Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Moğolistan'da gördüğüm çoook güzel göllerden sonra Japonya'da da ilk güzel gölümü görmüş oldum. Rusya'daki Baykal'ı da unutmayım tabii ama orası çok büyük bir göl. İnsana denizmiş gibi geliyor. Bence göl dediğinin ucu bucağı gözükür. :) Shikotsu zaten Japonya'nın Hokkaido adasında görülmesi gereken göllerden biriymiş. Oldukça popüler olacak ki çadır kuran bir sürü insan var. Biz de yağmur geldiği için fazla uzaklaşmadan buraya kamp attık. Eğer yağmur yarın sabah devam ederse bitene kadar bekleyeceğiz. Belki yarın da burada kalabiliriz ya da 60km güneydeki diğer göle geçebiliriz. Artık ne zaman yola çıkacağımızı lokal hava uyarılarını takip ederek belirliyoruz. Ülke genelinde tayfun uyarısı geçti ama yağmurlar devam ediyor. Şimdilik buranın tadını çıkaracağız ;)
Bugün güneyde yağmurların etkisi azaldığı için biraz hareket edelim dedik. Hem şehirden çıkarız hem de yolumuzun üzerinde çok güzel göller var onlara bakarız diye düşündük. Zaten toplanma, kahvaltı, market alış verişi filan derken saat öğlen oldu. Yağmur da henüz başlamayınca çıktık yola. Fakat bugün ve yarın çok yağmur yağacağı için ona yakalanmadan göllerden birine gidip kamp kamp kurma derdindeyiz. Yine mümkün olduğunda küçük dağ yollarını kullanmaya çalışıyoruz. Çok güzel manzaralar eşliğinde, kaliteli bir asfalt üzerinde ve size çarpacak bir aracın korkusu olmadan çok zevkli motor kullanılıyor. Hemen Sapporo'nun 50km güneyinde Shikotsu gölünü görünce aradığınız yerin burası olduğu anladık :) Yoldan bir kaç fotoğraf paylaşıyorum.
Sapporo'daki üniversiteyi paylaşmak istedim sizle. Zaten Sapporo'da gezilmesi gereken turistik noktalarda birisi. Öncelikle üniversitenin öyle bizdeki gibi bir kapısı filan yok :) Daha önce Wakkanai'de de bir üniversiteye girmiştik orada da kapı filan yoktu hatta hafta sonu kapalı ve kimsecikler olmadığı halde girip binaların içinde bile gezmiştik. Sapporo'daki Hokkaido üniversitesi de aynı şekilde. İstediğiniz yere girip gezebiliyorsunuz. Kimse nereye geldin, burada ne yapıyorsun diye sormuyor. Şehrin tam ortasında ve şehrin büyük bir kısmını kaplayan kocaman bir üniversite ve tabii ki yine büyük bir kısmı ormanlar ve parklardan oluşuyor :) Hem şehir hem üniversite düz ayak olduğu için herkes her yere bisiklet ile gidiyor.
Sapporo, Japonya'nın Hokkaido adasındaki en büyük şehri. Buraya gelene kadar sadece küçük yerleşim yerleri gördüm. Çoğu da bizim sayfiye yeri diyebileceğimiz türden müstakil iki ya da tek katlı, bahçeli ve garajlı evlerden oluşan kasabalardı. Geri kalan her yer aynı Rusya'da olduğu gibi koca koca ormanlar. Bütün gün ancak 10-15 tane insan görüyordum onları da market ya da benzincide. Hadiiii ama burası Japonya değil mi? Nerede 100 küsür milyon insan, nerede küçük alanlara sıkışmış evler? Evet bunları dedim gerçekten. Çünkü Japonya hakkında gerçekten bildiğimiz çok yanlış şeyler varmış burada öğrendim. Sapporo'da 2 gün vakit geçirdik. Hem tayfun yüzünden hem de gördüğüm ilk büyük şehirde biraz gezmek istedim. Büyüklük olarak fena değil en azından bir sürü bina ve bir sürü de insan var :) ama yine de beni şaşırttı. Çünkü geniş caddeler, çok şeritli yollar ve koca koca parkları ile son derece düzenli ve kalabalılığını hissettirmeyen bir şehir Sapporo. Sanırım beklediğim Japonya'yı Tokyo'ya kadar göremeyeceğim. Olsun buralar çok sakin ve güzel yerler. Kesinlikle çevremizden duyduğumuz ya da öğrendiğimiz Japonya ile alakası yok.
Misafirleri ağırlamak için kullandıkları eski bir misafir evi. Daha önce imparator Sapporo'ya geldiğinde de burada kalmış. İyiki kalmış. O kalmasaydı büyük ihtimal bunu da yıkıp yerine modern binalardan yaparlarmış. :) Bunu imparatorun anısına saklamışlar. Şimdi de turistik ziyaretlere açık. #sapporo #hokkaido #japan #residence #historical
Sonunda internete kavuştum :) Orta Asya ve Moğolistan'dan geçip çok rahat internet bulduktan sonra Japonya'da internetsiz kalacağım hiç aklıma gelmemişti. Burada turistlere hat satmadıklarını söylemiştim. Çünkü en az bir yıllık kontratlı satıyorlarmış. Çözüm olarak da turistlere özel ön ödemeli 3G sim kartları çıkarmışlar. 1 ile 10gb arasında ve 1 aydan 3 aya kadar geçerli olan çeşitlerden birini seçebiliyorsunuz. İşiniz bitince de sim kartı atıyorsunuz. 3GB ve 1 ay geçerli olanlar yaklaşık 100TL civarındalar. Japonya'da 2G yok sadece 3G, LTE ve 4G var. :) onun için telefonun en az 3G desteklemesi gerekiyor.
