Facebook üzerinden yapılan anlık paylaşımlar...
Ziparquira'ya girmeye karar verdik. Çünkü Bogota yol ayrımı üzerinden 15km içerdeymiş. Eğer olmazsa pas geçer geri Bogota'ya gideriz dedik. Şehir biraz kalabalıkmış. Sanırım başkent Bogota'ya yaklaştığımız için. Hemen döviz bürosu sormaya başladık. Bir yerler tarif etmeye çalışıyorlar demek ki döviz bürosu var. :D Aradık aradık bulduk yerini. Çok ümidim yoktu çünkü bir tane döviz bürosu var ve kesin düşükten bozacak. Fakat para yok mecbur bozduracağım diye düşüne düşüne büroya geldim. Biraz pazarlıkla bir dolar için 2.900'e anlaştık. Hazır bulmuşken diye biraz fazla bozdurdum. Çünkü daha 20 gün Kolombiya'dayız en azından. Artık paramız var :) önce karnımızı doyuralım sonra bakarız ne yapacağımıza.
Kolombiya'nın yolları çok güzel demiş miydim daha önce? :) Yalnız gittikçe yükseliyoruz ve gittikçe de hava soğuyor. ilk dağlarda kaldığımız yer San Gil 2bin metrenin altındaydı. Dün kaldığımız Villa De Leyva ise 2.100 metredeydi. Şimdi 3bin metreye kadar çıktık. Hava da 16 derece civarına düştü. Fakat güzel serin serin yola devam ediyoruz. Hala paramız yok çünkü dolar bozacak yer bulamadık. Anlaşılan Bogota'ya kadar bulamayacağız. Aslında Bogota'ya çok yakınız fakat öncesinde Zipaquira tarafına dönüp bir gece kalırız diye plan yapmıştık. Çünkü oradaki ünlü tuz katedralini gezmek istiyoruz. Tabii eğer Zipaquira'da dolar bozacak yer bulamazsak tuz katedraline'de gidemeyiz. Boşu boşuna Zipaquira'ya gitmiş oluruz. Önce Bogota'ya gider para bozdurup geri dönebiliriz o da 100km demek. Neyse biraz daha gidip Zipaquira yol ayrımında ruh halimize göre karar veririz dedik.
Villa De Leyva'nın hemen çıkışında Cassa Terrocata isimli bir ev var. Aslında ev tarihi filan değil. Yapan mimar her şeyin topraktan yapılabileceğini göstermek için böyle bir ev yapmış. Tamamı pişmiş kilden yapılmış bu ev için dünyanın en büyük seramiği olarak anılıyormuş. Aslında ben ilk gördüğümde Barselona'da ki Gaudi'nin evlerine çok benzettim. Bu arada paramız (peso) olmadığı için evin içine giremedik sadece dışından bakıp ayrılmak zorunda kaldık. :(
Yarın tekrar yola çıkarak Kolombiya içinde ilerlemeye devam edeceğiz. Daha önce Kolombiya rotasını paylaştığım şekilde Cartagena, San Gil ve Villa De Leyva'ya geldik. Yarın da Bogota'dan hemen önce yer alan Zipaquira isimli küçük bir şehre geçeceğiz. Tabii ki yine koloniyel ;)
Yine güzel bir dağ yolu videosu :) Kolombiya'da bunlardan çok var. Ülkenin içinden boydan boya 3 tane sıra dağ geçiyor. Yerleşim yerlerinin büyük çoğunlu da bu dağların üzerinde. Doğal olarak bir yerden bir yere gitmek için sürekli böyle döne döne gidiyorsunuz. Haritaya bakıp "aaa 100km'miş canım bir şey değil gider geliriz" diyorsunuz ama pratikte öyle olmuyor. O 100km yol molalar ile 4-5 saatte ancak yapılıyor.
Villa De Leyva'ın kocaman bir şehir meydanı var. Meksika'da dahil küçük koloniyel şehirlerde şimdiye kadar gördüğüm en büyük meydan diyebilirim. Ortada sadece kocaman bir boşluk var ve siz yürüyüp birden bu boşluğa geldiğinizde "vayyyy iyiymiş" diyorsunuz. :)
Pazar çıkışında biraz şehrin içine doğru yürüyüp etrafa bakınıyoruz. Güzel bir şehre benziyor. Gerçi koloniyel şehir göre göre artık sıradanlaştılar. Villa De Leyva'ın bir farklı var. Arkasını dağın yamacına dayamış. Onun için manzarası çok güzel. Ayrıca oldukça hareketli sokakları var. Yine her yer otel, restoran, kafe ve hediyelik eşya dükkanı fakat yerli halkta yaşıyor. Şimdilik önden bu fotoğrafı paylaşıyorum. Yarın tüm gün şehrin sokaklarında gezecem o zaman daha çok fotoğraf paylaşırım.
