Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Vanino yolunun bozuk olması ihtimaline karşı sabah erkenden kalktık. Bir önceki gün sorduğumuzda yolun büyük çoğunun asfalt olduğunu öğrendik ama yine de güvenemedik. Sabah 7 gibi çadırları hızlıca toplayıp, kahvaltı etmeden ayrıldık. Çünkü sinekler yüzünden kahvaltı etmek pek mümkün olamadı. :) Vanino yol ayrımında son benzinciden depolarımızı doldurduk, birşeyler atıştırdık ve yola koyulduk. Bu kısmı çok güzeldi çünkü bundan sonra bizi ne beklediğini bilmiyorduk. Çok kullanılan bir hat olmadığı için güncel bilgi bulmak zordu. Yol nasıldı? Yolu bitiremezsek nasıl kamp yapacaktık? Acaba çok ayı var mıyıd? :) Başka araçlar olacak mı? Çünkü büyük ihtimal telefon çekmiyor olacak ve bir sorun olsa yardım bulabilecek miydik? Acaba Vanino basıl biryer? Kalacak yer nasıl bulacağız? Gibi gibi merak ettiğimiz bir sürü soru ile daldık yol ayrımından içeri :) her zaman olduğu gibi endişelerin yersiz olduğunu anladık. 10dk içinde 2 araç görünce çalışan bir yol olduğunu anladım. Ayrıca yol kenarlarında çok bal kovanı ve bunları satan insanlar vardı. Demek araç geçiyor. Yolun ilk 30 kilometresi çok eskiydi. Onun için her an asfalt bitecek diye bekledim. Sonra süper sıfır asfalt başladı. Zaten saat 11 gibi ters yönden gelen bir AfricaTwin görünce yolun büyük çoğunluğunun asfalt olduğunu anladım. Çünkü arada başka yer olmadığına göre kesin Vanino'dan çıkmıştı ve bu kadar erken burada olmuştu. Toplamda 30-40km iki dağ geçişi stabilizeydi. Gerisi bazen çok eski yamalı bazen ise sıfır asfalt yoldu. Fakat yol manzaraları günlerdir gördüğümüz ormandan çok daha güzeldi.
Bu nasıl bir sivri sinek popülasyonudur anlamadım. Tuvalete çıkacam çadırdan çıkamıyorum. Çadırın iç katmanı ile dış kaymanı arasına doluşmuşlar. Fermuarı açsam neler olacak bilemedim. Çadırı kurduğumuz zaman rüzgar vardı pek fark etmedik. Sonra rüzgar azalınca anladık. :) Alp hemen bir ateş yaktı hatta sineklere sinir olup kocaman bir ateş yaktı ama yok kutulamadık. Biz de çadırlara kaçıp çadırdan çadıra sohbet ettik. Şimdi rüzgar tamamen durduğu için sayıları inanılmaz arttı. Bakalım sabah ne olacak. :)
Bugün çok güzel bir haber aldık. Biliyorsunuz daha önce bir çok kez yazdım. Japonya'ya araç ile geçmek hiç kolay bir iş değil. Bir sürü evrak işi gerekiyor. Sırf onlar istiyor diye triptik ve uluslararası ehliyet aldım. Bütün evrakların kopyalarını ve doldurduğunuz bir sürü form ile birlikte Japonya içindeki rotanızı tarih bazında belirterek önce Japonya'ya gönderiyorsunuz. Eğer onlar kabul ederse acenta Sakhalin adasından bineceğiniz gemi için biletinizi kesiyor. Hatta Japonya triptik'in orjinalini de istediği için gemiye binmeden en az 3 gün önce Sakhalin adasında olup acentaya triptik'i teslim etmeniz gerekiyor. Tüm bu işler ile bir aydan fazla uğraşıyoruz. Hatta ben nasıl yapacağım tüm bunları diye düşünürken Sakhalin adasında yaşayan ve seyahatimi takip eden Ahmet Cenk Cangir bir gün bana mesaj attı. Hem Vanino'dan Sakhalin'e hem de buradan Japonya'ya geçme konusuna yardımcı olabilirim yazdı. Dedim Allah gönderdi herhalde seni. :) Gerçekten kendi de hiç bilmediği halde ne yapılması gerektiğini araştırdı, öğrendi, tüm evrakları hazırladı, formları doldurdu. Kısaca beni hiç tanımadığı halde bir sürü zaman ayırıp tüm süreci yönetti. Kısmetse 3 gün sonra Sakhalin'de ilk defa bir araya gelip tanışacağız ve bu fotoğrafı Ahmet ile birlikte tekrar çekeceğim. Neyse uzatmadan güzel haberi vereyim. :)) Ahmet bugün mesaj atıp Japonya'dan geçiş için onay geldiğini ve 2 Eylül için gemi bileti alabileceğimizi söyledi. Çok mutlu oldum sonunda Japonya'ya gidebileceğim. Ahmet'e ne kadar teşekkür etsem az. :) Japonyaaa heyooo ben geliyorummmm :))
Bugün Vanino sapağına kadar kuzeye 210km sürdük. Bundan sonra doğuya Japonya denizine doğru gideceğiz. Bugünü kısa kestik çünkü buradan doğuya döndükten sonra Vanino'ya kadar 360 km var ve arada başka bir yerleşim yeri, benzinci ya da yol üzeri kafe bulunmuyor. Bölgede ayı da olduğu için kamp yapma konusunda emin olamadık. :) Onun için bu son köy Lidago'da kalmaya karar verik. Aslında 10km geride yol üzeri otelimsi bir şey bulmuştuk ama 20$ istediği için kalmadık. Ünlü Amur nehrinin bir sürü kolu geçiyor birinde kamp atarız dedik. Lidoga'nın içinden geçip nehre çıktık. İnsanlar balık tutuyor, çocuklar oynuyor, heryer yeşil, huzurlu bir ortam var. Bize de güven verdi hemen kurulduk. Çocuklar zaten bizi görünce koşup geldiler. Çadırları kurmamıza yardım ettiler, ateş için odun topladılar. Bir de oltamız olsa süper balık tutulurmuş. Burada balık tutan çok insan var. Yarın erkenden kısmetse yola çıkacağız. Yolun stabize olduğunu okumuştum ama buradakilere sorunca çoğunun asfalt yapıldığını öğrendik. Umarım öyledir. Çünkü 29 ağustos cumartesi günü Vanino'dan Rusya'nın Sakhalin adasına gemimiz var ona binmemiz lazım.
