Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Panama'da arkamızdan tropik bir fırtına geldiği için kaptan tam gaz Kolombiya'ya doğru geldi. Başardı da, fırtınaya yakalanmadık ama oldukça sallantılı bir yolculuk yaptık. Şu anda Kolombiya'yı görebiliyoruz. Sanırım 3-4 saate varacağız. Fakat vardığımızda mesai bitmiş olacağı için akşam yine gemide yatarız. En azından bu akşam sallanmadan uyuruz. Kısmetse yarın öğleden sonra çıkmış olacağız. En azından yola çıkmadan önce kaptan öyle demişti. :)
Gemide aşağıda uyuduğumuz yerler de bunlar. Perdeler ile ayrılmış odalar var. :) tek sorun çok acayip sallanıyor. Yatakta kalmak için bidiğim kolumu bacağı bir terlere sıkıştırmaya çalışıyorum. :) Gemi sallanmaya başlayana kadar beşeler yerindeydi. Gemide bulunam bir sürü gezgin ile güzel sohbetler yaptık. Hatta bir ara kültürlere göre vıcut dili üzerine gelmişti muhabbet. :) En çok Türkler olarak bizden çıktı. Garibim bir ingiliz vardı bir tane bile el kol işaret gösteremedi. Açık denizde dalgaları ve rüzgarı yiğince herkesi bir vurdu dağıldı millet. :)
San Blas adaları Panama'nın Karayip denizi boyunca uzanıyor ve toplam 305 tane adadan oluşuyor. Yaklaşık 40 küsür tanesinde yerleşim varmış. Fakat bunlar çooook küçük adacıklar. Bazılarında sadece 4-5 tane palmiye varmış. Bizim adamız bu :) akşama kadar buradayız. Yüzmek, tekneden atlamak, olmayan güneşte güneşlenmek, adanın çevresinde yürümek serbest ;) arkaya doğru diğer adalarda gözüküyor. Yüze yüze çok rahat ada ya da adacık değiştrebilirsiniz. Teknemizde Gürcistanlı biri vardı. Bizim plakaları görünce yanımıza geldi komşu diye :) motorla gelmemiş sadece adaya geçmek için binmiş tekneye. Bu adada kalacakmış 3-4 gece. Düşündüm de çok güzel bir şey. Adada hiç bir şey yok. Çevresi 100mt bile yok :) elektrik, su, internet hiç bir şey. Aklıma Baykal gölündeki kaldığım ada geldi. 4 gün geçirmiştim ve hiç bir şey yoktu. Günler o kadar uzun gelmişti ki anlatamam. Tek yaptığım yatmak, yiyecek bir şeyler hazırlamak, yüzmek ve gölü seyretmek. :)
Motorları yükledik, tuzlu sudan korumak için branda ile sıkıca bağladık da :) Şimdi San Blas adalarına gitme vakti. Bu gemi yolculuğunu cazip kılan tek şey bu adalara gidecek olmamız. Yoksa motosikletleri ve kendimizi uçak ile Panama'dan Kolombiya'ya taşısak üç aşağı beş yukarı aynı paraya gelebilir. :) Motorlar hafif olduğu için uçak ile taşımak avantajlı. Ayrıca karayip denizinde vakit geçireceğiz. Daha önce Meksika'da Cancun tarafında kalırken Karayiplerde cakit geçirmiştik deniz ve kumsal çok güzeldi. Sonrasında hep Pasifik okyanusu tarafında kaldık. Nedendir bilmiyorum Orta Amerika'daki ülkelerin sadece Pasifik tarafında kalan kısımları gelişmiş ve yolları yapılmış. Kuzey tarafı yani Karayip tarafına ulaşmak hep daha zordu ya da kesintisiz devam eden bir yol olmuyordu. Sürekli çıkıp geri inmeniz gerekiyordu.
Motorları yüklemeya başladık. Neyseki elle de çekiliyor olsa bir vinci var. Olmasaydı yüklemek oldukça uzun sürebiliyordi. Herkesin bütün çantalarını çıkarttırdılar. Birisi bütün motorlara vinç ile çekmek için halat bağladı. Oldukça hızlı ve paralel çalışıyorlar. Yoksa bu kadar motosikleti gemiye kaldırıp yüklemek çok zaman alabilirsi. Motorları koyacak ayrı bir yer olmadığı için güvertese korkuluklara bağlayacağız. Hadi bizim motorlarımız küçük de millette oldukça büyük ve paalı motorlar var. Ters bir şey olsa pek eğlenceli olmayabilir. Çantalarımızı ve bütün eşyalarımızı da küçük bir bota yüklediler. Kaptan pasaportlarımızı da aldı :) Gemiye servet yükledi :)
Evet oldukça virajlı bir dağ yolunu geçtikten sonra limana geldik. Yoldaki iniş çıkış eğimleri çok ilgiçti çünkü viraj dönerken rampa çıkıyorsunuz ama motorda geriye doğru kayıyorsunuz. Anlatması zor fakat gördüğüm en dik iniş çıkışı olan yollardandı. İnternet bulduğumda videosunu yükleyeceğim. Biz vardığımızda gemi çoktan gelmiş bizi bekliyor. Bu gördüğünüz gemi ile Kolombiya'ya geçeceğiz. Şu anda 18 motosiklet var. Hepimiz buna sığacağız. :) Yükleme için kaptanı bekliyoruz şimdi. Telefon çoook az çekiyor, nereye kadar çeker bilmiyorum.
