için 2 farklı yoldan birini tercih ediyor. Aslında 3 tane yol var. Fakat en kuzeyden giden sınıra yakın gittiği için yine Border Zone Permit gerekiyor. Onun için geriye kuzey ve güney olarak 2 yol kalıyor. Güney yolunun bir çoğu asfalt yapılmış. Fakat kalanında da kum ve uzun bozkırlar varmış. Kuzey kısmı ise biraz daha baki kalmış. Çünkü yolları kötü ve bir çok nehir geçişi var. Tabii ki kuzey rotasının manzarası çok daha iyimiş :) Şaşırdık mı hayır :) Beraber geldiğim Alman çift normalde güney rotasını kullanmak istiyordu daha kolay olduğu için. Fakat buraya gelirken 100km kadar asfaltta gidince kuzey rotasına karar kıldılar. "Aklımızdaki Moğolistan bu değildi asfalttan gidince çok sıkıcı geldi ondan kuzeyden gitmeye karar verdik." dedikler. İşte ben de tam bu sebepte dolayı kuzey rotasından gitmek istiyorum. Benim hayalindeki Moğolistan kimsenin ve yolların olmadığı uzun kilometrelerin yapıldığı bir yer. Onun için hayalimdeki gibi olmasını istiyorum. Ayrıca alman çift ile beraber çıkacağız ama onlarla devam etmeyeceğim. Çünkü yine hayalim tek başıma bu yolculuğu yapmaktı. Rota hakkında öğrendiklerimizi harita üzerinde birbirimiz ile paylaştık. Güzel tarafı şu anda burası kuru sezonda ve yağmur yağmıyor. Bu nehir geçişlerini kolaylaştırıyor. Çünkü korkum yolların ne kadar kötü olduğu değil, nehir geçişlerinin ne kadar zor olduğu. Eğer Nehir geçilemeyecek kadar kötü ise yardım için birilerini beklemem gerebilir ya da motoru nehrin ortasında devirirsem tek başıma eğlenceli zaman geçirebilirim. :D Neyse işte öyle ya da böyle bunu yapak istiyorum. Kuzeyden devam edip Khövsgöl'e kadar gidip oradan tekrar güneye inerek Orhun vadisine sonra terkrar kuzeye çıkıp Ulaanbaatar'a ulaşmak istiyorum. Bir de çok ünlü olan Amarbayansglant manastırına gitmek istediğim. Buralarda geçireceğim bir 15 günüm var sanırım. Alman çiftin macerasını da blog adreslerinden takip edebilirsiniz; http://ryestones.com
Zamanlama ile ilgili yazmak istiyorum. Normalde belirli bir zamanım yok gezerken. Canım nerde fazla zaman geçirmek istiyorsa öyle yapıyorum. Fakat benim dışımda olan bir zaman kısıtım var. Ben Moğolistan'dan çıkıp tekrar Rusya'ya girdiğimde yaklaşık 3.500km daha giderek Japonya denizine ulaşacağım. Oradan gemiye binip Rusya'nın adası olan ve Japonya'nın hemen üzerinde yer alan (oldukça büyük bir ada) Sakhalin adasına geçeceğim. Oradan da Japonya'ya başka bir gemi ile geçeceğim. İşte zaman kısıtım bu gemi yüzünden. Çünkü Japonya'ya olan son 4 gemi Eylül ayının ilk iki haftası içinde. Onlardan birine binmem gerekiyor. Bunlar gerçekten son gemi çünkü gemi operatörü hattı kapatmaya karar vermiş ve seneye çalışmayacak. Eğer o gemilerden birine binemezsem resmen Rusyanın hatta dünyanın bir ucunda kalmış olacağım. Tek yapabileceğim tekrar gemi ile Rusya ana karaya geçmek ve hala Japonya'ya gitmek istiyorsam Vladivostok'a giderek Güney Kore'ye oradan Japonya'ya geçmek. Fakat bunun için çok fazla kilometre yol yapmam ve gemiler için de bir sürü para ödemem gerekiyor. Kısacası Moğolistan'dan sonra Japonya gemisine kadar en azından 12-14 gün yolum var. Eğer eylül başı orada olmak istiyorsam Ağustos ortası Moğolistan'dan çıkmam gerekiyor. İşte zaman kısıtım buradan geliyor. Başarabilecek miyim hep beraber göreceğiz. :)
