Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Bunları sürekli görüyorum her defasında gözüm takılıyor. Bu kırmızı karıncalar koca bir ağacı tüketebiliyorlar. İnanılmazlar. Yaprakları kesip uzun bir hat boyunca yuvalarına taşıyorlar. Yoldaki görüntüleri çok komik sanki yapraklar ayaklanmış yürüyor gibiler. Aslında bu yaprakları yemiyorlarmış. Bunlar yuvalarına götürüp istifliyorlar sonra çiğneyip lapa haline getiriyorlar ve üzerinde mantar oluşmasını bekliyorlarmış. Sonra da onları yiyorlarmış. Milli Parkın içinde bunlarla ilgili bir yazı vardı. Yaprağı kesen, taşıyan ve onları koruyan farklı farklı karıncalarmış. Zaten yaprağı kesenler çok daha büyükler. Yuvaları yaklaşık 5 metre derinliğinde ve 7 metre genişliğinde oluyormuş. Oldukça büyük buna şaşırdım. Koca bir ağacın yapraklarını bir kaç günde bitirebiliyorlarmış :D Bunu da kaldığımız yerin 10mt yanında çektim :D
Dün yağmurda saatlerce yağmur altında yürüdüğüm Monteverde yağmur ormanlarından 360 fotoğraf.
Monteverde'den ayrılırken ana yola çıkmak için başka bir dağ yolu kullandık. Yol stabilize ama manzarası süper. Yükseklerden gittiğimiz için hava da çok güzel. Hatta uzun zamandan sonra ilk defa güneş açtı, daha güzel oldu. Dün parkı gezerken yediğim yağmurdan sonra dalga geçer gibi oldu. :) Önce tekrar Panamerican yoluna çıkacağız sonra oradan devam edeceğiz doğuya doğru gitmeye.
Şimdiye kadar Orta Amerika'da hiç benim motordan (Yamaha WR250R) görmemiştim. Genelde XT125 veya WR125 gibi (ama bizimkinden farklı) bir model var. Uzaktan çok benziyor ama yakına gelince ayrıntılar farklı. Mesela arka fren disk değil gibi gibi. Costa Rica'da sürekli polislerde görüyordum ama hareket halinde denk geldiğim için emin olamıyordum. Sonunda birini yakaladım. Gerçekten polis motorları WR250R'mış. :D Adam bu motorla buraya kadar geldiğimi görünce şaşırdı beni tebrik etti. :))
Costa Rica'yı ikiye bölen yanardağ (Cordillera Central) sıra dağları bunlar. İlerde görülen de Arenal volkanının yanında bulunan Arenal gölü. Bu dağ sırası Costa Rica boyunca uzanıyor ve resmen Pasifik okyanusu ile Karayipleri birbirinden ayırıyor. Orta Amerika'da Karayipleri bir tek Meksika'da Playa Del Carmen ve Tulum'da görmüştük. Sonra bir daha kısmet olmadı hem Pasifik tarafında kaldık. Belki Costa Rica'da geçeriz dedik ama henüz harekete geçemedik :)
Her şey tamam işlemleri bitirdik dedik ama Trafik sigortası olmadan ülkeye almıyorlarmış. Elimizde tüm Orta Amerika'da geçen bir trafik sigortası var. Poliçe ispanyolca ve ülke isimleri de açık açık yazıyor ama Nicaragua'da olduğu gibi bunlarda kabul etmiyor. Bu ülkeden bulunan sigortadan almanız gerekiyor diyorlar. Costa Rica ekonomisinde turizimin payı oldukça fazlaymış. :) Tabii nasıl para kazanacak adamlar. Nerden yaptıracağımızı öğrendik gittik fakat öğle yemeği arasına girmişler. Dönüp bankaya gidip para bozduralım dedik. Yarım saat sonra geri geldik açıkmış fakat uzun bir sıra var. Bekle bekle... bir trafik sigortası poliçesi hazırlamak ne kadar uzun sürebilir ki? sıranın bize gelmesi 1,5 saat kadar sürdü. Poliçeyi hazırladık sonra fotokopiler istediler, gittik fotokopici bulduk orada da sıra bekledik. :D
Evet sora sora avukatımızı bulduk. Tabelasından anladığım kadarıyla burada avukatlar aynı zamanda noterlik hizmeti de veriyor ya da bazı avukatlar öyle bilemedim. Avukatın kendisini bulamadık. Binada aynı zamanda gümrük işleri yapan birileri daha var. Onlara sorduk dışarda olduğunu söylediler. Hatta avukatı aradılar, 20 dakikaya geleceğini söylemiş. Oturduk bekliyoruz şimdi. Umarım tüm iş avukatın hazırlayacağı dilekçe ile bitiyordur.
Bir süre dinlenip ara verdikten sonra tekrar kaldığı yerden devam ediyorum paylaşmaya. :) İyi geldi ama boş boş yatmak itiraf edeyim. Artık Ometepe'den ayrılma vakti geldi. Ayrılırken hava çok bulutluydu ama manzara yine çok güzeldi. Hem Ometepe'ye hem de Nicaragua'ya el sallıyoruz. Guatemala'dan sonra Nicaragua'yı da sevdik, fakat Costa Rica'dan daha da ümitliyiz. Çünkü Orta Amerika'da en çok sevilen yer genelde Costa Rica oluyor. Göreceğiz bakalım. Sınıra çok yakınız. Gemi ile adadan karşıya geçmek bir saat sürüyor. Sınıra da 1 saatte gitsek, 9:30'da oluruz. Erken girelim erken çıkalım sonrasında Costa Rica'nın en bilinen yeri yağmur ormanları Monteverde'ye gideceğiz.
