Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Meksika şehirleri genel olarak mı böyle hareketli yoksa bize mi özel bir hafta denk geldi bilmiyorum ama sokaklarda yine festival havası var. Akşam olunca o sakin sokaklar yerini müziklerin çalındığı ve gösterilerin yapıldığı sokaklara bırakıyor. Bir kaç gündür ne kadar yorgun da olsak sürekli geç saatlerde otele dönüyoruz. Önce meydanda yine çok havalı bir heykel gördük. Böyle kafasında tüyler dans ediyordu. Biraz ilerde kilisenin önünden sokağın sonuna doğru kumdan bir halı yapmışlar. "Aaa ne yapacaklar acaba" dedik. Akşam olunca o heykelini gördüğümüz dancılardan onlarcası o sokağı kapladı ve bir sürü davulun eşliğinde dans ettiler. Burada bol bol zıpladıktan sonra gece sirke gittik :) gerçen de :))
Dün Allende'den (hani 3 saat kalıp gezdiğimiz) çıkıp az ilerideki başka bir koloniyel şehir olan Santiago de Quereto'ya geçtik. Zaten asıl amacımız oraya gitmekti. Gittiğimiz de saat erkendi şehir merkezinde bulduğumuz bir otelin içine motorları bırakıp hemen sokaklara çıktık tekrar. Burası da bir önceki gibi güzel sokakların, renkli evlerin olduğu bir yer. Yine küçük alanlarda bir sürü kilise ve tabii ki bol bol meydanlar var. Öğleden sonra sokaklar henüz hareketli değildi ama akşama doğru yine çok canlandı. :) Sokak sokak her yerini gezdik, fotoğraflar çektik. Bir kaç tane daha görsem bu şehirlerden artık bir birine karıştıracağım.
Meksika güvenli mi değil mi? Aslına bakarsanız bana oldukça güvenli geldi. Amerikalılar kendi steril ortamlarından sonra Meksika'ya gelirlerse onlar için gerçekten tehlikeli olabilir :) Bizim için durum biraz farklı. Çünkü kim ne derse desin Türkiye'de çok süper güvenli bir yer değil. Onun için sürekli gözümüz ve algılarımız açık. Burada çözemediğim ilginç bir şey var. Mesela Inn (arabayı önüne park edip odaya giriyorsun) tipi otelde kalıyoruz. Resepsiyon kurşun geçirmez aynalı camın ve koca bir demir kapının arkasında oluyor. Sadece ödeme yapabileceğiniz küçük bir açıklık var. Fakat odaların kapısını iteklesen açılır :) Hatta kapıyı açmak istemiyorsan diye küçük dışa açılan bir de bölmeler yapmışlar. Hani gece yemek siparişi filan verirsen kapıyı açmadan oradan almak için. Zaten kapı Allah'a emanet. Diğer takıldım konu da sürekli ağırlı silahlı polis ve askerler görüyorsunuz. Yolda giderken özellikle filmlerde görürsünüz ya pikapların arkasında silahlı askerler olur. Pikabın arkasında bir de makineli tüfek olur işte onlardan. Bugün Guanajuato'da geziyoruz. Aslında burası oldukça güvenli bir yer. Fakat 20-30 insana bir polis düşecek kadar polis dolanıyor. Bir çoğu da kurşun geçirmez yelekli be elinde otomatik tüfekler ile. Sanki film sahnesindeyiz. Arada sokaklardan yine ellerinde otomatik tüfekli askerlerin olduğu pikaplar geçiyor. Özellikle banka, kuyumcu gibi mağazaların özel güvenlikleri var ama adamlar tam takım giyimli ve eli tetikte bekliyor sürekli. Sanki haber almış az sonra operasyon yapacak gibi. Bakıyorsunuz sokaklar cıvıl cıvıl, insanlar geziyor, konuşuyor, muhabbet ediyor, dans ediyor, müzikler çalınıyor... festival havasında ne güzel diyorsunuz sonra polisleri görüyorsunuz bir geriliyorsunuz olay mı olacak acaba diye... Öyle işte her an operasyon olacakmış gibi hazırda bekleyen polislerin ama onlara hiç aldırmadan ortalık çok güvenliymiş akıp giden bir günlük hayatın olduğu yer Meksika. Güvenli mi bence güvenli. En azından çok daha tedirgin olduğum yerlerde kalmıştım.
Tam 3 saat şehir merkezinin tüm sokaklarında dolaştıktan sonra daha fazla yorulmadan tekrar motora dönüp bugünkü son durak olan Querétaro gidelim dedik. Orayı seversek 2 gün kalırız yoksa öğleden sonra gider gezeriz akşam geç saatlere kadar, sabah çıkarız tekrar dedik. Burası çok güzeldi ama bir önceki şehre benziyordu. Zaten bir süre sonra şehirlerin hepsi birbirine benzemeye başlıyor. O zaman sıkıcı olabiliyorlar. Fakat Meksika'da daha hiç görmediğimiz tapınaklar var, sahilleri var :)
Yol üzeri uğrayacağımız şehre girdik fakat şehir çok güzelmiş çıkamadık tekrar. Saati 5TL den bir otopark bulduk motorlarımızı ve tüm malzemelerimizi orada bırakıp (bot, mont filan sda dahil) şehri yürüyerek gezmeye çıktık. Akşam daha çok fotoğraf paylaşacağım.
