Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Çok acayip bu küçüçük yerde yol üzerinde dizili 2 tane market, 1 tane eczane, 3 tane tavukçu, 3 tane motosiklet tamircisi, 3 tane otelimsi yer ve 4 tane de bilardo oynanan yer var. Her biri de ayrı ayrı son ses müzik çalıyor. Buranın olayı nedir çözemedim. :) Çıktık tavukcunun birinde yemek yedik, bakkaldan sabah için bir şeyler aldık. Burada yabancı olduğumuz ve onların da hiç alışık olmadığı o kadar belli ki yakalayan soru sormaya ve sohbet etmeye çalışıyor. Böyle ara yollar ve küçük yerler insanları tanımak için daha eğlenceli oluyor. İspanyolca konuşmayı isterdim. Büyük ihtimal geç saate kadar bizi kimse bırakmazdı, sohbet etmek isterlerdi. Zor anlaştığımız halde büyük sabırla ve hep gülerek yeni sorular sorup ne yaptığımızı, neden orada olduğumuzu, nerden gelip nereye gideceğimizi öğrenmeye çalışıyorlar.
Gözümüze 280km uzaklıkta Bosconia diye küçük bir kasabayı kestirdik. Yol üzeri otel bulur, sabah erkenden devam ederiz diye planladık. Biraz hava şartları biraz da yol durumları yüzünden 230 km ancak yapabildik. 50km kala hava kararmaya başladı ve yağmurda arıştırınca geri dönmeye karar verdik. Çünkü tekrar ıslanmak istemiyoruz ve arkamızda da hava güzel. 6-7km önce geçtiğimiz bir kasabaya geri döndük. Burası o kadar küçük ki haritada sadece ismi var. Yol üzerinde Hotel yazan bir yere daldık. Yeni yapılmış ve temiz sayılır. Hemen yerkeleştik. Motorlar içinde arka tarafta üzeri kapalı bir yer gösterdiler' oraya koyduk. Hemen otelin avlusuna ip gerdik ıslak ne kaldıysa üzerimizde astık. :) Ufak bir sorun var şimdilik burada elektrik yok. Gelecek sanırım anlamadık.
Yağmuru bekledik bekledik geçmeyince devam ettik. :) Bir güzel ıslandık. 10km sonra yine yağmur durdu ama hava kapalıydı biraz kurur gibi olduk. Gitmeyi planladığımız yere 70km kala güneşi görünce yol kenarında durduk asfalta yattık. :) Çünkü eğer ıslak gidersek kıyafetler kurumayacak ve sabah yine ıslak giyeceğiz. Her şeyi güneşe serdik, biz de serildik acayip iyi geldi. Çok araç da geçmiyordu durduğumuz ormanın içinde. Pek bir sessiz ve huzurlu geldi. Bir ara kamp yapasak ne güzel olur diye düşündük hatta. Fakat ne burayı tanıyoruz henüz, ne de yanımızda su, yiyecek var. Onuniçin şimdilik erteledik. Biraz kuruyalım devam edeceğiz. Zaten havanın kararmasına 2 saat ancak kaldı.
Hahaha erken konuşmuşum yine hava kapandı ve yağmur başladı. Burada nokta atışı bölgesel yağmur çok yaygın anlaşılan. Fotoğrafta anlaşılmıyor ama ilerde virajın bittiği yerde deli gibi sağnak yağmur yağıyor. Giderken ilerde perde şeklinde yağmur yağdığını görebiliyorsunuz. Böyle sis tabakası çeklinde görünüyor. 50mt gerisinde durup beklerseniz ıslanmazsınız. :) Bazen güneşli bile olabiliyor. Bu sefer yağmuru gördük ama yine de devam ettik. Belki geçenki gibi az yağıyordur dedik. Sıcak diye yağmurlukları yine giymedik. Fakat deli gibi yağıyordu. Yağmurun içinde 300mt ancak gittik geri döndük 50mt gerisinden yine seyretmeye başladık. :)
Yağmur bitti tekrar güneş açtı hatta sanki hiç yağmur yağmamış gibi her yer kup kuru :) hava hala sıcak oldupu için bizim üzerimizdekiler de kurudu. Hala ara yollardan devam ediyoruz. Genelde çok trafik yok ona rağmen hatalı sollama çok fazla yapıyorlar. Karşıdaki adam dümdüz yolda seni görüyor selektör yaka yaka sollamaya çıkıyor. Bazen emniyet şeridi olmuyor frene basıp duruyoruz :) karşıdan gelen abinin gönlü olursa ya da sollamayı başarabilirse geri şeridine geçiyor. Orta Amerika'da trafik buradan çok daha iyiydi. En aZından motorlara biraz daha dikkat ediyorlardı.
Cartagena'dan çıkmak çok kolay olmadı. Şehir içinde her yere yürüyerek ya da taksi kullanarak gittiğimiz için trafik olayını anlamamışız. Son 1 saatte sadece 12 km yol yapabildik. O kadar çok motosiklet varki her biri sağınızdan solunuzdan resmen yan çantalara sürte sürte geçiyorlar. Hava da 34 derece ve güneşli olunca biraz eziyetli oldu. Sıcaktan bayıldığımız için ara yollardan gidip dağlara çıkalım dedik. Çıktık da ama orada bizi yağmur bekliyormuş. :) Yağmurluk giymeye üşendiğimiz için durduk bekliyoruz belki (bir ümit) durur diye.
Kolombiya rotamız hazır, biz dinlendik hazırız, o zaman Kolombiya maceramız başlasın ;) Çok erken olmasa da 10:30 gibi yola çıkıyoruz. İlk olarak Boğota yolu üzerindeki San Gil'e gideceğiz. Buradan yaklaşık 800km mesafede artık kaç günde gidersek.