Ometepe bizim için tam bir tatil oldu. Her zaman olduğu gibi hemen hamağımı çıkarıp kuracak güzel bir yer buldum. Tüm gün boyunca bir döndüm yanardağı seyrettim, bir döndüm gölü seyrettim. Tembelliğin dibine vurduk. Yola çıktığımızdan beri hiç bu kadar boş zaman geçirmemiştik. Özellikle 21'inde Panama'dan Colombia gemisine bineceğimiz için sadece gezerek gidiyorduk. Dinlenmek için kendimize hiç zaman ayırmıyorduk. Aslında gezmek istediğimiz ya da görmek isteğimiz yerlerin %90'ını gördük. Tek yaptığımız gezilecek yerleri çıkarmak ve kalacağımız günü belirleyip gezmek oluyordu. Tabii bunu yapmak gerçekten çok yorucu. Kendimize boş kalacak zamanımız hiç olamadı ya da çok çok nadir oldu. Çünkü bir yere gittiğinizde genelde akşam üstü varıyorsunuz. Hemen kalacak yer bakmaya başlıyorsunuz. Bir yere yerleştikten sonra eğer şehirde iseniz çıkıp hızlıca bir etrafa bakıp bir şeyler yiyorsunuz. Otele dönüp günlük giydiğiniz çorap, tişört filan yıkayıp asıyorsunuz. Ertesi gün gezeceğiniz yerin planını yapıyorsunuz. Kaç gün gerekliyse o kadar kalıp geziyorsunuz. Bazen bir gün fazladan kalıp motosikletler ile uğraşıyorsunuz. Hepsi bittikten sonra eğer zamanınız varsa hesap kitap işlerini yapıyorsunuz. Siteniz ve sosyal medya hesapları ile uğraşıyorsunuz. Sonra döngüyü başa alıyorsunuz. Halbuki en az bir gün de boş boş duracak zaman ayırmanız gerekiyor. Yani bir yere gidince en azından 4-5 gün kalmalısınız. Sadece bir gün gezecek bile olsanız yapılacakları yapmaya ve dinlenmeye 3 gün yetmiyor. Mesela Ometepe'ye geldik, adada gezmek lazım, belki volkana tırmanıp kraterden içeri bir merhaba demek lazım, hesap kitap yapmak, motorları kontrol etmek, çamaşır yıkamak, Costa Rica sınır geçişi için araştırmak, hatta Costa Rica'da nereler gezilecek, kaç gün kalabiliriz, nerede kalabiliriz onu da araştırmak, blog için yazı yazmak, sosyal medya için yaşadıklarımı paylaşmak, özlediğim ailemi, arkadaşlarımı aramak sohbet etmek... Tüm bunlar için burada 5-6 gün kalmak lazım :D Şimdilik hepsini pas geçtik ve sadece yatıyoruz. Güney Amerika'ya bir atalım kendimizi direk yaya yaya gezeceğiz. Yola çıkmadan önce 1 yıl gezeriz diyorduk, 4 ay geçti hala 1 yıl gezeriz diyoruz :D Sesim çıkmıyor ama kafamda dolananlar bunlar...
Ometepe karşıdan çok etkileyici görülüyor. Kocaman bir gölün içinde iki boğumdan oluşan bir ada düşünün. Sanki adayı ortadan kemer ile sıkmışlar boğum olmuş. Her boğumda da bir yanar dağ var. :) Tabii her şey deniz seviyesindeyken yanardağlar yaklaşık 1.600mt olunca ayrı bir heybetliler.
Geldik geldik, yakaladık feribotu. Çünkü ben gps'de gidilecek yeri direk ada işaretlemiştim. Meğer hesaplarken denizde feribotun alacağı kilometreyi de hesaplıyormuş. :) Aslında feribota kadar sadece 65km varmış. Bizde 100-110 gelince saat 10:10'da iskeleye vardık. Bizimkiler biletlerini almış, oturmuş bekliyorlardı. Bu arada şehirden yaklaşık 30km ilerdeki küçük bir şehirde 2 tane benzinci gördük. Murhy işte hep bunlar :)) Feribotta pek küçükmüş nasıl sığacak buna araba ve motorlar bilemedim. Şimdi motorları yükleyeceğiz.
Sabah çok erken olmasa da 7:30'da kalktık. Bugün Onetepe diye bir adaya geçeceğiz. Ada iki volkandan oluşuyor. Evet burada her yer volkan :)) Motorları otelin içinden çıkarmak biraz vakit aldı. Bu tür durumlarda küçük motorumuz olduğu için çok mutlu oluyorum. Gerçi genel olarak küçük ve hafif motorlar ile çıktığımız için mutluyuz. Diğer motorculara bakımca bize her şey kolay. Adaya gitmek için feribota bineceğiz. Buradan yaklaşık 100km uzaklıkta ve saat 10:30'da. Biraz erken çıkalım yolda ne olur ne olmaz dedik. Bir de benzin almamız lazım çünkü Nicaragua'da büyük şehirlerin dışına çıkınca benzinci bulmak pek mümkün değil. Oysa geçtiğimiz diğer ülkelerde adım başı benzinci vardı. Neyse kahvaltıyı yapıp çıkalım biran önce...
Akşam üzeri yaydıktan sonra festivale kimse motorla gitmek istemedi. Taksiler ile konuşup ne kadara gideceklerini sorduk. Festivalin yapıldığını düşündüğümüz şehir yaklaşık 30km uzaklıkta. Adam başı yaklaşık 5$'a anlaştık. Ben festival var mı? emin misiniz? dedim ama kimse bilmiyor. :) Neyse 4'li gruplar halinde iki taksiye atladık. Taksi şoförü de bilmiyor festivali. Bence kesin yok boşa gidiyoruz ama bindik artık. Şehre vardığımızda hava kararmak üzereydi. Taksici bizi merkeze getirdi fakat ortada görülen herhangi bir festival yok. Sağa sola soruyoruz festival yokmuş :D Ben dediydim demek istesem de diyemiyorum :D 2 ay boyunca her pazar yapılıyormuş bu festival. Tabii ki seçim günü yapılmaz. Haftaya pazar kaldığı yerden devam eder. Aynı taksi ile tekrar pazarlık edip adam başı bir 4$ daha verip geri dönüyoruz kös kös kaldığımız yere. Kısacası bugün pek bir şey yapamadık, boş geçti ama yine çok gülüp eğlendik. Özellikle İran'lı arkadaşımız Pejman'a baya Türkçe öğrettiğimiz için çok komik dialoglar oluyor. Artık yarın teker Ometepe'e döner. Zaman azalıyor...
Hava çok ısındığı için geri kaldığımız yere döndük. Biraz dinlenelim hava serinleyince de festival olayına bakarız. Nicaragua'ya girerken yol çalışması yüzünden çok fazla çamur olmuştuk. Özellikle çantalar oldukça kötü oldu. İçinden malzeme alırken ederken üstümüz de batıyor. Onun için yıkatalım diyorduk bir kaç gündür. "Biz motoru yıkatacağız siz de ister misiniz?" diye sordum herkese. Suratıma garip garip baktılar. Anlamadılar herhalde diye tekrarladım. "Hayır, hayır kötü şans getirir yıkatmayacağız" dediler :) siz de mi yolculukta motor yıkatmayanlardansınız dedim. Biz çok kötü olunca yıkatıyoruz. Bu ikinci olacak hatta. İlk yıkattığımız gün yolda tanıştığımız bir motosikletli gezgin motorları buradan mı aldınız gıcır gıcır demişti :) Biz de yook yıkattık sadece demiştik. Herkesin düşüncesi farklı. Kimi yıkanınca kötü şans geleceğine, kimi kirli kalınca daha havalı görüleceğine inanıyor. Bazıları da kirli ve eski görününce çalınma riskinin az olacağına inanıyor. İyi de gelmişsin BMW1200GS ADV ile ne yaparsan yap göze batacak o motor :) neyse her yerde yıkamacı var zaten daldık birine yaklaşık 3$ dedi. Burası için pahalı bence ama iyi yıkayacaklar gibi duruyordu. Abiler baya uğraşıyor, motor bloğunu bile siliyor tek tek. Sanırım bu sefer gıcır gıcır olacak gerçekten.