Japonya'daki sel felaketi ve tayfun uyarısı hakkında mesaj atan, yorum yapan kısacası haber vermeye çalışan herkese öncelikle teşekkür ederim. Dün çok kötü bir rüzgar altında 200km kadar motor kullanmak zorunda kaldık ve kendimizi Sapporo'ya zor attık. Hatta bir ara durduğum yerde rüzgar şiddetlenince motor sol ayağımda sola yatık dururken birden sağa doğru yattı. Ayağımı son anda yere koyup motoru zor tutabildim. Internetimiz olmadığı için tayfun uyarısı filan olduğunu da bilmiyorduk. İlk sizin yazdıklarınızı görünce anladık hemen Japon hava durumu sitesine girip takip etmeye başladık. Şu anda tehlikeli bölgede değiliz (fotoğrafta gri alandayız) fakat gitmek istediğimiz güney taraf kırmızı ve uyarı verilmiş. Şimdilik burayı takip edip Sapporo'da bekleyeceğiz. Tehlike durumu azalınca güneye doğru devam edecez. http://www.jma.go.jp/en/warn/
Resmen kurallar ülkesi heryerde bir şeylerin yasak olduğunu gösteren işaretler var. İnsanlar hiç sorgulamadan, istisnasız uyuyorlar :) Benim anlamadığım bu kadar çok motosiklet kullanılan bir ülkede neden heryerde motor park etmek yasaktır tabelası var. Otoparklar son derece pahalı onlar bile motosiklet almıyor. Dün Sapporo'ya ilk girdiğimizde resmen 1 saat şehirde dolandık motorları park edecek yer aradık. Sokaklarda hareket halinde görüyorsunuz motorları ama park halinde bir tane motor yok. Ara ara sonunda bisikletlerin konulduğu bir yere park ettik. Neyse döndüğümüzde birşey olmamıştı. :)
Japonya'da bir dükkana alış veriş yapmak için girdiğinizde arka arkaya koniçivaa, sümümasennn, arigatooo (duyduğum şekilde yazıyorum) sıralıyorlar. Fakat artık o kadar hızlı söylüyorlar ki kulağa "ınnnn ınnn ınnnının" gibi geliyor :)) Merhaba, pardon, teşekkür ederim şeklinde bir karşılama yapıyorlar. Girdim kahve almak için Starbucks'a yine geveledi birşeyler ben de anlamadım karşılama şeysi herhalde dedim ve arigatoo diye teşekkür ettim. Kadın baya eğlendi bir güldü. Bardağı alınca anladım meğer ismimi sormuş ben de teşekkür ederim demişim :)) bu Japonlar çok ilginç insanlar. O kadar yer gezdim bunlar gibi bir toplum görmedim daha önce. Sadece iyi oldukları için demiyorum bazı yönleri de takıntılı şekilde kötü...
Uzun zamandır Instagram'a fotoğraf yüklememiştim. Hazır Japonyaçya gelmişken başlayım tekrar. Sapporo'daki bisiklet sayısı Amsterdam'ı aratmıyor :) Acaba Tokyo'da nasıl merak ediyorum. #sapporo #hokkaido #japan #bicycle
Çok güzel bir makineymiş. Yamaha'nın ama modeli yazmıyor. 250cc yazıyor sadece motorun üzerinde. Acaba modelini bilen var mı? Böyle güzel oyuncakları Türkiye'de de görmek isteriz Yamaha Motor Türkiye :))
Yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüşten sonra bizi karşılayan manzaralar :) Kesinlikle değdi. İlk defa böyle bir şeyi yakından görme fırsatım oldu. Gazlar gürültülü bir şekilde toprağın içinden fışkırıyor resmen. İlginç bir doğa olayı. Ses, koku, görüntü hepsi bir acayip.
Bunlar da 1.700mt yükseklikteki tüten bacalara tırmanırken kullandığımız milli parkın içindenki tırmanış rotası. Bazı yerleri ayı çıkar mı acaba diye biraz ürkütse de çok güzel bir rotada yürüdük. Bazen şarkı söyledik bazen yüksek sesle sohbet ettik ayıları uzak tutmak için. Fakat bu ayı muhabbeti yüzünden çok eğlendik. Alp ile aramıda ne geyikler döndü o ayılar üzerine. :)
Dün milli parka vardığımızda saat geç olduğu için tüten bacaların oraya çıkamadık. Aslında oraya çıkan bir teleferik var ama yaklaşık 80TL istedikleri için kullanmadık. Yukarı 3km ve 600mt tırmanışlı bir yürüş yolu varmış. Akşam çadır kurup sabah yürüyerek çıkalım dedik. Fakat bu bölge ayı bölgesiymiş hatta ayıların ülkesine hoş geldiniz yazıyordu. :) Bu ayılardan bir kurtulamadım zaten. Hem ayı yüzünden hem de volkan bölgesi olduğundan heryere kamp kurmanıza izin vermiyorlar. Bir iki girişimde bulunduk ama "çok tehlikeli, çok tehlikeli..." diyerek izin vermediler. Biz de biraz ilerdeki kamp alanına kurduk. Japonlar zaten herşeyi abarttıkları için ayı olayını da iyice abartmışlar. Uyarılar, yazılar, tabelalar filan bir gerildim. Yürüyüş için verdikleri kağıtları gece çadırın içinde inceliyordum. Yürürken çan takın (ineklere taktıklarından) ya da şarkı söyleyin, ayı görürseniz şunı yapın, bunu yapmayın... Okudum iyice korktum. Sonra tuvalete gittim tilkiler ve yine ayı ile ilgili bir uyarı vardı. Tedbir olsun diye yemeği çadırlardan baya uzak bir yerde hazırladık ve yedik. Kalan yiyecekleri de yine uzak bir yerde ağaca çıkıp astık. Gece pek rahat geçmedi açıkcası :)
Dün Japonya'nın en büyük milli parkı olan Daisetsuzan'a uğramaya karar verdik. Orası aynı zamanda bir volkan bölgesi ve hala tüten küçük bacalar var. Onları yakından görmeyi çok istiyordum hazır yakınına kadar gelmişken görmeden geçmek istemedim. Bir önceki kamp yaptığımız yerden buraya kadar hiç ana yol kullamadan tamamen dağ yollarından döne döne geldik. Haritada görebildiğiniz bütün yollar asfalt ve son derece kaliteli yollar. Ayrıca Hokkaido bölgesinde heryer dağlık ve orman. Ormanın içinden giden bol virajlı yollarda döne döne yaklaşık 200km yaptık. Sonunda volkan bölgesinin başlangıcı olan 1.100mt'e geldik. Görmek istediğim bacalar ise yaklaşık 1.700 metrede. Gerisini teleferik veya trekking yaparak çıkacağız. Yol boyunca bir sürü ama biri sürü motor gördük. Burada motor ile gezmek gerçekten çok yaygın. İnsanların bu makinelere yaklaşımları da çok farklı. Neden bu kadar çok iyi motor markasına sahip olduklarını daha iyi anladım.