Herşeyi hazırlayıp toparlandık ve bizi Güney Amerika'ya geçirecek olan tekneye doğru yola çıktık. Yolda tekneye bineek bir kaç motorka daha karşılaştık, gidiyoruz. Tekne 25-30 metrelik bir yelkenli. Sanırım 18 kadar motoru güvertesine alabiliyormuş. Biz yol boyunca 10 tane kadarıyla denk gelmiştik. Eğer varsa diğerleri ile artık teknede tanışacağız. Tekne Panama'nın Karayipler tarafında bulunan Guna bölgesindeki Carti'den kalkacak. Google Maps'den bakınca ne Carti'nin kendisi ne de yolu gözüküyor. :D Bu bölge özerk bir bölge ve Guna yerlileri tarafından yönetiliyormuş. Sanırım bölgeye giriş için de iyi bir para alıyorlarmış. Çünkü biz turistiz, onlar için gelir kaynağıyız :D Bu arada o bölgede telefon çekmiyormuş. Yolda giderken internet erişimimiz kesilebilir. Motorları Tekneye yükledikten sonra ile olarak San Blas adalarına gideceğiz. bu adalar çok küçük adalar ondan gezilecek çok bir şey yok ama güzel plajları ve karayip denizi var tabii :) Plajda takılıp, yüzdükten sonra tekrar tekne ile Kolombiya Cartagena'a gideceğiz. 2-3 gün sesimiz çıkmayabilir merak etmeyin. :)
Aile ile birlikte hep beraber güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltıda yine kendilerine özgü bir şeyler hazırladılar. İçtiğimiz çorbanın içinde patates, soğan ve yumurta vardı. Fakat yumurtayı direk çorbanın içine kırmışlar. :) Üzerine ince bir peynir tabakası koyup yedik. Yanında da tahmin edin ne yedik? Tabii ki muz. :D dün akşam pilavın üzerine muz koyup yemiştik. Ayrıca çorbanın yanında mısır unundan bildiğimiz bazlama vardı. Üzerine ananas reçeli sürüp bir güzel yedik. :D
İlk defa bu kadar küçük bir teknede uyuyacağım. Daha önce Akdeniz'i ve Karadeniz'i geçerken motoru büyük gemiye yükleyip ben de gemi ile birlikte gitmiştim ama onlarca tır alan büyük gemilerdi. Hımm gerçi yazarken aklıma geldi. Afrika yolculuğunda Mısır'dan Sudan'a geçmek için kullandığımız tekne de çok büyük değildi. Onda da güvertede uyumuştuk. Burada ise aşağıda perdeile ayrılmış odalarımız var. :) Yemekler de fena değil. Akşam taze taze yakalanmış yengeç ve kocaman karidesler yedik. Sonrasında da dünyanın farklı farklı yerinden gelen gezginler ile çok acayip muhabbetler ettik. Bir ara herkes kendi kültüründe kullandıkları vucut dillerinin ne anlama geldiğini anlatıyordu. Hahaha tabi ki en çok hareket Türkler olarak bizden çıktı. Hatta sıra ingilize geldiğinde bir tane bile aklına gelmedi. :)) Güzel ve eğlenceli bir akşamdı. Saat 22'de yola çıkacağız ve Kolombiya'ya doğru yol alacağız. Çok büyük ihtimal bu Kolombiya'dan önceki son paylaşım olur. Daha çok fotoğraf yüklemek istedim ama internet ancak birine izin verdi :( Güzel videolar da var. Artık Kolombiya'ya geçince paylaşacağım.
Yine başladı yağmur durmuyor :) Oturduk izliyoruz. Bu kadar uzun süre nasıl hızını korumaya devam ederek yağıyor hiç anlamıyorum. Buralarda alt yapı nasıl patlamıyor da ortalığı su basmıyor diye düşünmeden edemiyorum. Belki de basıyordur bize denk gelmemiştir. :D Umarım yarın sabah bu hızla yağmaya devam etmez. Çünkü erkenden kalkıp teknenin olduğu yere gitmemiz gerekiyor. Buradan 120 km uzaklıkta ve sanırım yolun tamamı asfalt değilmiş. Bu şekilde devam ederse o kadar yolu kuru gitmemiz imkansız. Aslında bunların hiç biri sorun değil de ne güzel her şeyi yıkadık, kuruttuk. :D Neyse sabah ola hayrola diyelim...
Yağmur yağdı yağacak, kara bulutlar toplandı şehrin tepesindede. Okyanus da çekilmiş iyice. O yüzden gemilerin hepsi karaya oturmuş bekliyorlar. İlerdeki yüksek gökdelenler ile birlikte ortam çok güzel görünüyor. Sanki film sahnesi gibi :) Etkileyici oldukça. Ben bu videoyu çektim kapattım yağmur fena indirdi, hemen geri eve kaçtık.
Panama City ilginç bir yer. Sokaklarında gezerken bir anda son derece temiz, güzel binaların, lüks restoranların, iyi giyimli insanların dolaştığı bir yer oluyorken, yürümeye devam edip bir kaç sokak geçince, her yerin çöp olduğu, kokan binaların yıkılmaya yüz tuttuğu ve insanlarının değiştiği, hatta yürümesi bile önerilmeyen bir yer olabiliyor. Hatta uzakta bizim gitmediğimiz bir kısmı daha var ki Amerika'da gördüğümüz büyük şehirlerdeki binalar bile sönük kalır yanında. :) O kısım çok ilgimizi çekmediği için sadece uzaktan fotoğraf çekip el salladık :D
Nasılsa bunu atlamışım. Daha önce tropik bir çok bölgeye gitmiş olmama ve muzla yapılmış yemekler yemiş olmama rağmen bu iki muzun birbirinden faklı olduğunu bilmiyordum. Meksika'ya girmemle beraber öğrendim ne zamandır paylaşacağım unutuyorum. Orta Amerika'da (Afrika'da da) muzu yemeklerde çok kullanıyorlar. Gerçi genel olarak meyveleri çok kullanıyorlar. Hatta tek başına da haşlayıp, kızartıp yemek yapabiliyorlar. Şimdi kaldığımız yerde evin hanımı yemek hazırladı. Bize yemeklerin nasıl yapıldığını anlatırken iki muzu da kaptı getirdi. Tabakta görülen sarı şeyleri yeşil muz ile yapıyorlar. Yeşil büyük olan muzlar yemeklik, sarı olanlar ise yemelik :D Patatesle ne yapılabiliyorsa bunla da yapabiliyorlar :) Bazıları zaten oldukça büyük ve kalın oluyor. Tek başına bir kişi rahatlıkla doyurabilir.