Göl manzarası olan Catarina şehrinin kendinde pek bir şey yok fakat manzarası çok iyiymiş. Biz bir göl beklerken iki gölü birden yukardan görüyormuş. Önümüzde duran göl küçük volkanik bir göl olan Apoya gölü daha ilerde görülen ilen büyük Nicaragua gölü. Sanırım verecek isim bulamışlar ve neredeyse ülkenin 10'da biri büyüklüğündeki bu göle ülkenin ismini vermişler. İkisinin ortasındaki belli belirsiz görünen ise bizim kaldığımız Granada şehri.
Hahaha tabii ki beyaz çıkmadı şehir :) Asıl bizim Bodrum'a gelsinler de görsünler, kesin bayılırlar. Sabah oteldeki kahvaltıdan verim alamayınca burada bir şeyler yiyelim dedik. Sonra yakında bulunan başka bir şehrin çok güzel göl manzarası varmış oraya gideceğiz. Tam karşımızda oturan İsrailli çift Gadi ve Lea motorlarını Alaska'dan alıp aşağı sürmeye başlamışlar. Solumuzda oturan Stefano ise İtalyan ve motorunu California'dan almış. O da aynı çekildr Güney Amerika'ya doğru gidiyor. Stefano daha önce Çin'i doğudan batıya motosiklet ile geçmiş ve Türkiye'ye kadar gelmiş. Daha önce Çin'de motor ile gezmiş kimseyle tanışmamıştım. Ne hikayeler var kendisinde. Sağımızdaki Onur ve Ayfer'i (AyferOnur Seyahatnamesi) tanıyorsunuzdur artık. :) Akşam şu bahsi geçen festivale gideceğiz. Bence festival de yalan çünkü bugün seçim var Nicaragua'da festivale kim gidecek de yapılsın...
Masaya volkanından 360 fotoğraf paylaşayım nasıl bir güzelliği daha doğrusu etkileyiciliği var daha anlaşılır olsun. Lavlar orada fokur fokur kaynarken ve heran bir şeyler olabilecekken izlemesi heyecanlı :)) Neyseki 10dk ancak durduk. Bu sürede birşey olsa gerçekten çok şansız sayılabiliriz. :)
Buraya gelirken aktif bir volkanın içine bakıp lavları görebileceğim hiç aklıma gelmemişti. Hatta dün Pejman'a volkan hareketlendiği için kamp yerlerini kapamışlar dediğim de "bu iyi bir şey" demişti. Sanırım bundan bahsediyormuş. Çok ilginç aşağıda lavlar akıyor, patlıyor, fışkırıyor ve tütüyor, biz de ona bakıyoruz. Normalde TV karşısında belgeselde izleyeceğimiz bir şey iken şu karşısında duruyoruz. Düşünsenize dünyanın merkezine kadar inen bir deliğin tam önünde durup aşağı bakıyoruz. Sadece ben değil hepimiz bu manzarayı görünce şok olduk çünkü kimsenin aklına lavları görebileceğimiz gelmemişti. Orada sadece 3dk durmamıza izin veriyorlar. Çünkü yayılan gazlar biz farkında olmadan bizi zehirliyormuş. Ayrıca daha önce bahsettiğim tünele de lavlar geldiği için artık girilemiyormuş. Sadece tünel değil burada bulunan ve kraterin farklı yerlerine ve daha içine doğru giden tüm yürüyüş yolları kapatılmış. Sadece durup seyretmeye izin veriyorlar. Biz biraz fazla oyaladık. Oradaki görevliler 2-3 defa uyardı uzaklaşmamız için sonra onlarla biraz sohbet edip bilgiler aldık. Bize artık gitmemizi yoksa aşağıdan gelip bizi arayacaklarını söylediler. Tam biz inerken bir araba da gelip bize aşağı inmemizi söyledi. Normal de akşam hava karardıktan sonra saat 19'e kadar gelinebiliyormuş. Çünkü o zaman sadece kırmızı lavlar görülebiliyormuş. Fakat burada seçim zamanı olduğu için 3 gün boyunca hiç bir şey yapılmıyor. Hayatımda gördüğüm en ilginç manzalardan biri olarak anılarımda yerini aldı.
Sağolsun yolu da asfalt yapmışlar :) Yol boyunca daha önce volkan patladığı zamanlarda akan lavların oluşturduğu yolları görebiliyorsunuz. Tabii artık taşlaşmışlar. Fotoğrafta sağda bulut gibi gözüken şey aslında şu anda volkandan yayılan sülfür dioksit. Baya baya tütüyor arkadaş. Nedense aklıma körfez savaşı geldi. Adana'da füze tehlikesine karşı siren çalınınca sığınaklara gideceğimiz öğretilmişti. Fakat insanlar siren çalınca sığınaklara gitmek yerine damlara çıkıp havada füze ararlardı. Biz de şimdi sanki aynı şeyi yapıyormuşuz gibi hissettim.
Masaya Volkanına geldik fakat 9'da açılması gerekirken biz geldiğimizde hala kapalıydı. Volkana çıkmadan önce bir müze var oraya gidip ismimizi yazdırmamız gerekiyormuş. Eğer volkan patlarsa yukarda kimler var ya da öldü bilmek için büyük ihtimal :D Müzenin içinde volkanı gösteren küçük bir maket var. Onu görünce "yuh!" dedim. Çünkü ben daha basit bir yer hayal etmiştim. 2 volkan ve 5 kraterden oluşan kocaman bir yanardağ. Asıl ilginç olan kraterin ağzına kadar araç ile çıkabiliyor olmanız. :) Evet evet yıllardır aktif olan bir volkanın ağzının içine kadar yol yapıp bir de seyir terası yapmışlar. Seyir terası iki büyük kraterin tam ortasında bulunuyor. Ayrıca lavların aktığı bir de tünel bulunuyormuş ve yürünebiliyormuş. İçinde yarasalar varmış. Bu bölge buraya özel bazı bitki ve hayvan türlerini de barındırıyormuş ve bunlar volkandan sonra ortaya çıkmışlar :D Belki de evrimleşmişlerdir kim bilir. Daha önce 1999, 2001, 2003 ve 2008 yılarında ufak patlamalar olmuş. Birinde büyük kaya parçalarını oldukça yükseye fırlatmış ve ziyaretçilerin üzerine gelmiş. Çıkalım bakalım neler görülüyor merak ettim.