Meksika'ya girdiğimizden beri paralı yolları kullanıyoruz ve günde 3000-400km yol için 20-30$ arasında para verip duruyoruz. Güneye indikçe de pahalı olmaya başlıyor nedense. Bu parayı vermeye hiç istekli değilim aslında. İlk Meksika'ya girdiğimiz gün hızlıca sınırdan uzaklaşalım güneye doğru inelim diye kullanmıştık. Zaten başka alternatif de yoktu ve paralı yol çok ucuzdu. İkinci gün oldu hava çok sıcak şehir trafiği öldürüyor diye tekrar girdik. Çünkü alternatifleri çok dolandırıyordu. 3. Gün oldu neyse çok pahalı değilmiş hızlı ilerliyoruz devam edelim dedik. Fakat 3. gün gittiğimiz yolun hemen yakınından normal yol gidiyordu. Ondan mıdır nedir günde 10$ verirken o gün 22$ gibi bir şey verdik. Ben yok artık dedim. 4. Gün bir girdik, iki girdik baktık çok pahalıya geliyor çıktık San Blas'a geldik. Normal yol çok dar (emniyet şeridi yok) ve yolun bittiği iki tarafta da görüş hizamızdan daha yüksek çaklılıklar var. Bir hayvan filan çıksa görmene imkan yok. Yol kalitesi desen pek parlak değil çok delikler var. Hadi hepsini geçtim trafik var biraz. Neyse 5. gün için artık paralı yol kullanmayalım dedik. Fakat o gün sahilde bir şeyler yerken tanıştığımız biri paralı yolların güvenli olduğu için kullanıldığını anlattı. Hatta ertesi gün gitmek istediğim dağ yolunda daha önce Avusturyalı bir motorcunun kaybolduğu (çeteler yüzünden) filan anlattı. Paralı yollarda böyle bir şey olmadığını son derece güvenli olduğunu ve orayı kullanmamızın bizim için olacağından bahsetti. Tabii durum böyle olunca 5. ve 6. gün de paralı yol kullandık. Yaklaşık 2bin kilometre için 110$ para ödedik. Fakat vazgeçmedim her gideceğim yollar için ücretsiz yolları araştırıyorum çünkü her gün hak etmeyen yollar için bu kadar para vermek sinir bozucu oluyor.
Sabah erkenden tekrar yola çıktık ve bir başka koloniyel şehir olan Queretaro'ya gideceğiz. Bugün çok yolumuz da yok üstelik. Toplamda 140km. Ayrıca yol üzeri "San Miguel de Allende" isimli bir şehre daha uğrayacağız. Güzel olduğu söyleniyor. Meydanına bir uğrar çıkarız dedik. Evet böyle uzun şehir isimlerini seviyorlar burada. Gideceğimiz yerin tam ismi de aslında "Santiagon de Queretaro".
10 saatten fazla sokaklarda gezmişiz. Oldukça çok yorulduk, eğlendik, yedik, içtik. Çok güzel bir gün oldu. Meksika'yı yavaş yavaş sevmeye başladım sanırım. En azından ruhsuz amerika şehirlerinden sonra çok renkli geldi. Aynı kıtada komşu iki ülke biri ne kadar renkli ve kültürel diğeri ne kadar teknolojik ve tek düze... Guanajuato'dan fotoğraflar paylaşıyorum.
Sonunda tam istediğim gibi bir restoran buldum. Hem ucuz, hem lezzetli hem de turistik değil :) Bir sürü tacos, quesadillas ve burritos yedim. Çok güzeldi. :D
Bu adamlarda çok ilginç ve başarılı heykeller var. Bir önceki Guadalajara da iyidi fakat buradakileri çok beğendim.
Çok acayip bir tünel ağı var abilerin :) İlk okuduğumda bir iki tüneli vardır abartıyorlardır demiştim ama daha önce bu kadar küçük alanda bu çok tünelin olduğu bir şehir görmemiştim. Fotoğraftaki basit şehir haritasında renkli gösterilen her yer tünelleri gösteriyor. Bunlar sadece oldtown dedikleri şehir merkezindeki tüneller.
Bugün erkenden çıkıp kendimizi yayan olarak Guanajuato sokaklarına attık. Los Angeles'dan beri hiç durmadan 9 gün boyunca günde 350-400 kilometre civarında yol yaptık. Biraz aylaklık yapmak güzel olacak. :) Ayrıca Meksika'da ki en güzel koloni şehirlerinden birine gelmişken.
Sabah kalktık bir baktık hava kapalı, yağmur eli kulağında gibi duruyor. Ne yalan söyleyim hiç üzülmedim. Sıcaktan kaçtık dağlara geldik zaten. Bulutlu hava demek serin hava demek benim için. Meterolojiden kontrol ettik yağmur da göstermiyor daha ne olsun. Gerçi her zaman güven olmuyor ama bakımca insan iyi bugün yağmur yokmuş diye mutlu oluyor. Zaten gece de hava bayağı soğuktı battaniye ile yattık. Bir sıcak bir soğuk çok acayip bir kıta burası. Neyse bugün rahat rahat yol alacağız anlaşılan. ;) Planda Guadalajara'dan söylesi zor başka bir şehir olan Guanajuato'ya geçmek var. Aslında burada iki gün kalmaya niyetlendik ama yeni gideceğimiz yerin fotoğraflarına bakınca oraya gidip kalmaya karar verdik.