Dün kamp yaptığımız yerde bir kaç Japon abi vardı. Selamlaştık, konuştuk biraz sonra biz kamp kurma işine giriştik. O sırada bu abilerden biri bizim motorları baya bir inceledi. Bu arada Yamaha Tenere XT660ZA burada üretilmiyor. Çok fazla da yok hatta hiç görebileceğimi de zannetmiyorum. Onun için motoru seven birileri görünce bir ilgisini çekiyor. Sonuçta Japon malı ama burada yok :)) Neyse çadırlar bitti biz yemek faslına geçtik. Karanlığın içinden bir motor sesi duyduk. Dedim bir motorlu geliyor hayırdır inşallah. Bir baktık bizim motorları inceleyen sakallı yaşlı abimiz gelmiş. Hem de 1975 model Yamaha XT500 ile gelmiş. Senin motorun babası bu diye gösterdi bana. Gerçekten de öyle XT500 modeli ilk kez 1975 yılında üretildi ve büyük başarı kazanarak 1981'e kadar üretilmeye devam etti. Ayrıca 1979 yılında düzenlenen ilk Dakar ralisini kazanmış. Yalnız motor bloğuna baktığım zaman şaşırtıcı derecede Tenere'nin bloğuna benziyordu. Baya baya belli babası olduğu. :) Sürmek için Alp üzerine geçti ama çalıştırmak için bir türlü start tuşunu bulamadık. Adam da bakıyor ne yapmaya çalışıyoruz diye. Sonra nerden çalışıyor diye sorduk abi bize kickstart'ı gösterdi :))))
Paraların çoğunu Japonya gümrüğüne bıraktığımız için geri kalanını bulabildiğimiz kadar kamp yapmaya karar verdik. Bu arada Japonya bildiğiniz kamp cenneti. Burada çok yaygın olarak kamp yapılıyor ve çok alışkınlar. Ayrıca son derece güvenliği olduğu için heryerde kamp yapabilirsiniz. Buna şehir içindeki küçük parklar bile dahil. Zaten daha önce size Wakkanai'deki ücretsiz kamp yerlerinin fotoğraflarını da göstermiştim. Motorları aldıktan sonra sembolik de olsa biraz yol yapalım Wakkanai'den çıkmış olalım dedik. Burada motosiklet sürücüleri arasında ünlü Road 106 diye bir rota var. Sahil hattından güneye giden 70km'lik bir yol. Onu kullanarak 150km kadar gidip kamp attık. Kamp yerini Google'dan buldum bulmuştum küçük bir kasabanın arkasında dağın içine gizlenmiş gizli bir bahçe gibi adeta :) Yine ücretsiz bir kamp yeri ve yine çok harika bir yer. :)
Pazartesi sabah erkenden önce bankanın yolunu tuttuk. :) Sonunda para bozdurabileceğim için ve param olacağı için mutlu oldum. Cebimde hem dolarım hem kredi kartım var ama bu teknoloji ülkesinde resmen parasız kaldım. İnternetsiz kaldığım kısmına hiç girmiyorum bile. Bankada para bozdurma kısmı zaten ayrı bir macera. Bankaya iki yabancı olarak girdiğimiz anda herkes bir dafa size bakmaya başlıyor. Sanki siz silah ile girmişsiniz de bankayı soyacakmışsınız gibi hepsi bir şaşkın, ne yapacağını bilemez halde kalıyor :)) Alp Japonlar için "her duyguyu çok abartılı yaşıyorlar" diyor. Gerçekten de öyle. Para bozdurma işlemi bir saat sürdü. Oradan Alp'in motorunun durduğu depoya gittik. Kapısı sonuna kadar açık kimsecikler de yok. Bu arada kaldığımız evin kapısında kilit yoktu. Neyse baya bir arandık sonunda biri geldi. Gümrük memurlarını aradı, evraklarımızı getirdi ve adam başı 54.000 yen parayı aldı. Parayı verirken elim titredi. Çünkü buraya gelene kadar 70 küsür günde harcadığım para 5 bin küsürken Japonya'ya geçmek için ödediğim toplam para nerdeyse 3bin lirayı buldu. Geriye çok birşey kalmadı artık kamp yapa yapa gidecem vallahi...
Wakkanai'deki ev sahibimiz Mikio Nashiki ile çok güzel zaman geçirdik. Bize evini açmakla kalmadı para bozduramadığımız için her gün ne yediğimizi sorup aç olup olmadığımızı kontrol etti :) Hatta bazen yedik dediysek de bize birşeyler ısmarladı restoranında. 20 yıl önce çok dolaşmış ve Türkiye'ye de gelmiş. Onun ağzından 20 yıl önceki Türkiye anılarını dinlemek hoş oldu. Çünkü canlandırmalı ve abartılı anlatımları bizi çok eğlendirdi. Onlardan birini videoya çekip paylaşmayı çok isterdim. Daha önce motosiklet ile Japonya'yı da gezmiş. 3 gece kaldıktan sonra gümrük işlemlerimizi tamamladığımız için ayrılma vakti geldi. Fakat biz de Mikio'da üzüldü. Arkamızdan fotoğraflarımızı çekti. Her şey için kendisine çok teşekkür ediyorum. Japonya'ya ilk gidiğimiz sıkıntılı zamanda bizi geldi aldı ve herşeyimize yardımcı olmaya çalıştı. Umarım bir gün tekrar karşılaşırız kendisiyle...
Sonunda dün Alp'in motorunu ve benim eksik evraklarımı alarak Japonya'ya tam olarak girdik ve Wakkanai'den güneye doğru yola çıktık. İnternet olmadığı için paylaşım yapamadım. Az önce bir turist ofisinde internet bulunca paylaşım yapmak için Facebook'u açtım ve gördüğüm haberlere çok üzüldüm. :( Türkiye karışık biliyorum ara ara takip etmeye çalışıyordum ama tatilde olduğum için çok üzerine düşmüyordum. Fakat bu kadar şehit haberi çok acı :( Siyasetcilerin konuştukları daha da üzücü. Hiç paylaşım yapacak hevesim kalmadı. Şehitlerimize Allah'tan rağmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Umarım tekrar böyle üzücü olaylar yaşanmaz.