Pazarda ilgimi çeken diğer bir tezgah da bu oldu. Gerçi bir sürü vardı ve hepsinde de yiyen birileri vardı. Anlaşılan popüler buralarda. İlgimi çekme sebebi ise bu fotoğrafta gözüken sosis gibi olan şeyler aslında bağırsağın içine doldurulmuş pirinç ve benzeri şeyler. Aynı bizdeki bumbar gibi. Adana'lı olduğum için küçüklüğümde çok yediğim bir şeydi. Nasıl bu kadar benzer bir yemek olabilir ki şaşırdım. Ayrıca yanında dil, dalak, ciğer gibi sakat ürünleri var.
İşte bu daha önce hiç görmediğim bir şey :) Pazar aynı bizim sokak pazarı gibi doğru fakat pazarda bar tezgahı var. Pazarda gezenler hatta pazarda tezgahı olanlar gelip oturup bira içip sosyalleşiyor. Pazarın değişik değişik yerlerinde bir kaç tane vardı. Hepsinde de oturanlar vardı. Bir başka ilginç olan da meyve sebze tezgahlarının bazılarında kasa ile bira vardı. Tezgah sahibi bir taraftan içiyor bir taraftan ürünlerini satıyordu.
Evet biraz uzun sürdü ama geldik sayılır. Hemen sağ karşısı Villa De Leyva :) Sağolsun gelmemize sevinmiş bizi gökkuşakları ile karşıladı.
İki fotoğraf arasındaki farkı bulun? :D Kolombiya'da dağlarda motor sürmek tam olarak böyle bir şey. 10 kilometre içinde deli gibi yağan bir yağmurun içinden geçerken bir kaç kilometre sonra hava günlük güneşlik olabiliyor. Yağmur resmen bölgesel yağıyor hatta küçük bölgeler halinde. Bulutlar küçük küçük tek başına mı takılıyor anlamadım. Her yağmuru gördüğümüzde girmeden önce bir düşünüyoruz. Acaba ne kadar hızlı, ne kadar mesafede yağıyor. Ona göre yağmurluk giyip giymemeye karar veriyoruz. Çünkü artık 2000 metrelerdeyiz ve hava 16 dereceye kadar düşüyor. Islanırsak kesin üşürüz.
Gittikçe sevmeye başladım Kolombiya'yı. :) Dağlara çıktığımızdan beri yollar ve manzaralar çok güzel. Bugün ara ara yağmur yağsada hava genel olarak 24 derecelerdeydi ve motor sürmek için çok uygundu. Hiç acele etmeden yavaş yavaş, etrafa baka baka gidiyoruz. :D
Kolombiya'da bu tabakları gerçekten seviyorlar. Kaç gündür her durduğumuz yerde benzer tabaklar var. Bir et çeşidi, meyve, plav ya da makarna ve patates. Yanında da içeçek (genelde limonata). Özellikle öğle vakti ise her restorantta bunlardan var. Dışarda da resimleri oluyor. Gerçi küçük yerlerde durduğumuz için bunun dışında başka alternatif olmuyor. Hatta öğle saati bitince yemek de bittiyse devamı olmuyor. Bu arada ayıptır söylemesi dün kasaba gidip 300küsür gram bifteği 5.000pesoya (~6tl) aldık. Kaldığımız yere gelip pişirip afiyetle yedik :))
Bu yol tabelasını ne anlama geldiğini bilen var mı? Daha önce hiç görmediğim bir yol tabelası ve Kolombiya'da sürekli görüyoruz. Konulduğu yere göre yorumlamaya çalışıyorum olmuyor, şeklinde göre yorumlamaya çalışıyorum olmuyor. Bir türlü bulamadım. :D
San Gil'den verim alamayınca sabah yayıla yayıla saat 10 gibi yola çıktık. Kolombiya'nın en eski ve en popüler koloniyel şehirlerinden biri olan Villa De Leyva'a gidiyoruz. Bu şehri oldukça çok anlatıyorlar. Onun için merak ediyoruz ve güzelse uzun da kalabiliriz. Yaklaşık olarak 170km yolumuz var ama google'dan bakınca 4 saatte ancak gidersiniz diyor. Oldukça virajlı bir dağ yolundan gidliyor. Yola çıktık döne döne gidiyoruz bakalım.