Evet hadi bakalım tek seferde söyleyebiliyor musunuz? GUADALAJARA... J harfini H olarak okursanız yazıldığı gibi okumayı deneyebilirsiniz. :) Sonunda Meksika'da gezilecek güzel yerlere geldik. Bir önceki San Blas'dan ümitliydim ama olmadı. Guadalajara öyle çıkmadı. Öğlen gibi şehre vardık. Hemen kalacak yeri ayarlayıp, motorları da orada bıraktık ve toplu taşıma ile şehir merkezine gittik. Şehir gerçekten çok güzeldi. Saatlerce meydanlarda ve sokaklarda yürüdük. Hava kararmaya yakın dönelim dedik ama sürekli bir aktivite vardı sokaklarda. Baktık ortalık kalabalık, insanlar takılıyor biz de kalmaya devam ettik. Güzel oldu biraz neşelendik çünkü Meksika konusunda biraz heyecanımızı yitirmiştik. Çok daha farklı hayal ediyordum. Belki de ülkeye yanlış yerden girdiğimiz içindir. Çünkü Baja California ve Mazatlan üzerinden ana karaya gelsek gözüme daha farklı gözükecekti. Kimbilir...
Bu da bir önceki akşam kaldığımız garip yerin piyasa yapılan 1 kilometrelik sahili :) Bir gün arayla ne kadar fark var değil mi? Biz Meksika'ya yanlış taraftan girmişiz :)
Akşam üzeri meydanda orkestra vardı. Bu adamlar müziği gerçekten seviyor :) Önünde oynayan kadın ise oldukça yaşlı ama çok eğlenceli. Gelen herkese Hola, gidenler ise bye bye dedi tek tek. Orkestra ile birlikte miydi değil miydi çözemedim. Para da toplamadı seyredenlerde.
O kadar ülke gördüm hatta gerçekten çok kirli ülkeler de gördüm. Meksika onlardan biri değil tamam ama yine de çok pis bir ülke. Evlerinde temiz ve düzenlilermiş ama bunu dışarı yansıttıkları söylenemez. Zira eline ne geçse sokağa atıyorlar. Kullandığımız paralı yolda sürekli bunlardan var. Mola yeri hiç bulunmuyor. Dinlenme tesisi diye bir şey zaten yok. :) Bu küçük noktalarda 3 tane çöp kutusı var ne oldukları da dana kazar yazıyor. Hatta organik/plastik ayrımı filan yapılmış. Fakattt fotoğrafta görüyorsunuz 1mt ileri çöpe atamanışlar yine ne varsa ellerinde arka tarafa doğru yığmıışlar.
Tarım olayını baya abartmışlar özellikle de meyve işini. Dağ, orman dememişler kendilerine ekin alanı açmışlar. Büyük ihtimal önce ormandaki ağaçları kesmişler sonra da her yere meyve ağaçları dikmişler. Gerçi bu sanırım dünyanın her yerinde oluyordur.
Dün akşam San Blas'a gelirken eğer bu yolu kullanmış olsaydım eminin San Blas'ı daha çok severdim. :) GPS'de kullandığım haritada bu yol yokmuş. 74 numaralı yol ve google'dan buldum kendisini. 39 km yukardan giden paralı yol ile sahildeki San Blas'ı birbirine bağlıyor. Bizim kullandığımız köylerden dolana dolana giden yol hem yolu uzatıyor hem de saçma sağan yerlerden geçiyormuş. Bu yol çok temiz kaymak gibi asfaltı ile bayağı ormanların içinden güzel virajlar ile geçiyor. Sabah sabah iyi geldi uyandırdı bizi :) Yine güneş ile birlikte yola çıkmıştık. Bu arada 10 saat olan zaman farkımız da 9'a düştü. Artık doğuya doğru geliyoruz.
Mazatlan'a yaklaşırken oldukça değişti. Yani paralı yoldan devam ederken birden etraf balta girmemiş orman moduna geçti. Ayrıca nem de inanılmaz arttı. Yolda düşünecek çok vakti olunca insanın kafamda neden böyle oldu acaba diye düşünmeye başladım. Sanırım Baja California çıkıntısını geçtikten ve pasifik okyanusuna açıldıktan sonra değişti. Bazen diyorum bu yolculuklara çıkmadan önce biraz coğrafya dersi alsam iyi olurmuş. Dünyadaki sıcak/soğuk hava ve su akımları nasıl oluyor ve bunların coğrafyayı nasıl etkilediği ya da ormanların ve göllerin havayı nasıl etkilediği gibi şeyler...
Bu arkadaş kahvaltı yapmak için yol kenarı mola verdiğimiz yerde duruyordu öylece :) Aslında hareket edene kadar nasıl olmuşsa yarım metrelik bu arkadaşı görememişim. Uzun süreler bakıştıktan sonra sıkıldı gitti kendisi. Burada sıcak ve nemden sadece böcekler değil sürüngenler de pek bir büyük sanırım. Bizim sokak hayvanımız kedi köpek, bu arkadaşların ağaçlarda papağan, yerde sürüngen var.
Yaklaşık 1km uzunluğunda geliş gidiş 2 şeritli bir kumsalı olan La Cruz oldukça harekli akşam. :) Biz gittiğimizde güneş henüz batmamıştı gözümüze en kalabalık görünen bir restorana oturduk. Zaten 3-4 tane vardı. Tabii ki kimse ingilizce bilmiyor dedim ya yerli turist bile gelmiyor. Menüden translate yardımı ile bir şeyler seçtik. Yine fiyatları bana ucuz gelmedi. :) Menünün fotoğrafını da paylaşıyorum fiyatları 18'e bölerseniz dolar olarak çıkar. Gün batımına doğru iyice kalabalık olmaya başladı. Her arbayla gelen koca koca hoparlörler ile müzik açıyor hatta direk megafon bağlayanı var. Ayrıca 2-4 hatta 6 kişilik atv'ler, motosikletler, arazi araçları ile o 1km'lik sahil şeridinde hiç durmadan dönen ve piyasa yapan bir sürü kişi var. Sahil kenarına oturmuş bir sürü insan da bir tarftan içiyor. Yemek sonrası kalktık adet herhalde diye bir iki tur da biz attık motorla :) zaten yabancı olduğumuz çok belli herkes sürekli bize bakıyor. Neyseki Amerikalı olmadığımızı anlayınca (ya da Türk olduğumuzu duyunca) biraz da olsa gülümsüyorlar. Baktık hareketli ortalık motoru park edip sahilde boş bir yere bizde oturduk başladık gelen geçeni seyretmeye. Onlar bize biz onlara uzun uzun bakışa bakışa geçirdik zamanı. Sadece bir çift geldi konuştu yanımıza. Aslında 2 erkek ama kafalar süper. Bana çift misiniz dedi eliyle, evet dedim biz de çiftiz dedi baya da belliydi zaten hahah :) 2 gündür akşamı otel odasında geçirdikten sonra eğlenceli geldi burası. Bu arada müziği her yerde çalıyorlar. Benzincilerde, markette, tuvalette...