Evet tekrar yola çıkma zamanı. Cengiz güneye doğru Vladivostok'a gitme kararı aldı. Oradan sonra bakacak ne yapacağına. Alp ile benim gemi tarihlerimiz aynı olduğu için biz de kuzeye Vanino şehrine doğru beraber gideceğiz. Onun için şimdi Cengiz'den ayrılıyoruz ve Alp ile Japonya'ya doğru yola devam ediyoruz.
Günaydin herkese :) Dün ufak bir ara verdim tatil yaptım resmen. Facebook'a bile girmedim diyebilirim. Sabah kalkıp kendimize kalacak başka yer bulduk. Çünlü Lynx Of Amur MC Club'da kaldığımız (yattığımız) yer çok parlak değildi. Fakat onları kırmamak için kalmıştık. Bir konteynırın içinde uyku tulumunda yattık. Burası oldukça pahalı bir şehir. Irkutsk daha popüler ve güzel olmasına tağmen bu kadar pahalı değildi. Şehir dışında bulabildiğimiz en ucuz otel 45$ oldu.:( Sonra motorları otelde bırakıp belediye otobüsü ile kendimizi Khabarovsk'ın şehir merkezine attık. Tüm gün gezdik, muhabbet ettik güzel bir gün oldu. Khabarovsk'un şehir merkezi oldukça büyük ve bakımlı. Her zaman okduğu gibi her yer park. Eski binalrı güzel korumuşlar. Akşam otele dönüp motorları alıp meydana geldik ve diğer motosikletçiler ile takıldık. Her yeni gelen motosikletçi bizi tanımasa bile hatta görünce bir şaşırsa bile ve hatta hatta tek kelime ingilizce bilmese bile gelip samimi şekilde el sıkışıp iletişim kurmaya çalıştılar. Bu hoşuma gitti. Zaten genel olarak selam verme ve el sıkışma konusunda başarılılar.
Khabarovsk'a sonunda vardık ama hava kararmak üzereydi. Hızlıca önceden bulduğumuz hostelleri gezmeye başladık. 2 gün kalacağımız için şehir merkezinde kalalım dedik. Hani o kadar uğraştık bir gün erken gelebilmek için değsin şehri gezelim dedik. Fakat ya doluydu ya da hostelleri bulamadık. Evet şaka yapmıyorum Rusya'da böyle genel bir sorun var. :) Adrese gittiğinizde eğer blok rus binlarından ise ne kadar arasanız da hosteli bulamıyorsunuz. Sokakta dururken ikinci fotoğrafta benim sağımda duran Alexander yanımıza geldi. Kendisi "Lynx of Amur MC Club" üyesiymiş ve bizi misafir edebileceklerini söylediler. Biz de olur dedik takıldık peşlerine. Önce şehrin meydanında toplantıları vardı ona gittik. Oradan yemek yemeğe ve sonra kulüp evlerine gittik. Ortamları fena değil. Kocaman bir bahçe, otopark, duş, tuvalet, kalacak yer, hatta bahçede çardak bile var. Çok iyi değil ama bu geceyi kurtardı. Zaten çok uğraştılar biz de kırmak istemedik. Bahçe de çardakta otururken anı defteri gösterdiler meğer yakaladıkları bütün gezginleri getiriyorlarmış. 2002'den bu yana bir sürü gezgin kalmış burada. :)
Birmiyor arkadaş bitmiyor :) Irkutsk'dan bu yana 3bin km geldim. Her yer orman orman orman. Manzarada hiçbir değişiklik yok. Yol desen aynı. Tepeleri in çık viraj dön ormanı seyret, sonra yine in çık viraj dön ormanı seyret.... 400 kilometreyi geç kamp yap, sabah kalk aynı rutini tekrar yap. Irkutsk'dan beri 8 gün böyle geçince Moğolistan'daki kötü yolları bile aradım. En azından yol ile boğuşuyordum, iki göl, insan görüyordum. Neyse son 5 güdür Alp ve Cengiz ile karşılaştık da biraz eğlence oldu. Yoksa buralar zor çekilirdi. Bugün Khabarovsk'a varmaya az kaldı ama kilometreler bildiğiniz atmıyor. :) Birde güneye ve deniz seviyesine indiğimiz için hava da fena ısındı. Bunaldık yol kenarına oturduk, bariyerlere dayandık çekirdek çitleyerek gelen geçenleri seyrediyoruz.