Panama City'e güzel bir havada (sonunda) giriş yaptık. Burada önceden ayarladığımız bir aile evinde kalacağız. Orta Amerika'nın sonuna geldik artık ve bu seyahatimizin nerdeyse yarısıydı. Süre olarak olmasa da kilometre olarak olmuş olabilir ya da psikolojik olarak da diyebiliriz. Hazır hava güzel motorları da bahçeye çekmişiz daha üstümüzü bile değiştirmeden motorda ne varsa söktük bahçeye yere serip yıkamaya başladık. Çünkü çantaların içi uzun süre ıslak kalmasından dolayı fena kokuyordu. :D Ayrıca ne kadar çamaşırımız varsa hepsini makineye attık. Buna motor malzemeleri de dahil. Kurutucu da varmış arkasından kurutacağız :D Güzel bir temizlik oldu. :D
Şu meşhur Panama kanalının üzerinden geçiyoruz. :) Bu kanal olmadan önce gemiler Güney Amerika'nın altından dolanmak zorunda kalıyormuş. 77km uzunluğundaki bu kanalı ilk olarak 1881'de Fransızlar el atmış. Daha önce Süveyş kanalını da yapmışlar. Fakat 8 yıl sonra $287,000,000 harcandıktan ve yaklaşık 22,000 çalışan öldükten sonra projeden çekilmişler. Evet evet okuyunca ben de inanamadım ayda 200'den fazla insan ölüyormuş. Daha sonra 1904'de Amerikalılar devralmış ve 10 yıl içinde kanalı bitirip kullanıma açmışlar. Fakat abiler yaparken maliyetleri azaltmak (daha az kazmak) için kanalı deniz seviyesinde yapmamışlar. Kanal deniz seviyesinden 28mt yukarda olduğu için gemileri yukarı aşağı taşıyan havuz sistemi var. Bir geminin kanaldan geçişi yaklaşık 9 saat sürüyormuş. Güney Amerika'yı dolanmaktan iyidir :D Tabii bu kanal Atlas ile pasifik okyanusunu birleştirdiği için Amerika kıtasını da ikiye bölüyor. Her şeyin bir bedeli var :) Burayı kullanmak oldukça pahalı ama Güney Amerika'nın altını dolanmak daha pahalı onun için burası tercih ediliyor. Burası Panama'nın ekonomik seviyesini yükseltmiş ve gelişmesini sağlamış. Zaten Orta Amerika'daki diğer ülkelere göre Panama oldukça iyi durumda bir ülke.
Panama City'e doğru ilerlerken yanından geçtiğim bu abinin daha doğrusu amcanın ismi Marcus. Su içmek için yol kenarında durduğumuzda yakaladı bizi. İlk sorduğu sorular, "nerelisiniz?", "nereden başladınız?", "ne kadardır yoldasınız?, "nereye gidiyorsunuz?" oldu sırasıyla. Gayet sistamatik şekilde anahtar soruları sordu :) Ushuaia'a ne zaman varacağımızı sorduğunda "bilmiyoruz belki mart, mayıs olur" dedik. Havalar soğuyacak dediğinde de zamanımız var yavaş yavaş takılacağız dedim. Sonra aynılarını ben sorduğumda cevaplar şaşırtıcıydı :) İsviçre'den başlamış. Önce Türkiye'ye gelmiş oradan İran ve Türk ülkelerinden geçip Çin'e girmiş ve Japonya'ya kadar gitmiş. Sonra motoru yükleyip Avusturalya'ya göndermiş, sonra Yeni Zellanda, hızını alamamış Hawaii adalarına'da gitmiş. En son Amerik'ya gelmiş. Motorla değil gemi ile yolculuk yapmış gibi :)) gerisi de bizim gibi aynı Orta Amerika'nın sonuna gelmiş. Aynı tekne ile Kolomiya'ya geçeceğiz. Kendisi de Ushuaia'a gidiyormuş. Fakat yolculuğu devam edecekmiş. Motoru tekrar yükleyip Güney Afrika'ya geçecek ve benim daha önce yaptığım gibi Afrika'nın doğu hattından güneye doğru çıkıp geri evine dönecekmiş. Anlatırken ben yoruldum. :) şu Çin işini merak ediyorum. Şimdi ayak üstü çok konuşamadık ama teknede vaktimiz olacak Çin olayını nasıl yapmış öğreneceğim. :)
Panama'nın yolları oldukça güzel. Gerçi Orta Amerika'da en iyi yollar bence Nicaragua'daydı, sonrasında burası olabilir. Aslında Panama'da yolların çoğu (en azından panamerica üzerinde olanlar) bölünmüş yol fakat sürekli bir yol çalışması olduğu için sadece bir tarafını kullanabiliyorsunuz. Manzarasına gelince her yerde olduğu gibi burası da orman orman dağ dağ şeklinde devam ediyor. :) Yağmurdan ıslanınca mis gibi kokuyor ortam.