Bugün ne kadar uğraştıysak da ne para bozabildik ne de internet için sim kart bulabildik. Yine hiç paramız yok :( Normal bir sim kart alabilmek için en az 1 yıl abone olman lazım. Onun için yabancılara özel ön ödemeli internet kartları çıkarmışlar. Fakat onlar Wakkanai'de yokmuş. En yakın Sapporo'da var ama oraya gitmemize en azıdan 5 gün var. Şimdilik tren istasyonuna gelip internet işini halletmeye çalışıyoruz. Para işini de ancak pazartesi halledebileceğiz. Planladığımız hiç bir işi yapmadık. :) Wakkanai'de baya dolaştık ama kesmeyince yakın yerlere bakalım dedik. Japonyanın en kuzey noktası Soyamisaki buraya 30km uzaktaymış. Gidip bir göz attık.
Dün Japonya'ya ilk girdiğimiz de eğer motorları alamazsak ve gidecek yer bulamazsak kamp yaparız diye düşündüm. İnternetten biraz araştırıp Wakkanai park içinde ücretsiz kamp alanı bulmuştum. Gerçi ihtiyacımız olmadı ama yine de gidip bir bakalım dedik. Hani kamp alanlarının standartları nasılmış fikrimiz olur dedik. Ücretsiz olmasına rağmen gördüklerim beni şaşırttı. :) En önemlisi tuvalet ve su sorunu (içilebiliyor) yok. Burada görmedik ama bazılarında duş ve sıcak su bile oluyormuş. Ateş yakacak yerler, oturacak masa ve sedirler mevcut. Ormanın içine doğru güzel yürüme yolları var. En güzeli de kesinlikle çok temiz ve güvenli. :) Yol boyunca çok daha zor şartlarda kamp yaptığım için burayı görünce "ben buraya kamp kurar yaşarım bile" dedim. Japonya'da çok kamp yapacağım anlaşıldı.
Yapacak birşey yok çıkıp Wakkanai'de gezelim biraz dedik. Asında şehir küçük ama kaldığımız yer şehrin bir ucunda olduğu için Kuzgun'a atlayıp dolaşmaya başladık. Belki bu arada para bozdurma işini ve internet için sim kart olayını halledebiliriz dedik. Tren istasyonunda ücretsiz internet olduğunu söylediler. Öncelikle oraya gittik biraz araştırma yaptık. :)
Herkese Japonya'dan GÜNAYDIN! Dün kaldığımız yerin fotoğraflarını paylaşamamıştım. Çünkü o koşturma içinde fotoğraf çekemedim hiç. Sabah kalkar kalkmaz ilk iş fotoğraf çekmek oldu. Dün yazmıştım Musashi'nin evinde kalıyoruz. Adamın küçük güzel bir restoranı var. Baya da iş yapıyor sanırım, sürekli kalabalık oluyor. Restoranın üzerini eve çevirmiş ama kendisi orada kalmıyor. Burada gezginleri ücretsiz ağırlıyor. Evin 3 tane odası, banyosu, sıcak suyu, mutfağı ve hatta çamaşır makinesi bile var. :) Daha ne olsun!
Tek motor üzerinde iki Türk olarak deli gibi yağan sağnak yağmur altında Japonya'ya girmiş olduk. :) Bu arada trafik tersden akıyor. Uzun zaman olmuştu soldan trafikte sürmeyeli ama bir iki ufak hata ile toparladım. İlk iş interneti olan bir yer bulalım dedik. Çünkü, paraya, yemeğe ve kalacak yere ihtiyacımız var. Fakat ne mümkün!! restorant filan denedik bulamadık. Baktık McDonalds var girip kredi kartı ile ödeyelim hem de internetini kullanırız dedik. Sipariş verdik amaaaa kredi kartı geçmiyormuş. İnterneti de yokmuş zaten. Bu arada BigMac'in fiyatı 650yen (~15TL) ülkelerin ne kadar pahalı olduğunu genelde buna bakarak anlayabilirsiniz. (Sanırım BigMac endeksi diye birşey de var) Bana fiyatı gayet uygun geldi Japonya için. Çünkü daha önce 20-25TL olan İsviçre ve Norveç gibi ülkeleri de gördüm. Kalacak yer için kamp yapalım dedik ama çok yağmur olunca alternatiflere bakmaya karar verdik. Bu arada daha önce couchesurfing'den yer bakalım demiştim ve Alp bir kaç kişiye mesaj atmıştı. Restorantı olan bir adam gelip kalabileceğimizi söylemişti. Hatta telefon numarasını vermişti. Fakat daha sonra bir kaç defa mesaj atmamıza rağmen cevap vermemişti. McDonalds'da boş boş oturup düşünürken yan masada oturan 2 liseli çocuğa bu restorantı olan adamı arattık. Bu kısmı Alp başardı çünkü baya baya Japonca konuşur. :) Diyordu da ben inanmıyordum baya şaşırdım. Japonca ve ingilizce karışık halletti. Cocuklar telefonu kapatıp "10dk sonra gelecekmiş" dediler. Gerçekten de adam geldi arabayla bizi karşıladı. Hep beraber restoranta geldik. Restoranın üstünü 3 odalı ev haline getirmiş ve CS'ler için ücretsiz açmış. Bizle beraber 2 turist daha kalıyor. Hem evin kendi hem de kaldığımız oda süper. 3 gece kalabileceğimizi söyledi. Bedavadan 3 gece :)) yemek işi içinde 500yen'e (12TL) anlaştık. Çorba, sebze ve pilav yedik. Tabii bunu da motorda olduğu gibi veresiye yazdırdık.