Herkese Günaydınnnn, Evet güne enerjik başlıyorum çünkü Leon'da iki gün dinlenip biraz kendimize geldik. Bugün Nicaragua'da görmek istediğimi ikinci yer Granada şehrine doğru yola çıkıyoruz. Gerçi eğer Leon gibi biri hayal kırıklığına uğratırsa bir gece kalır başka yere geçebiliriz. Artık oraya gidince karar vereceğiz. Hava hala çok sıcak. Sabah 9'da 30 derece ve %90 nem var. Yolumuz sadece 130km yine de güneş ile birlikte kalkıp sabah erken yol almak istedik. Ayrıca yol üzerinde görmek istediğimiz Masaya Volkan'ı var. İlk planımız gidip orada kamp yapmaktı ama volkan şu anda aktif ve geçenlerde harekete geçtiği için kamp alanları kapatılmış. Fakat hala ziyarete izin veriliyormuş. Geçerken tam yolumuzun üzeri olduğu için gidip bir bakmak istiyoruz belki tüten dumanlarını görürüz. Bu arada Nicaragua'da yollar acayip iyi. Asfalt kalitesi, şerit çizgileri, bariyerler, uyarı tabelaları, yol kenarlarındaki bitkilerin kırpılmış olması ve hatta şaşırtıcı derecede temiz olması bir an kendimizi Amerika'da hissetmemize sebep olsa da ilk geçtiğimiz köyde sarsılıp geri kendimize geliyoruz. :)
Bu da yine Guatemala'dan Atitlan gölünün 360 fotoğrafı. Bence en güzel kasabası kaldığımız Panajachel'di. Oradan tekneler ile gölün etrafındaki diğer küçük kasabalara gittik. Ağırlıklı olarak Maya halkının yaşdığı bir bölge burası. Eğer Mayalara merakınız varsa mutlaka gelmeniz gereken bir yer. Yerel kıyafetleri, kültürleri ve yaşam şekilleri hakkında bir çok şey öğrenebilirsiniz.
Guatemala, Semuc Champey'den 360 ;) Guatemala'da gittiğim en güzel yerdi. Hatta bu gezide en çok güldüğüm ve güzel zaman geçirdiğim gün bile olabilir kendisi :)
Bir süredir market market gezip çekirdek aradığımız doğrudur. Nedense Meksika'dan sonra çekirdek görmez olduk. Bazen parkta oturup gelen geçenleri seyrederken çekirdek çitlemek güzel oluyordu. Bazen de bilgisayarda film açıp çitlediğimiz oluyor. Son iki haftadır çok yayınca böyle oldu. :) Markette her türlü kuru yemiş var fazlasıyla var. Hatta yer fıstığının ve antep fıstığının envari çeşit soslanmış versiyonu ama çekirden yok :( Ay çekirdeği olmasa da olur kabak çekirdeğine de razıyız ama bulamadık. Dün markette dolaşırken birden gözüme bu ilişti "yuh maç boyu yapmışlar" diyerek elime bir aldım sonra farkettim ki pet reyonundaymışım ve bu da papağan içinmiş :D İki Teke bizim için Güney Amerika'da bir yerlere çekirdek saklayacaktı. Biz oraya varınca alalım diye ama ne yaptı bilmiyorum. Belki de yemiştir hepsini. :D
Bazen yiyecek bir şey bulamadığımda gofret arası muz yediğim oluyor :D Şaka bir yana Meksika'dan sonra zayıfladım. Çünkü Amerika ve Meksika'da yiyecek bir sürü güzel şey bulurken sonrasında öyle olmadı. Yalnızca karnımı doyurmak için yemeğe başlayınca tabii ki zayıflamaya da başladım. Normalde hiç yemek ayırt etmeyen ben mısıra karşı bir antipatim olduğunu Orta Amerika'da keşfettim. Normalde bizim buğday kullandığımız her şey de mısır kullanıyorlar. Çoğu zaman da buğday alternatifi olmuyor. Hep Mayalar yüzünden :) Sokakta satılan bir sürü güzel şey görüyorum ama hepsinin dışında mısır kullanıyorlar ve nedense sevemedim bir türlü. Mecbur kalınca yiyorum karnımı doyuruyorum ama o kadar. Bir de kişniş otunu çok kullanıyorlar. Aslında Türkiye'de pek bilmiyordum fakat Japonya'da çok yemiştim. Genelde pişmiş olarak yemeklerin ya da çorbaların içinde kullanıyorlardı ve aroması biraz azalıyordu. Burada çiğ olarak çok yaygın kullanıyorlar ve inanılmaz güçlü bir tadı var. Onu da hiç sevmediğimi burada öğrendim. Fakat içinde kişniş olanları karnımı doyurmak için bile yemiyorum :D
Guatemala, El Salvador ve Honduras şaşırtıcı derece birbirlerinin devamı ülkeler gibi. Arada sınır olmasa ülke değiştirdiğinizi anlamazsınız. Belize mesela böyle değildi. İnsanları, yaşamları, evler, şehir yapıları daha farklıydı. Muhtemelen İngiltere'nin etkisi yüzünden. Zaten ana dilleri de ingilizceydi. Bu üç ülke bence Meksika'dan da farklılar. Acaba yakın geçmişte bir bağlantıları var mıydı merak ettim, internetten araştıracağım. Gerçi çok eski kökleri Mayalara dayanıyor. Sonuçta İspanyollardan ve tabii Meksikalıların işgalinden önce buralar hep Mayalar yaşıyordu. Neyse bu kısacık Honduras maceramda aklıma takılan sadece bunlar oldu...
Evettt sonunda Honduras'a girmeyi başardık, mutluyuz, gururluyuz! :D Şimdi hazır gazı almışken hızlıca gidip geri çıkabiliriz. Nicaragua sınırına doğru devam edeceğiz. Sanırım 3 saate varırız.