Bugün sonuda vakit ayırıp biraz Kolombiya için çalıştık. Uzun bir yolculuk olduğu için heryeri bir anda oturup çalışmak imkansız gibi bir şey. Onun için genelde yeni bir ülkeye girmeden önce ya da girdikten hemen sonra araştırıp gitmek istediğimiz yerleri çıkarıyoruz. Genelde rotayı nasıl çıkardığım sorusu çok soruluyor. Bütün gezilerimde soruldu. Aslında hep aynı yöntemi kullanıyorum. Önce gideceğim yeri internette araştırıyorum. Blogları okuyorum, Lonely Planet okuyorum, varsa daha önce gidecek olan tanıdıklara soruyorum, v.b. Beğendiğim ya da gitmeyi düşündüğüm yerleri haritada işaretliyorum. Zaten ülkeye girdiğim yer belli çıkacağım yere göre görmek istediğim noktaları kapsayacak bir rota çıkarıyorum. Bazen düz bir hat şeklinde oluyor bazen de dönüşlü, git gelli bir rota olabiliyor. Tamamen nereyi ne kadar görmek istediğim ile alakalı. :) Nerde ne kadar kalacağıma ise oraya gidince karar veriyorum. Bu tabi taslak bir rota oluyor yoldayken değişebiliyor. Çünkü yolda tanıştığınız yeni insanlardan yeni bilgiler öğrenebiliyorsunuz ona göre yeni bir yere gitmeye karar verebiliyorsunuz ya da gitmekten vazgeçiyorsunuz. Bazen de hava şartlarına ya da yol şartlarına göre yolu değiştirebiliyorsunuz. Bu gezide de aynı yöntemi uygulamaya devam ediyoruz. Kolombiya içinde örnek bir çalışma yaptık ve taslak bir rota çıkardık. Sanırım bir ay ya da biraz daha fazla Kolombiya'da kalırız. Görmek istediğimiz yerler; San Gil, Salento, Zipaquira, Villa De Levya, Barrichara, Cali, İpiales, San Agustin, Neiva, Macarena Irmağı, Manizales, Popayan, Pasto, Volcán Galeras, Laguna Verde, Medellin, Bogota, Sopo... Artık gerisine yolda bakarız.
:) Bunu görünce gerçekten çok şaşırdım. Videoyu çekerken de çok eğlenmiştim şimdi seyredince yine gülümsedim. Çünkü bizde ışıklarda arabanın camını silenler olur, burada saksafon çalanlar var. Müziği ne kadar sevdiklerini ve dinlediklerini siz düşünün artık. Biraz oturup seyrettik gerçekten de para verenler var. Zaten veren olmasa burada çalmazlardı diye düşünüyorum. Bu arada daha önce yazmayı unuttum çünkü videoya çekme fırsatım olamamıştı. Meksika'da da ışıklarda akrobatik gösteriler yapanlar ya da hokkabazlar çok vardı. Bir tanesini bile çekemediğim için çok üzülüyorum. Gördüğüm en farklı şeylerden biriydi.
Garaffiti konusunda Kolombiya'nın başarılı olduğunu daha önce okumuştum. Cartagena'da şehir merkezinde gezerken hiç görmemiştim. Sonradan internette arayınca Şehir merkezinin hemen yakınındaki Getsemani bölgesinde olduğunu öğrendim ve hemen oraya gittim. Neredeyse bütün sokaklarda birbirinden ilginç ve kocaman duvar cizimleri var. Eski sokak duvarlarının üzerinde her birine çok emek verilmiş çok güzel çizimler var. En çok ilk çizimi beğendim. Karşısına oturup uzun uzum ayrıntılarını inceledim.Zamanla silinecek olması üzücü.
Cartagena bu kıtadaki en çok sevdiğim şehirlerden birisi oldu. Her sabah kalkıp bir gün daha kalsak ya dedim. :) Umarım Kolombiya'nın gerisi de böyle güzeldir. Şehri gezerken yüksek binaların olduğu bölgeye hiç gitmedik. Sadece gemideyken görmüştük. Sanırım önünde plajlar varmış. Biz Manga bölgesinde kalıyoruz ve Gestemani bölgesine çok yakınız. Onun için Gestemani ve surların içinde olan eski şehri gezdik sadece. Gerçi Gestemani de ayrı bir surun içindeydi. :) Her iki bölge de çok güzeldi. Merkezdeki bir çok yer yenilenmiş ve biraz daha turistik. Genelde satıcı dışında yerli halk pek yok ve tabii pahalı. Gestemani ise daha bakımsız yapıların olduğu ve halkın da yaşadığı bir bölge. Yine turistler vardı fakat fiyatları daha uygundu. Bizim kaldığımız kesim ise daha çok müstakil evlerin olduğu ve turistik olmayan bir bölge. Böyle anlatınca büyük bir şey gelmesin aklınıza Manga, Getsemani ve merkez yan yanalar ve yürüyerek dikine 2-3 km'de geçersiniz. :)
Öğleden sonra güneş azalınca bahçeye çıkıp biraz motorlara baktım, sağını solunu kontrol ettim. CRF'in zinciri değişeli 10bin kilometre oldu. Onu biraz gerdim. Onun dışında gemide taşıma sırasında maneti, elcik koruması filan kaymıştı onları da düzelttim. Yakında yağ değişimleri geliyor. CRF için yağ filtresi bulmam gerekiyor. Artık Medellin'de bakacağım. WR'in ise uzun süredir hava filtresini çıkarıp temizlemek istiyordum. Yanıma yedek hava filtresi süngeri almayı akıl etmişim ama nedense hava filtresi yağ spreyini almayı akıl edememişim. :/ Orta Amerika'da bakındım ama bulamadım. Filtreyi temizledikten sonra yağlayamayacağım için öyle kullanmaya devam etti. Son zamanlarda benzin sarfiyatı bir hayli artınca en azından elimdeki yedek sünger (hazır yağlıydı) değiştirdim.