Benim evraklar değişeceği için süreyi uzatmalarını istedim. Acenta çalışanı ile gümrük memuru uzun süre konuştular. Bize söylenene göre cuma 3'den sonra heryer kapalıymış. Gümrük de öyle. Benim evrakların buradan Sapporo isimli bir şehre gidip değişmesi gerekiyormuş. Eğer pazartesi gönderilirse ancak çarşamba gelebilirmiş. Ne konuştularsa sonunda gümrük memuru triptik'i doldurdu ve kaşe bastı. Acenta çalışanı bana motoru alabileceğimi ama eksik evraklar için pazartesi geri gelmemi söyledi. En azından tek motorumuz var diye sevindim. :) Bu arada fiyat konusunda konuşmaya çalışıyoruz. Bize verdikleri fiyat listesinde "custom clearance" olmadığını onu da ayrıca mı ödeyeceğimizi sorduk. Meğer onların hepsi listede yazan acenta komisyonunun içindeymiş. Onu duyunca acenta komisyonunun neden 20bin yen olduğunu anladık. Diğer bir sorun üzerimizde hiç yen olmaması :) Bankalar kapalı doları bozamıyoruz. Ruble de almıyorlar. Ödemeyi kredi kartı ile yapmak istedik onu da kabul etmediler. Dışarda deli gibi yağmur başladı ve biz motorlar olmadan ne yapabileceğimizi düşünmeye başladık. Sonra acenta çalışanı tamam gidin pazartesi halledersiniz ödemeyi diyince acayip mutlu olduk. :) Hemen bir eşya organizasyonu yaptık ve ben Alp'i artçı olarak aldım. Onun motoru pazartesi ya da salı çıkacak. Bu arada ne JAF belgem var ne pasaportumda damga var hiçbir şey yok öyle girdik Japonya'ya. :))
Gemi zamanında Japonya'ya yanaştı. Burası Japonya'nın en kuzeyinde bulunan Hokkaido adasının Wakkanai şehri. Limana indiğimizde önce pasaport kontrolünden geçtik. Sonra bizi bir odaya aldılar ve elimize bir kağıt tutuşturdular. İlk gördüğüm kağıdın en altında 54.000 yen (1.350TL) yazdığı. :) Tabii bizim suratlar düştü "bu ne layn" olduk tam anlamıyla. Önce motorları alamayacağımızı söylediler. Çünkü evraklar tamamlanmamış. Bizi odada bırakıp gittiler. Biz de fiyatı sindirmeye çalıştık. Bu arada Türk hattımı takıp Yusuf Baba'ya mesaj attım. Geçen sene kendisi de Vladivostok'tan Japonya'ya motorla geçmişti ve ne ödediğini sordum. Sağolsun çok hızlı cevap verdi. O da benzer rakamlar vermiş. Ben bu rotayı Japonya'ya geçmek ucuz olduğu için seçmiştim ama geldiğim noktada oldukça pahalı oldu. :( Tekrar odaya geldiklerinde bizi alıp gemiye götürdüler motorları çıkarmamız için. Bir de gümrük memuru geldi motorlara bakacakmış. Gemiden çıkıp bir konteynırın önüne park ettik ve konteynırın içine girdik. Benim triptik masada duruyordu. Benim işlemler önceden başladığı için bitmiş aslında ama buranın otomotiv fedarasyonu (JAF) evrakları kaşelemeyi unutmuş. Onun için benim de beklemem gerekiyormuş. Bir de evraklarda motoru 3 hafta sonra ülkeden çıkarmam gerektiği yazıyordu. Bu kadar para verdikten sonra 3 haftada çıkmam Japonya'dan. :) Dur bakalım konuşmaya çalışıyoz abiler...
Vee sonunda Japonya gemisine binebildim. Yolculuğum boyunca hep bu gemiye binim binemeyeceğimi merak ediyordum. Benim için büyük bir bilinmezdi. Çünkü Japonya'dan izin çok geç geldi. İzin alamazsanız gemi biletini bile alamıyorsunız. Eğer Kuzgun ile gidemezsem onu Sakhalin'den gemi ile Türkiye'ye gönderirim kendim Japonya'a geçerim ve tren ile gezerim diye ikinci bir plan bile yapmıştım. Ama şimdi bu gemideyim ve Japonya'ya doğru gidiyorum. Bu yolculuk beklediğimin çok ötesinde oldu. Bir sürü yeni yerler ve kültürler gördüm. Geçtiğim yerler hakkında hiç bilmediğim yeni şeyler öğrendim. Tabii en önemlisi bu seyatimde çok güzel insanlar ile tanıştım. Şimdi denizde Japonya'ya doğru giderken beni bekleyen yeni maceraları hayal ediyorum :)
Yarın Sakhalin adasından ayrılacağımız için akşam tekrar bir araya geldik. Hatırlarsanız buraya ilk geldiğimizde bizi karşılamışlardı. Hatta güzel Türk yemekleri yemiştik tıka basa :) Zaten adada fotoğrafta yer almayan 2-3 tane daha Türk var, hepsi o kadar. Bir ara oturmuş çay eşliğinde sohbet ederken camdan dışarı baktım ve Şişli'ye benzettim. Dışarıdaki manzara Cevahir'in köşesine çok benziyordu. Kendimi İstanbul'da arkadaşlarım ile buluşmuş sohbet ediyor gibi hissettim. Bizi böyle karşıladıkları ve burada yardımcı oldukları için teşekkür ediyorum. Her türlü sorunda bir telefon ile herşeye yardımcı olan Zafer'e, elimde tuttuğum puaçaları bize yolluk olsun diye hazırlayan Zafer'in eşi Jale'ye ve canımız sufle istediği için hiç üşenmeden kalkıp hazırlayan Esra'ya teşekkür ediyorum. Tabii Ahmet abinin yeri ayrı :) Biz adaya geldiğimizde kendisi burda yoktu. Bizi hiç tanımadığı halde evini açtı ve bizi 5 gece misafir etti, yedirdi içirdi. Evimden binlerce kilometre uzakta ve benim için dünyanın bir ucu sayılan Sakhalin adasında evimde gibi rahat ettim. Kendisine ayrıca çok çokkk teşekkür ederim.