Sadece 2-3 saat kalacağımız Honduras motosikletler için 34$ vergi alıyor. Tabii bu bizim için 68$ yapıyor. Dolar kabul etmiyorlar ve ödemeyi bankaya yapmamızı istedikleri için önce doları Honduras para birimi olan Lempira'ya çeviriyoruz. Böylece ülkenin parasını da görmüş oluyoruz. Çünkü ülkede kalmayacağımız için paralarını hiç kullanmayacağız. Depomuzu El Salvador'da doldurduk. Gün boyu yiyeceğimiz ve içeceğimiz şeyleri de dün marketten almıştık. Yol üzeri sadece bir mola verir ülkeden çıkarız. Gerçi biz hiç para harcamayacağız desekte devlet bizden turist olarak para kazanmı oluyor. Araç için 68$, bizim için de 6$ alıyor. Toplam 74$ ödemiş oluyoruz. Bu arada daha önce Özbekistan'da delimde para tutarken çektiğim bir fotoğraf o kadar çok kumar sitesinde kullanıldı ki artık kendimi göstermiyorum para çekerken :D Beni takip eden bir çok kişi fotoğrafları farklı farklı yerlerde görüp bana mesaj atıyorlar. Fakat şikayet etmekten yoruldum bıraktım kim kullanırsa kullansın.
Sınıra erken gelmenin faydaları :) Saat 8'den sonra genelde tur otobüsleri geldiği için pasaport kontrolünde up uzun kuyruklar olabiliyor. İşin kötüsü araç ile geçecek bile olsanız bu sırayı beklemek zorundasınız. Daha önce geçtiğim bir çok ülkede böyle değildi. Araç ile geçenlerin pasaport kontrolü ayrı oluyordu. Fakat Orta Amerika'da hep aynı mantık. Aracı park ediyorsun bu pasaport kuyruğuna giriyorsun pasaportu kaşeletiyorsun sonra gümrük gişesine gidip aracını ülkeye geçici olarak sokuyorsun. Eğer para istiyorsa bir de bankaya gidip geliyorsun. Hepsi bitince aracına dönüp diğer ülkeye geçiyorsun. Tabii geçerken tüm bu işlemleri yapıp yapmadığını kontrol eden bir görevli oluyor :) Bu arada biz 2 saatten fazladır aynı gümrük gişesinin önünde aynı kadının karşısında bekliyoruz hala bitemedi motorların işlemleri :(
Gümrüğün önündeyiz, hava çok sıcak daha doğrusu nem oranı %90'larda olduğu için deliler gibi terliyoruz. 1 saattir bu gişenin önünde beklediğimiz için mutluluktan gülüyoruz. :D Gümrük tarafında sadece bir memur çalışıyor ve nedense işlemler bitemiyor. Gümrük memuruna bir şey demek istemiyorum çünkü kadın gerçekten de nefes almadan pür dikkat çalışıyor. Ne telefonla konuşuyor, ne arkadaşı ile sohbet ediyor ne de çay kahve içip boş boş ekrana bakıyor. Sürekli bizim ekranlar elinde bilgisayara bir şeyler gidiyor. Gerçekten anlamıyorum bu kadar ne yapılıyor olabilir. Aslında işlem çok basit ruhsatı eline alıyor geliyor motorun şase numarasını, markasını, modelini ve rengini kontrol ediyor sonra gidip bunları sisteme giriyor. Hepsi bu arkadaş neden motor başı 1 saate yakın sürüyor bu işlem! Afrika sınır geçişleri kesinlikle çok daha kolaydı. Bence Japonya'ya giderken geçtiğim ülkelerin sınır geçişleri de daha kısa sürüyordu. Prosedür çok azdı. Bu arada kadını beklerken baktık kafasını hiç kaldırmıyor çaktırmadan cama çıkartmalarımızı yapıştırdık. Bakalım bizden sonra gelenler fark edecek mi?
Sabah yine 6'da kalkarak 6:30 gibi yola koyulduk. Kaldığımız yer ile Honduras sınırı çok yakın olduğu için 7'de sınırda olduk. Şimdiye kadar Orta Amerika'da geçiş yapacağım en havalı sınır burası. Öncelikle kocaman bir girişi var. Çoğu zaman fotoğraf çekecek bir tabela bile bulamıyorsunuz. Tabii biz de hemen bunu değerlendirip motorları önüne çekip fotoğraf çektik. Bu arada asıl beni şaşırtan pasaport kontrolündeki parmak izi okuyucular ve yüz tarama kameraları oldu. Sanırsınız Amerika'ya giriş yapıyorsunuz. O kadar teknoloji kullandıktan sonra kişi başı 3$ turist giriş ücreti almaları da gayet normal tabii :) Gerçi teknolojileri kısa sürdü çünkü biz pasaport işlemlerini bitirdik arkamızdan Onur'ların işlemi yapılırken sistemleri çöktü. O sırada da tur otobüsü gelince çok uzun bir kuyruk oldu. Motorları ülkeye sokmak için gümrük işlemlerini yaptıracağız bakalım o da pasaport işlemi kadar hızlı sürecek mi? Umarım hızlı olur çünkü bugün tekrar Honduras'dan çıkıp Nicaragua'ya geçeceğiz. Önümüzde 150km ve bir sınır geçişi daha var.
Bu gezimde hiç görmediğim kadar çok değişik böcek gördüm. Gerçi bazıları böcek sınıfından çıkıp hayvan sınıfına girecek kadar büyüklerdi. Tarantula yakalamak için çok uğraştım ama olöadı bir türlü elime gelmediker :)) #centralamerica #guatemala #tikal #roadtrip #motorcycle #adventure #iseefaces
Guatemala'dan El Salvador'a sınır geçişi ve üzerine 350 kilometre yol yaparak planladığımız gibi Honduras sınırına dayandık. El Salvador'u ortadan bölerek geçip gitmişiz. Sınır geçişi ile birlikte yorucu oldu. Neyse ki yağmur bizi yakalamadı. Sınıra 17km kala küçük bir şehirde kalmaya karar verdik. Fakat anlamadığım şekilde son derece kabalalık bir yerdi. Şehre ait değilmiş gibi gözüken oteller odasına 55$ istiyordu. Arada derede küçük bir otel bulduk. Kapalı otoparkı da vardı. Oda başı 15$'a anlaştık. Hemen duş alıp 1 kilometre gerideki pizzacıya gitmeye karar verdik. Hava karardığı için ve otelin bulunduğu yeri de gözümüz çok tutmadığı için motorla gitmeye karar verdik. Pizzacıya oturduk sipariş verdik, etrafıma bakıyorum herkes son derece temiz ve güzel giyimli. Sanırsınız herkes kıyafetini yeni almış, gelmiş. Bunlar bu şehirde ne yapıyorlardı ki? Sanki El Salvador'da küçük bir sınır kasabasında değiliz. Pizzacı'dan çıktı hemen karşıda bir market varmış daldık içeri. Sanırsınız 5M Migros gibi ne ararsanız var. O markete bir anlam veremedim. Bu arada El Salvador'da para olarak Amerikan Doları geçiyor!... Neyse sabah ola hayrola ;)
El Salvador sınırından içeri girip ana yola bağlanana kadar yol oldukça kötüydü. Asfalt yoldu gerçi ama bol delikli olanlardandı. Neyseki uzun sürmedi. Ardından tekrar Panamerica yoluna bağlandık. Çünkü genelde en güvenli yol Panamerica üzerindeki yollar oluyor. Sahile yaklaştığımızda ise bol virajlı yollar bizi bekliyordu. En azından trafik yok. Yol üzerindeki büyük şehirlerin hepsini bypass edeceğiz. Çünkü küçücük köylerde bile trafik oluyor şehirleri düşünemedim. Genel olarak yol durumu iyi gibi ve her yer yeşil daha ne olsun. Yağmur gelmeden önce bu virajlı yolların hepsini geçmek istiyoruz. Yoksa yağmurda stresli olabilir. :))
Biraz erken sevinmişim sanırım sınırdan geçtikten hemen sonra şehir vergisi altında araç başı 5$ kitlediler :( Vermemek için çok direndik. Ne için aldıklarını sorduk, açıklattık. Makbuzu görmek istedik. El Salvador'da para alınmıyormuş dedi memur vermeyeceğiz desek de o parayı almadan yola çıkartmadılar bizi. Evet gerçekten imzalı kaşeli makbuzları var, görevliler üniformalı, asker ve gümrük memuru hepsi orada. Makbuzun üzerinde de ne için alındığı ve bunla ilgili kanun hepsi vardı. Sonuç 10$ daha öylesine gitti... Neyse "Merhaba El Salvador" bakalım kötü şöhretin kadar tehlikeli misin?