Meksika'da ilk görmek istediğimiz yer olan San Blas'a varmak için 730 kilometremiz kalınca bugün en azından 400km yapalım dedik. Yoksa bir gün daha kaybedeceğiz. Sabah aynı planladığımız gibi güneşin doğuşu ile birlikte (6:30) gibi yola çıktık. Hava 28 dereceydi ve motora binene kadar yine deli terledik. Gittiğimiz 15 numaralı yolda genelde büyük şehirler dışında pek bir şey yok ve kalacak yerler de o civarda oluyor. 300km kadar sonra Culican diye bir yerin yakınına geldik. Fakat şehir 30km kadar içerdeydi. Onun için biraz daha devam edip sahile yakın kıyısı olan küçük bir yerde şansımızı deniyelim dedik. La Cruz isimli bir şehre geldiğimiz de 470km kadar yapmıştık. Sıcaktan dolayı donumuza kadar ıslak vaziyette sokaklarda otel aramaya başladık ama bir tane bile bulamadık. Zaten şehir 2-3km eninde boyunda kare bir yer. Biri cetveli eline almış daha küçük karelere bölüp parsellemiş resmen. Sonunda bir yere sorduk o da bize bir tane tarif etti. Otele geldik ama ne tabela var ne bir şey. Aslında yabancı değil yerli turistin bile pek uğramadığı bir yere gelmişiz. Zaten sokaklarda gezerken tüm kasaba öğrendi geldiğimizi :) Bu arada çok ilginç bütün sokaklar yaklaşık 4 şeritli yol genişliğinde olduğu halde tek yön :) Neyse otel de ilginç, yine 300 peso (16$) anlaşıyoruz. Arkada bahçesi varmış motorları da oraya çektik. Hemen bir duş alıp 8km ilerdeki kumsala gittik.
Nem ve yüksek sıcak bir araya gelince böcekler de çok oluyor tabii. Sadece çok değil kocaman oluyor sanırım. Cama çarptıklarında oldukça yüksek ses çıkarıyorlar. Üzerinize çarpınca da hissediyorsunuz. :) Nerdeyse her molada cam silmeye başladık. Sadece kask değil, eldiven, mont, pantalon, çantalar... hepsi böyle.
Bu abilerin ilginç araç ve eşya taşıma yöntemleri var. Bu şekilde çekicileri arka arkaya dizip taşıyorlar. İlk defa gördüm. Amerika'da da otobüs büyüklüğündeki karavanın arkasına, bir onun kadar da tekne bağlayıp çekiyorlardı sanırım onu da başka bir yerde göremem. Bir de karavan arkasında pikap çekip onun üzerinde de motosiklet ve bisiklet taşıyan birilerini de başka bir yerde göremem.
Bugün yol manzaramızda biraz değişiklik oldu iki üç tane dağ tepe gördük. Hatta inanmazsınız bir tepeyi aşmak için 2-3 tane de viraj aldık. :) Yol üzeri bir kaç fotoğraf çektim. Ayrıca deli gibi ekili alan var. Yer gök mısır ekilmiş hatta hasat edilmiş bile :)
Şimdiye kadar Meksika'da gördüğüm en etkileyici eser oldu kedisi :)) daha 2 gündür Meksika'dayım ama olsun. İşin kötüsü ne olduğunu bilmiyorum çünkü tesisin olduğu yer kapatılmıştı içeri girip okuyamadık. Fakat çok başarılı bir heykeldi uzun süre bakmaktan kendimizi alamadık. :)
Hava çok sıcak ve biraz da nemli olduğu için acayip terletiyor, bayıltıyor. Arizona'da 40 derecenin üzeri sürüyorduk ama nem yoktu. Burada ise %50 civarında nem var ve hava 38 derece. Tabii biz de deli gibi giyindiğimiz için iyice bayılıyoruz. Antalya'da nasıl motora biniyorlar diye düşünmedim değil o kadar nemde. :) Özellikle öğleden sonra 14 oldumu artık iyice sürünme moduna geçiyoruz ve bırakıyoruz yol yapmayı. Dün dedik erken çıkalım yoksa yol yapamıyoruz. Saat 8'de çıktık. Bugün de 300 kilometreyi zor yaptık. Yarın sabah güneş doğuşu ile (saat 6'da) çıkalım yolu yapalım ve erkenden bırakalım sürmeyi dedik. En azından bir deneyelim bakalım belki daha rahat oluyordur. Gerçi sabah güneş ile birlikte 28 derece, saat 9'da ise 31 derece oluyor.