Yola çıkalı 77 gün ve yaklaşık 20.650 km oldu. Artık Rusya'daki son günüm. Bu seyahatimin neredeyse yarısını Rusya'da geçirdim. Yaklaşık 30 günden fazla kaldım. Yarın (size göre gece olacak) kısmetse Japonya'ya geçiyorum. Buraya kadar çok uzun ve zorlu bir yoldan geldim. Onun için Japonya'yı bu gezinin tatili olarak görüyorum. Orada para konusunda seyahatim boyunca olduğum kadar tutumlu olmayabilirim. :) Ayrıca Japonya geçtiğim Orta Asya ülkeleri ve Rusya'nın yanında açık ara pahalı bir ülke. Doğal olarak günlük harcamaların bir anda bir kaç katı birden artacak. Ben oraya geçmeden önce bu 77 gün boyunca ne harcadığımı toparlayıp yazıyorum. Buna rakamlara Sakhalin gemi ücreti (330TL) dahil ama Japonya gemisi dahil değildir. Japonya'ya girdikten sonra onları da ayrıca yazacağım. Benzin: 1.710TL (796lt, ortalama ~3,8lt/100km) Yeme İçme ve Market: 1.585TL Konaklama: 1.320TL (32 gece otel, 19 gece misafir, 26 gece kamp) Motosiklet Bakım: 192TL Vize & Sigorta: 302TL İnternet: 197TL (Sim kart ve internet paketleri) Ulaşım: 362TL (Sakhalin gemisi dahil) Toplam: 5.668TL (~74TL/günlük)
Yolda karşılaştığım her motosikletli gezgin istinasız bana ne kadar az eşyam olduğunu söyledi. Hatta beraber kaldığımız yerlerde ne var ne yok açıp baktılar bile :) Evet bu sefer az eşya ile değil gerçekten yeteri kadar eşya ile yola çıktım. 2 tane 30 litre çantaya sığdım ve ağırlığı çantalar dahil toplam 23 kilo oldu. İtiraf edim hala keşke bunu almasaydım dediğim ufak tefek bir iki şey var. :) Yanıma aldıklarım hakkında bir şeyler yazdım, aşağıdan okuyabilirsiniz. http://www.ruzgarinizinde.com/ne-kadar-az-esyan-var/
Öğleden sonra Japonya için bilet almaya gittik. Giderken bir mutluyduk ki sormayın. Taaa ki parasını ödeyene kadar :D :D Sadece kendim için 15.000 ruble (~220$) verdim. Hem de 5 saatlik gemi yolculuğu için. Daha Kuzgun için de para vereceğim. Bu Japonya işi gerçekten çok pahalıya geliyor. Triptik, uluslararası ehliyet, Sakhalin gemisi ve Japonya'ya geçmek için kullanacağım gemi dahil toplam 650$ tutuyor. Daha Japonya'ya girişte gümrükleme için ve zorunlu trafik sigortası için para vereceğim. Bu iş 800 doları çok rahat geçecek. Türkiye'den uçakla gidip gelsem daha ucuz olacakmış. :) Bir de Rusya'da Irkutsk'dan sonra buraya kadar geldiğim ve ormandan başka hiç birşey olmayan 3bin küsür kilometre yolu da hatırlatayım. Japonya'ya bir gireyim zaten kolay kolay çıkmayacağım. Bu ödediğim paraların hakkını vereceğim. :)
Sevgili dostlarım Biz Evde Yokuz ile birlikte ben yola çıkmadan çok zaman önce güzel bir röportaj yapmıştık. O zaman bu geziyi yapacağım bile belli değildi. Montajı bitirip yayına almışlar. Kendilerine teşekkür ediyorum çok güzel olmuş. Hatırlıyorum da çekimi bile ayrı bir macera olmuştu. :) Video da motora başlama maceram, seyahatlerim ve daha bir çok konu üzerine soruları cevapladım. Biraz uzun ama hem sohbet etmişiz hem de bol bol gülüp eğlenmişiz.
İlginç bir isim benzerliği ile arkadaşım güzel bir sayfa açtı :)) Sadece gezi üzerine yazılar değil motosiklet üzerine de güzel yazılar yazıyor. Hatta daha yeni eşiniz veya artçı ile seyahat etme üzerine bir yazı paylaşmış. Bu konu üzerine pek deneyim yazısı görmemiştim daha önce ama bu şekilde seyahat eden ya da etmeyi düşünen çok gezgin çift var. https://www.facebook.com/ruzgarintersine
Hazır gemi için bekliyoruz boş boş traş olalım bare dedik :))
Son kamp yaptığımız yerde çocuklar peşimizi hiç bırakmıyordu. Alp'de madem gitmiyorlar işleri onlara yaptıralım diye kolları sıvadı. :) Baya işe yaradılar aslında ama sonra saat geç oldu. Çocuklar da gitmeyince Alp baya uğraştı onları evine göndermek için :))
Akşam balık, yengeç, kalamar, karides, mezeler derken adaya layık güzel bir masa hazırladık hep beraber. Böyle giderse Ahmet'in evinden baya bir kilo almış çıkacağız. Japonya'ya gitme işimiz gecikti ama bu şartlarda çok da üzülemiyorum. :)))
Biri balık mı dedi? Hem de buraların meşhur somon balığı :))
Ahmet sağolsun bugün bize güzel bir ada turu attırdı. Hatta arka offroad yollardan arazi sürüşü bile yaptık. Neyse arabada olduğumuz için rahattık. :D Adada balıkçılık çok önemli bir geçim kaynağı. Hatta en çok Japonya balık alıyormuş buradan. Duyunca şaşırdım. Çünkü Japonya'nın kendi çıkardıkları balık yetmiyormuş. Sadece ticari değil bireysel olarak balık tutan da çok insan var. Sadece balık değil tabii ki yengeç, karides gibi daha bir çok deniz ürünü de çok yaygın burada. Akşam yemek için baya şey aldık zaten. Ayrıca adada Japonlardan ve savaş döneminden kalma kalıntılar ve tanklar var. Zamanında Japonya ve Rusya arasında bu ada yüzünden sert bir çarpışma olmuş. Bugün bir de motosiklet ile gezen İtalyan bir çift gördük. Rusya üzerinden Moğolistan'a oradan buraya gelmişler ve Japonya'ya geçeceklermiş. Onlar işlemlerini hallettirmişler 2 Eylül tarihinde gemiye bineceklermiş. Gezerken bir sürü fok balığı gördük. Arkadaşlar kayaların üzerine yatmış güzel güzel güneşleniyordu. :) Ahmet çok uzun süredir adada olduğu için buranın geçmişi hakkında da çok fazla bilgiye sahip. Ondan ada hakkında bir çok şey öğrendik. Eskiden adanın güneyi Japonlara, kuzeye Ruslara aitmiş. Ruslar burayı sürgün yeri ve hapisane olarak kullanıyormuş. İkinci dünya savaş sırasında adanın tamamını Ruslar geri almış. Uzun yıllar da göz artı edilmiş. Taa ki petrol çıkarılana kadar. Şimdi hem petrol hem doğal gaz çıkarılıyor. Artık Rusya için önemli bir yer olmuş. Zaman geçtikçe yollar yenilenmiş, çevre düzenlemesi yapılmış, şehirler büyümeye başlamış. Fakat Rusların kafasında hala sürgün yeri gibi olduğu için burada çok fazla çalışan yabancı varmış. Sonuçta Uzak Doğu Rusya :)