Costa Rica'dan çıkmadan hemen önce kaldığımız harika plajı ve parkı olan Manuel Antonio ;) 360 fotoğrafını çekmişiz fotoğrafları düzenlerken buldum. Yakınlarda olsa yine gideriz. :)
Film karesi gibi San Blas adalarından bir video. Bu gezi boyunca gördüğümüz en güzel ve etkileyici yerlerden biri bu adalar ve çevresi oldu. Karayip denizinin dibindeki kocaman (ama kocaman iki elimden bile büyük) deniz yıldızları, ucu bucağı gözükmeyen, bir anda karanlık olan derinlikleri ve sadece bir avuç ağacın sığabildiği kara (kum) parçaları...
Cartagena'dan çıktıktan sonra her şey çok değişti. Küçük bir şehirden geçerken çektim videoyu. Kolombiya'da henüz başka büyük şehir görmedik ama Cartagena dışında gördüğümüz küçük şehirler aynı Orta Amerika gibiydi. Hatta ara yollara girdiğimiz zaman gördüğümüz yerler daha da kötüydü. Açıkcası ben Cartagena'yı gördükten sonra daha farklı düşünmüştüm. Neyse daha yolun başındayız diğer şehirler de görelim bakalım ;)
Hazır bugün yapacak başka bir şey yok yükleyemediğim videoları paylaşmaya devam edeyim. Yine Cartagena'da ve yine sokaklardan güzel bir dans gösterisi. Bu ekip anladığım kadarıyla her gün bu gösterileri yapıyor. Çünkü sürekli aynı ekibi farklı yerlerde farklı danslar yaparken görüyoruz. Gündüz yürürken surların üzerinde aynı ekip antreman yapıyordu. Gündüz pratik yapıp, akşam dans ederek para kazanıyorlar. Güzel işmiş. :D
Kaldığımız San Gil aslında daha çok outdoor sporları için popüler olan bir yer. Biz daha farklı bekliyorduk ama kalabalık ve çok da güzel olmayan bir şehir bulunca üzüldük. 3 gece kalırız diye düşünüyorduk ama vazgeçtik 2 gece kalmaya karar verdik. Bugün buraya yakında bulunan ve Kolombiya'nın en güzel koloniyel şehirlerinden biri olan Barichara'a ve diğer bir kaç köyü daha ziyaret edelim dedik. Güzel bir dağ yolundan dolana dolana önce Barichara'a geldik. Dağların arasında ve yüksekte böyle güzel bir şehir beklemiyorduk. Buraya neden kurulmuş ki diye düşünmeden edemedim. Şehir 400 yıl kadar önce kurulmuş. Şehirdeki yapılar orjinal şekliyle duruyor fakat yepyeniler sanki ve heryer inanılmaz temiz. Her şeyi sürekli aslına uygun şekilde yapıp koruyorlar. Tahmin edeceğiniz gibi artık yaşayanlardan çok turistlere hizmet eden bir yer olmuş. Her yer otel, restoran, kafe ya da hediyelik eşya dükkanı. Sezonda olmadığı için bir çoğu kapalı ve ortam çok sessiz. Uzun süre sokaklarda gezdik ve parklarda oturup bu sessizliğin tadını çıkardık. Çünkü geldiğimi San Gil tam bir curcuna yeri. Burdan sonra bir şehre daha uğradık ama orayı hiç beğenmediğimiz için motordan bile inmeden içinde tur atıp çıktık.
Süper manzaralı bir dağ yolundan geçtik dün. Gerçekten motor sürdüğümü hatırladım bu yolda. Evet tırlar ve araçlar kötü kullanıyordu ama keyfimizi bozmasına izin vermedik ortamın tadını çıkardık. Aslında uzun bir videoydu ama 1dk üstünü ne kadar uğraştıysam yükleyemedim sanırım internet hızı yetmiyor. Geri kalanını da sonra yükleyeceğim.