68 gündür yoldayım yaklaşık 19bin kilometre yol yapmışım. Kuzgun 20binden sonra 30bini de bu yolculukta yaptı. Daha önce Afrika'ya giderken Google Map'den çizdim 13 bin çıktı. Hadi dedim 15bin diyim ama döndüğümde 18bine yaklaşmıştı. Bu yolculukta da aynısı olacak sanırım. Rotayı çizdim 15bin çıktı. Hadi dedim 18 bin olarak hesaplayım. Fakat şimdiden geçti. Daha Japonya'ya kadar 1.300km var. Japonya içinde de bir 3-4bin yaparım büyük ihtimal. :) Sanırım 23bin gibi biter. Bu arada hala aynı lastikleri kullanıyorum bakalım ne zaman kabak olacaklar. :)
Dün yine behir nehir diye tutturduk kamp yapmak içine ve sonunda başardık. Kaç gündür deniyoruz şansımızı olmuyordu :) Bu sefer ana yoldan ayrılıp nehiri takip ederek güzel bir plaj bulduk. Bulduk bulmasına ama çok uğraşmamıza rağmen kuma çıkacak bir yol bulamadık. Bulduklarımızda genelde çok çamur oluyordu. Sonra nehirden 1mt yüksekte ormanın içinde güzel bir açıklık bulduk attık çadırları. Son kamp olduğu için nehir bulunca bir sevindik atladık nehrin karşısına da yüzdük ama akıntı çoktu karşıda tekrar geriye yürümek zorunda kaldık. Bugün artık Khabarovsk'a varacağız kısmetse. Baya uğraştık bir gün erken gelebilmek için :) iki gün kalıp biraz dinleniriz hem şehri de biraz gezeriz.
Dün değil evelsi gün Temel'i kullanırken "acaba bu motorla nasıl daha fazla yol yapabiliriz" diye düşünmeye başladım. :) Çünkü 400km yapana kadar hava kararıyor. Sonra Alp'e "Temel'i sürekli sürelim bayrak yarışı gibi. Biz zaten daha hızlıyız. Molada bekleyelim Temel gelince biri alsın durdurmadan devam etsin. Böyle böyle çevirelim." Ertesi gün Alp bunu düşünmüş olacak ki Cengiz ile buluştuğumuz da tam söyleyecekti ama Cengiz araya girdi. "Dün otelde kalırken aklıma geldi Temel'i sürekli değişerek kullansak hiç mola vermese o" dedi. :) Alp'de tam onu söyleyecekmiş bakıştık hep beraber güldük. Neyse Cengiz YBR'i aldığı gibi fırladı. Biz biraz dinlendik Alp ile sonra devam ettik. Yarım yolda Cengiz'e yetiştik ve geçtik. Toplamda 100km sonra 15dk dinlendik,Cengiz geldi ben aldım Temel'i devam ettim. Böyle böyle dün havanın kararmasına 3 saat kala 500km gelmeyi başardık. Küçük filan ama YBR125 baya sağlam hiç durmadan 500km yaptı nerdeyse.
Sonunda Rusya'da son olarak gireceğim Uzak Doğu bölgesine girdim. Batı Sibirya, Doğu sibirya deken Rusya'nın sonuna dayanmaya az kaldı. Daha önce de Nordkapp dönüşünde Rusya'nın kuzeyindeki Murmaks şehrinden güneye doğru inmiştim. Bu gezide geçtiğim yerler ile birlikte Rusya'daki 9 bölgeden sadece Volga bölgesinde motorla girmemiş oluyorum. :)
Bugün de yaklaşık 440km yaparak günü bitirdik. 400km geçtikten sonra haritadan nehir, göl veya tır parkı gibi yerler var mı bakıyoruz kamp yapmak için. Çünkü bugün de yol üzerinde hiç şehir yoktu. Olan küçük yerleşim yerleri de genelde hep tren hattı üzerinde ve yolları offroad. 3 gündür banyo yapmadığımız için özellikle nehir aradık ama dünkü gibi kamp imkanı olmadı. Cengiz "ben bugün otelde kalmak istiyorum 100 küsür km ilerde şehir var ona gidecem" dedi. Fakat hava kararacağından Alp için pek mümkün değildi. Zaten ben de kamp yapmak istediğim için beraber kaldık. Cengiz ayrıldıktan sonra biz yol üzerinde bakına bakına 2-3km gidince bir benzinci arkasında kafe hatta otel olan bir yer bulduk. Yolun karşı tarafı da dünkü gibi tır parkıydı. Cengiz büyük ihtimal burayı görmedi ve 100 küsür km şehre gitti. Otel oda için 35$ isteyince sadece duş alsak ne olur diye sorduk 1,5$ dedi. Biz de karşıdaki tır parkına kamp atalım, sonra duş alırız dedik. Yol üstü yine kova ile meyve sebze satan bir yaşlı kadından da sebze aldık. Hem akşam hem de sabah kahvaltısını kurtardık. :))
Getirin layyn geri Kuzgun'umu!!! Temel (Yamaha YBR125) ile peşlerinden 280km takip ettim bugün hahaha :) Rampa inişleri 110km/s, çıkışları ise 70-80km/s gidebiliyor yüklü halde :) Hatta böyle kapanırsan piskolojik mi bilmiyorum ama bir 5-10 daha gidebiliyor. Şaka bir yana ilk defa binip 280km yaptığım halde biraz popomun ağrıması dışında sorunsuz ve rahat bir şekilde yolculuk yaptım. Hatta baya güldük eğlendik ben bunlara yetişmeye çalışırken. Yine de Alp (ikiteke)'i tebrik ediyorum. Bu motosiklet ile buralara gelerek bu yolculuklar için illa büyük makinelerin gerekmediğini, asıl amacın yolculuk etmek olduğunu, motosikletin ise bir araç olduğunu çok güzel gösteriyor.
Tünaydınn :) Bugün geç kaldım yazmakta çünkü her gün en az 400km yol yapmak zorundayız. Malum grup biraz kalabalık ve bir tane de YBR125 var aramızda. Onun için daha uzun süre motor tepesinde kalıyoruz. Fakat oldukça eğlenceli geçiyor. Bu sabah kahvaltıyı biraz daha kısalttık ve 9 buçuk gibi çıkabildik. :) Bir süre ayrı takıldık, sonra buluştuk, sonra ayrıldık, sonra beraber sürdük, sonra Kuzgun'u alıp kaçtılar ben kaldım Temel ile :) Kafamıza göre takıldık. Zaten gideceğimiz yer belli, ortada sadece bir tane yol var. Etrafta ormandan başka birşey yok. Doğal olarak dönüp dolaşıp bir araya geliyoruz. :)
Vay arkadaş bunların ikisi bir olup Kuzgun'u çaldılar. Bana da Temel (YBR125)'i bırakmışlar. :)) Hem uzayıp gitmişler hem de utanmadan video da çekmişler. :)
Bugünü de böyle bitiriyoruz artık ;) çadırları kurduk. Ben yine türlü kıvamında bir şeyler yaptım. Cengiz tavanın başında yine dün olduğu gibi yumurtalı birşey uydurdu. Alp ise sağolsun bütün her şeyimizi halletti. Afiyetle hepsini yedik, çayımızı içtik, ateşimizi yaktık ve başında muhabettemizi ettik. Güzel bir akşam oldu. Herkese iyi geceler dilerim... (Saat farkımız 6 saat oldu.)