Hani burada her yerde papağan var demiştim. İşte size bir örneği daha :) yolda yürürken tepenizden ordu halinde papağan sürüsü uçabiliyor. Hem de şehrin ortasında. Seslerinden direk ayırt edebiliyorsunuz. Biz de ancak evlerde beslenebilecek bu kuşların burada böyle sıradan bir kuş olması çok acayip geliyor. Tahmin edin bunlar evlerinde ne besliyor? Mesela Afrika kuşu olan kanarya ve ya Avusturalya kuşu olan muhabbet kuşlarını çok besliyorlar. Çok acayip değil mi? Onların sokak hayvanlarını biz alıp besliyoruz. Onlar da başkalarının sokak hayvanlarını alıp besliyor. Biliyorum video çok iyi değil ama ancak bu kadar yakalayabildim :(
Bu Kolombiyalılar müzik ve dans olayını gerçekten seviyorlar. Sokakta boya yapan, saç kesen, temizlik yapan, artık aklınıza ne tür iş geliyorsa hepsini yaparken beraberinde kesin müzik de oluyor. Koca koca hoparlörleri kapının önüne koyup son ses müzik çalıyorlar. Hatta bazen iki üç tanesi bir birine yakın olunca seslerin hepsi birbirine karışıyor. Gerçi ev ya da dükkan da olması gerekmiyor. Seyyar satıcılar tezgahlarında, çöp toplayanlar bellerinde küçük hoparlörler ile müzik dinlemeye devam ediyorlar. Kulaklık kullanımı pek yaygın değil buralarda :D
Bir şeylere acele etmeden ve canımızın istediği kadar bir yerlerde kalabilmek ne güzelmiş. :) Gemi olayı bittiği ve artık Güney Amerika kıtasına geldiğimiz için tatil günleri dışında takvim ile alakamız kalmıyor. Tatil günlerinde (örneğin yılbaşı) turistik yerlerde yer bulmak zor ve pahalı oluyor. Onun için ucuz bir yerde tatilin bitmesini beklemek daha mantıklı oluyor. Neyse konu dağıldı. Kalktık kendimize güzel bir kahvaltı hazırladık. Gerçi bu kahvaltıyı nerdeyse her sabah hazırlıyoruz. :) Dün uzun uzun şehrin arka sokaklarında gezmiştik. Bugün Cartagena ile ilgili fotoğraflar ve videolar paylaşacağım. Ayrıca biraz Kolombiya rotası üzerinde çalışmayı düşünüyoruz. Belki (eğer canım isterse) biraz da motorları elden geçirmek niyetindeyim. Yağına, suyuna, havasına bakayım.
Bu elimden bile daha büyük olan kocaman kelebek arkadaşı Guatemala'da ormanda görmüştük. Bir yere konsun diye bir süre takip ettik. Çünkü nedense konacakmış gibi yapıp konmadan dakikalarca uçabiliyorlar. Fakat sonunda yakalayabildik. :) Daha önce belgeselde seyretmiştim ismi Baykuş Kelebeği (Owl Butterfly) çünkü kanatlarındaki göz baykuş görüntüsünü taklit etmek ve kendini avcılara karşı korumak içinmiş.
Uzun zamandır sokakta kedi görmüyordum. Daha önce Amerika ve Orta Amerika'da kaldığımız yerlerde tek tük kedi oluyordu, seviyordum. Hep köpek besliyorlar. Köpekleri de severim ama genel olarak kedilere karşı daha bir sempatim var. :) Cartagena'da sokakta kediler var. Bizdeki kadar çok değiller ama yine görebiliyorsunuz. Ayrıca sağlıklı görülüyorlar. Bu tekiri kucağıma aldım, seve seve sokakları gezdim. Sanırım kucağa alınmaya çok alışkın değiller, bir şaşırdı önce ama sevmeye başlayınca iyice yayıldı, yerleşti :) Buraları gittikçe daha çok sevmeye başladık. Zaten bir gün daha kalmaya karar verdik. Her gün bir gün daha diye diye uzatıyoruz. ;)
Amerika'da karga ve kuzgun çok görüyorduk. Bir de bunların yanında daha küçük olan ama en az karga kadar akıllı Grackle kuşlarını çok görmeye başladık. Acayip taklitci kuşlar ve onlarca farklı ses çıkarabiliyorlar. Bir ara papağanlarla çok karıştırıyorduk ama artık yemiyoruz. :) Daha önce yolculuklarımda karga görmediğim ülke nerdeyse olmamıştı. Orta Amerika'da Meksika'dan itibaren kargalar gittikçe azalmaya başladı ve uzun süredir de hiç görmedim. Karga kadar akıllı, uzun ömürlü bir kuş nasıl buralara gelenemiş şaşırdım. Buralara resmen Grackle hakim. Hem tipleri hem de sesleri çok daha güzel :) Video Meksika'da ismini bile hatırlayamadığım küçük bir kasabada gün batımı sırasında çılgınlar gibi ötüşen Grackle kuşlarına ait. O kadar çok ses çıkarıyorlar ki kendi aramızda konuştuklarınızı bile duyamıyoruz. Yüksek sesle seyrediniz :)
Meksika'dan sonra Orta Amerika'da yiyecek pek bir şey bulamadık desek yalan olmaz ya da Meksika'da yiyecek o kadar çok şey vardı ki diğer ülkelerdekiler yetemedi bize. Karnımız doysa gözümüz sürekli aç kaldı. Özellike sokak satıcıları çok iyiydi Meksika'da. Bir de çoook ucuza tıka basa doyuyorduk. Bir sürü taco çeşidi vardı. Videoda onlardan biri var. Şimdi Kolombiya'dayız ve burada da fena değil gibi. Sokakta yiyecek çok alternatif var.