Tabii ki Meksika'ya geldik tacolara saldırdık :) Şimdilik bulabildiğimiz yol üzeri en ucuz fiyat 18peso yani tanesi 1$. Sosları görünce fiyatı iyiymiş dedik başladık yemeğe, 6 tane yiyip doymayınca fiyatı eskisi kadar ucuz gelmedi :D Şaka bir yana özellikle California eylatinden sonra Meksika'yı çooook ucuz diye hayal ediyordum. Yok yok ümit ediyordum ama beklediğim etkiyi yapmadı. :) Market fiyatlarına da baktım yarı yarıyadan az daha fazla gibi. Sadece ucuz benzine çok alışmıştık 2.4TL bile pahalı geldi vallahi.
Sanırım Meksika'da Pemex marka dışında bir benzinci yok. 2 gündür bunun dışında benzi görmedim. Fiyatları da sabit ve litresi yaklaşık 2.4TL civarında. Benzin devlet tekelinde mi yok sa bir markanın tekelinde mi merak ettim :) Belki de Sonora eyaletinde böyledir bilmiyorum yarın Sinaloa eyaletine geçeceğiz bakalım orada farklı benzinci var mı.
Meksika'ya girdik 15 numaralı yoldan güneye doğru iniyoruz. Zaten buradan güneye inen başka yol yok :) o da paralı yol. Yaklaşık olarak 700 kilometre de yol gittik bakın fotoğrafta ne görüyorsunuz? Hiç bir şey değil mi? Evet biz de göremiyoruz ve bu hiçliğin ortasında dümdüzzzzz gidiyoruz sadece :D Neyseki 100-150km bir benzinlik var. Fakat hava çok sıcak olduğu için duramadan o kadar mesafe gitmek çok mümkün değil. Yol üzeri çok küçük yerleşin yerlerinde bakkal bulup oturuyoruz bizde. Burası nedense bana Afrika'yı çağrıştırdı. Acayip mutlu oldum görünce aynı Afrika'da oturduğumuz bakkallar gibiydi. İnsanları da bence sıcaklar ve konuşkanlar. En azından Amerika'dan sonra daha iyi geldi diyebilirim.
25 dolarlara Amerika'da kamp yaparken şimdi 16$'a kendi otoparkı olan bu suitte kaldık :) Sınırdan geçtikten sonra gidebildiğimiz kadar güneye indik ve yaklaşık 300 km yaparak Hermosillo diye bir şehre geldik. Güneş batmadan kalacak yer bulalım diye biraz bakındık internetten. Kamp yeri de baktım ama bulamadım. İnternetten bulduklarımız motor için (otoparkı) güvenli mi bilemdik. Dedim "gel yol üzeri sora sora gidelim buluruz elbet". Tam şehre girerken otel yazıları görmeye başladık. Rasgele birinde "dur şuraya bir bakayım girişi filan var motorlar için güvenli olur" dedim. Tabii kimse ingilizce bilmiyor. Vucut dili ile iki kişi, bir gece kalacağız, motorlarımız var diye anlattım fiyatı sordum. 300 peso (16$) dedi. Odaya bakabilir miyim dedim tabi ki el el kol işaretleri ile :) Gittim baktım bir sürü suit var altlarında otoparkı var. Hemen olur diye aldım. Sonradan anladım ki bu yapılardan bir sürü var burada ve oldukça seviyorlar. Hatta Amerika'da olduğu gibi "Inn" konsepti de çok yaygın. Hani filmlerde gördüğümüz gibi adam arabasını odanın önüne çeker odaya girer... şeklinde.
Neyse onlar bir şey istemese de bir ülkeye araç ile girerken genel de 3 şey yapmanız lazım. Bir pasaport için kaşe ve varsa immigration (göçmenlik) formunu almak. Aracı geçici olarak ülkeye sokmak ve tabii ki kaza yaparsanız karşı tarafın masrafını karşılaması için trafik sigortası yaptırmak. Buradan elimizi kolumuzu saklayarak geçtik ama belli ki buraya özel bir durum. Yani Amerika ile Meksika arasına. Fakat biz Guetamala'dan çıkacağımız için orda sorun olabilir. Sınırdan geçtikten sonra aradık göçmenlik bürosunu bulduk. Turist kart diye bir şey almamız lazımmış. Aslında benim immigration form dediğim şey. Ayrıca pasaporta da kaşe bastırdık ve 43$ verdik. Çıktık aracı import etmek istiyoruz dedik. 21 km ilerde yolun üzerindeymiş araç gümrüğü. Onu da bulduk. Motor başı 400$ teminat alıyorlar motoru satmayacağımıza dair. Çıkarken geri veriyorlarmış. Bir de cama bandrol verdiler o da iki motor için 120$. Hızımızı alamadık sigorta şirketi aradık :) iki motor için, 138$'da ona verdik. Kısacası iki motoru ülkeye sokmak için 900TL para verdik. Biz mi Meksika'ya girdik yoksa o mu bize bilmiyorum. :)
Neyse onlar bir şey istemese de bir ülkeye araç ile girerken genel de 3 şey yapmanız lazım. Bir pasaport için kaşe ve varsa immigration (göçmenlik) formunu almak. Aracı geçici olarak ülkeye sokmak ve tabii ki kaza yaparsanız karşı tarafın masrafını karşılaması için trafik sigortası yaptırmak. Buradan elimizi kolumuzu saklayarak geçtik ama belli ki buraya özel bir durum. Yani Amerika ile Meksika arasına. Fakat biz Guetamala'dan çıkacağımız için orda sorun olabilir. Sınırdan geçtikten sonra aradık göçmenlik bürosunu bulduk. Turist kart diye bir şey almamız lazımmış. Aslında benim immigration form dediğim şey. Ayrıca pasaporta da kaşe bastırdık ve 43$ verdik. Çıktık aracı import etmek istiyoruz dedik. 21 km ilerde yolun üzerindeymiş araç gümrüğü. Onu da bulduk. Motor başı 400$ teminat alıyorlar motoru satmayacağımıza dair. Çıkarken geri veriyorlarmış. Bir de cama bandrol verdiler o da iki motor için 120$. Hızımızı alamadık sigorta şirketi aradık :) iki motor için, 138$'da ona verdik. Kısacası iki motoru ülkeye sokmak için 900TL para verdik. Biz mi Meksika'ya girdik yoksa o mu bize bilmiyorum. :)