Bugün baya güzel geldik ama bu sefer de sabah geç çıkmamızın kurbanı olduk ve yine akşama kaldık. Direk olarak hergün doğuya 400 küsür km gittiğimiz için hava neredeyse hergün 15(dk erken kararıyor. Irkutsk'dan çıktığımdan beri 1 saat fark etti. Daha erken kalkıp ışıktan yararlanmak lazım. Bugün hep ayrı sürdük. Molalarda buluştuk. Akşam için yaklaşık nerde mola vereceğimizi konuşmuştuk. 400 kilometreyi bitirince ilk nehirde durup kamp yapacağız. Çünkü nehirde yıkanırız dedik. :)) Fakat nehir kenarı kamp yapmaya müsait değildi. Çok sık ağaçlık ormandı yine. İçinde yürümek bile zor. Ayrıca ana yoldan motorları getirebilecek bir yol da bulamadık. Gps'de yakında bir kamp yeri gösteriyordu. Bir araya gelince ben gidip bakim dedim. Kocaman (yarı futbol sahası büyüklüğünde) asfaltlanmış bir alan buldum. Bir tarafı orman diğeri tarafı ise ana yol ile arasında küçük bir ağaçlık alan vardı. Onun için yoldan gözükmüyordu. Ne amaçla yapıldığını anlamadım ama kamp yapmak için süper yer diye düşündüm hemen bizimkilere haber verdim. Hatta Alp yakacak odun buldu. Yangın yüzünden hiç ateş yakmıyordum. Dün de yakmamıştık beraber ama bugün alan müsait olunca yakalım dedik. Biz Alp ile yıkanmak için nehire gidelim geri motorla dedik. Su çok soğuktu ve hava kararmaya başladığı için vazgeçtik geri döndük.
Rusya'da yol boyunca sürekli mantar satan insanlar oluyor. Hemen arkada ormanda topluyorlar küçük kovaların içine sonra yol kenarında satıyorlar. Biz de dedik akşama mantarlı yumurta yapalım. :) Bir araya gelince yemek olayı ayrı bir boyuya geçti. :)) Bunları yol kenarında durmuş düşünürken ormandan bir motor sesi geldi sonra 2 genç 1975 model 90cc bu makine ile ellerinde kova ormandan çıktılar. Dedik mantar ayağımıza geldi alalım. Gençler bizim motorları görünce bir heyecan yaptılar. Mantarları poşete doldurup bize verdiler ve para almadılar. Israr ettik yine de almadılar. Ben de gençlere dedim gel motorun üzerine oturun bir deneyin. :) Bir tanesi çok heycanlıydı bir tur arim mi dedi. Hadi at dedim çok mutlu oldu. :) bu mantar olayından da bir kıllanıyorum. Acaba üçümüz yemesek mi diye düşündüm yedikten sonra zehirlenir mehirleniriz. :))
Türkiye'den motosiklet ile teee Doğu Sibirya'ya gelmiş olmamız güzel bir Türk usulü kahvaltı yapmamıza engel değil tabii :) Herşey güzel de yola çıkmamız 10:30'u buldu. :)) Benim 29'unda Rusya'nın kuzey doğusunda Japonya denizi kıyısında bulunan Vanino'a şehrinde olmam gerekiyor. Çünkü 29'u için oradan yine Rusya'nın Sakhalin adasına geçen gemiden yer ayırttım. Aslında Alp içinde geçerli :)) Oradan da 2 Eylül için Japonya gemisine bilet almaya çalışıyorum. Önümde 2.500 kilometre kadar yol var. Onun için her gün en az 400 kilometre yol yapmam lazım.
Dün çok oyalandığımız için baya karanlığa kaldık. Her yer orman olduğundan karanlıkta ormanda kamp yapacak yer bulmak zor. Zaten ormanda kamp yapmak istediğimden de emin değilim. Çünkü ormanda ayı var. :)) Baya bir dolandık. Sonunda yoldan giderken tepenin birinde ormanın içinde bir tane kilise ya da şaphel gibi birşey gördük. Dedim bir bakıp gelim ben. Ormanın içinden offroad kısa bir tırmanıştan sonra çıktım yukarı, anıt gibi birşeydi. Önünde kocaman bir boşluk vardı ve tepeden çok güzel manzarası vardı. Aşağıda gençlere bağırdım. :) Kampları attık, yemek hazıladık. Önce tilkiler geldi :) sonra çakallar. Arkasından ayı gelir mi diye bekledik ama gelen giden olmadı. Gece bir tek 3 gibi bir çift geldi araba ile klisenin çanlarını çaldı, bir eğlendiler güldüler gittiler.
Buralar doğuya gittikçe iyice ıssızlaştı ve şehirsizleşti. Her yer orman oldu. Chita'dan sonra başka büyük şehir kalmadı. Daha doğrusu 2.500km boyunca başka yok. Olan küçük yerleşim yerleri de tren yolu üzerinde ve anayoldan giderken görmüyorsunuz. Yol çok güzel asfalt, hafif hafif virajlı. Sürekli 500 ile 900 mt arasında inip inip çıkıyoruz ve rampalar genelde %7 eğimli ve uzunlar. Bisikletçilere göre değil :) Yerleşim yeri azaldığı için market ve benzin bulmak da zorlaştı.