Orta Amerika'da sınır geçişleri o kadar uzun sürüyordu ki uzun uzun sohbet edip, çok gülüyorduk. Bence sınır geçişlerinin en eğlenceli kısmı buydu. Özellikle de Onur (AyferOnur Seyahatnamesi) ile birlikte seyahat ediyorsanız orantısız gülme garantisi var. Şimdi Kolombiya'da onlar ayrılıp önden gitmeye başladı. Çünkü buraları daha önce gezmişler. Biz ilk defa geldiğimiz için oyalanacağız biraz. Belki onları tekrar görürüz, belki bir daha yolda görüşemeyiz. Bilmiyorum ama beraber çok güldük, eğlendik ve güzel anılar biriktirdik. Hayatımızın geri kalanında mutlaka görüşmeye devam ederiz zaten ;) Yolları açık olsun.
Sabah erkenden kalktık toplandık ve yola çıktık. Yok yok şaka yapıyorum ne yolu, ne motoru, bir güzel uyuduk. :) Ben yatarken kulak tıkaçlarını da takmıştım çünkü öğlene kadar uyuyacam demiştim. Gerçekten de 11:30'da kalktım. Yola çıktığımızdan beri bir ilk olabilir. Hani 4 gün üst üste bir yerde kalmadık demiştim. İşte onu da yapacağız. Dün gece 3 olmuştu, bu gece de kalalım 4 olsun dedik. Yani anlayacağınız anlatacak pek bir macera olmadı henüz :D Hazır yeni bir şeyler yokken eski video ve fotoğraflardan anlatmadığım hikayelerden paylaşırım biraz. Önce bir kendimize gelip, kahvaltı yapalım.
Bütün motorları indirdik ve dizip bir hatıra fotoğrafı çektik. Yol boyunca bir çoğu ile karşılaşmıştık hata bazıları ile beraber de seyahat etmiştik. Fakat bundan sonra bir çoğunu bir daha hiç göremeyeceğiz. Çünkü biz onlara göre oldukça yavaş ilerliyoruz. Belki önümüzdeki 1-2 hafta tekrar karşılaşırız fakat sonrasında zor. Onun için ayrılırken hepimiz iyi yolculuklar ve bol şans dileyerek vedalaştık. Umarım herkes varmak istediği yere sorunsuz bir şekilde varır ve güzel maceraları olur.
Sevgili motorumun uçarak da olsa tekerleri Güney Amerika topraklarına değiyor. :)
Motorları indireceğimiz liman burasıymış. Yarım saati için 400 küsür dolar veriyormuş ondan çok hızlı indirmesi gerekiyormuş. Biz anahtar teslim anlaştık zaten ister yarım saatte indir ister bir saatte :) Şimdi yanaşıyoruz. Vay beee sonunda Güney Amerika'ya motorlarımız ile girmiş olacağız. Yolculuğa burası için çıkmıştık ve yaklaşık 150 günde 20binden fazla kilometre yapıp sonunda buraya ulaştık.
Sabah yine yeniden 7 gibi erkenden kalktık. Artık bir yerde kalıp saat 10'a kadar uyumak istediğim doğrudur. :) Hatta yola çıktığımızdan beri (yaklaşık 5 ay oldu) 4 gün üst üste kalabildiğimiz bir yer de olmadı. Gemi işi bittikten sonra ilk yapacağımız şeyler bunlar olacak. Burada kaldığımız yeri önceden ayarlamıştık fakat hava o kadar sıcak ki klimasız kalınacak gibi değil. Özellikle de gemiden sonra ruhumuzu teslim ettik resmen. Onun için buradan çıkmaya karar verdik. Fakat önce motorların işlemlerini halletmek için kaptanın dediği gibi saat 9'da botun bizi bıraktığı yere geri geldik. Herkes tam kadro botu bekliyordu. Tekneye geçtik motorların brandalarını açmışlar ortaya toparlamışlar. Şimdi oturup gümrük memurunun canı ne zaman isterse o zaman gelmesini bekleyeceğiz. Umarım çok geç kalmaz :)
Sağolsun takip eden bir çok kişi nasıl olduğumuzu sormuş. Onun için açıklama yapmak istedim. Biz Panama'dan tekneye bindikten bir gün sonra Panama ve Orta Amerika'nın bir kısmını tropik fırtına vurdu. Kaptan zaten gece sabaha kadar tam gaz Panama'dan Kolombiya'ya doğru sürdü. Bizi sıyırdı geçti. Şimdi de Orta Amerika tarafında deprem olmuş :( Biz artık Kolombiya'dayız ve depremi hissetmedik bile. Kısacası biz iyiyiz ve buralarda her şey yolunda. Düşünüp mesaj atan, bizi soran ve uyaran herkese teşekkür ediyorum. Macera devam ediyor ;)
Kafamı yastığa koydum uyumaya çalışıyorum ama gözlerimi kapatınca sanki hala sallanıyorum gibi geliyor. :) Bu aletler hep böyle sallanıyorsa insanlar nasıl 10-15mt'lik tekneler ile okyanusları aşıyorlar. Alışılıyor herhalde bilemedim. Bana göre mi onu da bilemedim.