Meksika sınırına yaklaşırken böyle filmlerde gördüğümüz gibi kalabalık, çok şeritli uzun kuyrukların ve her şeyin arandığı, köpekleri ile gezen askerlerin olduğu bir sahne hayal ediyordum. Zaten çok şeritli bir (freeway) ana yol sınıra gidiyordu. Önce freeway bitti, sonra şehre girdik, sonra bir sokağa girdik ve karşımızda sınır. Amerika sınırında hem pasaport hem gümrük tarafında kimsecikler yoktu ve kapı açıktı :). 15mt gittik Meksika sınırına geldik. Pasaportta yine kimse yok, 5mt daha gittik gümrük tarafında 3-4 memur duruyor, yanlarında durduk, Bu arada arkamızdaki arabalar durmadan devam etti. Dedik gezmeye geldiydik bir işlem yapmayacak mıyız? Çantamı işaret etti ve açmamı istedi. He sonunda birileri arayacak, bakacak :) Açarken nerden geldiğimizi sordu. Türkiye diyince tamam dedi çantaya bakmadan geç dedi :)) Benim hayal ettiğim sahne de yalan oldu. Amerika'ya giriş ve çıkış çok kolay oldu.
Yağ değiştirme zamanı da geldi. Meksika'ya geçmeden değiştirim dedim. En son yine Amerika içinde Albuerque'de değiştirmiştim. O zamandan beri 6 bin kilometre yapmışız. Amerika içerisinde ise yaklaşık 8bin kilometre yol yaptık. Doğudan batıya doğru gezilecek bir sürü yere uğrayarak dolandık durduk. Daha önce yazmıştım tekrar yazayım. Motorların yağını normalde Türkiye'de 4binde bir değiştiriyorum. Bendeki servis kitapçıklarında her iki motor içinde yaklaşık 10binde bir diyor ama bence o kadar dayanmaz. Uzun yolda daha az yıprandıkları için ben 6binde bir değiştiriyorum yağlarını. İkisi tam 3 litre yağ alıyor. Yağ filtrelerini ise 12binde bir değiştiriyorum. Yani yağı değiştirirken bir değiştiriyorum bir değiştirmiyorum. Türkiye'den çıkarken birinin filtresini değiştirmiştim. Böylece her defasında birinin filtresini değiştiriyorum bu ne işe mi yarıyor? Her zaman 3lt yağ kullanmamı sağlıyor. Yağlar genelde litrelik ya da 3 litrelik oluyor ondan aldığımın tamamını kullanabiliyorum. :))
Evet Meksika sınırına dayandık. Yarın sabah erkenden geçmeyi planlıyoruz. Direk otobandan aşağı inebildiğimiz kadar ineceğiz. Daha önce günlük en fazla 430km yapabilmiştik. Şimdi sınır da geçeceğiz ama sanırım bir 350km yaparız ve iyice güneye ineriz. Sabah ola hayrola...
Yaklaşık 2 aydır Amerika'dayız. İlk plan yaparken 1 ay belki kalırız hemen çıkarız diye konuşmuştuk. Çünkü Amerika pahalı bir yer ve bütçemizi burada bitirmek istemiyorduk. Fakat Amerika'ya gelen çıkmak istemiyor misali biz de çıkamadık bir türlü. Aslında itiraf edim eğer ilk California'ya gelseydik 3 hafta bile kalmaz hemen aşağı Meksika'ya kaçardık. Çünkü geçtiğimiz diğer eyaletlere göre açık ara pahalı California. Aklımızda Alaska'ya çıkmak da vardı ama pahalı olur 2 ay Amerika'da kalamayız dedik, vazgeçmiştik. Artık burada zamanımızı doldurduk. Çünkü her yer bir birine benziyor ve buralı gibi hareket etmeye başladık. Yollar, şehirler, marketler, benziklikler, kamp yerleri, oteller... hepsinde otomatiğe bağladık hareket ediyoruz. Nerede ne yapılır, nasıl davranılır öğrendik. Kısacası sıkılmaya başladık. Onun için artık Meksika konusunda daha bir heyecanlıyız ve biran önce oraya geçmek istiyoruz. Önümüzdeki 3-4 gün Meksika'ya geçmek ve orada daha güvenli olduğunu düşündüğümüz güney tarafa inmek için sürekli yol yapacağız. Bizzz geliyoruz Meksikaaaaaaa ;)
Bunlar da San Diego'nun eski şehrinden (Oldtown) burayı yeniden yapmışlar ve araç trafiğine kapamışlar. Şimdiye kadar Amerika'da araç trafiğine kapalı çooook az yer gördük. Adamlar tuvalete bile araçla gittiği için tuhaf geldi. :)
Meksika'ya giriş için ana karayı kullanmaya karar verdik. Gezginler genelde Baja California yarım adasını kullanarak Meksika'ya giriyorlar ve La Paz üzerinden feribot ile ana karada Mazatlan'a geçiyorlar. Fakat feribot iki motor için 360$ civarında tutuyor. Orayı kullanmak bize ne zaman ne de yoldan kazandırıyor. O zaman orayı kullanmak için mutlaka gidilmesi ve görülmesi gereken bir yer olmasını bekliyorum. :) Onur (AyferOnur Seyahatnamesi) , Erol (Motomacera) ve Tolga (Ride Must Go On) ile konuştuktan sonra görülecek pek de bir şey olmadığını anladım. Durum böyle olunca ana kara üzerinden gidelim dedik. Sorun ise bizim çok batıda kalmış olmamız. Aslında sınıra çok yakınız fakat buradan girersek Meksika-Amerika sınırı boyunca doğuya devam edip sonra aşağı güneye Guaymas'a yönelmemiz gerekiyor. Okuduklarım ve konuştuklarım doğrultusunda şöyle bir genelleme var. Meksika-Amerika sınırına yakın olan yerler tehlikeli. Gerisi için herhangi bir sorun yaşayana raslamadım. Bu durumda gereksiz risk almaya gerek olmadığını düşünerek Meksika yerine Amerika içinde sınırı takip edip Tucson'a kadar doğuya sürmek ve sonra oradan Meksika Nogales'e girmeye karar verdik. Arizona'dan California'ya kocaman bir U çizmiş oluyoruz.