Kuzgun ile uğraşırken yan çantalardan birinin menteşe çubuğunun düştüğünü fark ettim. Aslında diğer çantanınki arada yerinden çıkıyordu sonra uğraşırım diyip elimle geri takıyordum. Fakat o taktığım değil diğer çantanınki düşmüş. Sağ gösterip sol vurdu. :D Hata bende onların yerinden çıkabildiğini gördüğüm an hepsine önlem almak gerekiyordu. Neyse elimde biraz tel vardı onla ne yapabilirim diye deneme yapıyordum. Sonra kaldığım yerde çatıyı yapan marangoz geldi beni izlemeye başladı. Ben de teli 3-4 kat yapıp oraya uygun hale getirmeye çalışıyordum. Beni 10dk kadar seyretti sonra gitti. 1dk içinde elinde tam oraya uygun kalın bir tel ile geri geldi. Oraya göre kesti kenarlarından büktü. "Okay?" dedi. "okay" dedim gitti. Hani diyorum ya her sorun çözümü ile birlikte geliyor. Bu da aynen öyle oldu yine. Neyse sonra tekrar gördüğümde gel fotoğraf çekelim hatıra olsun dedim mutlu oldu. :) Yola çıkmadan önce Afrika'da tecrübe kazandığım için gevşemeye meğilli bütün vidaları tek tek söküp locatite sürmüştüm. Bu sefer işe yaramışlar. Sadece biri dışında :) zincir koruyucunun vidası çıkmış. Neyseki mühendis abiler düşünmüş öbür tarafına 2 vida koymuş. Yoksa direk jantın içine girebilirdi. Plastik kelepçe ile hallettim. Bir daha yola çıkarsam arkasına kilitli somun koyacağım. Onun dışında Kuzgun gayet iyi durumda ve Moğolistan macerası için hazır.
Bugün halletmem gereken bir sürü iş var. Önce banka bulup para bozdurmam lazım. Sonra Kuzgun için benzin alacağım, yedeği de dolduracağım bu kez. Biraz market alışverişi yapmam lazım kamp için. Unutmadan çarşıdan bir de lokal hat alacam tabii. Sonra dönüp Kuzgun'u bir elden geçirmem gerekiyor. Vidalarını kontrol ederim hava filtresini, yağını, suyunu, zincirini kontrol eder temizlerim. Çamaşır yıkamam lazım. Son olarak da kuzey rotasını kullanmak istediğim için o rota hakkında biraz bilgi almalıyım. Hepsini bugün halledebilirsem yarın yola çıkabilirim. Çok heyecanlıyım :)
Sınırdan geçtikten sonra sadece 15km stabilize yol vardı. Fakat anayol çok ondüleli olduğu için ben yandaki patikaları kullanarak yavaş yavaş geldim. Sınırda tanıştığım alman çifti de peşime taktım. Çünkü nerde kalacaklarını bilmiyorlarmış. :) 15km'den sonra ilk şehir olan Olgii'e kadar yine çinlilerin yaptığı 100km süper asfalt vardı. Olgii'nin büyüklüğü beni şaşırttı. Burada her gezginin kaldığı yere geldik. Geleneksel ger çadırlarında kalıyorsunuz. Zaten sınırda tanıştığım herkez buradaydı. Akşam hep beraber burada son derece popüler olan Türk restoranı Pamukkale'de yemek yedik. Burası Rusya'dan 2 saat daha ilerde olduğu için birden gece oldu. Zaten yorulmuşum güzel bir uyku çektim.