Evet tekneye geçtik, pasaportlarımız hazırmış onları aldık. Fakat tahmin ettiğim gibi motosikletler henüz bitmemiş. Şimdi tekrar şehre dönüp gece uyuyup sabah 9'da buraya gelecekmişiz. Kaptan gümrük memuru gelip motorları kontrol ettikten sonra indirme alanına gideceğiz dedi. Bütün eşyalarımızı alacakmışız. Çünkü tüm motorları indirmek için sadece 30dk varmış. Eşyalarınızı önceden götürün yarın sadece motorlarınıza binip gidersiniz dedi. Peki dedik yapacak bir şey yok. Geldiğimiz sala tekrar bindik en azından bu sefer pasaportlarımız var ve kaçak değiliz. :D Kolombiya'daki bir günlük kaçak maceramız sona ermiş oldu. Kalacak yeri önceden ayarlamıştık. Onun için direk oraya gidip yerleşeceğiz. Bir güzel duş alır sonra yatıp uyuruz. Alışkın olmayan bünyelerimiz için tekne yolculuğu yorucu geldi.
Tekneden gördüğümüz kocaman kocaman yüksek binaların arkasında Cartagena'nın surlar arkasında küçük sevimli bir kolonyal şehir merkezi varmış. Aslında çok küçük değil ama yüksek binaların yanında küçük kalmış. Çok fazla gezmedik. Ne de olsa motorları aldıktan sonra canımızın istediği kadar burada kalabiliriz. Artık yetişmemiz gereken bir gemi yok! İlk olarak para bozduracak banka aradık durduk. Nedense hepsi bozmadı. Bulduğumuz da pasaportun renkli fotokopisi olduğu halde bile kabul etmedi. Araya araya bir komisyoncu bulduk, ona bozdurduk. Fakat kur çok düşük verdiği için 20$ bozdurduk sadece. İkinci olarak burada internet için kullanacağımız lokal hattı satın aldık. Orta Amerika boyunca kullandığımız Claro burada da varmış 1GB için sim kart dahil 10$ ödedik. Sonra markete gidip biraz alış veriş yaptık. Saat zaten 14'ü geçmişti. Teknenin bizi bıraktığı yere yürümeye başlamıştık ki Onur'lar yemek yiyoruz yakınlardaysanız gelin diye yazdılar. Bir baktık 50mt ilerimizdelermiş. :) Hadi biz de oturduk yedik. Sonra beraber teknenin alacağı yere gittik.
Sonunda kaptan geldi!!! Hem pasaport hem de motosiklet için gümrük işlemlerinin başladığını söyledi. Motosikletleri belki belki bugün alabilirsiniz dese de bence yarın ancak alabileceğiz. İşin kötüsü pasaportlar da bitmemiş. Fakat ne biz ne de kaptan bizi bir gece daha yatırmak istemediği için bizi pasaportlarımız olmadan kıyıya bırakacağını söyledi. Gidin kendinize kalacak yer ayarlayın, işlerinizi halledin, takılın sonra saat 15'de geri sizi bıraktığım yere gelin, pasaportlarınız o zamana biter veririm. Eğer motorsikletler de hazır olursa size koordinatları gönderirim oraya gelirsiniz almaya dedi. Biz nasıl kaçak olarak mı? pasaport olmadan kalacak yeri nasıl yapacağız? para nasıl bozduracağız? Sorular sorsak da pasaportun göçmenlik bürosunda olduğunu söylersek bir şey olmayacağını söyledi. Bildiğiniz küçük bir sandala doluştuk şehrin kıyısına doğru gittik, bir iskelede bizi bıraktılar ve Kolombiya'ya girmiş olduk. Hahah böyle hayal etmemiştim.
Geminin ne kadar sallandığı ve ortam biraz anlaşılıyor bu videoda. Zaten kimsede ses yoktu herkes oturmuş bir tarafa bekliyordu. Dün akşam Cartagena'ya varmadan hemen önce çektim bu videoyu. Yelkenleri kapatmışlardı. Onlar açıkken daha bir sallanıyordu gemi.
Evet bu da benim motorumun gemiye yüklenişi :) Bu vinç işi oldukça iyiymiş çok hızlı şekilde yükleyebiliyorlar. Gemi bu iş için tasarlanmadığından başka türlü nasıl yüklenebilirdi onu da bilmiyorum. Gemi 1903'de yapılmış. Evet şaka yapmıyorum. Motoru ise sonradan 1950'lerde takılmış ve hala da o motoru kullanıyor. Gemideki her şey son derece eskiydi. Ara ara modernizasyon yapılmış sanırım fakat yine de çok eskilerde kalmış.
Sabah erkenden kalktık. Çünkü sabah 8'de belli olur demişti kaptan. Akşam sallantısız güzel bir uyku çektik demek isterdim ama bu sefer de sıcak ve havasızlıktan dolayı telef olduk. :) Gemi hareket ederken rüzgar vardı, fena değildi. En güzel bugünkü kahvaltımız güzel. Kaptan ortalıklarda yok. Sanırım pasaport ve gümrük işlemlerini halletmeye gitti. :) Hepimiz kaptandan gelecek haberleri bekliyoruz. Bir kaç saate kokusu çıkar. Çok ümidim yok ama umarım bugün çıkabiliriz. En azından biz çıkalım motorları sonra alsak da olur. :)
Kaptanımızdan yeni bir haber geldi. :) Bizim gümrük işlemlerini yapacak olan adam dün vefat etmiş. :) Bu taşıma işini yapan kimse yok normalde ve bu kaptan da bir yolunu bulmuş yapıyor. Ne olacak, başka bir muameleci halleder diye düşünüyoruz ama kaptan bizden daha endişeli görünüyor. "Sabah 8 olsun bakacağız neler olacak" dedi.