Normal planda El Salvador sınırına gelip Guatemala tarafınsa kalmak vardı fakat hava kararmasına daha 3-4 saat olunca sınırı geçelim El Salvador tarafında kalım yarın vakit kazanırız dedik. Önce elimizde kalan tüm paraları geri dolara çevirdik. Sonra sınırın Guatemala tarafında pasaporta çıkış damgasını vurdurduk. Sonra gümrük tarafına gidip motoru Guatemala'dan çıkarmak istedik ama bizden para istediler. İnternette okuduğumuz kadarıyla Guatemala'dan çıkarken herhangi bir vergi alınmıyordu. Ne için istiyorsunuz dedik. Dubarda asılı olan yazıyı gösterdiler. Ölüler günü dolayısıyla bugün resmi tatil ve gümrüğün de sana hizmet vermesi için hizmet bedeli arıyorlarmış. Ne kadar olabilir ki verelim tamam dedik. Bankadan yatması gerekiyormuş orada da kuyruk vardı. Ne kadar diye sorduk. 300Q olduğunu öğrendik. Ben direk motor başımı diye bir afalladım. Öyleymiş yani 600Q yaklaşık 270TL tatilde çalışma parası istiyorlar. O kadar da değil yani yuhh :)) sonuç biz Guatemala'dan resmi olarak çıktık, motorlarımız Guatemala'da kaldı sınırdan geri dönüp 1km geride bulduğumuz bir otelde kalacağız yatın sabah erkenden geçeceğiz. Anlamadığım sınır sanırım 24 saat çalışıyormuş o zaman gece 12'den sonra ücretsiz mi olacak ne olacak. Ne saçma işler arkadaş zaten sınırda kimsenin olmamasından anlamalıydım bir tuhaflık olduğunu.
Ben lastik ile uğraşırken Onur hemen motora atlayıp nerde lastikçi var öğrenmeye gitti. Yaklaşık 10km ilerde varmış. Lastiğin havasını 35 yaptım atladım. Gidene kadar 20'ye düşer dedim. :)) Kamyon ve araba lastiği yapıyormış. Neyse motosiklete de aşinaydı. Adam ile bareber iki elden yaptık. Bana levyeler lazım hallederim dedim ama anlaşmadık. Öyle olunca ben söktüm taktım o yamaladı. 1 saat içinde sorunu halletmiş olduk. Bugün El Salvador sınırına gitmeye çalıştığımız için çok zaman kaybetmek istemiyoruz. En yakın zamanda kısa levye bulup çantaya atmam lazım. Yoksa ters bir yerde olursa kalırız öyle. Gerçi en kötü ihtimal her tırda levye oluyor artık birinden rica ederim. Bu arada hemen hemen her tırda lastik için hava kompresörü de oluyor. :)
Dün akşam lastiklerin havasını kontrol ettiğimde az iniklerdi. Sabah benzin alırken hava basarız diye düşündüm. Tabii sabah benzin alırken unuttuk ve yola devam ettik. Çok güzel bir dağ yolunda yaklaşık 2 saat döne döne yol aldıktan sonra bir benzincide mola verdik. Otururken canım sıkındı dur şu lastiklere hava basayım bare dedim. Önce benim motoru alıp pompanın yanına götürdüm. Götürürken de içimden nasıl oluyor da subap ağzı her defasında ters köşede kalmayı başarıyor acaba, Murphy'nin işi bunlar hep diye geçiriyordum. Baktım ön subap güzel yerde bıraktım motoru, ön tekere hava bastım. Arkaya geldim tam basacakken bir baktım lastikte çivi var. :) Neyse sıyırmış dedim çıkardım çiviyi. Çünkü iç lastikli olduğu için patlamış olsa çoktan inerdi. Havayı bastım biraz parmağım ile kontrol ettim kaçırıyormuş. Ne acayip şeyler üstü üste denk geliyor. Çivinin tam olarak göz önüne denk gelme olasılığı nedir ki? Ya da hatırlarsanız bir kaç bin kilometre önce yağ filtreleri ile lastikleri sökmek için kullandığım levyelerim de düşmüştü. O levyeler 16-17bin km boyunca benleydi bir kez bile lastik patlamadı da kaybedince mi patlayası geldi. Böyle şeyler olunca fazla kafa yormadan her işte bir hayır vardır diyorum geçiyorum. Neyse çok hızlı inmiyor (yaklaşık dakika da bir bar iniyor) her yer zaten lastikçi olduğu için biraz fazla hava basıp en yakın lastikçiye gideceğiz levyelerini kullanmak için :)
Guatemala'daki son günlerimiz artık. Yaklaşık 10 gündür buradayız ve biraz gemiye doğru yaklaşmamız gerekiyor. Buradan sonra El Salvador ve Honduras var. Her iki ülkeyi de gezmeden direk olarak geçeceğiz. Çünkü Honduras zaten dünyanın en tehlikeli ülkelerinden biri El Salvador'da orta Amerika'da çok iç açıcı bir yer değil. Onun için varsın iki ülke eksik olsun dedik. Önümüzdeki bir kaç gün yorucu geçecek. Buradan yani Atitlan'da El Salvadır sınırı 250km uzaklıkta. Onun için ilk önce sınıra yakın bir yere gidip orada kalacağız. Sonra El Savador'a girip bu sefer de Honduras sınırına yakın bir yerde yatıp ertesi sabah Honduras'ı bir günde geçip ülkede kalmadan Nicaragua'a geçmeye çalışacağız. Bakalım nasıl olacak. Bu geçişler sırasında büyük ihtimal internetimiz de olmayacaktır. Çünkü oralardan direk geçeceğimiz için hat almayacağız...