Dün San Gil'de daha önce Orta Amerika'da ara ara beraber seyahat ettiğimiz Pejman ve Klous ile karşılaştık ve oların kaldığı yere yerleştik biz de. Onlar 4 gündür buradalarmış ve yarın gideceklermiş. Ayrıca Panama - Kolombiya geçişi sırasında gemide beraberdik. Akşam çok geç saatlere kadar muhabbet ettik. Sabah onlar ayrılmadan oturup birer kahve daha içip muhabbete devam ettik. Tekrar görüşememe ihtimalimiz var. Gemide bir araya geldiğimiz gezginler ile tekrar karşılaşmamız zor. Çünkü biz bir çoğuna göre daha yavaş gidiyoruz. Belki arkamızdan gelen yeni motosikletli gezginler ile tanışırız. Gerçi önümüzdeki 1-2 ay gemi olmadığını düşünürsek zor olabilir. Ne diyecektim ne anlattım. Fotoğraftaki motor Klous'un motoru. Kendisi Alman ve motoruna yaptığı avadanlık benimde uzun zamandır kullandığım avadanlık ile aynı :) Aynı pimaş su borusundan yapmış ve aynı yere takmış. Biraz daha geliştirmiş gerçi :) kilit sistemi yapmış ve siyaha boyamış. Aslında ben daha öncekinileri siyaha boyamıştım ama titreşimden boya atıyor diye uğraşmadım. Kilit de çok gerekli mi bilmiyorum şimdiye kadar hiç bir şey çalınmadı içinden. Bana ilginç gelen kısmı farklı farklı ülkelerden olmamıza rağmen gezen insanın ihtiyaçları ve onların doğrultusunda geliştirdikleri ürünlerin benzerlik göstermesi. Konuşurken aynı şeyleri söyledik. Basit, ucuz, sağlam ve kırılırsa her yerde bulunabiliyor.
Güne güzel bir kahve ile başladım bugün. Kahve içmeyi çok seviyorum ve her fırsatta bir çok yerde kahve deniyorum. Aslında iyi kahveyi bulmak kolay ama iyi bir espresso makinesi ve onu kullanabilen birini bulmak zor. :) İlginç bir ayrıntı daha, buralarda ve hatta Orta Amerika'da çay içme kültürü pek olmadığı için ve kahveyi de makinede yaptıkları için su ısıtıcıları (kettle) hiç olmuyor. Sadece kaldığınız otellerin mutfağında değil, kaldığımız evlerin mutfaklarında da yoktu. Çaydanlık gibi bir şeyde bulamıyorsunuz. Suyu ısıtmak için tenceye su doldurup ocakta ısıtıyoruz sürekli. Ocak yoksa mikrodalgayı kullanıyoruz. Hazır kahvesi ile meşhur Kolombiya'ya gelmişken biraz merak edip internetten baktım. Dünyada en çok kahve üreten (~%11) 3. ülkeymiş. İlk sırada %33 ile Brezilya, ikinci sırada ise %21 ile Vietnam varmış. Brezilya resmen açık ara önde. Ayrıca Brezilya en çok kahvenin tüketildiği ülkelerden biriymiş de. Oraya gidince de bol bol içmek lazım.
Hazır yüklemeyi başarmışken Cartagena'dan biraz sokak videoları paylaşayım. Hani sokaklar müzik ile dolup taşıyor demiştim. Abiler her zaman koca hoparlörleri dayayıp müzik yayını yapmıyorlar. Bazen de kendileri çalıyor ;)
Ahh Cartagena'da bu otobüsün dolusunu ve yolda olan halini çekmeyi çok istedim ama olmadı bir türlü. Meydan da yolcu beklerken görünce çekip paylaşmak istedim. Bu otobüsün içine biniyorsunuz, bangır bangır müzik eşliğinde eğlene eğlene geziyorsunuz. Ne zaman bu otobüs yakınlarımızdan geçse içindekileri şarkı söylerken ve oynarken görüyoruz. Zaten sesi çok uzaktan bile gelse hemen anlıyorsunuz bu otobüs olduğunu. Kaldığımız yerdeki yolu çok kullanıyorlardı gece geç saatlere kadar bunların sesini duyabiliyordum.
Evet tam olarak böyle şeylerden bahsediyordum. :) 2 bin metreye kadar çıktık. Manzara ve dağlar çok güzel. Yağmur da başlamadı henüz fakat hala sıcak :)
Kolombiya'da viraj içinde çok fazla hatalı sollama yapan var. Özellikle dağ yollarında gidiyorsanız tırlar virajlara sığmıyor ve arkaları ya da önleri karşı şeride geçiyor. Onun için sola dönüşleri genişten, sağa dönüşleri ise içten alıyorum sürekli. Virajın içine girdiğinizde karşınızda sizin şeride doğru kaymış bir tır görmeniz çok muhtemel. Fotoğrafta önümde giden otobüs aynısı yapıyor viraja giderken genişe çıkıyor ve karşı şeride geçiyor. Onur (AyferOnur Seyahatnamesi) ile konuşurken bu konu hakkında çok güzel bir şey söylemişti :) Baya gülmüştüm o zaman. "Eğer o virajı alırken şöyle kontra yapayım, böyle kuralına uygun genişten döneyim dersen karşıdan gelen tır kontrayı kolunun altına verir gönderir seni" demişti.