Panama'da arkamızdan tropik bir fırtına geldiği için kaptan tam gaz Kolombiya'ya doğru geldi. Başardı da, fırtınaya yakalanmadık ama oldukça sallantılı bir yolculuk yaptık. Şu anda Kolombiya'yı görebiliyoruz. Sanırım 3-4 saate varacağız. Fakat vardığımızda mesai bitmiş olacağı için akşam yine gemide yatarız. En azından bu akşam sallanmadan uyuruz. Kısmetse yarın öğleden sonra çıkmış olacağız. En azından yola çıkmadan önce kaptan öyle demişti. :)
Gemide aşağıda uyuduğumuz yerler de bunlar. Perdeler ile ayrılmış odalar var. :) tek sorun çok acayip sallanıyor. Yatakta kalmak için bidiğim kolumu bacağı bir terlere sıkıştırmaya çalışıyorum. :) Gemi sallanmaya başlayana kadar beşeler yerindeydi. Gemide bulunam bir sürü gezgin ile güzel sohbetler yaptık. Hatta bir ara kültürlere göre vıcut dili üzerine gelmişti muhabbet. :) En çok Türkler olarak bizden çıktı. Garibim bir ingiliz vardı bir tane bile el kol işaret gösteremedi. Açık denizde dalgaları ve rüzgarı yiğince herkesi bir vurdu dağıldı millet. :)
San Blas adaları Panama'nın Karayip denizi boyunca uzanıyor ve toplam 305 tane adadan oluşuyor. Yaklaşık 40 küsür tanesinde yerleşim varmış. Fakat bunlar çooook küçük adacıklar. Bazılarında sadece 4-5 tane palmiye varmış. Bizim adamız bu :) akşama kadar buradayız. Yüzmek, tekneden atlamak, olmayan güneşte güneşlenmek, adanın çevresinde yürümek serbest ;) arkaya doğru diğer adalarda gözüküyor. Yüze yüze çok rahat ada ya da adacık değiştrebilirsiniz. Teknemizde Gürcistanlı biri vardı. Bizim plakaları görünce yanımıza geldi komşu diye :) motorla gelmemiş sadece adaya geçmek için binmiş tekneye. Bu adada kalacakmış 3-4 gece. Düşündüm de çok güzel bir şey. Adada hiç bir şey yok. Çevresi 100mt bile yok :) elektrik, su, internet hiç bir şey. Aklıma Baykal gölündeki kaldığım ada geldi. 4 gün geçirmiştim ve hiç bir şey yoktu. Günler o kadar uzun gelmişti ki anlatamam. Tek yaptığım yatmak, yiyecek bir şeyler hazırlamak, yüzmek ve gölü seyretmek. :)
Motorları yükledik, tuzlu sudan korumak için branda ile sıkıca bağladık da :) Şimdi San Blas adalarına gitme vakti. Bu gemi yolculuğunu cazip kılan tek şey bu adalara gidecek olmamız. Yoksa motosikletleri ve kendimizi uçak ile Panama'dan Kolombiya'ya taşısak üç aşağı beş yukarı aynı paraya gelebilir. :) Motorlar hafif olduğu için uçak ile taşımak avantajlı. Ayrıca karayip denizinde vakit geçireceğiz. Daha önce Meksika'da Cancun tarafında kalırken Karayiplerde cakit geçirmiştik deniz ve kumsal çok güzeldi. Sonrasında hep Pasifik okyanusu tarafında kaldık. Nedendir bilmiyorum Orta Amerika'daki ülkelerin sadece Pasifik tarafında kalan kısımları gelişmiş ve yolları yapılmış. Kuzey tarafı yani Karayip tarafına ulaşmak hep daha zordu ya da kesintisiz devam eden bir yol olmuyordu. Sürekli çıkıp geri inmeniz gerekiyordu.
Motorları yüklemeya başladık. Neyseki elle de çekiliyor olsa bir vinci var. Olmasaydı yüklemek oldukça uzun sürebiliyordi. Herkesin bütün çantalarını çıkarttırdılar. Birisi bütün motorlara vinç ile çekmek için halat bağladı. Oldukça hızlı ve paralel çalışıyorlar. Yoksa bu kadar motosikleti gemiye kaldırıp yüklemek çok zaman alabilirsi. Motorları koyacak ayrı bir yer olmadığı için güvertese korkuluklara bağlayacağız. Hadi bizim motorlarımız küçük de millette oldukça büyük ve paalı motorlar var. Ters bir şey olsa pek eğlenceli olmayabilir. Çantalarımızı ve bütün eşyalarımızı da küçük bir bota yüklediler. Kaptan pasaportlarımızı da aldı :) Gemiye servet yükledi :)
Evet oldukça virajlı bir dağ yolunu geçtikten sonra limana geldik. Yoldaki iniş çıkış eğimleri çok ilgiçti çünkü viraj dönerken rampa çıkıyorsunuz ama motorda geriye doğru kayıyorsunuz. Anlatması zor fakat gördüğüm en dik iniş çıkışı olan yollardandı. İnternet bulduğumda videosunu yükleyeceğim. Biz vardığımızda gemi çoktan gelmiş bizi bekliyor. Bu gördüğünüz gemi ile Kolombiya'ya geçeceğiz. Şu anda 18 motosiklet var. Hepimiz buna sığacağız. :) Yükleme için kaptanı bekliyoruz şimdi. Telefon çoook az çekiyor, nereye kadar çeker bilmiyorum.