Atitlan gölünün kıyısında güzel bir tatil yaptık. Amerika'dan beri 3 gün üst üste kaldığımız hiç bir yer olmamıştı. Şu Panama-Kolombiya gemi geçişini yaptıktan sonra biraz daha yavaşlayacağız. Böyle sürekli bir tempo ile hareket etmek çok yorucu gerçekten. Atitlan'da Panajachel köyünde kalıyoruz. Motorla buraya geldikten sonra motorları park ettik bir daha sürmedik. Yakın yerdeki köylere ya tekneler ile ya da tuk tuk ile gittik gezdik. Kaldığımız Panajachel vakit geçirmek yeterli bir yer gölün çevresindeki diğer küçük köyler bizi pek sarmadı. Aslında aradığımızı bulamadık. Okuduklarımız ve gelenlerden dinlediklerimiz sanırım beklentilerimizi yükseltmiş olacak ki daha farklı bekliyorduk. Hatta Onur'lar ile konuştuğumuz da onlar da benzer şeyler söyledi. Fakat 3 gün değil sakin sakin 1 hafta yine çok rahat geçirilir burada.
Yine yeniden yeni bir yağ değişimi ile karşınızdayım. :) Bu seyahatte 3. yağ değişimim olduğuna göre 18bin kilometre yol yapmışız demektir. Daha Güney Amerika'ya bile varamadan yapmayı planladığımız kilometrenin nerdeyse yarısını yapmışız. Bu sefer 20W-50 yağ kullanmak zorunda kalıyorum. Çünkü Guatemala'da o kadar aramama rağmen 10W-40 tam sentetik yap bulamadım. Gerçi semi-sentetik de bulamadım. :D Sadece 15W-40 semi-sentetik bulabildim bir yerde. İşin ilginç tarafı bilindik onlarca marka olmasına ve heryer 20W-50 satmasına rağmen tam sentetik sadece Motul markasında vardı. Motul gereksiz pahalı olduğu için almayı pek tercih ettiğim bir marka değil buralarda. Fakat mecbur kaldım ve aldım. 3 litresi içinde yaklaşık 160TL'e ödedim. Normalde 80-90TL'e hem de daha ince olan 10W-40 yağ alıp bitiriyordum işi. Neyse uzun süre sıcak havalarda gideceğim için sıkıntı olmayacaktır diye düşünüyorum.
Şu güzelliğe de bakın :) Guatemala'nın ünlü Attilan gölüne geldik. Burası volkanik bir göl ve 3 tane de volkanı bulunuyor. Biz göl kenarındaki Panajachel 'de köyünde kalacağız. Göl kenarında Mayaların yaşadığı daha bir çok köy var.
Antigua gibi çok güzel bir şehirden çıkıyorsun her yer birden 10. dünya ülkesine sarıyor. Antigua ne kadar düzenli, temiz ve güvenli ise hemen 10km dışı da o kadar düzensiz, pis, güvensiz bir yer. Ayrıca şehir içinde trafik yokken hemen dışındaki küçük yerleşim yerlerindeki trafik insanı çileden çıkarıyor. Sanki bu şehirleri turistler gelsin para harcasın diye kovanoz şeklinde yapmışlar. İçine giriyorsun kendini güvende hissediyorsun, çok güzel yapılar, binalar, oteller, restoranlar, kafeler görüyorsun. Sürekli etkinlikler, bir şeyler yapılıyor. Eğer o kavanozun dışına çıkmazsanız ki zaten sürekli çevrenizden (internetten de olabilir) empoze edilen korku yüzünden pek çıkamıyorsunuz Guatemala çok güzel ülke. Antigua'da markete giriyorsunuz sanırsını 5M migros'a girmişsiniz ama kavanozun dışında öyle bir market yok. Çok uzağa gitmeye gerek yok Flores'ten bahsetmişti küçük bir koloniyel ada şehri. Adanın çevresi 1-2km ancak var. Fakat oradaki dünya ile köprünün (100mt) öteki tarafında uçurum fark var. İlginç bir ülke gerçekten.
Guatemala'dan biraz da insan manzaraları paylaşayım. Burada çok ilginç bir şey var. Kadınlar bölgelere farklı giyiniyor. Fakat aynı bölgedeki kadınlar aynı kıyafetleri giyiyor. Yani kıyafetin modeli aynı fakat desen ve renkleri değişebiliyor. İlk fotoğraflarda gördüğünüz şapkalı olanlar Mayalar, diğer etekli ve üzerinde dantelli bluz olanlar ise Kekchi insalarıymış.
Guatemala'dan yol manzaraları ;) Bu seyahatimizin en virajlı ve en yeşil yollarını burada geçtik. Günlerdir sürekli döne döne seyahat ediyoruz. Aslında Guatemala için yağmur sezonuymuş ama şanslıyız henüz bizi vurmadı. Burada en çok sıkıntı şehir içlerindeki inanılmaz trafik, köpek ve sürekli yolda yürüyen halk. Eğer şehirden çıkıyorsanız ve ana yol üzerindeyseniz güzel (genelde) bir asfalt, yeşil bir doğa içinde dağ yollarından döne döne yol alabiliyorsunuz.
Yola çıkmadan önce biraz araştırmıştım. Yamaha ve Honda Güney Amerika'da oldukça yaygındı. Parça ihtiyacımız olursa kolayca temin edebiliriz diye düşünmüştüm. Neyse ki Orta Amerika için de geçerliymiş. Guatemala'da bile büyük küçük her şehirde Yamaha ve onun yakınlarında kesin bir Honda bayisi var. Suzuki'de fena değil bu arada. İlk bulduğum Yamaha servisine girdim şaşırtıcı şekilde müşteri hizmetlerindeki arkadaş arkadaş biraz ingilizce biliyordu. WR250 için yağ filtresi aradığımı söyledim. Normalde WR250 orada satılan bir motor değil. Hemen yedek parça ile ilgilenen arkadaşı çağırdı. Hangi filtrelerin bana olabileceğini sordu. Yaşasın ortak parça kullanımı!!! 15 tane farklı araç aynı filtreyi kullanıyormuş. Daha güzeli ellerinde de varmış. Dedim 3 tane paket yap oradan :D Tanesini 40TL aldım. Kaybettiğim yağ filtrelerine üzülürken ve nasıl bulacağımı düşünürken daha girdiğim ilk Yamaha servisinde filtreyi bulmuş olmak sürpriz oldu. Bu arada orada satılan motorların fiyat listesi de vardı. Bu arda CRF'in yağ filtresi için Yamaha'nın hemen yanındaki Honda servisine de girdim. Uygun filtre varmış (yine ortak parça kullanımı) fakat ellerinde yokmuş 2 güne getiririz dedi. Onun acelesi olmadığı için almadım.