Moğol sınırında beklerken birisi bana bisiklet ile biri geçti Türkiye'den geliyordu dedi. Allah Allah kim acaba tanıyor muyum diye düşündüm. Sınırdan geçince yolda bakına bakına geldim. Zaten ilk şehre kadar bir tane yol olduğu için kesin karşılaşırım dedim. Dediğim gibi de oldu yolda yakaladım durdurdum. "Where are you from?" diye sordum "Turkey" diyince "vayy adamım süpersin yaa" diye cevap verdim. Çok güzeldi. Volkan Ermiş bisikleti ile Türkiye'den 3,5 ay önce çıkmış ve yaklaşık 6.500 km yol yaparak Moğolistan'a kadar gelmiş. Etkilendim! Yolda jeep ile gezenler beni gördüklerinde nasıl yapıyorsun motor ile hiç anlamıyorum derler ben de aynısını bisiklet için düşünüyorum. Bir geldiğim yolları düşündüm içimden, bir bisiklete baktım, bir Volkan'a baktım, ne diyim tebrik ediyorum. Kendisi Baykal'a gidiyor ve macerasını aşağıdaki adresden takip edebilirsiniz. Ayrıca şimdi Olgii şehrinde tekrar buluştuk beraber kalacağız. Moğolistan'ın girişide bir motosiklet bir de bisikletli Türkiye'den iki kişi karşılaşıyor. Bu yolculuğum gerçekten tam hayal ettiğim gibi geçiyor. http://volkanermis.tumblr.com
Bugün "Neredeyim?" Kısmının düzgün çalışmadığının farkındayım. Fakat yolda olduğum için ve internetim olmadığı için açıp bilgisayardan bakamadım. Şu anda Moğolistan'ın girişindeki ilk şehir olan Olgii'deyim. Saat farkı +5 olduğu için şu anda gece 2 olacak. Yarın sorunu neymiş bakıp halledeceğim.
Vee sonunda Moğolistan'a girdim. Tam da hayal ettiğim gibi karşıladı beni. Kocaman bir boşluk ve upuzun uzayıp giden bir yol. En güzel hayallerimden biriydi buraya gelmek. Aslında buraya gelmek değil. Burada Moğolistan'ın uçsuz bucaksız topraklarında tek başıma motor kullanmak istiyordum. Yolda aklıma geldi çok eski yazılarımın birinde "Evet İSTİYORUM ve İNANIYORUM bir gün Moğolistan, Afrika gezilerimi de burada sizlerle paylaşacağım!" yazmıştım. Afrika'yı zaten paylaştım. Şimdi de Moğolistan'ı paylaşıyorum. Herşey gerçekten hayal etmekle başlıyor. Sonrasında onu gerçekten istemek ve onun için mücadele etmek ile devam ediyor. Sonra bir bakmışsınız hayaliniz yaşıyorsunuz. Öyle işte mutluyum ve beni tek başıma bekleyen Moğolistan maceram için çok heyecanlıyım. :)
Anlamsiz sekilde sınırda çok uzun süre beklettiler. Yaptıkları birşey de yok. 10 dakikalık işlem son derece uzun sürdü. Sınırda bekleyenlerin yarısından fazlası turistti. Motorla, araçla ve hatta bisiklet ile bekleyen bir sürü kişi vardı. Onları gördükten sonra anladım neden sınırda çalışanların beni görünce sürekli Moğolistan'a mı diye sorduğunu :) Her geçtiğim sınırda memur bana bakıp daha sormadan Moğolistan'a di mi diyordu. O kadar çok gelen var demek ki. Hazır beklerken rota üzerinde tartıştık biraz. Çünkü Moğolistan'a giren herkesin kafasında aynı soru var. Kuzey rotası mı? Güney rotası mı? Ve genelde Kuzey rotası istenir ama güney daha kolay olduğu için o tercih edilir. Bu ilk fotoğraftaki çift Almanya'dan kalmış teee Avusturalya'ya gidiyor. İki tane Bmw f650 ile çıkmışlar. İkinci fotoğraftaki plakayı ilk kez gördüm. Direk sahibini bulup sordum Kanada'lıymış. Bir tane de Brezilya'lı çift vardı. Düşünün ne kadar popüler Moğolistan. :) bu sene Türkiye'den de bir çok ziyaretçisi oldu tabi.