Kahvaltı sonrası Kowa Ferry'e gittik. Gemi işlerinde her zaman bir sorun olur. En azından ben her seferinde bir sorun ile karşılaştım. Bu seferde Alp'in evraklarını Japonya'ya göndermeyi unutmuşlar. Yani Japonya'dan sadece benim için izin gelmiş. Şimdi onun işlemlerini sıfırdan başlattık. Benim Triptik'in orjinali de benle beraber gideceği için Japonya'da motoru limandan almam 1-2 gün sürebilirmiş. Orada bekleyeceğime Sakhalin'de beklemek daha ucuza gelecek diye düşündüm. Onun için 2 eylül ikimiz içinde yalan oldu. Ben Triptik'i 2 Eylül gemisi ile önden göndereceğim ve 4 Eylül tarihindeki ikinci gemiye bineceğim. Büyük ihtimal aynı gün çıkabileceğimi söylediler. (emin değiller) Alp de 4 Eylülde gelecek ama 7-8 eylüle kadar motoru beklemek zorunda kalacak. Geç de olsa eninde sonunda gireceğiz Japonya'ya :)
Akşam evin sahibi Ahmet de geldi sonunda :) Gece geç saate kadar baya güzel muhabbet ettik. Sonra sızmışız zaten. Çünkü biz 20 saat gemi yolculuğundan geldik, Ahmet ise Bodrum'dan daha uzun bir uçak yolculuğundan geldi. Sabah güzel bir sucuklu (sucuk tabii ki Türkiye'den) yumurta eşliğinde kahvaltı yaptık. Kahvaltıdan sonra Japonya gemisi için Korsakov'da gemi acentasına gideceğiz. Sonra da adayı gezeceğiz.
Zafer bizi Lenin meydanında karşıladı. :) Her şehirde bir Lenin meydanı ve caddesi kesin var. Direk Ahmet'in evine gittik. Motorları otoparka bırakalım dedik onun için tüm eşyaları eve taşıdık. Ahmet henüz eve gelmedi ama biz iyice yerleştik. :D Zafer ile birlikte Türk restoranına gittik yemek yemek için. Motorları da oraya bıraktık. Ezogelin çorbası ile açılışı yaptık. Ardından lahmacun, pide, paçanga böreği, kebap derken hızımızı alamadık alıştırma olsun diye japon yemeklerine geçtik. :) Dükkan sahibi Etem, Zafer'in eşi Jale ve Esra'da bize katıldı. Dünyanın bize göre bir ucunda 6 Türk oturduk çok güzel muhabbet ettik. Hatta Türk kahvesi bile içtik. Bizi çok güzel karşıladılar hepsine tek tek teşekkür ediyorum. Ahmet henüz uçakta bu akşam kısmetse onla da bir araya geleceğiz. :)
Gemi Sakhalin adasında Kholmsk şehrine yanaştı. İnerken herhangi bir kontrol yoktu direk motorları alıp çıktık. :) Biz adanın daha içinde bulunan Yuzhno-Sakhalinsk şehrine Ahmet'in yanına gideceğiz. Ahmet şimdi burada değil. Sanırım uçakta olması lazım buraya uçuyordu. Anahtarı arkadaşı Zafer'deymiş. Bizi o karşılayacak, oradan eve geçeceğiz. İnip Zaferi aradım. Sanki Türkiye'deyim bir arkadaşımı aradım onla buluşacakmışım gibi geldi. :)) Adada zaten 4-5 tane Türk varmış. Şimdi 2 kişide biz geldik adadaki Türk nüfusu %50 arttı. :)
Herkese günaydın. Gerçi iyi geceler desem daha iyi olacak sanırım sizin için :) burada saat sabah 8'e geliyor. Sakhalin adasına vardık sayılır. En azından kara göründü ve telefon çekmeye başladı. Şu anda 16 saat oldu. Sanırım 2 saate inmiş oluruz.
Gelen yorumlardan ve sorulardan gemi ile Japonya'ya geçtiğimi düşünenler olduğunu anladım. :) Şimdi Rusya ana karadan yine Rusya olan ve Japonya'nın üstünde bulunan kocaman Sakhalin adasına geçiyorum. Oradan 2 eylül tarihinde Japonya'nın en kuzeyine geçeceğim. Orası bu yolculuk kadar uzun değil. 3-4 saatlik bir gemi yolculuğu ile geçiliyor. Yani 2 eylül tarihine kadar Rusya'dayım. ;)
Evet sonunda motorları gemiye yükledik. Ülke değiştirmeyeceğimiz halde yani gittiğimiz Sakhalin adası Rusya olduğu halde çok fazla prosedür var. Gümrük kontrolü bile yapıldı. Daha önce Afrika'ya giderken Akdeniz'i geçmek için kullandığım gemi de Rus gemisiydi. Bunda da işlemler aynı. Pasaport kontrolünden sonra gemiye bindik bizi bir kadın karşıladı. Boş oda listesine baktı bir oda verdi. Yemek için fiş verdi gönderdi. Sanırım daha önce bunun gibi 4 gemiye binmiştim Mısır-Sudan arasında çalışan gemiden sonra en kötü durumda olanı bu. Yani verilen parayı hak etmiyor. 110$ Rusya'da iyi para. Şimdi geminin kalkmasını bekliyoruz. Sonrasında bir süre sesimiz çıkmayabilir. :)
Limanın içinde biraz dolandıktan sonra acentanın yerini bulduk. Bize verdikleri evrakları buraya verdik.Onlarda bize biletimizi verdi ve tabii ki parasını aldı. :) Motosiklet ve 4 kişilik odada kişi başı toplam 6.547 ruble ödedik. Yaklaşık 110$ gibi birşey yapıyor. Yolculuk 16 saat sürecekmiş ama her zaman daha fazla sürüyor :) Şimdi beklememizi söylediler. Gemi limana gelmiş ve yüklenme işlemleri başlayacakmış. Zaten zamanında kalkan gemi hiç görmedim. Her zaman bu gemi beklenir.