200km kadar geldik hava resmen güneş açtı. Böyle olunca biraz daha gidelim yol üzeri bir yerlerde kalırız dedik. Eğer yarın yağmurlu olursa yapacak yolumuz az olur :) Aquadulce diye bir yere geldik. Bir sonraki şehir 50km ilerde onu da deneyelim diye biraz gittik fakat yol dağlara doğru gidiyor ve dağların tepesi koyu bulutlu :) güneşin batmasına çok yok boş yere maceraya gitmeyelim. :)
Panama'da deli gibi radar var. Sanırım yola çıktığımızdan beri ilk defa radar gördük. Avrupa'da hiç denk gelmemiştik. Amerika'da zaten bizi durduran bir polis dışında yolda polis bile görmedik :) Onun dışında Orta Amerika'da da durum çok fatklı değildi. Genelde kontrol noktaları vardı ama sanırım turist olduğumuz için bizi hiç durdurmuyorlardı. Burada ise son 2-3 saat içinde 8 tane radar gördük. Nerdeyse her şehir giriş çıkışında var bu abilerden ve ellerinde radar hazır bekliyorlar. Genelde motorlular bir iki tane de arabalı gördüm. Karşıdan gelenler selektör yaktığı için çok rahat anlıyorsunuz radar olduğunu. Şöyle bir sorun var hız sınırını gösteren tabelalar nerdeyse hiç çok onun için kaçla gitmemiz gerektiğini genelde bilmiyoruz. Radar varsa diğer arabalara uyuyoruz birinin arkasına geçip takılıyoruz, geçerken polis abilere de selam veriyoruz :))
Yağmur yüzünden otelden kafamızı çıkartmadığımız için dünden beri bir ieyler yememiştik. Yolda ilk gördüğümüz büyük marketin içine daldık. Önünde hazır oturacak yeri de var, kahvaltılık bir şeyler alır yeriz hemen dedik. Markette girerken bu renkli giyinmiş kadınları gördük. Ne güzel giyinmişler dedik. Sonra markette gezerken bir baktık her yer bunlardan oldu. :) hııı bunlar bir kabile sanırım diye düşünerek birilerine sorduk. Evet Panama ve Costa Rica'nın yerlilerinden Ngabe 'ymiş bunlar. Bölgeleri tam buranın kuzeyinden başlıyornuş. Genelde Orta Amerika'da kabile üyesi kadınların hepsi aynı giyinirken erkekleri normal bizim gibi giyinmesi ilginç geliyor. Bir tek Maya erkeklerini gördüm hep aynı giyinen onun dışındakiler normal bizim gibiydiler.
Saat 11'e kadar yattık yattık kalktık ama yağmur durmadı. :) Daha fazla beklemeyelim diye yola çıktık bizde. Sürekli bir yol çalışması olsa da Panama'da yollar ve manzarası çok güzel. Yağmur da geçenki gibi yağmıyor. Normal şekilde atıştırıyor. :) Gerçi her şey ıslak giydiğimiz için yağsa da fark etmez çok :))
Yağmur sabaha kadar yağmaya devam etti, sanırım hiç durmadı. Meteorolojiye göre sabah erkenden duracak, sonra tekrar başlayacakmış. Biz de yağmur başlamadan kaçalım diye erkenden kalktık ama yağmur yağmaya devam ediyor :( Belki durur diye bekliyoruz. Zaten dünün yorgunluğu daha geçmemiş, yataktan kalkmamak için bahane arıyoruz. Bundan güzel bahane mi olur. Boşverrrr yat geri :D Panama City'e 450km kadar var. 200km gitsek yeter zaten.
Panama'ya motoru sokmak bizim girmemiz kadar hızlı olamadı. Aslında hiç bir şey yapmadık. Trafik sigortası, pasaport ve aracın ruhsatlarını verdik bekliyoruz. Kadın ikisini de bilgisayara giriyor. Büyük ihtimal sonra çıktı alacak, gelip motorların şase numarasını kontrol edecek sonra çıktığı kaşeleyip verecek. Fakat her şeyi çok dikkatli dolduruyor, kontrol ediyor. Çünkü biz söylemesek de bizim buradan Kolombiya'ya geçeceğimizi ve bunu kara yolu ile yapmayacağımızı biliyor. Nerden biliyor? Büyük ihtimal kimse buraya Panama'yı gezmeye gelmiyor ve Panama-Kolobiya arasında kara geçişi yok. Yani kara bağlantısı var tabii ama yol, patika, hiç bir şey yok. (Google'dan "darien gap" olarak aratabilirsiniz) Eğer burada bir hata olursa daha sonra bizim tekneye ile çıkmamız çok sorun olur ve hatta binemeyebiliriz. Bu arada Orta Amerika'da tek seferde bilgileri doğru giren hiç bir sınır olmadı şimdiye kadar. Ya şase numarası, ya motor numarası, ya isim hep bir yanlışlık yapıyorlar. Mesela az önce trafik sigortasında şase numarasını yanlış yazmışlardı tekrar hazırladılar. Sonra da ismi yanlış yazdılar :D Yarım saat oldu bakalım bekliyoruz ne zaman bitecek. Yağmura gelince göz gözü görmüyor valla :)
Kaldığımız otelin bahçesinde kahvaltımızı hazırlayıp erkenden yola çıktık. Sabah yağmur göstermediği için yakalanmadan çıkalım dedik. Panama'dan gemiye binmemize az kaldı. İşimizi şansa bırakmamak için son sınır geçişimiz olan Costa Rica - Panana geçişini 3-4 gün erken yapalım dedik. Buradan sınıra yaklaşık 200km var. Onur'lar bizden önce gittiği için sınırın 12-13 arasında kapalı olduğunu söylemişlerdi. Biraz hızlı hareket edersek hem yağmura yakalanmayız hem de 12'den önce sınırda oluruz. Çünkü 13'e kalırsak bir saattir orada bekleyen bir sürü kişi olacak ve geçişimiz uzun sürecek. Onur'lar sanırım 2,5 saatte geçmişler. Bir önceki gün Pejman'da geçmişti ve 2 saatte geçtiğini söylemişti. Biz iki motoru bu da 3 saate yakın sürecek demektir. :) Güney Amerika'ya geçince bir süre sınır geçmek istemiyorum.
Ablam (TatlıGezgin) ilk söylediğinde çok inandırıcı gelmese de o dediğini yaptı motosiklet ile Afrika kıtasında motor sürmeye başladı. İlk önce Nordkapp'a gideceğim sonra da Afrika'yı batıdan inip doğudan çıkarım demişti. Ben de önce bir Nordkapp'a git de sonra bakarsın demiştim. 3 Temmuz'da yani bizden bir gün önce yola çıktı. Hollanda'da Ferry​'de (One Road One World) ona katıldı ve beraber Nordkapp'a çıkıp geri Türkiye'ye geldiler. Fakat bu bir eve dönüş değil aksine Afrika kıtasına geçişti. :D Şimdi de planladığı gibi Afrika kıtasına batıdan yani Fas üzerinden girip Güney Afrika'ya doğru sürmeye başladılar. Oradan da tekrar Afrika kıtasının doğusundan Mısır'a çıkacaklar. Açıkcası ne kadar süreceğini ben de merak ediyorum. Tuhaf olansa ailenin sadece iki evladı olarak bir gün aralıklarla motosiklet tepesinde uzun yolculuklara çıkmış olmamız, birimiz amerika kıtasında diğerimiz afrika kıtasında güneye doğru iniyor olmamız. Acaba eskiden akıllarına gelir miydi? :) Takip etmek için; https://www.facebook.com/TatliGezgin/ (TR,EN) https://www.facebook.com/oneroadoneworld/ (EN, NL)
Yaklaşık 4 saat orman içinde yürüdükten sonra gün batımı için sandalyelerimizi kapıp sahile indik. Manzara muhteşem. :)
Parktan paylaşacağım son komik ve renkleri ile ilgili çekici hayvan bu olacak. Bunlar denizden değil ormanın içinde ağaçların arasında yaşıyorlar. Her şeyin yem yeşil tek renk olduğu bir ormanın içinde böyle renki olmaları onları fena ele veriyor. Bir sürü olduklarından komik görülüyorlar.