Günaydın günaydınnnn :) Dün ilginç bir gün oldu. Sabah 9'da buluşup topluca yola çıktık. Hergün tek sürerken birden 3 kişi olmak ilginç geldi. :) Yolda her zaman hızlarımız tutmadığı için ayrı seyahat ettik ama molalarda buluştuk. :) Alp'in motor biraz sorun çıkarınca oyalanmak zorunda kaldık. Aslında bir sorun olduğunu düşünüyoruz ama ne olduğunu bulamıyoruz. En azından yola devam edebiliyor. Aslında Kuzgun'un ön tarafında da bir sorun hissediyorum ama bakamadım. Belki rulmandır. Neyse öğlen için durduğumuz yerde de muhabbet ettik çok oyalandık. Sonuç itibari ile birşeyler paylaşmaya vakit olamadı :) tek olunca daha verimli oluyordu anlatım haklısınız. :)
Herkese günaydın :) Dün telefon hattı ile sorun yaşadım ve tüm gün internetim yoktu. Ulan-Ude'den yola çıktıktan sonra bir sonraki büyük şehir Chita'ya 700km vardı. Arada kamp yapacak güzel bir göl bulmuştum kendime fakattt daha önce paylaştığım Yamaha YBR125 ile yola çıkan ve Japonya'ya giden Alp Zekeriya Sayaç (ikiteke) ile daha önce Ulaanbaatar (Moğolistan) 'da karşılaştığım ve Yamaha Tenere'si ile nereye gideceği belli olmayan :) Cengiz Kahraman (cenGo) beraber Chita'da kalacaklarını söylemişti. Ben de günlerdir yalnızım belki yetişirim onlara iki sohbet ederim diye düşündüm ve gözümü karartıp 700km yol yapmaya karar verdim. :) Sadece yola çıktığım ilk gün 718km yol yapmıştım ondan sonra ikinci oldu. Şunu söyleyebilirim Rusya'da kurallara uyarak günde 700km yapmak imkansız. Ben 90-100 ile 450'i zor yapıyordum. Bu sefer 110-120 aralığında sürdüm. Bir saat sürüş, 15dk mola şeklinde 10 saatte vardım. Tabii 2 benzin molası ve yemek molası da verdim :)) Bu arada ne internet ile uğraşabildim ne paylaşım yapabildim. Neyse Chita'ya vardığımda onlarla internet yüzünden iletişim kuramadığım için kendime şehir merkezibde bulabildiğim en ucuz hosteli buldum (9$ sezon olmadığı için yine boltu tek kaldım) wifi'dan hemen yazdım veee bir araya geldik. Güzel akşam oldu. Sohbet ettik benzer yollardan geçmemize rağmen farklı hikayelerimiz vardı. Çook ama çok güldük. Artık masadan kahka sesleri o kadar yükseliyordu ki çevredekiler de bakıp gülüyordu. :)) Türkiye'den yola çıkan 3 motosikletli gezgin tee Doğu sibirya'da bir araya elmiş olsun o kadar. ;) O değilde asıl anlamadığım Alp YBR 125 ile benden çok sonra yola çıktı. Normalde onun bana yetişmesi gerekiyorken nasıl oldu da ben onlara yetişmek için 700km yaptım :)))
Bugün yaklaşık 470km yaparak Ulan-Ude'ye döndüm ve artık yarın kaldığım yerden Japonya'ya doğru devam edeceğim. Yalnız yatmaktan hamlamışım sanırım bugün yol bitmek bilmedi baya yoruldum. Yarım Chita'ya kadar nasıl 650km süreceğim bir düşündüm yani :)) 4$'a güzel bir hostel buldum. Kuzgun için garajı da var. Yalnız 4 kişilik oda da iki kişiyiz ama diğeri 70 yaşında bir kadın. Gerçek diyorum 60'dan fazla olduğu kesin. İlk defa hostelde o kadar yaşlı birini gördüm. Pencerenin kenarına ilaçlarını dizmiş, biraz da huysuz birşeyler söylendi bana ama anlamadım. Neyse Ulan-Ude'de neresi gezilir diye sordum çalışanlara. Dediler Ulan-Ude'de meşhur bir Lenin kafası var. İyi dedim bir yanak alırım, fotoğraf çekerim. Bıraktım Kuzgun'u atladım belediye otobüsüne şehir merkezine geldim. Fakatttt Lenin heykeli beklediğimden çok daha büyük çıktı. Bırak yanak almayı yetişmem bile imkansız. :)) ben yaklaşık 20mt önünde durunca ancak kafa kafaya geldik. :) Hava kararmadan 3-4 saat dolanayım bakim güzel birşeyler çıkarsa akşam paylaşırım fotoğrafları.
Bugün yolda bir Güney Kore'li gördüm. İlk defa görüyorum yani motosiklet ile gezen. Yıllardır bana yapılanı ben ona yaptım intikamımı aldım hahaha :) "sen yolda gördüğüm ilk motosikletli Güney Korelisin" dedim :)) Cevap verecek birşey bulamadı. Adamla ayak üstü yarım saat konuştuk nerdese bir kere kaskını çıkarmadı.
Gerisin geri Irkutsk'a döndüm. Ne güzeldi Olkhon adası tam Robinson Crosueculuk oynuyordum tek başıma. 3 gün kalınca da baya baya alışmış ve yerleşmiştim. Kendime bulaşık yıkama, el yıkama, yemek pişirme hatta gün batımını seyretmek için odunlardan oturak uydurmuştum. (Sürekli kamp yapınca insan sandalyeyi bile arıyor). :) Ayrıldığıma üzüldüm. Neyse yolculuk devam ediyor. Irkutsk'a erken vardım. Hava da süperdi Kuzgun'u bırakıp kendime bir kahve alıp şehir merkezinde dolaştım yine. Bir sürü Rus şehri gördüm burası gerçekten güzel. Yarın Ulan-Ude'ye dönecem tekrar ve sonrasında rotama devam edeceğim.