Sabah saat 8'de dün tanıştığımız motosiklet kulübünden biri aradı ve bizi uyandırdı. Birşeyler anlattı telefonda ama anlamadım. "da da" diyip kapadım. Alp'i uyandırdım gidip limana bakalım birşeyler oluyor sanırım yoksa sabahın köründe neden arasınlar dedim. Gerçi kahvaltı filan derken gitmemiz saat 9 oldu. Gemi için yeterli paramız da yokmuş :) Bankaya gidip bir de para bozdurduk. Neyse dünkü suratsız kadının olduğu gişeye gittik geri. Bu sefer başka biri vardı ve suratsız değildi. Hızlıca listeden plakaları buldu (Ahmet daha önceden rezervasyon yaptırmıştı) birşeyler imzalattı, birşeyler verdi gönderdi. Para filan da ödemedik. "para almayı unuttular mı yoksa" dedik. :)) Meğer limana giriş belgeleriymiş. :) Kapıdakiler motoru alıp gelin dedi. Gemi öğlen gelecekmiş onun için gidip alış-veriş yapalım biraz geç gelelim dedik. Limanda saatlerce beklemek pek zevkli olmuyor. Ayrıca gemi yaklaşık 16 saat süryormuş ve bir öğün yemek veriliyormuş. Aç kalmayalım garanti olsun diye markete uğrayacağız. :)
Vanino'ya ilk vardığımızda önce Ahmet'e mesaj attık geldik biz diye :) Sonra kalacak yeri ayarlayalım dedik. Bir iki otele baktık. En uygun 32 dolara bulduk. Aslında yine kamp atalım mı diye düşündük ama ertesi gün 16 saatlik bir gemi yolculuğu yapacağımız için vazgeçtik. Otelin parasını ödemeden bir limana gidelim bakalım belki akşam gemi vardır dedik dedik ama olaylar ondan sonra başladı. :) Önce limana direk daldık. Tabii bizi durdurdular bir yere yönlendirdiler. Gittik gişe benzer birşey vardır. Arka tarafta duran kadın nedense bizden pek hoşlanmadı ve ters ters cevaplar verip kafasını geri kağıtlara gömdü. Rusya'ya girdiğimden veri bu ikinici oldu. Biri de dünkü oteldeki kadındı. Doğuya gittikçe bir asabi oluyor Ruslar sanırım. Sonra bizi yönlendiren adama geri gittik. Tabii hepsinde ingilizce sıfır hiç anlaşamıyoruz. Adam gişe halletmesi lazım gelin benimle dedi ve tekrar hep beraber kadına gittik. :) ama yine olmadı :)) Adam birşeyler anlatmaya çalıştı. Vanino'da yine bir motosiklet kulübü varmış. Buradan Sakhalin adasına geçenlere yardım ediyormuş. Onlardan birini aramış. 5dk içinde gerçekten motosikletli bir adam geldi. Kaskını bile çıkarmadan "Gelin benimle" dercesine elliyle çağırdı. Biz de sorgusuz gittik valla. Biraz şehir dışında biraz da offroad yaparak tuhaf bir yere geldik. :) Hemen çaylar, kahveler, pastalar filan geldi. Bir taraftan birşeyler anlatıyor, bir taraftan geminin ne zaman olduğunu filan öğrenmeye çalışıyorlar. Biz de Alp ile birbirimize bakım yine konteynırda mı kalacağız yoksa otele mi gidelim diye konuştuk. :) Hatırlarsanız 2 gün önce Khabaros'da da bir motosiklet kulübü ağırlamıştı bizi ama yattığımız yerden çok memnun kalmamıştık. Fakat adamları çok takdir ediyorum. Bizi hiç tanımadıkları ve hatta mesai saati içinde oldukları halde biri hiç üşenmeden geldi bizi aldı kulüp evine götürdü. Sonra başkaları geldi tanıştı, kendileri hakkında birşeyler anlattı. Yemek, uyumak ya da motosiklet hakkında neye ihtiyacınız varsa söyleyin dedilerse de bir süre sonra otele gitmeye arar verdik. Fakat bunu onlara kırmadan söylemek ayrı bir beceri :) Otele gideceğiz dediysek de pek bırakmaya razı olmadılar. Biraz uğraş verdikten sonra kurtulduk ve otele geçtik. :) Yarın saat 10'da yine suratsız kadının olduğu gişeye gidip biletleri alacakmışız. Gemi ne zaman kalkar belli olmuyormuş. Bakalım yarın göreceğiz enler olacak...
Veee 72 gün boyunca 20 bin kilometreden fazla yol yaparak sonunda Japon denizine vardım. :) Evde oturup haritaya bakarken ve bu rotayı planlarken ne kadar uzak ve hayal geliyordu buraya gelmek ama şimdi buradayım. Hatta Moğolistan'dayken "ne de çok yolum var daha" demiştim. Şimdi ise bitti. Rusya'nın sonuna dayandım. Gerçi haritada nerde olduğuma bakmadığım sürece bana bu kadar uzağa gelmişim gibi gelmiyor. :) Haritaya bakınca "vay anasını!!" diyorum. Ayrıca Karadeniz'den beri hiç deniz görmemiştim resmen özlemişim. Dağdan aşağı inerken denizi göreceğim için heyecanlandım. Tabii denize ulaşmak yolun sonu olduğu için biraz hüzünlendim. Fakat yolculuğumun sonu değil. Daha merakla beklediğim ve boydan boya gezeceğim çok güzel bir ülke Japonya var. Afrika seyahatim boyunca Güney Afrika'ya gidince bütün zorluklar bitecek, orada tatil yapacağım demiştim. Öyle de olmuştu. Bu seyahatimde de Japonya için aynısını düşünüyorum ve orayı bu gezinin ödülü olarak görüyorum. ;)