Herşeyi hazırlayıp toparlandık ve bizi Güney Amerika'ya geçirecek olan tekneye doğru yola çıktık. Yolda tekneye bineek bir kaç motorka daha karşılaştık, gidiyoruz. Tekne 25-30 metrelik bir yelkenli. Sanırım 18 kadar motoru güvertesine alabiliyormuş. Biz yol boyunca 10 tane kadarıyla denk gelmiştik. Eğer varsa diğerleri ile artık teknede tanışacağız. Tekne Panama'nın Karayipler tarafında bulunan Guna bölgesindeki Carti'den kalkacak. Google Maps'den bakınca ne Carti'nin kendisi ne de yolu gözüküyor. :D Bu bölge özerk bir bölge ve Guna yerlileri tarafından yönetiliyormuş. Sanırım bölgeye giriş için de iyi bir para alıyorlarmış. Çünkü biz turistiz, onlar için gelir kaynağıyız :D Bu arada o bölgede telefon çekmiyormuş. Yolda giderken internet erişimimiz kesilebilir. Motorları Tekneye yükledikten sonra ile olarak San Blas adalarına gideceğiz. bu adalar çok küçük adalar ondan gezilecek çok bir şey yok ama güzel plajları ve karayip denizi var tabii :) Plajda takılıp, yüzdükten sonra tekrar tekne ile Kolombiya Cartagena'a gideceğiz. 2-3 gün sesimiz çıkmayabilir merak etmeyin. :)
Aile ile birlikte hep beraber güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltıda yine kendilerine özgü bir şeyler hazırladılar. İçtiğimiz çorbanın içinde patates, soğan ve yumurta vardı. Fakat yumurtayı direk çorbanın içine kırmışlar. :) Üzerine ince bir peynir tabakası koyup yedik. Yanında da tahmin edin ne yedik? Tabii ki muz. :D dün akşam pilavın üzerine muz koyup yemiştik. Ayrıca çorbanın yanında mısır unundan bildiğimiz bazlama vardı. Üzerine ananas reçeli sürüp bir güzel yedik. :D
İlk defa bu kadar küçük bir teknede uyuyacağım. Daha önce Akdeniz'i ve Karadeniz'i geçerken motoru büyük gemiye yükleyip ben de gemi ile birlikte gitmiştim ama onlarca tır alan büyük gemilerdi. Hımm gerçi yazarken aklıma geldi. Afrika yolculuğunda Mısır'dan Sudan'a geçmek için kullandığımız tekne de çok büyük değildi. Onda da güvertede uyumuştuk. Burada ise aşağıda perdeile ayrılmış odalarımız var. :) Yemekler de fena değil. Akşam taze taze yakalanmış yengeç ve kocaman karidesler yedik. Sonrasında da dünyanın farklı farklı yerinden gelen gezginler ile çok acayip muhabbetler ettik. Bir ara herkes kendi kültüründe kullandıkları vucut dillerinin ne anlama geldiğini anlatıyordu. Hahaha tabi ki en çok hareket Türkler olarak bizden çıktı. Hatta sıra ingilize geldiğinde bir tane bile aklına gelmedi. :)) Güzel ve eğlenceli bir akşamdı. Saat 22'de yola çıkacağız ve Kolombiya'ya doğru yol alacağız. Çok büyük ihtimal bu Kolombiya'dan önceki son paylaşım olur. Daha çok fotoğraf yüklemek istedim ama internet ancak birine izin verdi :( Güzel videolar da var. Artık Kolombiya'ya geçince paylaşacağım.
Yine başladı yağmur durmuyor :) Oturduk izliyoruz. Bu kadar uzun süre nasıl hızını korumaya devam ederek yağıyor hiç anlamıyorum. Buralarda alt yapı nasıl patlamıyor da ortalığı su basmıyor diye düşünmeden edemiyorum. Belki de basıyordur bize denk gelmemiştir. :D Umarım yarın sabah bu hızla yağmaya devam etmez. Çünkü erkenden kalkıp teknenin olduğu yere gitmemiz gerekiyor. Buradan 120 km uzaklıkta ve sanırım yolun tamamı asfalt değilmiş. Bu şekilde devam ederse o kadar yolu kuru gitmemiz imkansız. Aslında bunların hiç biri sorun değil de ne güzel her şeyi yıkadık, kuruttuk. :D Neyse sabah ola hayrola diyelim...
Yağmur yağdı yağacak, kara bulutlar toplandı şehrin tepesindede. Okyanus da çekilmiş iyice. O yüzden gemilerin hepsi karaya oturmuş bekliyorlar. İlerdeki yüksek gökdelenler ile birlikte ortam çok güzel görünüyor. Sanki film sahnesi gibi :) Etkileyici oldukça. Ben bu videoyu çektim kapattım yağmur fena indirdi, hemen geri eve kaçtık.