Dünya küçük gerçekten :) Dün Olkhon adasının en kuzey noktasındaki kayalıklarındayken biri bana doğru yürüdü "merhaba arkadaş nasılsın?" dedi. Baktım "Türk olduğumu nasıl anladın?" dedim. "Tacikistan Duşanbe'de aynı yerde kalıyorduk hatırlamadın mı? (İngilizce)" dedi ve hatırladım. 1,5 ay kadar önceydi. Güney Koreli ve çat pat Türkçe biliyordu. Türkiye'den geldiğimizi görünce bizle çok ilgilenmişti. "Arkadaşın nerede?" dedi Özhan'dan bahsediyor. O zaman Özhan ile beraber sürüyorduk. Tabii kendi şimdi evinde rahat rahat yatıyor. :) Bana baktı, zayıflamışsın dedi. :)) Konuştuk biraz, ayrılırken "Dünya ne kadar küçük" dedi. Küçük gerçekten.
Evet Olkhon adasından ayrılma ve rota dışına çıkarak geldiğim 800km'i geri dönme zamanı geldi. Olkhon'u görmek için toplam 1.600km fazladan yapmış oldum ama kesinlikle değdi. 3 günden fazla zaman geçirmek isterdim ama Irkutsk, Baykalsk dahil git gel toplam 8 günümü Baykal çevresinde geçirmiş oluyorum. Artık Japon denizine doğru yol almam gerekiyor. Buradan Sakhalin adası için gemiye bineceğim Vanino şehrine toplam 4.050km var. Eylül başı Japonya için gemiye binmek istiyorum. Ayrıca Rusya her giriş için 30 gün tanıyor. 8 günü gitti bile. Sakhalin'e kadar da bir 10-12 gün yerim. Orada da gezecem ancak kurtarıyor. Uzun lafın kısası 4bin küsür kilometrelik bir maraton başlıyor...
Yangında son durum nedir bilmiyorum ama yangın yüzünden adada olan sis tamamen dağıldı. Güneş baya baya parlıyor tepede, rüzgar da yok. Tam göle girme vakti. O kadar koy kapadım kendime tadını çıkarim biraz. :) Yarından sonra ciddi bir sürüş maratonu beni bekliyor.
Yangında son durum nedir bilmiyorum ama yangın yüzünden adada olan sis tamamen dağıldı. Güneş baya baya parlıyor tepede, rüzgar da yok. Tam göle girme vakti. O kadar koy kapadım kendime tadını çıkarim biraz. :) Yarından sonra ciddi bir sürüş maratonu beni bekliyor.
Adanın en kuzeyindeki kayalıklar da böyleymiş. Manzara fena değil. O kadar offroad sürmeme değdi mi derseniz bence değdi. :) Şaman kayası gibi ufak birşey çıksa üzülebilirdim. :)
Şaman kayası dedikleri bu kayalıkmış. İsmi neden böyle bilmiyorum. Belki ayin filan yapılıyordur. Bilen birisi varsa ve paylaşırsa hep beraber öğreniriz. :) adada 3G yok onun için internetten bakamadım. :)
İngilizce bilen birini buldum turstmiş dedim nereleri gezdin ben de gezecem. :) Adanın bir başında şaman kayası varmış bir de en kuzey ucunda kayalıklar varmış böyle denizin içine doğru çok güzel diye anlattı. İkisi arası 50km kadar varmış. Yürüyemeyeceğim için iş Kuzgun'a düştü. :) Yan çantalarını söküp çadıra koydum. Para, pasaport ve elektronik değerli olanları yanıma aldım. Çadırın fermuarı çektim, Allah'a emanet bıraktım valla. Ben de Kuzgun ile yola düştüm kuzeye doğru. Fakat Moğolistan'da yapmadığım offroad'u yapıyorum. :)) Neyse çantalar yok ondan eğlenceli oluyor.
Olkhon adasında gezerken bulduğum ilginç şeyler. Şamanizim ile mi ilgilidir bilmiyorum. Fakat boyanmış taşlardan yapılmış çok şey var. Tabii bir sürü ağaçta renkli kurdeleler var. Bir tek ilk fotoğraftaki taşlardan yapılmış kocaman daireler çok ilginçti. İçinde belirli bir sıra ile dolanan bir amca vardı. Soracaktım ne yapıyorsun diye ama belki ayinsel bir şeydir bölmeyim dedim. :)) Küçüklüğümde seyrettiğim bir film vardı sanki orada böyle bir sahne vardı. Hayvan Mezarlığı sanırım filmin ismi hatırlayamadım. Aklıma o geldi.