Daha önce Afrika'ya yolculuğumda da paylaşmıştım hazır buralar da kahveleri ile ünlüyken burada da paylaşayım. Bir çok kişi günlük hayatında içtiği kahvenin gerçekte neye benzediğini bilmiyor. :D Sürekli çekilmiş ya da kavrulmuş çekirdek olarak aldığımız için çok normal. Aslında kırmızı meyveleri olan bu ağacı yolda görseniz ve bilmiyorsanız kahve olduğunu anlayamazsınız. Hatta direk yeseniz bile çok anlaşılmıyor. Ben bu şekilde de yiyorum görürsem. Aromalı meyve tadı var hiç kahveye benzemiyor. Yalnız burada gördüğüm kahve ağaçları pek ağaç gibi değil biraz daha farklılar. Afrika'da gördüklerim küçük limon ağacı boyundalardı. Buralarda kakao ağacı da çok. Fotoğrafını çekeyim o çok daha ilginç bir ağaç :D
Guatemala'da Tikal ve Flores'ten sonraki durağımız Semuc Champey milli parkıydı fakat son anda oraya gitmekten vazgeçtik. Çünkü Guatemala'da gideceğiniz yolları önceden iyi araştırmanız gerekiyor yoksa yağmur sezonunda bol çamurlu offroad sizi bekliyor olabilir. 3-4 gün önce google maps üzerinden buradan gideriz filan diye konuşmuştuk. Fakat son akşam biraz yol hakkında araştırınca gidemeyeceğimize karar verdik ve oraya yakın Coban diye bir şehre geçtik. Buradan 4x4 jeepler ile günü birlik turlar varmış onlarla gideriz dedik. Coban'dan Semuc Champey aslında sadece 70km ama yol 3 saat sürüyor. :) Ertesi gün tur ayarladık ve yola koyulduk. Semuc Champey'i aslında bilmiyordum Onur (AyferOnur Seyahatnamesi) sağolsun söyledi. Meksika'daki Cenote'ler kadar ilginç bir yer ve ilk defa gördüm. Dağdan gelen nehir hızla kayaların arasına dalıyor fakat suyun küçük bir kısmı da debisi daha düşük şekilde kayaların üzerinden akıyor. Fakat akarken balkon şeklinde kat kat kocaman doğal havuzlar oluşturmuş. İnanılmaz güzel bir yer. Buradan hemen önce de o kayaların arasına giden nehrin oluşturduğu mağaraların birinin içinde yürüdük daha doğrusu yüzdük. Bu kısım biraz aksiyonlu geçti çünkü kocaman bir mağaranın içinde suda bazen yürüyerek bazen yüzerek derinlere ilerliyorsunuz. Aynı dışarda olduğu gibi mağaranın içinde de şelale ve havuzlar var. Altı bir dünya üstü ayrı bir dünya olan doğa harikası bir yerdi. Kocaman bir salıncaktan nehre atlama ve eski usul şişme iç lastik ile nehirde rafting de ayrı bir eğlenceliydi. Sanırım hayatımın en çok güldüğüm günlerinden biri oldu. Özellikle de salıncakta sallanıp sallanıp nehire atladığımda kahkahalar ile gülüyordum :D
Flores'te çok kullanılmayan dar ara sokaklardan birini gözüme kestirdim ve zinciri orada değiştirmeye karar verdim. Önce etraftan altına koyacak taş parçaları aradım. Alta beton bir kalıp, üstüne tuğla ve en üstüne de bir taş koyarak motoru havalandırdım. Önce arka lastiği çıkardım. Hazır el atmışken arka dişliyi de değiştirmeye karar verdim ve onu söküp değiştirdim. Otelden çıkarken nerde çalışacağımı söylemiştim. Çünkü ne olur ne olmaz benden ses çıkmazsa gelip kontrol etsinler diye :D Bir süre sonra Onur (AyferOnur Seyahatnamesi) yanıma geldi. Zamanlaması süper oldu çünkü motoru taşıyan ortadaki tuğla bir süre sonra kırılmaya başladı. Motor da dengesini kaybetmeye başladı tabii. Onur el atınca iki elden hızlıca işi bitirdik. Artık yeni zincir ve dişlilerim oldu. Bir 20-30bin kilometre dayanabilirlerse yolculuğu bunlarla tamamlarım diye düşünüyorum.
Hatırlarsanız bir süre önce WR250'in ön dişlisini değiştirmiştim. Zinciri daha sonra değiştirim demiştim. Fakat 2-3 bin kilometre yaptıktan sonra zinciri de değiştirmeye karar verdim. Yanımda Yamaha'ın orijinal zinciri vardı. Aslında daha önceki Tenere'den hatırlamam lazımdı, orijinal zincir tek parça geliyor. Yani herhangi bir ek yeri bulunmuyor. Bu ne demek oluyor? paşa paşa arka maşayı söküp zinciri takmak demek oluyor. Aslında bir yönden iyi çünkü hatırlarsanız CRF'in zincirini kesmek ve yenisini takmak için gerekli alet olmadığı için Amerika'da bayağı uğraşmıştım ve sadece o iş için 40-50$ para vermiştim. Burada tüm işi kendim yapabilirim kimseye de para vermek zorunda kalmam. Bir kaç gün önce yapmaya niyetlendim ama maşayı sökecek 22mm lokmayı almamışım yanıma. Önce bir araba tamircisinde durup halledeyim dedim fakat işi yapmak uzun süreceği için hırdavatçıların birinden 22mm lokma almaya karar verdim. Benim yanımdaki cırcır 1/2 olduğu için ona uygun lokma bulmakta zorlandım. Zaten bulamadım da :D Bir yerden çevirici bir yerden de ikinci el lokma aldım. Bu güzelim Stanley marka lokmayı ve çeviriciyi toplam 9TL'e aldım şaka gibi. Bir de kaynakçı benden 110TL para alacaktı. Neyse artık zinciri değiştirebilirim. Bir tek motorun altına koyacak bir şeyler lazım, bir de göze çok batmayacak bir yer tabii.