Uzun süre işte bu vadinin içinde döne döne ilerledikten sonra artık tırmanıp vadinin öteki tarafına geçeceğiz. Bugün yola çıktığımızdan beri çok güzel yerlerden geçtik. Verimli bir gün :D
Dağlar bizi çağırıyor :) Virajlara tırmanmaya başlıyoruz bundan sonra yollar eğlenceli olacak. Çok uzun bir süre dağların üzerinden gideceğiz artık.
Nerde kalmıştık :) San Gil'e doğru gidiyorduk. Sabah çok erken olmasa da 8 gibi kalktık. Aslında daha erken uyandık çünkü nedense herkes çok erken (saat 6) gibi uyanıp gürültü yapıyorlar. :) son kaldığımız 3 yerde aynı şekildeydi. Dün marketten ve fırından kahvaltılık malzeme aldığımız için otel odasında yapalım dedik. Yol kenarı restoran dışında oturacak yer bulmak pek mümkün değil. Bugün 70km sonra dağ yollarına çıkmaya başlayacağız. Sonrasında uzun bir vadi geçişi var. Bucaramanga'yı da geçip San Gil isimli küçük bir şehre gideceğiz. Yaklaşık 270km yolumuz var. San Gil çevresinde yapacak bir sürü şey var onun için orada 2-3 gün kalırız diye düşünüyorum.
Kolombiya'da çok fazla motosiklet var. Özellikle trafik ışığında durunca öne geçiyorlar ve orada birikiyorlar. Fakat sürekli bir birlerinin önüne geçmeye çalıştıkları için bazen durduk yere grup halinde o onun o onun derken ilerliyorlar. Bu kısacık videoda bile hiç durmadan onlarca motosiklet geçiyor.
Evet sonunda dağlara vardık. Yarın kısmetse bu dağlara çıkacağız. Sıcaktan kurtulacağımız kesin ama bu sefer de yağmur yüzünden şikayet edebiliriz. Bakmayın şikayet ettiğimize böyle durumlarda İstanbul'da masa başında çalıştığım zamanları düşünüyorum mutlu oluyorum. :D
Bugün ne çok kamyon solladık. Uzun zaman olmuştu bu kadar kamyon görmeyeli de sollamayalı da. Bu gezide zaten ilk olmuştur. Daha önce Nordkapp'dan Rusya üzerinden dönerken San Petersburg ve Moskova arasında vardı. Şimdiye kadar benim için oranın rekorunu kıran herhangi bir yer olmadı. 2 gün boyunca saatlerce sonu gelmeten bir tır trafiğini solladığını hatırlıyorum.
Herkese günaydın, Kolombiya'dan kucak dolusu sevgiler :)) sabah güzel bir havaya uyandık. Gerçi hala 29 derece ama olsun. Güneşli ve bulutsuz. Yağmur bulutları olmayınca hava daha hafif gibi geliyor. Bugün yaklaşık 250km yol giderek Aguachica gitmeye çalışacağız. Orada ne var derseniz, hiç bir şey yok dünkü gibi sadece yol üzeri yatıp devam edeceğiz. Sonraki gün kısmetse gezmek istediğimiz ilk yer olan San Gil'e ulaşırız.
Kaldığımız otele yürüye yürüye geri döndük. Bir süre sonra arkamızdan kapı çalındı. Herhalde resepsiyondaki adam bir şey diyecek diye düşündük. Kapıyı bir açtık karşımızda tavuk yediğimiz yerdeki kız. Elinde bizim verdiğimiz paralardan biri olan 5bin var ve göstererek bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Önce eksik ödediniz demeye çalışıyor herhalde dedik. Kağıt 10bin ve bozuk binlik vermiştik hesap tamdı dedik. Kadın diğer elinde onları da gösterdi. Hımm biz yemeği 8bin çarpı iki 16bine yemiştik. Sanırım kadın 10'ar liradan 20 vereceksiniz demek istiyor diye düşündük. Kadını da alıp restoranta gittik. Duvarda kocaman bir afiş vardı onu göstereceğiz. Yediğimiz tabak ve yanında 8bin yazıyor. Kadın yok yanına patates koydum diyor. Yanı fotoğrafta tavuğun yanında tabakta hem patates hem de salata var. Biz sadece salata koyma dedik diye anlatmaya çalışıyoruz. Anlaşamıyoruz, kadın 5bini gösterip duruyor sürekli. Sonra kadın orada duran başka bir adama seslendi. Adam dönüp bir şeyler dedi ama söylediklerinin içinde 5bin ve Costa Rica kelimelerini yakaladım. :)) O an anladım ki kadına verdiğimiz paraların içindeki 5bin kağıt para peso değil Costa Rica parası olan colones'miş. :) Hep beraber iyi güldük sonunda. Özür dileyip peso verdik. Sürekli ülke değiştirince paraların şekline şemaline değil sadece yazan rakamlarına odaklanıyorsunuz. Doğal olarak üzerinde 5bin yazan bütün paralar sizin için aynı oluyor. Bu arada 5bin colombia pesos 1,5$ yaparken 5bin Costa Rica colones 9,5$ yapıyor. Yani biz aslında 6 katını vermişiz ama parayı bozduracak yer olmayınca bir kağıt parçasından öte bir şey değil. Hiç para unutmazdım bu nasılsa kalmış cebimde. Bizimde işimize yaramaz. Yolda bu tarafa gelen birine denk gelirsek ona veririz artık.