Her yer çam ormanı ama aynı zamanda kum :) O kadar yer gezdim gerçekten ilk defa görüyorum. Adanın tamamı mı kum anlamadım. Ağaçlar kumun içinde büyüyor resmen. Dünü uyuyarak geçirdiğim için bir gün daha Olkhon adasında kalip çevreyi gezerim biraz diye düşündüm. Hatta belki hava daha iyi olur kumsalın tadını çıkarırım dedim. :) Motorla gezilecek gibi değil kum yüzünden ondan yürüyorum bakalım neler çıkacak. :)
Sabah kahvaltı yaptıktan sonra bir göle gireyim dedim. Girdim ama su baya baya soğukmuş. Duman yüzünden güneş de gözükmüyor. Ayrıca rüzgar da var. Hemen geri giyinip uyku tulumuna girdim. O giriş uyumuşum. Bir ara sesler duydum birileri geldi, konuştu, birşeyler dediler ama ben gözümü açamıyorum. Sonrasını hatırlamıyorum. Tam 5 saat sonra öğleden sonra uyandım. Nasıl uyumuşum sanırsın Moğolistan'ın yorgunluğunu atmışım. Çadırdan çıktım, geriniyorum. Suda iki adam bana el sallıyor. "İstanbul" diye bağırıyorlar, suya çağrıyorlar. Hadi gidim eğlence olsun dedim. Ben uyurken onlar gelmiş yanıma. Motora bakmışlar haritamı incelemişler. İngilizce yok tabii ve suda olduğumuzdan translate de yok :)) el işaretlerinden anladığım "motorunu kaldırıp götürsek uyanmayacaksın" :)) valla öyle olmuş. Akşam da 10'da yatıp sabah 9'da kalkmıştım. Neyse güldük ettik çıktık suyadan. Abilerden biri ressam diğerini anlayamadım. :) Her zaman olduğu gibi bana yiyecek birşeyler ikram ettiler. Hatta yine her zaman olduğu gibi kendi eliyle hazırladılar. Bir de adamlar günün her saati votka içebiliyor. Direk tekila modeli shot içiyorlar. :)
Evimden 10bin küsür kilometre uzakta olmam hatta Olkhon adasında kamp yapıyor olmam Baykal gölüne karşı güzel bir pazar sabahı kahvaltısı yapamayacağım anlamına gelmiyor. :) Rusya'nın gözünü sevim en küçük kasabasında bile kocaman super market ve içinde ne ararsan var. Bu yolculukta her Rusya'ya girdiğimde kendimi Avrupa ülkesinde geziyorum gibi hissediyorum. Özellikle Moğolistan'dan sonra resmen çağ atlamışım gibi geldi. :) Herkese iyi pazarlar diliyorum.
Adanın ortasında Khuzhir isimli en büyük şehri var. Adanın bütün sahilleri batısında ve Khuzhir'e yakın. Geri kalan yerler kayalık. Önce şehre gittim market alışverisi yaptım. Sonra insanlardan uzak kendime kamp yeri aranmaya başladım. Buranın olayı bu :) insanlar sahil boyunca kilometrelerce yürüyüp kendilerine kamp kurmak için ıssız koy arıyorlar. Bende motor olunca daha bir kolay oldu. 6-7 km kadar gidince kimsesiz güzel bir koy buldum. Çadırı kuma kurmak istemediğim için hemen yanındaki ufak tepeciğe kurdum. Hem manzara daha güzel hem de deniz yükselir filan içinde kalmayım dedim. :)) Çok bir işe yaramasa da çam ağacının alına kurdum. Zaten dumandan güneş görünmüyor. Bu kadar yol geldikten sonra yarın dönmeye niyetim yok. Kalırım bir gün daha göle girerim. :)
Adaya gitmek için feribotun ücretsiz olması ilginç geldi bana. Gerçi arabalı feribot ama sadece 6 araç alıyor. :) Baya uzun bir araç kuyruğu var. Ben tabii direk geçtim bindim. Fakat adanın yolları kesinlikle Moğolistan'ı aratmıyor. Gerçek diyorum. Adada olduğumu bilmesem Moğolistan'da gidiyorum derim. Farklı kulvarlardan giden bir sürü yol var. Deli gibi kum var bazı yerlerde :( Kum yoksa ondüle var. Bazen de ikisi birden var. Bu nasıl oluyor anlamıyorum. Kum nasıl toplanıp tepecikler oluşturuyor arkadaş. En zoru da onlar. Çünkü ön lastik kum tepeciklerine çarptıkça sağa ya da sola gitmeye meyilleniyor. Umarım buraya kadar geldiğime değer. :)
Bir yerlere bir şeyler bağlama ve para atma olayı bizde de olması ve bunu teee yüz yıllar öncesinden taşıyıp getirmiş olamamız çok ilginç değil mi? Bu yüzyıllar içinde yerimiz yurdumuz değişti, dilimiz, kültürümüz, adetlerimiz değişme uğradı, inançlarımız ve hatta dinimiz değişti. Yine de bu yolculuk boyunca geçtiğim yerlerde gördüklerim bizim buralardan göçüp geldiğimizi gösterdi bana. Kitaplarda, okullarda okuduk öğrendik evet ama buna canlı canlı şahit olmak çok ilginç oldu. Yolda karşılaştığım yabancı gezginlere çok acayip gelen şeyler bazen bana çok normal geldi. Çünkü aynı şeyler ya da benzerleri bizde de vardı. Öyle işte yolculuğum devam ediyor. :)
Yangın yüzünden duman çok fazla var. Sanki sis varmış gibi ama bu sefer kokuyu alabiliyorum. Zaten üstüm başım sanki ateş karşısında oturmuşum gibi is kokuyor. Bir ara rüzgar artınca gözlerim yanmaya başlamıştı. Fakat şu anda bir sorun yok. Yangın çok yakın olmamasına rağmen dumanı buraya kadar geliyor ve hatta güneşi kapatıyor. Ne üzücü güzelim çam ormanları yanıyor. :((
Herkese günaydınnnn. :) Irkutsk'dan yola çıktım ve rotamın tersine Olkhon adasına doğru yol alıyorum. :) Adaya doğru yaklaştıkça da şamanlık ile ilgili daha çok şey görmeye başladım. Adanın büyük bölümünde Buryatlar yaşıyor ve şamanlar. Ayrıca ada da onlar için kutsalmış. Açıkcası şamanlık ile ilgili çok bir bilgim yok adaya gidince biraz okuyup, hatta sorup, dinleyip öğrenmeye çalışacağım.