Gördüğüm en komik böceklerden biri olabilir kendisi. Gerçi böcek sınıfında mı onu da bilmiyorum. Kabuğun içinden yan yan çıkıyor, engel görünce geri geri engelin tepesine çıkıyor sonra öbür taraftan aşağı yuvarlıyor kendini. Milli parkın içinde yürürken çıktı karşımıza bir süre oynadıktan sonra alıp uzak bir kenara koydum. Bizi görmez ezer garibimi. Zaten ormanda yol üzeri ne kadar böcek gördüysem alıp kenara koydum. Orta Amerika'da böceklere karşı bir sempatim oluşmaya başladı :) Ormanda yürürken gördüğüm onlarca tuhaf böcekten sonra acaba hepsi sınıflandırılmış mıdır ya da dünyadaki böcek türlerinin yüzde kaçı keşfedilebilmiştir diye düşündüm...
Biz motorla şehre girerken bu tembel hayvan da karşıdan karşıya geçiyordu. Yerden değil tabii ki :) Ağaçlar arasına ipler germişler oradan asılmış geçmeye çalışıyordu. Ağaçta tembel tembel hareket eden bu arkadaş biz motorları kenara çekip, yürüyerek dönene kadar nasılsa karşıya geçmeyi başarmış. Komik hayvanlar gerçekten. Sanki tüm hareketlerini 2 defa düşünerek yapıyor gibi. Bir de aşağıda çok ses olunca kafasını tamamen arkasına çevirip bakması ve bunu yaparken tırmanmaya devam ediyor olması çok acayip. Korku filmi karakteri gibi. :D Kafasını tamamen arkaya çevirebilen tek memeliymiş kendisi.
Bunları sürekli görüyorum her defasında gözüm takılıyor. Bu kırmızı karıncalar koca bir ağacı tüketebiliyorlar. İnanılmazlar. Yaprakları kesip uzun bir hat boyunca yuvalarına taşıyorlar. Yoldaki görüntüleri çok komik sanki yapraklar ayaklanmış yürüyor gibiler. Aslında bu yaprakları yemiyorlarmış. Bunlar yuvalarına götürüp istifliyorlar sonra çiğneyip lapa haline getiriyorlar ve üzerinde mantar oluşmasını bekliyorlarmış. Sonra da onları yiyorlarmış. Milli Parkın içinde bunlarla ilgili bir yazı vardı. Yaprağı kesen, taşıyan ve onları koruyan farklı farklı karıncalarmış. Zaten yaprağı kesenler çok daha büyükler. Yuvaları yaklaşık 5 metre derinliğinde ve 7 metre genişliğinde oluyormuş. Oldukça büyük buna şaşırdım. Koca bir ağacın yapraklarını bir kaç günde bitirebiliyorlarmış :D Bunu da kaldığımız yerin 10mt yanında çektim :D
Dün yağmurda saatlerce yağmur altında yürüdüğüm Monteverde yağmur ormanlarından 360 fotoğraf.
Monteverde'den ayrılırken ana yola çıkmak için başka bir dağ yolu kullandık. Yol stabilize ama manzarası süper. Yükseklerden gittiğimiz için hava da çok güzel. Hatta uzun zamandan sonra ilk defa güneş açtı, daha güzel oldu. Dün parkı gezerken yediğim yağmurdan sonra dalga geçer gibi oldu. :) Önce tekrar Panamerican yoluna çıkacağız sonra oradan devam edeceğiz doğuya doğru gitmeye.
Şimdiye kadar Orta Amerika'da hiç benim motordan (Yamaha WR250R) görmemiştim. Genelde XT125 veya WR125 gibi (ama bizimkinden farklı) bir model var. Uzaktan çok benziyor ama yakına gelince ayrıntılar farklı. Mesela arka fren disk değil gibi gibi. Costa Rica'da sürekli polislerde görüyordum ama hareket halinde denk geldiğim için emin olamıyordum. Sonunda birini yakaladım. Gerçekten polis motorları WR250R'mış. :D Adam bu motorla buraya kadar geldiğimi görünce şaşırdı beni tebrik etti. :))
Costa Rica'yı ikiye bölen yanardağ (Cordillera Central) sıra dağları bunlar. İlerde görülen de Arenal volkanının yanında bulunan Arenal gölü. Bu dağ sırası Costa Rica boyunca uzanıyor ve resmen Pasifik okyanusu ile Karayipleri birbirinden ayırıyor. Orta Amerika'da Karayipleri bir tek Meksika'da Playa Del Carmen ve Tulum'da görmüştük. Sonra bir daha kısmet olmadı hem Pasifik tarafında kaldık. Belki Costa Rica'da geçeriz dedik ama henüz harekete geçemedik :)
Her şey tamam işlemleri bitirdik dedik ama Trafik sigortası olmadan ülkeye almıyorlarmış. Elimizde tüm Orta Amerika'da geçen bir trafik sigortası var. Poliçe ispanyolca ve ülke isimleri de açık açık yazıyor ama Nicaragua'da olduğu gibi bunlarda kabul etmiyor. Bu ülkeden bulunan sigortadan almanız gerekiyor diyorlar. Costa Rica ekonomisinde turizimin payı oldukça fazlaymış. :) Tabii nasıl para kazanacak adamlar. Nerden yaptıracağımızı öğrendik gittik fakat öğle yemeği arasına girmişler. Dönüp bankaya gidip para bozduralım dedik. Yarım saat sonra geri geldik açıkmış fakat uzun bir sıra var. Bekle bekle... bir trafik sigortası poliçesi hazırlamak ne kadar uzun sürebilir ki? sıranın bize gelmesi 1,5 saat kadar sürdü. Poliçeyi hazırladık sonra fotokopiler istediler, gittik fotokopici bulduk orada da sıra bekledik. :D
Evet sora sora avukatımızı bulduk. Tabelasından anladığım kadarıyla burada avukatlar aynı zamanda noterlik hizmeti de veriyor ya da bazı avukatlar öyle bilemedim. Avukatın kendisini bulamadık. Binada aynı zamanda gümrük işleri yapan birileri daha var. Onlara sorduk dışarda olduğunu söylediler. Hatta avukatı aradılar, 20 dakikaya geleceğini söylemiş. Oturduk bekliyoruz şimdi. Umarım tüm iş avukatın hazırlayacağı dilekçe ile bitiyordur.