Çok acayip bu küçüçük yerde yol üzerinde dizili 2 tane market, 1 tane eczane, 3 tane tavukçu, 3 tane motosiklet tamircisi, 3 tane otelimsi yer ve 4 tane de bilardo oynanan yer var. Her biri de ayrı ayrı son ses müzik çalıyor. Buranın olayı nedir çözemedim. :) Çıktık tavukcunun birinde yemek yedik, bakkaldan sabah için bir şeyler aldık. Burada yabancı olduğumuz ve onların da hiç alışık olmadığı o kadar belli ki yakalayan soru sormaya ve sohbet etmeye çalışıyor. Böyle ara yollar ve küçük yerler insanları tanımak için daha eğlenceli oluyor. İspanyolca konuşmayı isterdim. Büyük ihtimal geç saate kadar bizi kimse bırakmazdı, sohbet etmek isterlerdi. Zor anlaştığımız halde büyük sabırla ve hep gülerek yeni sorular sorup ne yaptığımızı, neden orada olduğumuzu, nerden gelip nereye gideceğimizi öğrenmeye çalışıyorlar.
Gözümüze 280km uzaklıkta Bosconia diye küçük bir kasabayı kestirdik. Yol üzeri otel bulur, sabah erkenden devam ederiz diye planladık. Biraz hava şartları biraz da yol durumları yüzünden 230 km ancak yapabildik. 50km kala hava kararmaya başladı ve yağmurda arıştırınca geri dönmeye karar verdik. Çünkü tekrar ıslanmak istemiyoruz ve arkamızda da hava güzel. 6-7km önce geçtiğimiz bir kasabaya geri döndük. Burası o kadar küçük ki haritada sadece ismi var. Yol üzerinde Hotel yazan bir yere daldık. Yeni yapılmış ve temiz sayılır. Hemen yerkeleştik. Motorlar içinde arka tarafta üzeri kapalı bir yer gösterdiler' oraya koyduk. Hemen otelin avlusuna ip gerdik ıslak ne kaldıysa üzerimizde astık. :) Ufak bir sorun var şimdilik burada elektrik yok. Gelecek sanırım anlamadık.
Yağmuru bekledik bekledik geçmeyince devam ettik. :) Bir güzel ıslandık. 10km sonra yine yağmur durdu ama hava kapalıydı biraz kurur gibi olduk. Gitmeyi planladığımız yere 70km kala güneşi görünce yol kenarında durduk asfalta yattık. :) Çünkü eğer ıslak gidersek kıyafetler kurumayacak ve sabah yine ıslak giyeceğiz. Her şeyi güneşe serdik, biz de serildik acayip iyi geldi. Çok araç da geçmiyordu durduğumuz ormanın içinde. Pek bir sessiz ve huzurlu geldi. Bir ara kamp yapasak ne güzel olur diye düşündük hatta. Fakat ne burayı tanıyoruz henüz, ne de yanımızda su, yiyecek var. Onuniçin şimdilik erteledik. Biraz kuruyalım devam edeceğiz. Zaten havanın kararmasına 2 saat ancak kaldı.