Ve Altay'a veda etme zamanı geldi. Moğolistan'a sınırına doğru gidiyorum. Belki sadece 2 gece kamp yapıp 3 gün motor sürdüm ama bir sürü güzel anım oldu. Gördüğüm ve aklıma kazınan manzaraları da unutmuyorum tabii ki! Belki günün birinde yine yolum düşer, belli mi olur ;)
İşte tam da bahsettiğim buydu. Bu tabeladan sonra Border Zone Permit (hani parasını ödeyip alamadığım) yoksa ana yoldan ayrılamazsın. Daha ileri gideceksen de Moğolistan (ya da hangi ülke ise onun) vizesi olması lazım. Moğolistan zaten bizden vize istemiyor sorun yok onda.
Bu arada Altay'a girdiğimden beri insanlar da değişti. Artık ruslara benzemiyorlar. Türkçe konuşmayı denedim ama anlaşamadık. :) ya tutarsa diye deneyim dedim. :)) müslümanlardı. Türkiye'den geldiğimi duyunca hemen müslümanmıyım diye sordular. Altay bölgesindeki köylerin çoğunda ufak bir cami var.
Günlerdir bu fotoğtafı çekebilmek için aranıyordum sonunda yakaladım. :)) Fotoğraftakilerin ne olduğunu görebiliyor musunuz? Evet kartallar. Altay bölgesine girdiğimden beri o kadar çok gördüm ki, bildiğiniz bizdeki karga gibiler. Onlarca filan değil yüzlerceler. Yolda sürekli tepemde uçuşuyorlar ve gölgeleri çok acayip görülüyor. Kırgızistan kartalları ile popüler ama kesinlikle burada daha çok kartal var. Kimse onlara aldırmıyor. Biz de olsa aşık aşık bakar izleriz. Zaten ben de öyle yapıyorum uçarken gördüğümde. :)
Herkese günaydın :) Gece sıcaklık 2 dereceye düştü ve kamp yapmak pek konforlu olmadı. Aslında suç havada değil kullandığım malzemede. Matım eksi -7'e kadar ama uyku tulumunun konfor sınırı 5 derece çünkü eksi derecelere göre ciddi küçük ve hafif. Yaklaşık 600 gr ve 2 lt hacim kaplıyor. Bunun sonucunda da 2 dereceye düşünce üşüyen ayaklarınız oluyor. Sabah 5'de uyandım sonra soğuktan tekrar uyuyamayınca güneşin doğmasını bekledim. Nihayet 7 gibi dağın arkasından görününce fırladım çadırdan geçtim karşısına. Çöllerde giderken kendisi için söylediğim herşeye rağmen seviyorum güneşi :)) Ardından güzelce çay demledim, kahvaltımı hazırladım. Şimdi Moğolistan sınırına doğru hareket ediyorum.
Siz yolda çektiğim Altay fotoğraflarına bakadurun ben de yatayım artık. Yarın kısmetse Moğolistan'a geçeceğim. İnanmayacaksınız ama hava 7 derece ve hafiften üşüyorum, ne güzel! :)
Arkadaş çadırın dışında toplu halde birşeyler geziyor dedim ne oluyor. Feneri yaktım baktım parıl parıl yanım sönen bir şeyler var. Sonra fenerin ayarını sona getirdim meğer atlarmış. Yanım sönen de onların gözlerindaki ışık yansıması. Arkadaşlar bu zifiri karanlıkda ormanın içinde otluyor. Ondan kafaları ileri geri hareket ediyor ve gözleri yansıyormuş. Bunların ahırı yok mu? İnekler gibi evlerine gitmiyorlar mı? anlamadım ki. Onlarla bir alıp veremediğim yok da çadırın etrafında ses yapmasınlar haşır huşur. Altay bölgesinde en az Kırgızistan kadar çok at gördüm. Yiyorlar mı bilmiyorum ama binen çok fazla insan var.