Bir süre dinlenip ara verdikten sonra tekrar kaldığı yerden devam ediyorum paylaşmaya. :) İyi geldi ama boş boş yatmak itiraf edeyim. Artık Ometepe'den ayrılma vakti geldi. Ayrılırken hava çok bulutluydu ama manzara yine çok güzeldi. Hem Ometepe'ye hem de Nicaragua'ya el sallıyoruz. Guatemala'dan sonra Nicaragua'yı da sevdik, fakat Costa Rica'dan daha da ümitliyiz. Çünkü Orta Amerika'da en çok sevilen yer genelde Costa Rica oluyor. Göreceğiz bakalım. Sınıra çok yakınız. Gemi ile adadan karşıya geçmek bir saat sürüyor. Sınıra da 1 saatte gitsek, 9:30'da oluruz. Erken girelim erken çıkalım sonrasında Costa Rica'nın en bilinen yeri yağmur ormanları Monteverde'ye gideceğiz.
Ometepe bizim için tam bir tatil oldu. Her zaman olduğu gibi hemen hamağımı çıkarıp kuracak güzel bir yer buldum. Tüm gün boyunca bir döndüm yanardağı seyrettim, bir döndüm gölü seyrettim. Tembelliğin dibine vurduk. Yola çıktığımızdan beri hiç bu kadar boş zaman geçirmemiştik. Özellikle 21'inde Panama'dan Colombia gemisine bineceğimiz için sadece gezerek gidiyorduk. Dinlenmek için kendimize hiç zaman ayırmıyorduk. Aslında gezmek istediğimiz ya da görmek isteğimiz yerlerin %90'ını gördük. Tek yaptığımız gezilecek yerleri çıkarmak ve kalacağımız günü belirleyip gezmek oluyordu. Tabii bunu yapmak gerçekten çok yorucu. Kendimize boş kalacak zamanımız hiç olamadı ya da çok çok nadir oldu. Çünkü bir yere gittiğinizde genelde akşam üstü varıyorsunuz. Hemen kalacak yer bakmaya başlıyorsunuz. Bir yere yerleştikten sonra eğer şehirde iseniz çıkıp hızlıca bir etrafa bakıp bir şeyler yiyorsunuz. Otele dönüp günlük giydiğiniz çorap, tişört filan yıkayıp asıyorsunuz. Ertesi gün gezeceğiniz yerin planını yapıyorsunuz. Kaç gün gerekliyse o kadar kalıp geziyorsunuz. Bazen bir gün fazladan kalıp motosikletler ile uğraşıyorsunuz. Hepsi bittikten sonra eğer zamanınız varsa hesap kitap işlerini yapıyorsunuz. Siteniz ve sosyal medya hesapları ile uğraşıyorsunuz. Sonra döngüyü başa alıyorsunuz. Halbuki en az bir gün de boş boş duracak zaman ayırmanız gerekiyor. Yani bir yere gidince en azından 4-5 gün kalmalısınız. Sadece bir gün gezecek bile olsanız yapılacakları yapmaya ve dinlenmeye 3 gün yetmiyor. Mesela Ometepe'ye geldik, adada gezmek lazım, belki volkana tırmanıp kraterden içeri bir merhaba demek lazım, hesap kitap yapmak, motorları kontrol etmek, çamaşır yıkamak, Costa Rica sınır geçişi için araştırmak, hatta Costa Rica'da nereler gezilecek, kaç gün kalabiliriz, nerede kalabiliriz onu da araştırmak, blog için yazı yazmak, sosyal medya için yaşadıklarımı paylaşmak, özlediğim ailemi, arkadaşlarımı aramak sohbet etmek... Tüm bunlar için burada 5-6 gün kalmak lazım :D Şimdilik hepsini pas geçtik ve sadece yatıyoruz. Güney Amerika'ya bir atalım kendimizi direk yaya yaya gezeceğiz. Yola çıkmadan önce 1 yıl gezeriz diyorduk, 4 ay geçti hala 1 yıl gezeriz diyoruz :D Sesim çıkmıyor ama kafamda dolananlar bunlar...
Ometepe karşıdan çok etkileyici görülüyor. Kocaman bir gölün içinde iki boğumdan oluşan bir ada düşünün. Sanki adayı ortadan kemer ile sıkmışlar boğum olmuş. Her boğumda da bir yanar dağ var. :) Tabii her şey deniz seviyesindeyken yanardağlar yaklaşık 1.600mt olunca ayrı bir heybetliler.
Geldik geldik, yakaladık feribotu. Çünkü ben gps'de gidilecek yeri direk ada işaretlemiştim. Meğer hesaplarken denizde feribotun alacağı kilometreyi de hesaplıyormuş. :) Aslında feribota kadar sadece 65km varmış. Bizde 100-110 gelince saat 10:10'da iskeleye vardık. Bizimkiler biletlerini almış, oturmuş bekliyorlardı. Bu arada şehirden yaklaşık 30km ilerdeki küçük bir şehirde 2 tane benzinci gördük. Murhy işte hep bunlar :)) Feribotta pek küçükmüş nasıl sığacak buna araba ve motorlar bilemedim. Şimdi motorları yükleyeceğiz.