Hahaha erken konuşmuşum yine hava kapandı ve yağmur başladı. Burada nokta atışı bölgesel yağmur çok yaygın anlaşılan. Fotoğrafta anlaşılmıyor ama ilerde virajın bittiği yerde deli gibi sağnak yağmur yağıyor. Giderken ilerde perde şeklinde yağmur yağdığını görebiliyorsunuz. Böyle sis tabakası çeklinde görünüyor. 50mt gerisinde durup beklerseniz ıslanmazsınız. :) Bazen güneşli bile olabiliyor. Bu sefer yağmuru gördük ama yine de devam ettik. Belki geçenki gibi az yağıyordur dedik. Sıcak diye yağmurlukları yine giymedik. Fakat deli gibi yağıyordu. Yağmurun içinde 300mt ancak gittik geri döndük 50mt gerisinden yine seyretmeye başladık. :)
Yağmur bitti tekrar güneş açtı hatta sanki hiç yağmur yağmamış gibi her yer kup kuru :) hava hala sıcak oldupu için bizim üzerimizdekiler de kurudu. Hala ara yollardan devam ediyoruz. Genelde çok trafik yok ona rağmen hatalı sollama çok fazla yapıyorlar. Karşıdaki adam dümdüz yolda seni görüyor selektör yaka yaka sollamaya çıkıyor. Bazen emniyet şeridi olmuyor frene basıp duruyoruz :) karşıdan gelen abinin gönlü olursa ya da sollamayı başarabilirse geri şeridine geçiyor. Orta Amerika'da trafik buradan çok daha iyiydi. En aZından motorlara biraz daha dikkat ediyorlardı.
Cartagena'dan çıkmak çok kolay olmadı. Şehir içinde her yere yürüyerek ya da taksi kullanarak gittiğimiz için trafik olayını anlamamışız. Son 1 saatte sadece 12 km yol yapabildik. O kadar çok motosiklet varki her biri sağınızdan solunuzdan resmen yan çantalara sürte sürte geçiyorlar. Hava da 34 derece ve güneşli olunca biraz eziyetli oldu. Sıcaktan bayıldığımız için ara yollardan gidip dağlara çıkalım dedik. Çıktık da ama orada bizi yağmur bekliyormuş. :) Yağmurluk giymeye üşendiğimiz için durduk bekliyoruz belki (bir ümit) durur diye.
Kolombiya rotamız hazır, biz dinlendik hazırız, o zaman Kolombiya maceramız başlasın ;) Çok erken olmasa da 10:30 gibi yola çıkıyoruz. İlk olarak Boğota yolu üzerindeki San Gil'e gideceğiz. Buradan yaklaşık 800km mesafede artık kaç günde gidersek.
Bugün sonuda vakit ayırıp biraz Kolombiya için çalıştık. Uzun bir yolculuk olduğu için heryeri bir anda oturup çalışmak imkansız gibi bir şey. Onun için genelde yeni bir ülkeye girmeden önce ya da girdikten hemen sonra araştırıp gitmek istediğimiz yerleri çıkarıyoruz. Genelde rotayı nasıl çıkardığım sorusu çok soruluyor. Bütün gezilerimde soruldu. Aslında hep aynı yöntemi kullanıyorum. Önce gideceğim yeri internette araştırıyorum. Blogları okuyorum, Lonely Planet okuyorum, varsa daha önce gidecek olan tanıdıklara soruyorum, v.b. Beğendiğim ya da gitmeyi düşündüğüm yerleri haritada işaretliyorum. Zaten ülkeye girdiğim yer belli çıkacağım yere göre görmek istediğim noktaları kapsayacak bir rota çıkarıyorum. Bazen düz bir hat şeklinde oluyor bazen de dönüşlü, git gelli bir rota olabiliyor. Tamamen nereyi ne kadar görmek istediğim ile alakalı. :) Nerde ne kadar kalacağıma ise oraya gidince karar veriyorum. Bu tabi taslak bir rota oluyor yoldayken değişebiliyor. Çünkü yolda tanıştığınız yeni insanlardan yeni bilgiler öğrenebiliyorsunuz ona göre yeni bir yere gitmeye karar verebiliyorsunuz ya da gitmekten vazgeçiyorsunuz. Bazen de hava şartlarına ya da yol şartlarına göre yolu değiştirebiliyorsunuz. Bu gezide de aynı yöntemi uygulamaya devam ediyoruz. Kolombiya içinde örnek bir çalışma yaptık ve taslak bir rota çıkardık. Sanırım bir ay ya da biraz daha fazla Kolombiya'da kalırız. Görmek istediğimiz yerler; San Gil, Salento, Zipaquira, Villa De Levya, Barrichara, Cali, İpiales, San Agustin, Neiva, Macarena Irmağı, Manizales, Popayan, Pasto, Volcán Galeras, Laguna Verde, Medellin, Bogota, Sopo... Artık gerisine yolda bakarız.