Panama City ilginç bir yer. Sokaklarında gezerken bir anda son derece temiz, güzel binaların, lüks restoranların, iyi giyimli insanların dolaştığı bir yer oluyorken, yürümeye devam edip bir kaç sokak geçince, her yerin çöp olduğu, kokan binaların yıkılmaya yüz tuttuğu ve insanlarının değiştiği, hatta yürümesi bile önerilmeyen bir yer olabiliyor. Hatta uzakta bizim gitmediğimiz bir kısmı daha var ki Amerika'da gördüğümüz büyük şehirlerdeki binalar bile sönük kalır yanında. :) O kısım çok ilgimizi çekmediği için sadece uzaktan fotoğraf çekip el salladık :D
Nasılsa bunu atlamışım. Daha önce tropik bir çok bölgeye gitmiş olmama ve muzla yapılmış yemekler yemiş olmama rağmen bu iki muzun birbirinden faklı olduğunu bilmiyordum. Meksika'ya girmemle beraber öğrendim ne zamandır paylaşacağım unutuyorum. Orta Amerika'da (Afrika'da da) muzu yemeklerde çok kullanıyorlar. Gerçi genel olarak meyveleri çok kullanıyorlar. Hatta tek başına da haşlayıp, kızartıp yemek yapabiliyorlar. Şimdi kaldığımız yerde evin hanımı yemek hazırladı. Bize yemeklerin nasıl yapıldığını anlatırken iki muzu da kaptı getirdi. Tabakta görülen sarı şeyleri yeşil muz ile yapıyorlar. Yeşil büyük olan muzlar yemeklik, sarı olanlar ise yemelik :D Patatesle ne yapılabiliyorsa bunla da yapabiliyorlar :) Bazıları zaten oldukça büyük ve kalın oluyor. Tek başına bir kişi rahatlıkla doyurabilir.
Panama City'e güzel bir havada (sonunda) giriş yaptık. Burada önceden ayarladığımız bir aile evinde kalacağız. Orta Amerika'nın sonuna geldik artık ve bu seyahatimizin nerdeyse yarısıydı. Süre olarak olmasa da kilometre olarak olmuş olabilir ya da psikolojik olarak da diyebiliriz. Hazır hava güzel motorları da bahçeye çekmişiz daha üstümüzü bile değiştirmeden motorda ne varsa söktük bahçeye yere serip yıkamaya başladık. Çünkü çantaların içi uzun süre ıslak kalmasından dolayı fena kokuyordu. :D Ayrıca ne kadar çamaşırımız varsa hepsini makineye attık. Buna motor malzemeleri de dahil. Kurutucu da varmış arkasından kurutacağız :D Güzel bir temizlik oldu. :D
Şu meşhur Panama kanalının üzerinden geçiyoruz. :) Bu kanal olmadan önce gemiler Güney Amerika'nın altından dolanmak zorunda kalıyormuş. 77km uzunluğundaki bu kanalı ilk olarak 1881'de Fransızlar el atmış. Daha önce Süveyş kanalını da yapmışlar. Fakat 8 yıl sonra $287,000,000 harcandıktan ve yaklaşık 22,000 çalışan öldükten sonra projeden çekilmişler. Evet evet okuyunca ben de inanamadım ayda 200'den fazla insan ölüyormuş. Daha sonra 1904'de Amerikalılar devralmış ve 10 yıl içinde kanalı bitirip kullanıma açmışlar. Fakat abiler yaparken maliyetleri azaltmak (daha az kazmak) için kanalı deniz seviyesinde yapmamışlar. Kanal deniz seviyesinden 28mt yukarda olduğu için gemileri yukarı aşağı taşıyan havuz sistemi var. Bir geminin kanaldan geçişi yaklaşık 9 saat sürüyormuş. Güney Amerika'yı dolanmaktan iyidir :D Tabii bu kanal Atlas ile pasifik okyanusunu birleştirdiği için Amerika kıtasını da ikiye bölüyor. Her şeyin bir bedeli var :) Burayı kullanmak oldukça pahalı ama Güney Amerika'nın altını dolanmak daha pahalı onun için burası tercih ediliyor. Burası Panama'nın ekonomik seviyesini yükseltmiş ve gelişmesini sağlamış. Zaten Orta Amerika'daki diğer ülkelere göre Panama oldukça iyi durumda bir ülke.
Panama City'e doğru ilerlerken yanından geçtiğim bu abinin daha doğrusu amcanın ismi Marcus. Su içmek için yol kenarında durduğumuzda yakaladı bizi. İlk sorduğu sorular, "nerelisiniz?", "nereden başladınız?", "ne kadardır yoldasınız?, "nereye gidiyorsunuz?" oldu sırasıyla. Gayet sistamatik şekilde anahtar soruları sordu :) Ushuaia'a ne zaman varacağımızı sorduğunda "bilmiyoruz belki mart, mayıs olur" dedik. Havalar soğuyacak dediğinde de zamanımız var yavaş yavaş takılacağız dedim. Sonra aynılarını ben sorduğumda cevaplar şaşırtıcıydı :) İsviçre'den başlamış. Önce Türkiye'ye gelmiş oradan İran ve Türk ülkelerinden geçip Çin'e girmiş ve Japonya'ya kadar gitmiş. Sonra motoru yükleyip Avusturalya'ya göndermiş, sonra Yeni Zellanda, hızını alamamış Hawaii adalarına'da gitmiş. En son Amerik'ya gelmiş. Motorla değil gemi ile yolculuk yapmış gibi :)) gerisi de bizim gibi aynı Orta Amerika'nın sonuna gelmiş. Aynı tekne ile Kolomiya'ya geçeceğiz. Kendisi de Ushuaia'a gidiyormuş. Fakat yolculuğu devam edecekmiş. Motoru tekrar yükleyip Güney Afrika'ya geçecek ve benim daha önce yaptığım gibi Afrika'nın doğu hattından güneye doğru çıkıp geri evine dönecekmiş. Anlatırken ben yoruldum. :) şu Çin işini merak ediyorum. Şimdi ayak üstü çok konuşamadık ama teknede vaktimiz olacak Çin olayını nasıl yapmış öğreneceğim. :)