Sabah çok erken olmasa da 7:30'da kalktık. Bugün Onetepe diye bir adaya geçeceğiz. Ada iki volkandan oluşuyor. Evet burada her yer volkan :)) Motorları otelin içinden çıkarmak biraz vakit aldı. Bu tür durumlarda küçük motorumuz olduğu için çok mutlu oluyorum. Gerçi genel olarak küçük ve hafif motorlar ile çıktığımız için mutluyuz. Diğer motorculara bakımca bize her şey kolay. Adaya gitmek için feribota bineceğiz. Buradan yaklaşık 100km uzaklıkta ve saat 10:30'da. Biraz erken çıkalım yolda ne olur ne olmaz dedik. Bir de benzin almamız lazım çünkü Nicaragua'da büyük şehirlerin dışına çıkınca benzinci bulmak pek mümkün değil. Oysa geçtiğimiz diğer ülkelerde adım başı benzinci vardı. Neyse kahvaltıyı yapıp çıkalım biran önce...
Akşam üzeri yaydıktan sonra festivale kimse motorla gitmek istemedi. Taksiler ile konuşup ne kadara gideceklerini sorduk. Festivalin yapıldığını düşündüğümüz şehir yaklaşık 30km uzaklıkta. Adam başı yaklaşık 5$'a anlaştık. Ben festival var mı? emin misiniz? dedim ama kimse bilmiyor. :) Neyse 4'li gruplar halinde iki taksiye atladık. Taksi şoförü de bilmiyor festivali. Bence kesin yok boşa gidiyoruz ama bindik artık. Şehre vardığımızda hava kararmak üzereydi. Taksici bizi merkeze getirdi fakat ortada görülen herhangi bir festival yok. Sağa sola soruyoruz festival yokmuş :D Ben dediydim demek istesem de diyemiyorum :D 2 ay boyunca her pazar yapılıyormuş bu festival. Tabii ki seçim günü yapılmaz. Haftaya pazar kaldığı yerden devam eder. Aynı taksi ile tekrar pazarlık edip adam başı bir 4$ daha verip geri dönüyoruz kös kös kaldığımız yere. Kısacası bugün pek bir şey yapamadık, boş geçti ama yine çok gülüp eğlendik. Özellikle İran'lı arkadaşımız Pejman'a baya Türkçe öğrettiğimiz için çok komik dialoglar oluyor. Artık yarın teker Ometepe'e döner. Zaman azalıyor...
Hava çok ısındığı için geri kaldığımız yere döndük. Biraz dinlenelim hava serinleyince de festival olayına bakarız. Nicaragua'ya girerken yol çalışması yüzünden çok fazla çamur olmuştuk. Özellikle çantalar oldukça kötü oldu. İçinden malzeme alırken ederken üstümüz de batıyor. Onun için yıkatalım diyorduk bir kaç gündür. "Biz motoru yıkatacağız siz de ister misiniz?" diye sordum herkese. Suratıma garip garip baktılar. Anlamadılar herhalde diye tekrarladım. "Hayır, hayır kötü şans getirir yıkatmayacağız" dediler :) siz de mi yolculukta motor yıkatmayanlardansınız dedim. Biz çok kötü olunca yıkatıyoruz. Bu ikinci olacak hatta. İlk yıkattığımız gün yolda tanıştığımız bir motosikletli gezgin motorları buradan mı aldınız gıcır gıcır demişti :) Biz de yook yıkattık sadece demiştik. Herkesin düşüncesi farklı. Kimi yıkanınca kötü şans geleceğine, kimi kirli kalınca daha havalı görüleceğine inanıyor. Bazıları da kirli ve eski görününce çalınma riskinin az olacağına inanıyor. İyi de gelmişsin BMW1200GS ADV ile ne yaparsan yap göze batacak o motor :) neyse her yerde yıkamacı var zaten daldık birine yaklaşık 3$ dedi. Burası için pahalı bence ama iyi yıkayacaklar gibi duruyordu. Abiler baya uğraşıyor, motor bloğunu bile siliyor tek tek. Sanırım bu sefer gıcır gıcır olacak gerçekten.
Göl manzarası olan Catarina şehrinin kendinde pek bir şey yok fakat manzarası çok iyiymiş. Biz bir göl beklerken iki gölü birden yukardan görüyormuş. Önümüzde duran göl küçük volkanik bir göl olan Apoya gölü daha ilerde görülen ilen büyük Nicaragua gölü. Sanırım verecek isim bulamışlar ve neredeyse ülkenin 10'da biri büyüklüğündeki bu göle ülkenin ismini vermişler. İkisinin ortasındaki belli belirsiz görünen ise bizim kaldığımız Granada şehri.
Hahaha tabii ki beyaz çıkmadı şehir :) Asıl bizim Bodrum'a gelsinler de görsünler, kesin bayılırlar. Sabah oteldeki kahvaltıdan verim alamayınca burada bir şeyler yiyelim dedik. Sonra yakında bulunan başka bir şehrin çok güzel göl manzarası varmış oraya gideceğiz. Tam karşımızda oturan İsrailli çift Gadi ve Lea motorlarını Alaska'dan alıp aşağı sürmeye başlamışlar. Solumuzda oturan Stefano ise İtalyan ve motorunu California'dan almış. O da aynı çekildr Güney Amerika'ya doğru gidiyor. Stefano daha önce Çin'i doğudan batıya motosiklet ile geçmiş ve Türkiye'ye kadar gelmiş. Daha önce Çin'de motor ile gezmiş kimseyle tanışmamıştım. Ne hikayeler var kendisinde. Sağımızdaki Onur ve Ayfer'i (AyferOnur Seyahatnamesi) tanıyorsunuzdur artık. :) Akşam şu bahsi geçen festivale gideceğiz. Bence festival de yalan çünkü bugün seçim var Nicaragua'da festivale kim gidecek de yapılsın...