:) Bunu görünce gerçekten çok şaşırdım. Videoyu çekerken de çok eğlenmiştim şimdi seyredince yine gülümsedim. Çünkü bizde ışıklarda arabanın camını silenler olur, burada saksafon çalanlar var. Müziği ne kadar sevdiklerini ve dinlediklerini siz düşünün artık. Biraz oturup seyrettik gerçekten de para verenler var. Zaten veren olmasa burada çalmazlardı diye düşünüyorum. Bu arada daha önce yazmayı unuttum çünkü videoya çekme fırsatım olamamıştı. Meksika'da da ışıklarda akrobatik gösteriler yapanlar ya da hokkabazlar çok vardı. Bir tanesini bile çekemediğim için çok üzülüyorum. Gördüğüm en farklı şeylerden biriydi.
Garaffiti konusunda Kolombiya'nın başarılı olduğunu daha önce okumuştum. Cartagena'da şehir merkezinde gezerken hiç görmemiştim. Sonradan internette arayınca Şehir merkezinin hemen yakınındaki Getsemani bölgesinde olduğunu öğrendim ve hemen oraya gittim. Neredeyse bütün sokaklarda birbirinden ilginç ve kocaman duvar cizimleri var. Eski sokak duvarlarının üzerinde her birine çok emek verilmiş çok güzel çizimler var. En çok ilk çizimi beğendim. Karşısına oturup uzun uzum ayrıntılarını inceledim.Zamanla silinecek olması üzücü.
Cartagena bu kıtadaki en çok sevdiğim şehirlerden birisi oldu. Her sabah kalkıp bir gün daha kalsak ya dedim. :) Umarım Kolombiya'nın gerisi de böyle güzeldir. Şehri gezerken yüksek binaların olduğu bölgeye hiç gitmedik. Sadece gemideyken görmüştük. Sanırım önünde plajlar varmış. Biz Manga bölgesinde kalıyoruz ve Gestemani bölgesine çok yakınız. Onun için Gestemani ve surların içinde olan eski şehri gezdik sadece. Gerçi Gestemani de ayrı bir surun içindeydi. :) Her iki bölge de çok güzeldi. Merkezdeki bir çok yer yenilenmiş ve biraz daha turistik. Genelde satıcı dışında yerli halk pek yok ve tabii pahalı. Gestemani ise daha bakımsız yapıların olduğu ve halkın da yaşadığı bir bölge. Yine turistler vardı fakat fiyatları daha uygundu. Bizim kaldığımız kesim ise daha çok müstakil evlerin olduğu ve turistik olmayan bir bölge. Böyle anlatınca büyük bir şey gelmesin aklınıza Manga, Getsemani ve merkez yan yanalar ve yürüyerek dikine 2-3 km'de geçersiniz. :)
Öğleden sonra güneş azalınca bahçeye çıkıp biraz motorlara baktım, sağını solunu kontrol ettim. CRF'in zinciri değişeli 10bin kilometre oldu. Onu biraz gerdim. Onun dışında gemide taşıma sırasında maneti, elcik koruması filan kaymıştı onları da düzelttim. Yakında yağ değişimleri geliyor. CRF için yağ filtresi bulmam gerekiyor. Artık Medellin'de bakacağım. WR'in ise uzun süredir hava filtresini çıkarıp temizlemek istiyordum. Yanıma yedek hava filtresi süngeri almayı akıl etmişim ama nedense hava filtresi yağ spreyini almayı akıl edememişim. :/ Orta Amerika'da bakındım ama bulamadım. Filtreyi temizledikten sonra yağlayamayacağım için öyle kullanmaya devam etti. Son zamanlarda benzin sarfiyatı bir hayli artınca en azından elimdeki yedek sünger (hazır yağlıydı) değiştirdim.
Hani burada her yerde papağan var demiştim. İşte size bir örneği daha :) yolda yürürken tepenizden ordu halinde papağan sürüsü uçabiliyor. Hem de şehrin ortasında. Seslerinden direk ayırt edebiliyorsunuz. Biz de ancak evlerde beslenebilecek bu kuşların burada böyle sıradan bir kuş olması çok acayip geliyor. Tahmin edin bunlar evlerinde ne besliyor? Mesela Afrika kuşu olan kanarya ve ya Avusturalya kuşu olan muhabbet kuşlarını çok besliyorlar. Çok acayip değil mi? Onların sokak hayvanlarını biz alıp besliyoruz. Onlar da başkalarının sokak hayvanlarını alıp besliyor. Biliyorum video çok iyi değil ama ancak bu kadar yakalayabildim :(