Hep dere, nehir kenarı mı olacak kamp yerim. Bugün de orman içi olsun dedim. :) Aktaş'ı geçtikten sonra sınıra 140km kala bulduğum bir ormanlık yere daldım. Buralarda sağda solda kamp yapan çok var, yol boyunca gördüm. Onun için çok tereddüt etmedim. :D Bugün sadece 250km yaptım ama 40-50 filan. Hatta kaskın camını da açtım koklaya koklaya, seyrede seyrede geldim. Çadır, yemek olaylarını halledeyim bugün çektiklerimden göndereceğim.
Çok acayip güzel yerler buralar. Yolda gelirken Rusya'nın çoğrafya olarak ne kadar büyük olduğunu düşünüyordum. Daha önce kuzeyde Norveç'den Murmanks'a girip kaç bin km yaptım Türkiye'ye kadar hiç böyle değildi. Hatta Gürcistan'dan Rusya'ya geçince de hep çöldü. Hani biz hep diyoruz ya gezenlere "Önce ülkeni kez, çok güzel yerler var." diye. Acaba bunlar da diyor mudur. :) gerçekten Rusya gezmekle bitmeyebilir. Baştan sonra binlerce kilometre. Adamların topraklarında 8 (9'da olabilir) saat dilimi var.
Bu da dün kamp yaptığım vadinin yukardan görünüşü. Ust-Kan bölgesi oluyor. Dün Orhan ile yazışırken çok güzel bir tespit yaptı. "Kafkas'da Verkhny, Altay'da Ust ile başlayan her yer güzel". Bence de doğru. :)
Yine Altay bölgesindeki kasabalarda sürekli gördüğün birşey. Sanırım savaş sırasında o kasabadan ölen askerler için dikilmiş. Hepsi birbirinden faklı ama hepsinde isim listesi var. Yazılanlar rusca olduğu için anlamıyorum. Anıt, heykel, yapıt neyse artık bu abiler bu konuda başarılılar gerçekten.
Bakın bakalım fotoğrafta tanıdık birşey görecek misiniz? Altay bölgesinde görmeye başladım sürekli. :)
Orhan Uslu ve Özhan Ünverdi'yi hatırlıyorsunuz değil mi? Üçümüz Gürcistan'da bir araya gelip Rusya'ya geçmiştik. Önce Orhan ayrıldı, sonra da Özhan ayrıldı benden. Her ikisi de Moğolistan'a ulaştılar ve hatta geri dönüş yoluna geçtiler. Şimdi yine üçümüz Rusya'dayız ama ayrı ve uzak noktalarda. Neyse dün ikisiyle de yazıştım. Moğol sınırı pazar kapalıymış. Hafta içi akşam 17'de kapanıyormuş. Bu arada Rusya ile arasında 2 saat fark olduğu için saat 15'de Rusya sınırından çıkarsan Moğolistan'a giremez arada kalırsınız. :)) Keşke bir gün daha zamanım olsa yavaş yavaş gezsem yine kamp yapsam diyordum tam üzerine geldi. Sınıra yakın bir yere kadar gezerek gidip kamp yapmaya karar verdim. Fotoğraf makinesi boynumda çeke çeke gidiyorum. :)
Gece yakınlarımda kamp kuran yaşlı bir çift varmış sonradan ilerde ışıklarını görünce fark ettim gittim merhaba dedi. Yine hiç anlaşamadık tabii. Biraz translate filan derken anlattım ne yaptığımı, haritamı gösterdim, burası güvenli mi diye sordum. Sonra teşekkür ettim ayrıldım. Soyundum nehre girdim duş almak için hava da biraz soğuk. Yaşlı kadın elinde çayla geldi. Hava soğuk, hasta olacaksın dercesine bir kızdı bana. Kendi ustunde polarla, kafasında bere ile duruyordu. Tek tek göstererek sordu çorabın var mı? Poların var