Masaya volkanından 360 fotoğraf paylaşayım nasıl bir güzelliği daha doğrusu etkileyiciliği var daha anlaşılır olsun. Lavlar orada fokur fokur kaynarken ve heran bir şeyler olabilecekken izlemesi heyecanlı :)) Neyseki 10dk ancak durduk. Bu sürede birşey olsa gerçekten çok şansız sayılabiliriz. :)
Buraya gelirken aktif bir volkanın içine bakıp lavları görebileceğim hiç aklıma gelmemişti. Hatta dün Pejman'a volkan hareketlendiği için kamp yerlerini kapamışlar dediğim de "bu iyi bir şey" demişti. Sanırım bundan bahsediyormuş. Çok ilginç aşağıda lavlar akıyor, patlıyor, fışkırıyor ve tütüyor, biz de ona bakıyoruz. Normalde TV karşısında belgeselde izleyeceğimiz bir şey iken şu karşısında duruyoruz. Düşünsenize dünyanın merkezine kadar inen bir deliğin tam önünde durup aşağı bakıyoruz. Sadece ben değil hepimiz bu manzarayı görünce şok olduk çünkü kimsenin aklına lavları görebileceğimiz gelmemişti. Orada sadece 3dk durmamıza izin veriyorlar. Çünkü yayılan gazlar biz farkında olmadan bizi zehirliyormuş. Ayrıca daha önce bahsettiğim tünele de lavlar geldiği için artık girilemiyormuş. Sadece tünel değil burada bulunan ve kraterin farklı yerlerine ve daha içine doğru giden tüm yürüyüş yolları kapatılmış. Sadece durup seyretmeye izin veriyorlar. Biz biraz fazla oyaladık. Oradaki görevliler 2-3 defa uyardı uzaklaşmamız için sonra onlarla biraz sohbet edip bilgiler aldık. Bize artık gitmemizi yoksa aşağıdan gelip bizi arayacaklarını söylediler. Tam biz inerken bir araba da gelip bize aşağı inmemizi söyledi. Normal de akşam hava karardıktan sonra saat 19'e kadar gelinebiliyormuş. Çünkü o zaman sadece kırmızı lavlar görülebiliyormuş. Fakat burada seçim zamanı olduğu için 3 gün boyunca hiç bir şey yapılmıyor. Hayatımda gördüğüm en ilginç manzalardan biri olarak anılarımda yerini aldı.
Sağolsun yolu da asfalt yapmışlar :) Yol boyunca daha önce volkan patladığı zamanlarda akan lavların oluşturduğu yolları görebiliyorsunuz. Tabii artık taşlaşmışlar. Fotoğrafta sağda bulut gibi gözüken şey aslında şu anda volkandan yayılan sülfür dioksit. Baya baya tütüyor arkadaş. Nedense aklıma körfez savaşı geldi. Adana'da füze tehlikesine karşı siren çalınınca sığınaklara gideceğimiz öğretilmişti. Fakat insanlar siren çalınca sığınaklara gitmek yerine damlara çıkıp havada füze ararlardı. Biz de şimdi sanki aynı şeyi yapıyormuşuz gibi hissettim.
Masaya Volkanına geldik fakat 9'da açılması gerekirken biz geldiğimizde hala kapalıydı. Volkana çıkmadan önce bir müze var oraya gidip ismimizi yazdırmamız gerekiyormuş. Eğer volkan patlarsa yukarda kimler var ya da öldü bilmek için büyük ihtimal :D Müzenin içinde volkanı gösteren küçük bir maket var. Onu görünce "yuh!" dedim. Çünkü ben daha basit bir yer hayal etmiştim. 2 volkan ve 5 kraterden oluşan kocaman bir yanardağ. Asıl ilginç olan kraterin ağzına kadar araç ile çıkabiliyor olmanız. :) Evet evet yıllardır aktif olan bir volkanın ağzının içine kadar yol yapıp bir de seyir terası yapmışlar. Seyir terası iki büyük kraterin tam ortasında bulunuyor. Ayrıca lavların aktığı bir de tünel bulunuyormuş ve yürünebiliyormuş. İçinde yarasalar varmış. Bu bölge buraya özel bazı bitki ve hayvan türlerini de barındırıyormuş ve bunlar volkandan sonra ortaya çıkmışlar :D Belki de evrimleşmişlerdir kim bilir. Daha önce 1999, 2001, 2003 ve 2008 yılarında ufak patlamalar olmuş. Birinde büyük kaya parçalarını oldukça yükseye fırlatmış ve ziyaretçilerin üzerine gelmiş. Çıkalım bakalım neler görülüyor merak ettim.
Herkese Günaydınnnn, Evet güne enerjik başlıyorum çünkü Leon'da iki gün dinlenip biraz kendimize geldik. Bugün Nicaragua'da görmek istediğimi ikinci yer Granada şehrine doğru yola çıkıyoruz. Gerçi eğer Leon gibi biri hayal kırıklığına uğratırsa bir gece kalır başka yere geçebiliriz. Artık oraya gidince karar vereceğiz. Hava hala çok sıcak. Sabah 9'da 30 derece ve %90 nem var. Yolumuz sadece 130km yine de güneş ile birlikte kalkıp sabah erken yol almak istedik. Ayrıca yol üzerinde görmek istediğimiz Masaya Volkan'ı var. İlk planımız gidip orada kamp yapmaktı ama volkan şu anda aktif ve geçenlerde harekete geçtiği için kamp alanları kapatılmış. Fakat hala ziyarete izin veriliyormuş. Geçerken tam yolumuzun üzeri olduğu için gidip bir bakmak istiyoruz belki tüten dumanlarını görürüz. Bu arada Nicaragua'da yollar acayip iyi. Asfalt kalitesi, şerit çizgileri, bariyerler, uyarı tabelaları, yol kenarlarındaki bitkilerin kırpılmış olması ve hatta şaşırtıcı derecede temiz olması bir an kendimizi Amerika'da hissetmemize sebep olsa da ilk geçtiğimiz köyde sarsılıp geri kendimize geliyoruz. :)