San Diego'nun hemen girişinde La Jolla diye bir yerde suya girebileceğiniz bir plaj var. Aslında eskiden çocuk plajıymış. Şimdi ise deniz aslanları ve foklar ile birlikte yüzebileceğiniz bir halk plajı olmuş. :) Fazla yaklaşırsanız kovalıyorlar ama oyun için mi kızdıkları için mi onu anlamadım. Çünkü siz uzaklaşınca bu seferde kendi yaklaşıyor geri:))
Asım amca ve eşi Sally Fransa'da tanışıp buraya gelip yerleşmişler. Biz doğmamışken hem de :) Artık buralı olmuşlar. 3 tane de kızları olmuş ve hepsi okuyup başka yerlere dağılmış. Şimdi kendileri güzel bir evde sakin bir hayat sürdürüyorlar. Asım amcanın kendisi saat tamircisi. Eski mekanik kol saatlerinden, evlerde bir köşede duran kocaman çalar (guguklu) saatlere kadar her şey var. Çok ilginç bir meslek. Filmlerde saat tamircilerinin hep gizemli tarafları vardır, ondan bana hep ilginç gelmiştir. Amerika'da bu saatlere çok talep varmış. Asım amcanın kendisi de biraz şans oldu, burada çok talep artınca devam ettim işime diyor. Kardeşi ile birlikte yapıyorlarmış. Çok güzel sohbet ettik hep beraber. Bir sürü yeni şey öğrendim hem Amerika, hem yaşam şekilleri konusunda. Açıkçası San Diego'da gezmekten çok daha güzel zaman geçirdim bu evde. Keşke zamanımız olsaydı ve daha fazla kalabilseydik. Kim bilir belki bir gün tekrar yolumuz düşer. Hepsine teşekkür ediyorum hem güzel yemekler için, hem de güzel sohbetler için.
Amerika'da gezmek istediğimiz son şehir olan San Diego'ya geldik. Özellikle burasını yolda tanıştığımız herkes öneriyordu. Aslında oldukça büyük bir şehir. Los Angeles'a da oldukça ve Meksika sınırının hemen üzerinde. Gerçi biz buradan geçmeyeceğiz onun için bize bir faydası yok. :) San Diego'da da bir tanıdığımız var. :) Kayınpederimin lise arkadaşı burada yaşıyormuş. Onlar da yıllardır görüşmemişler üstelik. Bizim oradan geçeceğimizi öğrenince özellikle davet etmişler. Zaten tam yol üzerindeydi önce onlara gidip tüm eşyalarımızı bıraktık, sonra San Diego'yu gezmeye gittik. Süper oldu.
Meksika'ya girmemize az kaldığı için son bir kaç gecedir internet mesaisindeyim. Tıpkı bu gece (10 saat gerideyiz) olduğu gibi :) Burada kime Meksika'ya gideceğiz desek herkesin gözleri fal taşı gibi açılıyor ve oranın ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmaya çalışıyor. Hiç gittin mi diyoruz tabii ki yok :) İstanbul için de Avrupa'da çok tehlikeli deniyor ama biz yaşıyoruz içinde. Neyse şimdilik tehlikeli olup olmadığı kısmını bir kenara bırakıp önce Meksika'ya girmek için neler gerekiyor onu araştırıyoruz. Tabii bir de Meksika'da gezilecek görülecek yerleri işaretlemeye çalışıyorum haritada. Böylece Meksika'da seyahat ederken nasıl bir rota izlememiz gerektiği ortaya çıkıyor. Tüm bunlar ile ilgili bir sürü şey okudum internetten. Ayrıca bizden hemen önce Meksika'ya giren Onur'dan da (AyferOnur Seyahatnamesi) güncel bilgileri alıyorum. Şimdilik öğrendiklerim her zaman olduğu gibi motorlar için trafik sigortası gerekiyor. İnternetten biraz baktım motor başı 6 aylık yaklaşık 100$ civarında :( Amerika'da pahalı diyordum ama bundan ucuzdu. Adam başı 23$'a turist kartı almamız gerekiyormuş. Ayrıca motorları Meksika'da satmayacağımıza dair motor başı 400$ teminat yatırmamız da gerekiyormuş. Neyseki bunu ülkeden geri çıkarken ödüyorlarmış. (neyseki!!) :) Vize istemiyorlar en azından yoksa ona da para alırlardı bir yığın. Asıl bir de iki motorun benim üzerime olma sorunu var. Türkiye'den çıkarken bile sorun olmuştu. Meksika için okuduğum kadarıyla mevzuatta bir kişi bir araç sokabilir diyor. Eğer motosiklet ise aracın arkasında taşınması şartı ile iki araç sokulabilirmiş. Bir de eşi ile seyahat ediyorsa onun üzerine de bir araç çıkartabilir gibisinden bir şeyler demişler ama umarı bunu sınırdaki abilerde biliyordur. Bilmiyorsa anlatması biraz zor olacak. Bu detayı nasıl atladık bilmiyorum ama daha sınırı geçişi yapacağımız daha 15 kadar ülke var. Umarım bir tanesinde çakılmayız.