Bütün gün şehri yürüyerek gezdim. Irkutsk gördüğüm en güzel Rus şehirlerden birisi oldu. Temiz sokaklar, geniş caddeler, yüz yıllık taş binalar ve yüzlerce yıllık tahta binalar... hepsi bir arada çok güzel görünüyor. Şehrin tamamı tahta binalardan yapılmış zamanında ama 1879'da çıkan büyük bir yangında çoğu yanmış. Sonrasında yerine yapılan binalar taştan yapılmış. Onun için şehirde hem taş hem de tahta binalar görmek mümkün. Her ikisinden de fotoğraflar çektim ekledim albüme. Ayrıca burası Sibirya'nın en büyük şehriymiş. Batı Sibirya'yı görmedim ama Doğu Sibirya içinde gördüğüm tek şehir burasıydı zaten. Diğerleri daha çok büyük bir köyü andırıyordu.
Bunları paylaşmayı unutmuşum :) Ulaanbaatar'daki rogar kapakları. Süper olmuş. Belediye mi yapıypr yoksa birileri eğlencesine mi yapıyor bilmiyorum ama güzel fikirmiş. Moğollar zaten ilginç insanlar. Tarihleri savaşlarla dolu ama nedense kendileri pek bir sessiz, sakin, barışçıl ve hatta yardım sever geldi bana. Her tanıştığım Moğoldan sonra bunu bir düşündüm gerçekten. :) Ulaanbaatar için fotoğraf da paylaşmadım sanırım bir ara onları da paylaşım.
Irkust'a dün geldim. Hatta şehir merkezi düz diye hızlıca gezmek için bisiklet kiraladım 2-3 saat dolandım. Hafiften St.Petersburg'u andırıyor. Zaten buraya Rusya'nın Paris'i diyorlar. Gerçi buradakilerin bu söyleyişten haberi yok. :) Neyse gezerken green line olduğunu fark ettim. Tüm şehir merkezinde görülmesi gereken yerler için rota çıkarıp bu yeşil çizgiyi çizmişler. Herşeyin önünde de tabela var ve ingilizce açıklama var. Moskova'da bile göremediğim hareketler bunlar. Hatta St.Petersburg'da da gördüğümü hatırlamıyorum. Bir gün daha kalıp şehir merkezinde yürümeye karar verdim. Hatta şimdi yürüyorum da :) Akşama fotoğrafları paylaşacağım.
Irkust bölgesinde bir süredir devam eden büyük bir orman yangını var. Yolda giderken bazen yol kenarlarına sıçramış ve söndürülmüş ya da söndürülmeye çalışılan yerleri görüyorum. Gönüllü bir çok insan yol kenarlarında yangına müdehale edebilmek için bekliyor. Ara ara çok yoğun duman oluyor yolda. Hatta Moğolistan'dan Rusya sınırına yaklaşırken sis vardı. Yolda birşeyler yediğim yerde birisi sis olmadığını Rusya'daki orman yangını yüzünden olduğunu söylemişti. Ben de içimden "yangın olsa dumanı kokmaz mı" diye geçirdim, pek inanmamıştım. Rusya'ya girince anladım. Televizyonlarda ve biri sürü mecrada yangından bahsediliyor. Hatta yarın gitmek istediğim Olkhon adasına da sıçramış. Gitmemin sorun olmayacağını ama çok duman olabileceğini söylediler. Buraya kadar gelmişken adaya gitmek istiyorum. Gerçi git gel 600km :) neyse şansımı deneyeceğim bir. Sanrım yolu da offroadmuş. Çantayı düşürmezsek iyi :))
Yamaha'nın Rusya'da baya geniş bir servis ağı var sanırım. Şimdiye kadar geçtiğim büyük küçük bir çok şehirde yamaha servisi vardı. Tabii sadece motor değil ülkemizde satılmayan ATV ve diğer ismini bilmediğim büyük arazi araçları burada çok yaygın. Bir de deniz ile ilgili şeyleri çok. Irkust'a girdiğimde biraz motor yağı arandım. Çünkü en son Oş, Kırgızistan'da değiştirmiştim ve 7bin küsür kilometre oldu. Sonra ne uğraşıyorım kesin Yamaha servisi vardır dedim. Varmış ve baya da büyüktü. Gittim yağı oradan aldım. Yağ filtresi yanımda vardı ama orada da varmış keşke taşımasaydım bu kadar kilometre dedim. Neyse rica ettim yağı kendim değiştirdim. Zaten yapmasını bildiğim birşey için işcilik ödemek istemedim. 3lt tam sentetik 10-40 Yamalube için 27$ ödedim çıktım. :) Böylece Kuzgun'un 2. ve son yağ değişikliğini de yaptım. Artık 7-8bine eve dönmüş olurum sanırım.
Tamamdır "Neredeyim?" sayfası tekrar çalışmaya başladı. :) Şu anda Irkust'dayım. Bugün burada gezeceğim sonra Olkhon adasına geçerim. O değil de dün, evvelsi gün, yarın ve ondan sonraki gün yapacağım bütün yolu aynı yoldan geri döneceğim. 800 kilometrelik yol :( Şu feribot işi olmaması kötü oldu. Bu kadar kalabalık ve işlek bir yerde gölün iki tarafı arasında çalışan araç feribotu neden yok anlamadım.
Baykal gölü hakkında kısaca bilgi vereyim. :) Dünyadaki temiz suyun %20'si Baykal'da bulunuyor. Hatırlarsanız Khovsgol için %2'si demiştim. Siz düşünün ne kadar büyük bir göl. Sibirya'nın Mavi Gözü olarak adlandırılıyor. Ayrıca 1.642mt deriniği ile dünyanın en derin gölüymüş. Tabanı deniz seviyesinin 1.285mt altındaymış. Bir de 25 milyon yaşı ile dünyanın en yaşlı gölüymüş. Baya baya enlerin gölü. :) UNESCO koruması altına da alınmış. Kışın suyun sıcaklığı -19 dereceye kadar düştüğü için donuyormuş. Bu kadar büyük bir gölün donmuş halini merak ettim açıkcası.