mı? Beren var mı? Yorganın var mı? Hepsine da da dedikten sonra yemeğin var mı? Aç mısın dedi karnını göstererek. Gülerek teşekkür ettim çünkü annemi hatırlattı çok hoşuma gitti. Gece zaten bu olayın üzerine annemi gördüm durdum rüyamda. Sabah ilk uyandığımda çıktım dışarı yaşlı adam kahve diye bağırdı uzaktan. Ben de yatacam geri diye elimle işaret ettim. Neyse ben geri yattım. Saat 8 gibi geldiler seslendiler çadırın dışından. Çıktım baktım ellerinde şeker ve bir tas çorba vardı. Novasbirsky'e gidiyorlarmış ve veda etmek için gelmişler. Bir çorbaya baktım bir onlara çok duygulandım (tek yolculuk kafası işte) sarıldım. Onları yolcu ettikten sonra yemeği yerken bildiğiniz hüngür hüngür ağladım. Neden bilmiyorum. Belki annemi özledim, belki yolculuk yüzünden fazla duygusala bağladım. Hayatım boyunca unutmayacağım bu çifti. Sonra aklıma geldi isimlerini bile bilmiyorum. İyi bir biri olmanın ırk, din, ülke, ya da dille alakası olmadığını birkez daha gösterdiler. Toplasan 10dk bile iletişim kuramadığımız ve isimlerimizi bile bilmediğimiz ama birbirimize yardım eden insanlarız işte.
Günaydın günaydınnn :) Nehir sesi eşliğinde güzel bir uyku çektim yine. Hava tahminlerim tutmadı ve gece yağmur geldi. Nehir yükselmedi tabii merak etmeyin. Kuzgun'da devrilmedi ayağının altına konserve kutusu geçirmiştim. Sabah 5 gibi uyandım baktım yağmur devam ediyor geri yattım artık ne zaman durursa. :)
Soframi da kurdum. Bugün de kalan makarnayi bitirim taşımayım artık dedim. Domates soslu makarna, yanına salata. :) Masa sandalye olarak yan çantalar ile idare ediyorum. Aslında bulursam yere sermek için ince bir örtü alacağım Moğolistan öncesi. Bu kamp ve kendi yemeğini yapma işi baya ucuz. Son 5 gündür 70$ ancak harcadım. Zaten çoğu benzin. Neyse yemek yiyip yatayım artık. Bugün yine 500km yaptım ve 200km offroad vardı. İstanbul'da 70km offroad yapınca yorgunluktan ölürdüm. Kondisyon iyi artmış.
Yok dayanamadım yine kamp yaptım. :D nasıl yapmayım yol boyunca burada ne güzel kamp yapılır dedim durdum. Ust-Kan tarafı gece ve sabah yağmurlu gösteriyordu. Hatta yağmur hep arkamdaydı bugün. Ne zaman 15dk dursam yetişip atıştırıyordu. Gece neyse çadırın içindesin de sabah yağmurda çadırı toplamak zor. Bir de onu ıslak çantaya atıyorsun fena kokuyor sonra. Ust-Kan'dan ana yola bağlanmak için bir sıra dağ aşmak gerekiyor. Baktım rüzgar çok kuvetli değil dedim bulutlar kesin dağları aşamaz bu ruzgarda en iyisi basıp dağların arkasına geçim. Zaten yarın ana yola çıkmak için aşacağım. Dağların öteki tarafına geçince gerçekten hava daha iyiydi. Rüzgar da dağın Ust-Kan tarafına doğru esiyor. Bakalım hava tahminim tutacak mı sabah hep beraber göreceğiz. :) nehir boyunca takip ederek güzel bir boşluğa attım çadırı. Gece çok yağmur yağar nehir yükselirse çok eğlenceli olur. :)) Acaba motoru daha ileri mi koysam.