Los Angeles sokaklarında gezerken bir kez daha aynı şeyi hissettim. Bu şehirler gerçekten pazarlama harikası :) yıllarca sinemada, televizyonda, hatta çizgi filmlerde... orada burada sürekli gördüğümüz ve duyduğumuz yerlere büyük bir heyecan ile gelip gezmeye başlayınca çok da bir şey olmadığını görüyorsunuz. Her şey bir illüzyon gibi ve buraya gelip gezince bozulun bir illüzyon :) Amerika'da gezdiğimiz milli parkların ve doğasının yanında şehirleri etkisiz eleman kalır. Gerçi bir çok kişi bunu söylemişti ve sayfa üzerinde de yazmıştı. Kendimiz gelip görünce de aynı şeyleri hissettik. Burada hava hala oldukça sıcak. Abidin sağolsun arabasını verdi şehirde rahat rahat gezelim diye. Onu işe bırakıp biz önce Hollywood'dan başladık gezmeye. Sonra Berlly Hills, Santa Monica Bulvar, Rodeo Drive, Venice Beach... şeklinde devam ettik.
San Francisco'dan Los Angeles'a giderken sahilden giden ünlü HW1 yolunu kullandık. Bence en etkileyici bölümü Big Sur tarafıydı. Okyanusa sıfır döne döne giden yollar güzeldi. Amaaa itiraf edeceğim Güney Afrika'da geçtiğim bir çok yer buradan daha etkileyiciydi. Ben daha bir farklı hayal ediyordum ama her zaman olduğu gibi Amerika'nın pazarlama harikası olmuş. :)
8 şeritli yolda öğle vakti bu ne trafiği? Los Angeles'a şehir tabelasına göre nufusu 4 milyon küsürmüş. Vallahi biz İstanbul'da 14-15 milyon nufus ile 3 şeritli yollarda daha iyi idare ediyoruz. :)
Lastikler planlandığı gibi geldi. Aslında onlar zamanında geldi ama biz SF'e gittiğimiz için bizi evde bulamamışlar. Lastikler de büyük olduğu için kapıya bırakmamışlar. Evet burada her şeyi sen olmasan da kapının önüne bırakıp gidiyorlarmış. Bunu kafam alamadı :) biz de düşünemiyorum. Neyse bir iki telefon trafiği ile Orkun halletti ertesi gün lastikleri aldı. Ben lastikleri kendim değiştirmek istiyordum çünkü saatine Las Vegas'ta 92$ isteyen ustalar burada çok daha yüksek fiyatlar istiyor. Ben daha önce araştırırken 4 lastik için. 160$'a kadar para isteyen vardı. Tabii ki o kadar parayı vermem özellikle de kendim yapabiliyorken :). Orkun daha ben söylemeden bende her tür malzeme var, ben de yardım ederim bahçede yapabiliriz dedi. Aslında kendi değiştirebileceğini de söyledi de o kadarı olmaz artık :)) Ayrıca motorlara el atmışken ve hazır malzemeler de varken motorları güzelce temizledim, yağladım ufaktan bakımlarını yaptım. Benim buji değiştirme zamanım geldiği için onları da temin edip çantaya attım. Afrika'dan beri alet kullanmadan lastik değiştirmiyordum. Hatta bazen yolda düşünüyordum lastik patlasa yine yapabilir miyim acaba diye. Onun için Orkun'a ben bir motoru değiştirim sen yardım etme, bakalım unutmuşmuyum dedim. Neyse ki unutmamışım değiştirdim. Benim için de pratik oldu. Bir tek Arka lastiği takarken levye ile iç lastiği kestim. Çok dikkat ettim ama yine kaçırmışım. Orkun'un levyelerinin ucu çok keskindi çünkü tubeless içinmiş. Sonra çıkarıp kendi küt ve kısa levyelerimi kullandım. Onları da bu yolculuk için çok aramıştım denemiş oldum iyi oldu. Ayrıca bu yolculukta yanıma küçük elektrikli hava kompresörü yerine bildiğiniz bisiklet pompası aldım. Onları da denedim süper iş yapıyorlar. Böyle bir günü güzel havada bol bol lak ve bakım ile geçirdik.
Çat kapı Orkun'un evine gidip yerleşince ertesi gün kalkıp SF (San Francisco)'e gidemedik. Biz de çıkıp Santa Cruz'u gezelim dedik. Orkun erkenden işe gitmişti ama bize kahvaltı edebileceğimiz kafeleri ve gezeceğimiz yerleri whatsapp'dan nokta nokta lokasyonları ile gönderdi. Santa Cruz küçük ama eğlenceli bir yer. Sokaklarda çok ilginç tipler var. California, Amerika'da gördüğümüz diğer eyaletlerden çok farklı. İyisiyle kötüsüyle farklı çünkü sadece güzel yanları yok, kötü olduğunu düşündüğüm yanları da var. Fotoğraflar Santa Cruz'dan.